Önden, hazırlıklı olabildiğimiz ne kadar zorluk var diye düşündüm...
Açlığa, açlığın çeşitlerine ne kadar hazırım?
Kilolu isem zayıflamam için verilen diyete ne kadar tahammül edebilirim?
Metabolizmamda sorun var!
İş arıyorum ancak bir türlü bulamıyorum...
Ekmek paramı kazanmak için elimden geldiğince uğraşıyorum ancak bir türlü cebime para girmiyor...
Hastayım... her yemeği yiyemem...
Tatlılardan, yağlılardan, tuzlu yemekten, karbonhidrattan vs uzak kalmalıyım...
Ne denli mutlu olabilirim nefsim bunlarla dolu yemekleri görürken?..




Evsiz kaldım...
Kirayı ödeyecek hâlim kalmamıştı, ev sâhibi evden çıkardı.
Âilemle çözemediğim sıkıntılarım vardı "git! başının çâresine bak!" dediler ortadayım...
Evimi sel bastı, heyelan yıktı, yangın çıktı, yandı... Sokakta kaldım. Hava da soğuk, nasıl yağmur yağmakta ya da tipi esmekte, iliklerime kadar dondum!..

Yapayalnız kaldım hayatta.
Anne-babamı yitirdim önce, ardından kardeşlerim kendi hallerinde uzak diyarlarda.
Arayan soran bir yakınım da yok...
Evim sessiz, ıssız, boğulmaktayım...
Sokaklar suskun! Işıklar yanmakta insanlar oraya buraya koşturmakta...
Bense bir bankta oturmuş seyrediyorum tek başıma kalakaldım...

Sevdiğim insan öldü.
Ölüm biliyorum ki Allah'ın emri! Ama ben "onsuz" kaldım.
Dert ortağım, arkadaşım, iyi-kötü gün dostum! Sırdaşım...
Ağlayıp güldüğüm yok artık...

Nasıl da iflasın eşiğine geldim?
Yıllarca çalışıp kazandığım mallarım, paralarım yok oldu bir anda...
Bununla nasıl baş edeceğim?
İnsanların karşısına nasıl geçeceğim?
Nasıl yalın ayak yürüyeceğim son model arabam elimden kayıp gittikten sonra?
Eşyalarım, evim... Nasıl barakada yaşayacağım?

Gülüyordum kahkahalarla, neşe saçıyordum etrâfıma!
Dünyâ benim etrâfımda dönüyordu.
Umurumda değildi başkaları...
Bu hastalığın pençesine düşene kadar...
İlaçlar, ışınlar, ameliyatlar.
Gözümü açamaz oldum halsizlikten...
Nasıl da koşturur gezerdim sinemalarda, alış-veriş merkezlerinde...

Bir anlık sinirimin kurbanı oldum!
Hapishâne köşelerinde sürüneceğim.
Bitmez bu yıllar, gençliğim, âilem elimden bir öfke kızgınlığında kül olup savruldu!
İnce, İçli, İliksiz bir hapishâne türküsünde kalbim kavruldu!..

Fırtınanın hangi yönden hangi şiddetle eseceğini kimse bilemez!
Her Fırtına bir gerçektir.
Her Ölüm de bir gerçektir.
Ancak hiç bir insan ölüme hazır değildir!
Ölüm yediğimiz yemekten, sevdiğimiz kıyâfetten, yıllarımızı tükettiğimiz işimizden daha gerçek ve "canalıcıdır!"
Herkes ölümden bahseder de öleceğine Hakka'l-Yakîn inanmaz.
Hep başkasıdır ölen, mezarlar ölmüş insanlar içindir.
Kendisi öylesine "gerçek" yaşamaktadır ki ölüm daha çoooooooooook uzaktadır...
İşte "ölüm" gerçeğinin bu denli çooooooook uzakta olduğu süreç içerisinde pek çok fırtına kopar âlemde.
Biliriz havalar soğudu mu! göğü kara bulutlar kapladı mı! hafiften bir uğultu ortalıkta sinsi sinsi dolaştı mı! fırtınanın geleceğini...

Hangi fırtınaya ne kadar hazır olabiliriz?

Herşey HAKK'tan! evet...

Herşey Bizim için! evet...

Bu da gelir bu da geçer! evet...

Evet ama hangi delikten girip talan eder Bizi? Eyvah!
Açık yanımızın olmadığı, her türlü zorluğa olana dik durabileceğimiz ön hazırlık var mı?
Ne kadar, Allah'a inanıyorum, O ne derse o olur! desek de "İş başa düşünce" ortalık toza dumana karışmakta...

Karşıyı seyretmek hep "kolay" kendinde yaşamak hep "zor" olmakta.

Haber vermez, şekil sormaz, göz yaşına bakmaz Fırtına!
Onun için Fırtına'dır zaten!

Gelir-talan eder- gider.

Geldiğinde, SABR...
Talan ettiğinde, DUA...
Gittiğinde, ŞÜKÜR...

SABR uyur gibi yapmak...
DUA uyur gibi yaparken sayıklamak...
ŞÜKÜR ise uyur gibi yapmak zorunluluğunun ortadan kalkması... sanki...

Hiçbir fırtınada "uyu"yamadım!..

alıntı