AKİF GÜLER


Bir Top Ateş



Hiddetin, günümüz tabiriyle sinirlenmenin insanın tabiatında olduğu kesin. Hiddet aslında insanın kendini savunması için gerekli olan bir duygu. Fakat ifrat veya tefriti, gereğinden az veya çok olması, insanı insanlıktan çıkarabiliyor.

Bilim adamlarının da kabul ettiği bir gerçeğe göre aşırı hiddet aklı baştan alıyor. Akıl baştan gidince de ne Allah korkusu kalıyor ne de kuldan utanmak... İnsan bir anda vahşi, sonunu düşünmeyen bir yabaniye dönüşebiliyor.

Ama buradan hareketle hiddetin tamamen kötü bir şey olduğunu da sanmayın. Dünyada olup bitenler bütün çirkinliğiyle gözümüzün önündeyken, bir iktidar elde etme hevesi herkesi uyuşturmuş, eline fırsat geçenler intikam peşinde, işler ehliyetsizlere teslim, edep ve terbiye sadece sözlüklerde kalmışken nasıl hiddetlenmeyelim? "Bâtıla rıza bâtıldır" hükmünü unutup, kendini onursuz bir hayata mahkûm etmiş aciz-i biçareler miyiz?

Değiliz elbet, akıl irade sahibi insanız ve müslümanız. En büyük onurla yaratılmışız.

Fakat ölçüsünü kaybeden hiddet de bu onura zarar veriyor. Sorunlara müdahalede dengesiz hiddet çözüme yardımcı olmuyor. Böyle olunca öncekinden daha vahim sonuçlara yol açıyor. Halbuki gaye kötüyü, yanlışı gidermek değil miydi?


Hikmet ehlinin, kaş yapayım derken aşırı hiddetle göz çıkarmamak için şöyle tavsiyeleri var:

1:Cenab-ı Hakkı unutmamak işin başı. Çünkü Onu hatırlamak doğruyu yanlışı ayırt etmemizi sağlayacaktır.

2:Affetmeyi erdem bilmek gerek. Tabii ki suçu hoş görmeden, suç yollarını tıkayarak.

3:Hilm (yumuşak huyluluk) ahlâkını kazanmak lazım. Ancak bu şekilde gönüller fetholur. Sevginin yaşandığı ortamlarda da kötülük filizlenmez.

4: Gerekmedikçe hiddeti körükleyen ortamlarda kalmamak gerek.

5:Hiddetin sonunda gelecek pişmanlığın hesabını önceden yapmak lazım.


Şimdi denilebilir ki, iyi güzel de bir kez hiddetlendik mi bu tavsiyeler bizi nasıl tutacak? Biz de diyoruz ki, kimi ateş parçası aslan elemanlar, kendilerinden yukarıda, zengin, itibarlı filan birinin karşısında ne hiddet lokmalarını susuz yutmayı becerebiliyorlar! Nasıl da kendilerini kontrol edebiliyorlar! Neymiş, demek ki oluyormuş. O halde neden Allah için yapılmasın?

Kısacası, haksızlığın, zulmün karşısında üzerimize düşeni yapmaktan elbette kaçmayacağız. Ama olur olmaz yerde ateş olup kalplerimizi is etmenin anlamı da yok.



Kızılderili Sözleri

1:Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma.

2:Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma.

3:Sessiz kalmak bir şey bilmediğini göstermez, çok konuşmak da çok şey bildiğini göstermez.

4:Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmek de korkaklıktır.

5:Cesaret akıldan gelirse cesarettir, bilgisizlikten gelirse cehalettir.


Makamat-ı Harirî'den

Makamat-ı Harirî, II. yüzyıl Arap edebiyatının en meşhur eseridir. Öğüt verici küçük hikâyelerden oluşmuştur ve hikâyelerin baş kahramanı Ebu Zeyd tam bir güzel söz ustasıdır. İslâm coğrafyasında gezmediği yer kalmamış ve her mecliste kendini dinletmiştir. İşte onun sözlerinden bir bölüm:

"İnsan iyiliğin kölesidir. İyi bir terbiye, yeri gelince bir kurtarıcıdır. Yiğit kişinin huyu, onun her zaman iyi anılmasına sebep olur. Teşekkür kazanan, saadet meyvesini toplar. Keremin alameti güleryüzlülüktür. Tatlı dil ve güler yüzle muamele, karşılıksız sevgi kazandırır.

Sözün doğrusu, dilin süsüdür. Güzel konuşmak akılları büyüler. Heva ve hevese uymak kişinin başına felaket getirir. İnsanları usandırmak, kötü huylardandır. Fazla hırs din ile bağdaşmaz. Tedbirli oluş insanı selamete ulaştırır. Kusur buluculuk ayıpların en kötüsüdür. Ufak tefek hatalara göz yummamak, aradaki sevgiyi azaltır.

Halis niyet, insan olmanın başta gelen vasfıdır. İstemenin bedeli bahşiş ve hediyeyi hazırlamaktır. Zahmetlere katlanmak, insanı mükâfata kolay kavuşturur. Allah�ın lütfuna mazhar olacağını düşünen bir insan başkalarına yardım etmekten kaçınmaz. Müsamahalı olmak, cömertlik göstermek amirliğin şanındandır. Hükümet adamlarının şerefi, söz taşıyıcılara buğz etmektedir.

Aracı olmanın en yaraşanı düşkünün dileğini yerine getirmektir. İşin sonunu düşünmemek insanın sapıklığından ileri gelir. Edep dairesinden dışarı çıkmak, Allah�a yakınlığa manidir. Geçmiş hakları unutmak bozuşmaya ve cefa çekmeye sebep olur. Leke getirecek yerlerden kaçınmak dereceleri yükseltir.

İşlerin sonunu düşünmekle, felaketlerden kurtulmak mümkündür. Çirkin işlerden kaçınmak, dillerde övülmeye sebep olur. Kabalık, dostluğa yakışmaz. Mertlik cevheri, sırları saklamakla parlar"


Dünya Uykusu

Yemen'de de bir yemişçinin tilki yavrusu vardı. Dükkanı korumak için eğitmişti onu. Bir gün oradan geçmekte olan niyeti bozuk bir soytarı, tilkiyi uyutmak için bir sürü şaklabanlık yaptı fakat tilkiyi etkileyemedi. Şaklabanlıktan bıkınca bu defa uyuma taklidi yaptı. Derin bir uykuya yatmış gibi görünüyordu.

Sonunda tilki soytarının uyuduğuna inandı. Kendisini de uyku bastırdı, başını yere koyup uyudu. Soytarı da sessizce kalktı yerinden, yemişçinin kesesini aşırıverdi.

Bu yolda uyuyup kalanların ya külahı uçar ya başı elden gider. Ey Nizami! Dünya uykusundan uyan. Uyku yeri değil bu alem. Her şeyden vazgeçmenin zamanı geldi de geçiyor.


Mahzen-i Esrar, Genceli Nizami