Dilediği Şeyi Yiyen,Dilemediği Şeyi Görür.

Arının biri, kovanından pek neşeli, pek kararsız bir halde uçup geliyordu.
Bir karınca, onu böyle sevinçli, kulluk hükmünden çıkmış görünce.
Dedi ki: Neden sen böyle neşelisin; niçin sevincinden bir yere sığmıyorsun ?
Arı, a karınca dedi, neden neşeden gönlüm coşmasın; niçin neşelenmeyeyim ?
Nerede istersem orda oturuyor, ne dilersem seçip yiyorum.
Dilediğim gibi dünyayı gezip dalaşmaktayım. Artık bir an bile neden kederleneyim ki ?
Bu cevabı verip yaydan fırlayan ok gibi bir kasap dükkanına dek uçup gitti.
Dükkanda yağlı bir et parçası vardı; ona konup hemencecik iğnesini daldırdı.
Kasap, ete satırı çalınca arı, ikiye bölünüverdi:
Yere düştü. Karınca haberdar olunca gelip yarısını aldı;
Yolda zorlukla onu hem çekiyor, hem de diyordu ki:
Dilediği şeyi yiyen, gönlünün istediği yere konan kişi,
dilemediği şeyi görür, senin akıbetine uğrar.
Dilediği gibi yaşayan, senin gibi ölür. Bak sonun ne oldu?
Haddin olmayan yere adım attın ama bilgisizlik yüzünden kendi kendinin kanına girdin.


Az ululanmak, az kibirlenmek, güzel huy ve kerem sahibi olmak gerek.
Gücü kuvveti olanın, terazide Kafdağı kadar ağır gelenin bile ağırlığı, değeri, bir arpadan daha aşağıdır.
İnsanları az incit; bu huyu seç. Hafif ve çevik ol. Bundan daha kısa, bundan daha yakın yolun yoktur senin.

Ferideddin- i Attâr


İLÂHİNAME
II

Çeviren : Abdülbâki Gölpınarlı
s. 34, 35, 36