Küçükken babam beni bisikletinin önüne oturtur dükkanına götürürdü.

Bir pedal çevirirken “La ilahe illallah” diğer pedalı çevirirken de “Muhammedürrasulullah” derdi.

Tahta sandıklara malları bir bir koyarken kelime-i şahadet getirir,

çekiçle çivileri çakarken de, her birinde “Allah” derdi.

Eve dönünce bakla, bezelye ya da barbunya ayıklanacaksa başına geçer her bir barbunya açışında bir ihlas okurdu.

Sıra zeytin çizme işine gelince de tüm kardeşler oturur her zeytine bir tevhit mırıldanırdık.

Görenler “Yine zeytin ayini başlamış.” derlerdi.

Kutlu bir zikir halkası içinde kilolarca yeşil zeytini nasıl bitirdiğimizi anlayamazdık.

Dahası var. Babam her sabah olgunlaşan zeytinlerden 36 tane yer;

33 tanesinin çekirdeğiyle tabağına tesbih şekli yapar, diğer 3 taneyi de imame olarak şeklin başına yerleştirirdi.

Ve her daim şöyle derdi:

“Müslüman tükürürse sel değirmeni, üfürürse yel değirmeni döndürmeli.

Bir saniyesi dahi boşa gitmemeli, hayatında hiç vakit israfı yapmamalı…”