NAZ MAKAMI


Aşk, Âşığı kör eder, sağır eder, dilsiz eder. Kimliğini, kişiliğini değiştirir. Aslanı kedi, kurdu kuzu, Fili karınca yapar. Padişahı köle, komutanı er yapar. Kişiyi, sevdiğinin hatırına her şeye katlanır hale getirir.

Hak âşığı İbrahim bin Ethem, tacı, tahtı bu yüzden fırlatıp atmadı mı? Ferhat ile Şirin, Mecnun ile Leyla ve daha niceleri... bu yüzden dillere düşmedi mi? Cihan Padişahı Koca Yavuzu dize getiren o değil miydi? Kim bilir daha kimleri tacından tahtından etmiştir aşk...?

Bir de Hak Âşıkları, yani gerçek Âşıklar var ki, onları ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim... Zira onların bir dakika özel hayatları yoktur.

Onlar, sevdiğini razı etmek için yurtlarını, yuvalarını terk etmişler, taşlı yollara, ıssız çöllere düşmüşlerdir. Bulundukları zamana sevdiğinin adını kazımak ve sabitleştirmek adına, girmedikleri zindan, sorguya çekilmedikleri hal, vermedikleri hesap kalmamıştır.

Yine o maksatla gülmedikleri nahoş çehre, secdesiz alın, paslı vicdan da kalmamıştır ve bunları sadece Onun hatırına, Onun rızasını kazanma adına yapmışlardır. Yine bu sebeple onlar, hayatı istihkar edip, her sabah kalktıklarında “hala yaşıyorum diye üzülür” ve “ne zaman Allah’ım vuslat?” diye çırpınır dururlar.

Onların yanında Allah ve Rasülullah anılınca heyecanlanır, kalpleri titrer, yürekleri hoplar, burunlarının kemikleri sızlar da, hop oturup hop kalkarlar. Onları görünce Allah’ı hatırlarsınız, zira onlar da Allah mütecellidir. Onlar, temiz alınları ve mahzun simalarıyla hep Ona ışık tutar, Ona aynalık ederler. Bunların en başında ise, kainatın Medar-ı İftiharı gelir, sonra ondan sonrakiler, sonra ondan sonrakiler, sonra ondan sonrakiler...

Âşıklar, Nâz makâmının insanlarıdır. Diğer insanlar daha çok, niyaz makâmındadırlar. Âşıklar, Allah’tan istedikleri şeyi diğer insanlar gibi istemez. Diğerleri de onlar gibi isteyemez. Biz onları duysak, küfrüne veya saygısızlığına hükmedebiliriz. Ancak iş, göründüğü gibi değildir.

Kâbe’de ve Ravza-i Tahire’de öyle Âşıklar var ki, dilinden dua, gözünden yaş eksik olmaz. Ve onların istekleri geri çevrilmez. Peygamberimiz (sav), böyle kimseler için, “Ümmetimden öyleleri vardır ki, herhangi bir konuda Allah adına söz verip yemin etse, Allah onu yemininde yalan çıkarmaz, (yani, isteğini yerine getirir)” buyurmuştur

Naz ile hareket etmek Cenâb-ı Hakk'ın Sevgililerine mahsustur. Nâz makâmına çıkmıştır, naz ile hareket eder. Tıpkı çok sevilen bir çocuğun nazı gibi Hazret-i Allah'a naz yapar. Gönül hoşnudluğu ile Mevlânın her takdirine razı olmuştur. Bütün arzusunu maksadını, nazını, niyazını herşeyini yalnız O'na döker ve yalnız O'na dökmek ister. Kimseye müracaat etmez. Bu noktaya Hazret-i Allah dilediğini alır, başka kimse çıkamaz...