+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13
Like Tree13Beğeni

Konu: Gıybetle ilgili bir maruzatım var.

  1. #1
    Vefakar Üye zühretünnur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    377

    Standart Gıybetle ilgili bir maruzatım var.

    Şu gıybet denen şey günah artı kul hakkı olması hasebiyle beni çok yaralıyor.Gıybet etmeyen insan varmıdır acaba?Hiç sanmıyorum bunun için ancak peygamber olmak lazım sanırım.Gıybetle ilgili şiddetle ikaz eden ayet ve hadislere rağmen,büyük günahlardan,üstelik kul hakkı olmasına rağmen,Risale-i Nurda'ki(okumaktan ve dinlemekten ezberlediğimz)gıybetle ilgili bahislere rağmen Senai Demirci'nin SöZ YANGINI kitabına rağmen neden kurtulamıyoruz ruhumuza ve kalbimize yapışan bu illetten?Bu marazdan kurtulmanın başka formülleri varsa bilmek istiyorum bileniniz varsa paylaşsın lütfen
    gözler yaşarmadıkca gönülde gökkuşağı oluşmaz

  2. #2
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.874

    Standart

    Bu konuda Yirmi İkinci Mektubun Hatime kısmı çok hoşuma gider.
    ....

    Hâtime
    Gıybet hakkındadır

    -1-
    Yirmi Beşinci Sözün Birinci Şulesinin Birinci Şuaının Beşinci Noktasının, makam-ı zem ve zecrin misallerinden olan birtek âyetin, mucizâne altı tarzda gıybetten tenfir etmesi, Kur'ân'ın nazarında gıybet ne kadar şenî birşey olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet, Kur'ân'ın beyanından sonra beyan olamaz; ihtiyaç da yoktur.
    İşte -2- âyetinde altı derece zemmi zemmeder, gıybetten altı mertebe şiddetle zecreder. Şu âyet bilfiil gıybet edenlere müteveccih olduğu vakit, mânâsı gelecek tarzda oluyor. Şöyle ki:
    Malûmdur, âyetin başındaki hemze, sormak, "âyâ" mânâsındadır. O sormak mânâsı, su gibi, âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımnî var.
    İşte, birincisi, hemze ile der: Âyâ, sual ve cevap mahâlli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin birşeyi anlamıyor?
    İkincisi: -3- lâfzıyla der: Âyâ, sevmek ve nefret etmek mahâlli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?
    Üçüncüsü: -4- kelimesiyle der: Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder?


    1- Onun adıyla. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
    2- Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi: 49:12.)
    3- Hoşlanır mı?
    4- Sizden biri.


    ..........

    Dördüncüsü: -1- kelâmıyla der: İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı dişle parçalamayı yapıyorsunuz?
    Beşincisi: -2- kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı mânevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi âzânızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?
    Altıncısı: -3- kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir hâlde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?
    Demek, şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delâletiyle, zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur. İşte, bak, nasıl şu âyet îcazkârâne altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'câzkârâne altı derece o cürümden zecreder.
    Gıybet, ehl-i adâvet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez. Nasıl meşhur bir zat demiş:

    Yani, "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silâhıdır."
    Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.
    Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:
    Birisi: Şekvâ suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.
    Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesai etmek ister, seninle meşveret eder. Sen de, sırf maslahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını edâ etmek için desen: "Onunla teşrik-i mesai etme. Çünkü zarar göreceksin."
    Birisi de: Maksadı tahkir ve teşhir değil, belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filân yere gitti."


    1- Etini yemeyin.
    2- Kardeşinin.
    3- Ölüyken.
    ...


    Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor.
    İşte bu mahsus maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa, gıybet, nasıl ateş odunu yer, bitirir; gıybet dahi a'mâl-i salihayı yer, bitirir.
    Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit -1- demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, "Beni helâl et" demeli.


    -2-
    Said Nursî





    1- Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.
    2- Baki olan yalnız Allah'tır.
    zühretünnur bunu beğendi.









  3. #3
    Pürheves hayal_et - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    153

    Standart

    ben çok kişinin çalıştığı resmi bir kurumda çalışıyorum ve işe yeni girdiğimde herkes herkesin lafını yani gıybetini ediyordu; o sıralar bu gıybet mevzusunu derste işliyorduk mütala ediyorduk

    ders te anladım ki bu gıybet etmek; zina etmekten, hırsızlık yapmakdan daha tehlikeli bir işmiş, o günden sonra yanımda gıybet edenlere üstadımın dediği gibi nazikane, kavli leynle, sürekli ama sürekli derslerden aldığım şevk ve heyacanla ikaz ettim gün geldi amirlerime, gün geldi altımda çalışanlara, gün geldi yanımda çalışanlara ikaz ettim

    "hocamı kesildin başımıza", "işine bak sen" diyenler de oldu bunları yaparken kendimde çok dikkat ediyordum gıybetten kaçınmaya çünkü meşhur laftır ele verir talkımı kendi yutar salkımı derler, dedittirmemek lazım

    ogünden sonra hocaya çıktı adım, ben hoca değilim ama olsun yanımda gıybet etmiyorlar artık,

    insan bilerek ve isteyerek bi gıybeti dinlerse oda onlara ortak olmuş olur hadiste der ki bi kötülük karşısında: elinizle,dilinizle veya kalbinizle buğuz edin der

    bizim imanımız hangi mertebede?
    zühretünnur bunu beğendi.
    hayal edin, sadece mutluluğu hayal edin..

  4. #4
    Vefakar Üye zühretünnur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    377

    Standart

    Allah razı olsun.
    gözler yaşarmadıkca gönülde gökkuşağı oluşmaz

  5. #5
    Ehil Üye BiRDüNYaUMuT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2011
    Bulunduğu yer
    Dünya Sürgünü
    Mesajlar
    3.496

    Standart

    Dil ile söylemek, ancak başkasına müslüman kardeşinin bir eksikliğini anlattığın ve hoşuna gitmeyen bir vasfını belirttiğin için haram olmuştur. Bu bakımdan ta'rizen kendisinden bahsetmek, açıkça kendisinden bahsetmek gibidir. Bu hususta fiil de söz gibidir. İşaret, îma, dudak bükme, göz kırpma, yazı, hareket ve maksadı belirten her türlü söz, açıkça söylemek gibidir. O halde bunların tümü gıybet ve haramdır,
    Âişe vâlidemizin şu sözü îma ve işaret kısmındandır: Bizim evimize bir kadın geldi. Kadın gittikten sonra elimle kadının kısa boylu oluşuna işaret ettim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) bana şöyle dedi:
    Kadının gıybetini yaptın!225
    Başkasının durumunu hikâye etmek sûretiyle taklidini yapmak da gıybettir. Aksayarak yürümek veya kişinin yürüdüğü gibi yürümek gıybettir, hatta azap bakımından gıybetten daha şiddetlidir. Çünkü böyle yapmak, kişiyi anlatmakta daha tesirli olur. Hz. Peygamber, Hz. Aişe'nin başka bir kadının taklidini yaptığını gördü ve şöyle buyurdu:
    Bana şu kadar şu kadar verilse bile yine de bir insanın taklidini yapmak beni sevindirmez!226
    Yazı ile gıybet de böyledir. Çünkü kalem de bir dildir. Bir kitabın yazarı, belli bir şahıstan bahseden kitabında onun konuşmasını çirkin gösterirse gıybet olur. Ancak konuşmayı böyle göstermeye kendisini mecbur eden birşey bulunursa, o zaman hüküm değişir. Nitekim ileride bu bahis gelecektir. Müellifin 'bir kavim şöyle dedi' demesi ise, gıybete dahil olmaz. Ancak gıybet, belli bir şahsa -ister diri, isterse ölü olsun- saldırmaktan ibarettir.
    'Bugün bizim yanımızdan geçenlerin veya bizim gördüklerimizin bir kısmı' demen gıybettendir. Yani eğer muhatabın bu ibareden belli bir şahsı anlarsa, gıybet olur. Çünkü mahzurlu olan, muhataba belli bir şahsı anlatmaktır. Anlatmakta kullanılan metod ve sistem değildir. Eğer muhatab o konuşmandan belli bir şahsı anlamazsa öyle konuşman caizdir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) bir insanın herhangi bir hareketinden hoşlanmadığı zaman şöyle derdi:
    Bazı kavimlere ne oluyor ki şöyle yapıyorlar?227
    Hz. Peygamber isim söyleyerek eleştirmezdi. Senin 'Seferden gelenlerin bir kısmı, ilim iddia edenlerin bir kısmı' demen, eğer belli bir şahsı anlatan karine varsa gıybet olur. Gıybet çeşitlerinin en çirkini, riyakar kurra'nın (okuyucular) gıybetidir. Çünkü bunlar maksatlarını salâh ve takvâ ehlinin tabirleriyle anlatırlar ki zâhirde gıybetten kaçındıklarını gösterip maksadlarnı anlatmış olsunlar! Bunlar cehaletlerinden dolayı iki fâhiş hareketi bir arada yaptıklarını bilmezler: Hem gıybet, hem riyakarlık!
    Yanında bir insandan bahsedildiğinde 'Bizi sultanın huzuruna girmekle, dünyada müptezellikle imtihan etmeyen Allah'a hamd olsun!' demek veya 'Hayânın azlığından Allah'a sığınırız. Allah bizi hayâsızlıktan korusun!' demek de öyledir! Bu konuşmasından maksadı; başkasının ayıbını anlatmaktır. Fakat adamı (güya) dua tabiriyle zikrediyor. Bazen de gıybetini yaptığı bir kimsenin medhini gıybetten önce yapar ve der ki: 'Filan adamın durumu ne güzeldir. İbadetlerde kusur yapmazdı. Fakat kendisine, bir gevşeklik musallat olmuş. Hepimizin müptelâ olduğu sabırsızlık belasına müptelâ olmuştur!' Böylece kendi nefsini zikreder. Oysa maksadı, onun zımnında başkasını kötülemek, kendi nefsini de, sâlih kimselere benzetmek sûretiyle övmektir. Böylece hem gıybetçi, hem riyakâr, hem de nefsini temize çıkarmış olur.
    Dolayısıyla üç kötü davranışı bir araya getirmiş olur! Fakat cahilliğinden dolayı zanneder ki kendisi sâlih ve gıybetten korunan kimselerdendir ve bu sırra binaendir ki şeytan, câhillerle -ilimsiz olarak ibadete daldıkları zaman- oynar. Muhakkak şeytan onların yakasına yapışır, onları meşakkate sokar, hileleriyle onların amellerini yakıp kül eder. Onlara güler ve onlarla alay eder! Bir insanın ayıbı zikredildiği halde hazır bulunanlardan bazıları uyanıp da onu kavrayamaz. Bu bakımdan yapılan gıybeti anlamayan da anlasın diye 'Sübhânallah! Bu ne kadar da acaib imiş!' demek ve uyanmayan kişi kendisine kulak versin ve dediğini anlasın diye söylemek de gıybettendir. Böylece Allah Teâlâ'yı zikreder, onun ismini çirkin emeline ulaşmak için alet yapar. Oysa kendisi aldanmışlığından ve cehaletinden dolayı Allah'ı andığını sanarak
    Allah'a karşı minnet eder ve 'Beni dostumuzun hakkında cereyan eden istihfaf üzdü. Allah'tan onun nefsini rahata kavuşturmasını isteriz' der. Böyle söylemesine rağmen üzüldüğü iddiasında yalancıdır ve dua etmesinde samimi değildir. Eğer maksadı hakarete uğrayan kişiye dua etmek olsaydı, o duayı namazından sonra gizlice yapardı. Eğer adamın hakarete uğraması kendisini üzmüş olsaydı, adamın hoşuna gitmeyen şeyi açıklamak sûretiyle gıybetini yapmak da kendisini üzerdi.
    Yine der ki: 'O miskin adam büyük bir belaya uğramış! Allah bizim de, onun da tevbesini kabul eylesin!' Kişi bütün bu durumlarda dua ettiğini göstermesine rağmen Allah onun kalbindeki pisliğe muttali'dir. Onun gizli maksadını bilir. Fakat o cehaletinden dolayı, kendisinin, cahillerin açıkça günah işleyip cehaletlerinin gereğini yaptıkları zaman uğradıkları felâketten daha büyük bir felâkete maraz kaldığını bilmez. Benimsemek ve hayret etmek yoluyla gıybeti dinlemek de gıybettendir. Çünkü bu şekilde dinleyen bir kişi, gıybetçinin gıybet hususundaki keyfi artsın diye ve gıybette alabildiğine ileri gitsin diye onu şaşkın şaşkın dinler. Sanki o böyle davranmakla gıybetçinin içindekini söküp çıkarır ve şöyle demek ister: 'Hayret! Ben o adamın böyle olduğunu bilmiyordum. Ben onu şu ana kadar ancak hayırlı, sâlih bir kimse biliyordum. Ben onda senin söylediğinin tam tersi olduğunu sanıyordum. Allah bizi her türlü beladan korusun!' Zira bütün söyledikleri ve hareketleri gıybeti tasdik etmektir. Gıybeti tasdik etmek de gıybetten başka birşey değildir. Hatta susan da gıybetçinin ortağıdır! Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
    Gıybeti dinleyen, gıybetçilerden biri olur.228
    Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer'den rivayet ediliyor ki onlardan biri arkadaşına 'Filan adam çok uyuyor!' dedi. Sonra ikisi birden ekmeklerini yemek için Hz. Peygamber'den bir katık istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber 'Siz katıklandmız!' dedi. Onlar 'Bizim katıklanmadan haberimiz yok!' deyince, Hz. Peygamber şöyle dedi:
    Evet, siz kardeşinizin etinden yediniz!229
    Dikkat ettiğinde, Hz. Peygamber'in ikisini birden suçladığını göreceksin. Oysa o sözü söyleyen sadece onlardan biriydi. Diğeri onu dinliyordu. '(Maiz), köpeğin öldüğü gibi öldü!' diyen bir kişi olduğu halde Hz. Peygamber ikisine birden şöyle dedi:
    Şu leşten yeyiniz!
    İkisini birden leş yemeye davet etti. Bu bakımdan gıybeti dinleyen de gıybetin günahından kurtulamaz. Ancak diliyle veya korktuğu takdirde kalbiyle gıybeti reddederse veya gıybet meclisin-den kalkarsa veya gıybetçinin konuşmasını başka bir konuşma ile keserse gıybetçi sayılmaz. Aksi takdirde günahkâr olur! Eğer gıybetçiye diliyle sus deyip de kalben onun gıybetini dinlemek istiyorsa, bu münafıklık olur. Kalben gıybeti çirkin görmedikçe münafıklıktan kurtulamaz. Eliyle susması için işaret etmek veya kaşıyla veya kirpikleriyle işaret etmek yeterli değildir. Çünkü bu işaretler bahsi yapılan kişiyi hakir görmek demektir. Aksine o kişiyi tahkir değil de tazim etmeli ve açıkça onu müdafaa etmelidir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Kimin yanında bir mü'min zelil ediliyorsa, o da kudreti olduğu halde o mü'mine yardım etmiyorsa, Allah onu kıyamet gününde insanların gözü önünde zelil eder (edecek).230
    Kim (müslüman) kardeşinin bulunmadığı bir mecliste onun haysiyetini korursa, kıyamet gününde onun haysiyetini korumak Allah'a hak olur. Kim kardeşinin gıyabında onun
    haysiyetini korur ve müdafaa ederse, o kimseyi ateşten azad etmek Allah'a hak olur.231
    Gıyabında müslümana yardım etmek hususunda ve bunun fazileti hakkında birçok haberler vârid olmuştur. Biz bunları Sohbet Adabı ve Müslümanların Hakları bölümlerinde zikretmiştik. Bu bakımdan ikinci kez tekrarlamakla sözü uzatmak istemiyoruz.
    223)İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî
    224)İbn Ebî Dünya, İbn Merduveyh
    225)İbn Ebî Dünya
    226)Daha önce geçmişti.
    227)Ebu Dâvud
    228)Taberânî
    229)Taberânî
    230)İbn Ebî Dünya
    231)Ahmed, Taberânî, (Ebu Derdâ'dan)
    zühretünnur bunu beğendi.
    Erkek Merkek anlamam kardeşim !
    Kız Mız dinlemem kardeşim!
    Yar dediğin bilecek "Dikiş'i".
    Verdiğim zaman Kalbin'e Kalbim'i ,
    Alacak eline "Tefekkür İğnesini" / "Pişmanlık İpini" !
    Dikecek Gördüğü Her "Gün'ah Deliğini" ,
    Götürecek CENNET'e gerekirse süründüre süründüre Beni..!..BiRDüNYaUMuT..


  6. #6
    Ehil Üye BiRDüNYaUMuT - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2011
    Bulunduğu yer
    Dünya Sürgünü
    Mesajlar
    3.496

    Standart

    Gıybet Sinsidir; Âgâh Olmak Gerek
    Genellikle, başkalarının dedikodusunu yapıp gıybet edenler, yaptıklarının açık bir günah hatta bir kebîre (büyük günah) olduğunu bilseler de, bazen de gıybet kolayca farkedilemeyecek kadar gizli ve sinsi yollarla gelir. Böyle bir yola şu ya da bu şekilde düşmüşlerin de kendilerine göre icad ettikleri değişik mazeretleri olur ki, bunlar o cürmün cirmini katlayan ayrı günahlar gibidirler: “Ben aslında onun/onların iyiliğini düşünüyorum”, “Size söylediklerimi onun yüzüne de söyleyebilirim”, “Zaten ben bunları onun kendisine de söylemiştim”, “Ben bunları konuşuyorum ama niyetim asla falanı ya da falanları tenkit etmek değildir; ben hey'etin iyiliğini düşünüyorum” gibi ifadeler işte bu tür gerçekçi olmayan mazeretlerin dışa aksediş sûretlerinden sadece bir kaçı.
    Gıybetin yaklaşma yollarından biri daha vardır ki, hangi meclislerde kimlerle oturup kalkmamız hususunda dikkatimizi çekercesine, onu büyük sûfî Haris el-Muhasibî şöyle ifade eder:
    “Arkadaşlar değişik tiplerde olurlar. İblis, senin çoğu zaman dikkatli ve havf sahibi olduğunu, gıybet, yalan ve benzeri şeylerden nefret ettiğini, onlardan çekindiğini bilince, arkadaşına hemen bu tür şeylerle süslü laf yaptırmaz. Allah'ı zikredip, ünsiyet kuruncaya kadar sizi baş başa bırakır. Sonra fuzuli laf etmeyi, dünya ile sükunet bulmayı güzel, hoş gösterir. Buna dalınca, gıybet ve yalanı süsleyip güzel gösterir.” (Kalb hayatı 2/335)
    Bir başka büyük yanlış da yapılan gıybete, ‘gıybetin caiz olduğu yerler' çerçevesinde bir yer veya bir mahmil aramaya çalışmaktır. Her ne kadar İslam âlimlerinin temelde gıybet sayılabilecek bir konuşmayı zaruret gereği meşru saydıkları bir kısım alanlar varsa da bunların sayısı mahduttur ve alanı da son derece dardır. Bunun içindir ki, o sahillerde dolaşanların gıybet bataklığına düşmeleri kuvvetle muhtemeldir. Evet, oralarda ölçü ve dengeyi koruyabilme belli seviyenin insanları içindir. Herkesin o hakkı kullanması, o sınırlarda dolaşması hiç de doğru değildir.
    zühretünnur bunu beğendi.
    Erkek Merkek anlamam kardeşim !
    Kız Mız dinlemem kardeşim!
    Yar dediğin bilecek "Dikiş'i".
    Verdiğim zaman Kalbin'e Kalbim'i ,
    Alacak eline "Tefekkür İğnesini" / "Pişmanlık İpini" !
    Dikecek Gördüğü Her "Gün'ah Deliğini" ,
    Götürecek CENNET'e gerekirse süründüre süründüre Beni..!..BiRDüNYaUMuT..


  7. #7
    Vefakar Üye zühretünnur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    377

    Standart

    Teşekkürederim İnsanFakiri.
    gözler yaşarmadıkca gönülde gökkuşağı oluşmaz

  8. #8
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    56
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    "İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme." Yani, "Fıtratını değiştir" gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz"; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur."

    Fıtratımıza yerleşmiş bir su-i haslet olan meyl-i gıybeti ıslah etmek üzere kendimce aklıma şöyle bir çare-i necat geldi; Madem meyl-i gıybey tiynetimize karışmış ve bilerek bilmeyerek istimal ediyoruz, o zaman bunu yukarıdaki üstadımızın tavsiyeleri mucibince daha az hasaret yada en azından mu'min kardeşlerimizin hukukunu ihlal etmemek üzere ila gıybet edeceksek zındıkları,zalimleri,fasıkları ve yaptıkları seyyielerden menhus bir lezzet alanları gıybet etmeye bu hasletimizi tahsis edelim.Ne dersiniz?
    zühretünnur bunu beğendi.

  9. #9
    Vefakar Üye zühretünnur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    377

    Standart

    Teşekkürederim Fehim kardeş.Doğru söylüyosunuz ama zındıkların zalimlerin gıybetini yapmak ki zaten onların arkasından konuşmak gıybet olmuyo ama olsa bile onları konuşmak nefse hoş gelmiyo nefis müslüman kardeşimizin gıybetini yapmaktan lezzet alıyo malesef ama buda bir yol olabilir tabi.Sağolun.
    gözler yaşarmadıkca gönülde gökkuşağı oluşmaz

  10. #10
    Vefakar Üye fezapilotu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Bulunduğu yer
    ankara
    Yaş
    29
    Mesajlar
    433

    Standart

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM1-) Veylün li külli hümezetin lümezeh;
    Veyl olsun (vay haline) tüm hümeze (arkadan çekiştiren, arkadan göz kırpıp çokça alay eden) ve lümeze (ayıplayıp tahkir eden) güruhuna (büyüklük ve üstünlük taslayana) !.2-) Elleziy cemea malen ve addedeh;
    O ki, bir mal topladı ve onu ta’dit etti (tekrar tekrar saydı).3-) Yahsebü enne malehu ahledeh;
    Sanır ki malı onu ebedi kalıcı (sabit) kılacak halde.4-) Kella, leyünbezenne fiyl hutameti;
    Hayır (iş sandığı gibi değil) !… Yemin olsun ki o Hutame’ye (mıcır makinası gibi kırıp ufaltana, sert şartlara) atılacaktır.5-) Ve ma edrake mel hutameh;
    Hutame’yi sana bildiren nedir (Hutame’nin ne olduğunu sana ne bildirir) ?.6-) Narullahil mukadeh;
    (O Hutame, fıtratından gelen bir şekilde) Allah’ın tutuşturulmuş Narı’dır!.7-) Elletiy tettaliu alel ef’ideh;
    O ki çıkar (kaplayıp örter) FUADlar (kalbler) üzerine.8-) İnneha aleyhim mu’sadeh;
    Muhakkak ki o (Hutame) onların üzerine kapatılıp kilitlenmiştir (içinde ebedi mahpusturlar).9-) Fiy amedin mümeddedeh;
    Uzatılmış direkler içinde.

    zühretünnur bunu beğendi.


    Ey gönül Hakk'a Aşk'ı olmayanın,
    Aşk'a Hakkı olur mu..?


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. forumdaki yazılarla ilgili
    By nrsn15 in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 07.04.13, 19:16
  2. Ene ile ilgili bir sorum vardı
    By karatopirak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21.11.12, 12:39
  3. Ramazanla Ilgili Hadisler
    By by zencefil in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 11.09.08, 21:19
  4. Vahdet-i Vücud Ile Ilgili...
    By Eyüpşan in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 08.08.08, 13:26
  5. Bi Maruzatım Olacaktı...:)
    By Meyvenin Zeyli in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 17.08.06, 08:12

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0