Başkası için kuyu kazan!..


Başkasının başına gelen belâya, zarara sevinmeye, şemâtet denir ki, kötü huylardandır. Hele bir başkasının başına gelen belâlara, kendisinin ve yaptığı duaların kabul olmasının sebep olduğunu düşünmek, bunun için sevinmek, çok dahâ kötüdür.

Böyle düşünmek, insanın, ucub yani kendini ve yaptıklarını beğenmek kötü huyuna yakalanmasına sebep olur. İnsan, kuyusunu kazdığı kişinin başına gelen belânın, kendisi için bir istidrâc olabileceğini ve kendi başına da gelebileceğini unutmamalıdır.

Zira Peygamber efendimiz;
(Din kardeşinize şemâtet etmeyiniz! Şemâtet ederseniz, Allahü teâlâ belâyı ondan alır size verir) buyurmuşlardır.

Herkesi kuyunun dibinde gören bir kimse, aslında kendisi kuyunun dibindedir.
Vaktiyle zâlimin biri, din büyüklerinden birine zulmedermiş. O zâtın yakınları, bu zâlime bedduâ etmesini söyledikleri zaman;

“O, kendine düşmanlık ediyor!”
“O zâlim, bana değil, kendine düşmanlık etmektedir. Kendine yaptığı bu zarar ona yetişir. Ayrıca bir de ben zarar ilâve edemem” cevabını vermiştir. Abdullah bin Mesûd hazretleri;
“Hayır eken çok mahsul alır. Kötülük eken de, pişmanlık biçer” buyurmuştur.

Başkasının kötülüğünü isteyen, onların kuyusunu kazan kişiler, genelde kıskanç olurlar. Zaten kötülük yapmalarının sebebi de bundandır. Zira kıskanç insanlar, başkalarının kendilerinden daha iyi giyinmesini, daha iyi yaşamasını hazmedemezler.

Onların boyunu, posunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanırlar ve dahâ kötüsü olarak da, onların başına gelen belâlara, sıkıntılara sevinirler. Bu hâlde olmak, çok kötüdür. Böyle kimselerden Allahü teâlânın yardımı kesilebilir ve çok şeyden de mahrûm olabilirler.

İnsanların iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların kötüsü de, insanlara kötülük edendir.

Hadis-i şerifte;
(İki arkadaştan Allahü teâlâ indinde dahâ iyi olanı, arkadaşına iyiliği dahâ çok olanıdır) buyurulmuştur.
Abdullah ibni Abbâs hazretlerine birisi hakaret eder.

Buna karşılık olarak;
“Bir ihtiyâcın varsa, sana yardım edeyim” buyurur. Hakaret eden kimse, yaptığından utanır, başını önüne eğer ve özür diler.
Zeynel Âbidîn Alî hazretleri de, kendisine kötü sözler söyleyen kimseye, elbisesini hediyye eder.

Îsâ aleyhisselâm, Yahûdîlerin yanından geçerken, kendisine çok kötü şeyler söylerler. Buna rağmen onlara iyi ve tatlı cevâplar verirler. Yanındakiler;
-Onlar, sana kötülük yapıyor, sen onlara yine iyi şeyler söylüyorsun dediklerinde;
-Herkes, başkasına, yanında bulunandan verir, buyurmuştur.

Zulmedeni affetmek, hilmin, merhametin ve şecâatin en üstün derecesidir. Kendisine iyilik etmeyene hediye vermek de, ihsânın en üstün derecesidir. Kötülük edene ihsânda bulunmak ise, insanlığın en yüksek derecesidir. Bu sıfatlar, düşmanları dost yapar.

Muhyiddîn ibni Arabî hazretleri;
“Kötülük edene iyilik yapan kimse, nimetlerin şükrünü yapmış olur. İyilik edene kötülük yapan kimse ise, küfrân-ı nimet etmiş olur” buyurmuştur.

Abdullah bin Hubeyk hazretleri, Allahü teâlânın sonsuz ihsânına rağmen günah işlemekte ısrar edenleri;
“Sana iyilik edene bile kötülük ediyorsun. Kötülük edene nasıl iyilik edebilirsin” diyerek, gafletten uyandırırdı.

İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himâyesinde demektir. Peygamber efendimiz;
(Bir Müslümân, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir Müslümân için istemezse ve bir Müslümân, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği hâlde, o kötülüğü başka bir Müslümân için isterse, onun îmânı tam değildir) buyurmuştur.

Mısır’da yetişen büyük velîlerden Muhammed Şâzilî hazretlerini, o zamanki Mısır Emîrlerinden birisi, öldürtmek ister ve bunun için bir plân hazırlar. Hazırladığı plâna göre bir ziyâfet verir. Bu ziyâfete Muhammed Şâzilî hazretlerini de davet eder ve yemek tabağına zehir koydurur.

İki oğlu da zehirlenir!
Muhammed Şâzilî hazretleri gelir ve yemek tabağında zehir olduğunu anlayarak, kalkıp gider. O arada bir telaş yaşanır ve yemek kapları da karışır. Tam bu sırada, Muhammed Şâzilî hazretlerini öldürmek isteyen Mısır Emîrinin iki oğlu gelir ve sofraya otururlar.

Her ikisi de, tabaklar karıştığı için, bilmeden Muhammed Şâzilî hazretleri için hazırlanan zehirli tabaktan yemeye başlarlar ve neticede her ikisi de ölür.

Anadolu’da yetişen büyük velîlerden Muhammed Vehbî hazretleri, sık sık yakınlarına;
“Her kim ne ederse kendine eder, yine kendi kendine eder” buyururlarmış.

Netice olarak, kim başkası için kuyu kazarsa, kazdığı kuyuya kendisi düşer. Bunun için herkese iyilik yapmalı, kötülük edenlere, kötülükle karşılık vermemelidir.

Peygamber efendimizin buyurduğu gibi;
(Bir kimse, sevmediği birisine belâ, sıkıntı geldiği için sevinirse, Allahü teâlâ, bu kimseye de bu belâyı verir.)

Osman Ünlü