Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'görevleri'nde büyük değişiklik
17 Eylül 2011 Cumartesi 06:50
Tarhan Erdem sağ olsun, önceki günkü yazısını atlamış olsam "devrim" niteliğinde bir gelişmeden haberdar olamayacaktım. Demek ki bundan böyle medya ile yetinmeyip Resmi Gazete'yi de dikkatle takip etmek gerekiyor! Erdem'in söz konusu yazısında öne çıkardığı gelişme –nedense- fazlasıyla hak ettiği ilgiyi ve dikkati medyada görmedi.

Erdem, haklı olarak "Dün yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı kuruluş ve örgütlenmesini düzenleyen Kanun Hükmünde Kararname şimdiye kadar öne çıkanların önüne geçti" diyor.

Özellikle de Kararname'nin "Amaç" maddesi. Sözü yine Erdem'e bırakayım:

"Görüldüğü gibi bariz fark, 'Atatürk inkılapları' ve 'Türk milliyetçiliğine' bağlı, 'Türk milletinin milli, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen', 'koruyan', 'geliştiren', ibarelerinin KHK'de bulunmamasıdır. Bu fıkra ile, bugünkü yönetimin önceki yönetimlerle, devlet ve eğitim anlayışındaki önemli bir farkını ortaya koymaktadır. Bu anlayış, eğitimle ilgili kanun kadar, yeni anayasamız için de çok tartışılacaktır, tartışılmalıdır!"

Mesele anlaşılmıştır büyük ölçüde ama ben yine de 1973 ve 1983 tarihli "Milli Eğitim Temel Kanunu" ve 1992 tarihli "Milli Eğitim Teşkilat Kanunu"nda yer alıp da son KHK ile varlığına son verilen "Amaç"ı olduğu gibi aktarmak isterim:

"Atatürk inkılap ve ilkelerine ve anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan..."

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'e teşekkür borçluyuz; Okullarda eğitim-öğretim gören öğrencileri –nihayet!- söz konusu kanunlarda sıralanan görevlerden ve ödevlerden kurtarmıştır! Ve nihayet, "Okul" dediğimiz kurumun amacı "medeni" ölçüler çerçevesinde yeniden belirlenmiştir.

İlgili Kanun Hükmünde Kararname'de Milli Eğitim Bakanlığı'nın "yeni" görevleri şöyle ifade edilmiş:

"Okul öncesi, ilk ve ortaöğrenim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünde geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek..."

Bilmem siz de benim gibi "Ohhh dünya varmış!" diyor musunuz? Demek ki öğrenciler bundan böyle karşılarında her şeyden önce "Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı" ve hemen arkasından "ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan" öğrenciler yetiştirmek amacından vazgeçmiş bir "Okul" bulacaklardır.. Ne mutlu onlara....

Dikkat ederseniz KHK; Anayasa'nın 42. maddesinde dile gelen "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda..." şartını da dışarıda bırakarak, "yılan hikayesi"ne dönüşen "Yeni Anayasa"ya da yol gösterici bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla bundan sonraki süreç, bu KHK'yi Anayasa'ya değil Anayasa'yı bu KHK'nin "ruhunu" paylaşmaya davet etmektir.

Memleketi Kanun Hükmünde Kararname'ler ile idare etme yolunun alışkanlık haline gelmesine ben de karşıyım. Ama doğrusu bu Kararname'nin müjdelediği sevinç, bu konudaki endişelerimizi tamir edecek niteliktedir! Ama ben her şeye rağmen yine de Kararname'nin müjdelediği bu büyük değişikliğin ("dönüşüm" mü desek acaba!) TBMM çatısı altında gerçekleşmesini isterdim. Şu nedenden dolayı: Bu değişiklik Genel Kurul'un önüne gelsin, herkes eteğindeki taşları ortaya döksün, kim bugün bu dünyada nasıl bir Okul istediğini dile getirsin ve sonuç olarak söz konusu "değişiklik" Meclis'ten geçsin. Bu yolun seçilmesini önermemin önemli bir diğer nedeni de, bu yolun Genel Kurul'da yapılan müzakerelerin kamuoyu tarafından takip edilip yeni ilkelerin kamuoyu tarafından da tartışılıp benimsenmesinin sağlanmasına fırsat vermesidir. Böylece sadece öğrenciler değil "veliler" de "Doğru yahu, Atatürk, aile, vatan, milliyetçilik derken çocuklarımız Okul'dan girdikleri gibi çıkıyorlar!" kanaatine varmış olacaklardı. Böyle büyük bir kararın bir Kararname ile halledilmesi bu açıdan doğru olmamıştır.

Benim "keşke olsaydı" diye hayıflandığım Genel Kurul oturumu gerçekleşseydi CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, mutlaka (gazetelere yansıyan açıklamasında söylediği gibi) kürsüye çıkıp "Artık adı milli olan bakanlığın milli bir görevi olamayacağı ilan edilmiş bulunuyor. Eski kanunda bakanlık hizmetlerinin milli güvenlik siyasetine uygun olarak yürütülmesi görevi verilmişti. Bu ibarenin kaldırılmış olması dikkat çekicidir. Bu ve benzer değişiklikler gösteriyor ki Milli Eğitim Bakanlığı'nın milli kısmı tarih olmuştur" açıklamasını yapacak ve hâlâ "millici okul" peşinde koşan bu ve benzer görüşler karşısında kamuoyunun şahitliği önünde belki de sıkı bir "Yeni Okul" savunması dinleme fırsatı bulabilecektik.

Her neyse de Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevini değiştiren bu Kararname , gerçekten de "şimdiye kadar çıkarılanların önüne geçmiştir". Geri adım atılmamasını dileriz...
Yeni Şafak