Bunlar, insan ismine lâyık mıdırlar?
15 Ağustos 2011 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersi

Bismillahirrahmanirrahim
İkinci Risale olan İkinci Kısım
Ramazan-ı Şerife dairdir
Birinci Kısmın âhirinde şeâir-i İslâmiyeden bir nebze bahsedildiğinden, şeâirin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazan-ı Şerife dair olan bu İkinci Kısımda, bir kısım hikmetleri zikredilecektir. Bu İkinci Kısım, Ramazan-ı Şerifin pek çok hikmetlerinden dokuz hikmeti beyan eden Dokuz Nüktedir.
[“O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, ap açık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile bâtılın arasını ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir.”](1)
BİRİNCİ NÜKTE
Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. Hem şeâir-i İslâmiyenin âzamlarındandır.
İşte, Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri, hem Cenâb-ı Hakkın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlâhiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.
Cenâb-ı Hakkın rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
Cenâb-ı Hak, zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halk ettiği ve bütün envâ-ı nimeti o sofrada [“Umulmadık yerlerden.”] (2) bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i Rububiyetini ve Rahmaniyet ve Rahimiyetini o vaziyetle ifade ediyor. İnsanlar, gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde, o vaziyetin ifade ettiği hakikati tam göremiyor, bazan unutuyor. Ramazan-ı Şerifte ise, ehl-i iman, birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelînin ziyafetine davet edilmiş bir surette, akşama yakın “Buyurunuz” emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubûdiyetkârâne göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli Rahmâniyete karşı, vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubûdiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubûdiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar, insan ismine lâyık mıdırlar? (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım)
1 : Bakara Sûresi, 2:185.
2 : Talâk Sûresi, 65:3.
Bediüzzaman Said Nursi
SÖZLÜK:
âhir : son
âzam : en büyük
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : taraf, yön
envâ-ı nimet : nimet çeşitleri
erkân-ı hamse : beş esas, şart
halk etme : yaratma
hayat-ı içtimaiye : toplum hayatı
hayat-ı şahsiye : kişisel hayat
hikmet : gaye, fayda
kemâl-i rububiyet : Allah’ın terbiye ediciliğinin mükemmelliği
nebze : az miktar
nefis : insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
niam-ı İlâhiye : Allah’ın verdiği nimetler
nükte : ince ve anlamlı söz
Rahîmiyet : Allah’ın herbir varlıkta tecelli eden merhamet ediciliği
Rahmâniyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği
Ramazan-ı Şerif : şerefli Ramazan ayı
rububiyet : Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
savm : oruç
sofra-i nimet : nimet sofrası
suret : biçim, görünüş
şeâir-i İslâmiye/şeâir : işaretler İslâma sembol olmuş iş ve ibâdetler
zemin : yer, dünya