Ahmet Turan Alkan keyifle takip ettiğim bir yazar. Gündeme dair önemli konuları mizahi bir havada ele alan sevgili yazarımız, Pazar günleri yine keyifle okuduğumuz yazılara imza atıyor.Aşağıdaki yazıyı okuyunca gösteriş ve lüks merakının ne tür boyutlara vardığını, dini hava taşıyan bir merasimin bile nasıl sulandırıldığı daha iyi anlayacaksınız.ben bu tipler için dua etmeliyiz diye düşünüyorum.

Allah ıslah etsin.amin...Buyurunuz:

Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar derler ya, yine öyle olacak; Bursa’da yaşayan bir emlâkçı vatandaşımız oğlunun sünnet mürüvvetini kutlamak için hadiseyi biraz abartarak gazetelerin diline düşmüş bulunuyor.
Bu cümledeki “dile düşmek” deyişini kötü bir mânâya yormamalısınız; nitekim bazı ayrıntıları öğrendikten sonra hep birlikte şu kanaate varıyoruz ki düğün sahibi, şu kutlama meselesini biraz da “dile düşmek” için kasden abartmış olduğundan bakınız aynen şöyle demiş,

“Sünnet töreninin uzun yıllar konuşulması için stadyum ve helikopter kiraladım. Üç gün üç gece sürecek düğüne katılımın fazla olması için gazeteye ilan da verdim. Oğlum için tüm servetimi harcamaya hazırım”
Tabii tam bu noktada, sünnetlik çocuğun, “babacığım, servetinin hepsini bu basit ameliye için harcama; birazını bana bırak” diye itirazda bulunduğunu tahmin edebiliriz ama mürüvvet düşkünü baba kararlıdır.
Saati bilmem kaç Euro’dan helikopter kiralaması, aile efradıyla beraber helikoptere doluşup evvela şööyle bir şehir turu atıldıktan sonra kiralanan stadyuma inmesi, stadyumda beş bin kişiye pilav üstü tavuk kızartması ve ayran ikramında bulunması ve nihayetinde davetlilerin gazete ilanı ile stadyuma çağırılmaları hep bunu gösteriyor ki baba, meseleyi abartmakta kararlıdır.
Bu kadarla da yetinmiyor sevinçli baba; düğüne meşhur şarkıcıları, dansözleri çağırıyor (dansöz gelmemiş); onunla da yetinmiyor, dinibütün davetlilerin hisli duygularına hitab etmiş olmak için (Türkçe yanlışlarının farkındayım ama bu mevzuya uygun bulduğum için tercih ettim) meşhur Hâfız mevlidhanlarımızdan bir hocayı “Kur’an-ı Kerim ziyafeti” için angaje etmeyi ihmal etmiyor. Tabii, her nevi eğlencelerin ayrılmaz parçası haline gelen Konya Mevlana Folklor ekibinin gösterisini de bu meyanda zikretmeyi lüzumsuz görüyorum.
Ayılana gazoz, bayılana limon!
Seküler davetlilere dansöz ve şarkıcı; “Bu ne rezillik, destuur, günaha girmeyelim durup dururken tövbe tövbe!” diye hoşnutsuzluk göstereceklere Hâfız efendi”den Kur’an tilâveti.
Canım Türkiyem!
*
Bitti sandınız değil mi? Hayır bitmedi!
Oğlunun mürüvvetini görmek için su gibi para akıtmaktan çekinmeyen baba, açıldıkça açılıyor ve diyor ki, “Oğlumu evlendirirken F-16 kiralayacağım.”
Siz, “Yok yahu daha neler!” diye hayret ededururken ben başka bir şeyi merak etmeye başladım.
Sünnetçiyi!
Zavallı sünnetçi, mürüvveti bu kadar kıymetli bir erkek çocuğunu sünnet ederken, “Ezkaza operasyon esnasında elim titrer de bir yanlışlık yaparsam, Türk-İslâm âlemi bir daha kat’iyyen belini doğrultabilmez.” diye nasıl ecel terleri dökmüş, nasıl streslere girmiştir kim bilir?
Şaka değil, ucundan azıcık kesilen şeyin sahibi, yarın evlendiğinde F-16’lara binecek, belki de uçak gemisiyle balayına gidecek önemli bir insandır. İnsanın eli titremez mi?
*
Gazeteci milleti meraklı tabii, hemen sormuşlar: “Anladık yel değirmeni fakat suyu nerden geliyor”, yani, “Havaya savuracak bu kadar parayı nerden buldunuz, nasıl kazandınız?” meâlinde bir soru…
Cevap:
“Para hiç sorun değil. Eşle dostla oldu, herkesten Allah razı olsun, ben itibarlı bir adamım, bunu eşle dostla yaptık”
Ey okuyucu, hemen eline bir kağıt kalem alıyorsun ve ne kadar eşin dostun varsa liste halinde alt alta sıralıyorsun; sonra herbirinin karşısına, böyle mürüvvetli bir günde “eş-dost”un size kaç para yardımda bulunabileceklerini tahminen yazıp yekun çizgisini çekiyorsun…
Neticeye bakıp ağlamak yok; haset etmek de yok. Onu işin tâ başında eş-dost edinirken düşünecektiniz efendim.
Geçelim.
*
Düğün sahibi bombayı sona saklamış…
Basın mensuplarının ısrarlı soruları üzerine ağzındaki baklayı çıkaran mutlu baba, “Benim de siyasi bir görüşüm var. Ben de milletvekilliğine adayım, parayı da ondan harcıyorum. Bugünden itibaren adayım” şeklinde konuşmuş.
Budur!
Bunu da geçiyoruz ama!
*
Haberde en çok dikkatimi çeken ve hoşuma giden ayrıntıyı sona sakladım. Habere göre olay aynen şöyle cereyan etmiş: Sünnet düğünü esnasında sahnede şarkı söyleyen şarkıcının başından aşağıya 10’ar YTL’lik banknot destesini savuran babasının durumunu gören sünnetlik çocuk, paraların kapanın elinde kaldığını görünce “Destur yiğidim, yettim!” diye düşünerek yatağından doğrulup piste koşmuş ve babasının yere saçtığı paralardan toplayabildiği kadarını derdest edip cebine indirmiş.
Ne düşündüğünüzü biliyorum…
Neredeyse hepiniz, “Oğlan akıllı imiş.” diye geçirmektesiniz içinizden.
Ben de bu düşünceye katılıyorum; oğlan akıllı fakat işi zor; çok zor.
Bu gidişatla evlenme günü gelip çattığında düğün bineği olarak -ki daha şimdiden mutluluk diliyoruz kendisine- değil F-16’lara binmek, Doğan görünümlü Şahin bile bulabilmesi zor görünüyor.
Nitekim yere saçılan paralardan kurtarabildiği kadarını kurtarmak basiretini göstermesi, durumun farkında olduğunu gösteriyor.
Ne diyelim; iyi olur inşallah.
*
Şimdi diyeceksiniz ki, “Bize ne; adamın parası çokmuş, harcamış, saçmış-savurmuş; bize ne?”
Ben de onu söylüyordum zaten, araya lâf girdi.
İnanmayan bu yazının ilk cümlesine yeniden göz atabilir.