Abdullah Yılmaz'dan Ka'be'de hatimle teravih
Mukaddes topraklardayız...
Yatsı namazında en üst kata çıktım. Serin bir hava vardı. Tabiî gündüz sıcaklığına göre... Teravih hatimle kılınıyor, ama siz bitmesini istemiyorsunuz... Kavimler, gönderilen nebiler, asır asır, devir devir, birer birer hem de en canlı şekilde gözünüzün önüne getiriliyor. Bu kadar berrak şekilde, 25. Söz'ün sonundaki Emirdağ Çiçeği'nde anlatılanları idrake yaklaştığımı hiç hatırlamıyorum.


Emirdağ Çiçeği'nde Üstad Hazretleri diyor ki:
Aziz sıddık kardeşlerim, Ramazan-ı Şerif'de Kur'an-ı Mucizü'l-Beyan'ı okurken, Risale-i Nur'a işaretleri Birinci Şua'da beyan olunan 33 âyetten hangisi gelse, bakıyorum ki, o âyetin sayfası, yaprağı ve kıssası dahi Risale-i Nur'a ve talebelerine kıssadan hisse almak noktasında bir derece bakıyor. Bilhassa Nur Sûresi'nden, Nur Âyeti on parmakla Risâle-i Nur'a baktığı gibi, arkasındaki zulümât âyetleri de muârızlarına tam bakıyor ve ziyade hisse veriyor. Âdetâ o makam, cüziyetten çıkıp külliyet kazanır ve bu asırda o külliyetin tam bir ferdi Risale-i Nur ve talebeleridir, diye hissettim. Evet Kur'an'ın hitabı:

Mütekellim-i Ezelî'nin (Cenab-ı Hakk'ın) umûmî rububiyetinin (Âlemlerin Rabbi olması itibarıyla) geniş makamından;

Hem bütün insanlık, belki kainat namına muhatap olan Zât'ın (sas) geniş makamından;

Hem umum nev-i beşer ve benî Âdem'in bütün asırlarda irşadlarının gayet geniş makamından;

Hem dünya ve âhiretin, arz ve semâvâtın, ezel ve ebedin ve kainatın Yaradanının rububiyetine ve bütün mahlûkatın idaresine dair İlâhî kanunların gayet yüksek ve kuşatıcı beyânâtının aldığı genişlik, yücelik ve ihâta cihetiyle o hitap, öyle yüksek bir mucizeliğin şumûlünü gösterir ki, Kur'an dersinin muhataplarından en büyük çoğunluğu teşkil eden avam tabakasının basit anlayışlarını okşayan zâhiri ve basit mertebesi dahî, en ulvî tabakayı da tam hissedar eder. Güya kıssadan yalnız bir hisse ve tarihî bir hikayeden bir ibret değil, belki küllî bir düsturun fertleri olarak, her asra ve her tabakaya hitap ederek taze nâzil oluyor... Bilhassa çok tekrar ile "ezzâlimîn... ezzâlimîn" yani "zâlimler... zâlimler..." diye ettiği tehditleri ve zâlimlerin zulümlerinin cezası olan semâvî ve arzî musibetleri şiddetle beyanı, bu asrın emsâlsiz zulümlerine Âd, Semûd ve Firavun kavimlerinin başlarına gelen azaplarla baktırıyor. Mazlum ehl-i imana da İbrahim Aleyhisselam ve Musa Aleyhisselam gibi peygamberlerin kurtuluşları ile teselli veriyor. (11. Şua olan Meyve Risalesi'nin 10. Meselesi)

Gerçekten Kur'an âyetleri, -Ramazan'ın feyiz bereketi olsa gerek- taze nâzil oluyor gibi, günümüzdeki dünya olaylarına mutabık şekilde hitaplarını, kalb ve vicdanları tasdik ettirircesine ilan ediyor. Bazan zâlim toplumların ilhadları ile ilgili kısımları dinlerken günümüz olayları birden hayalinizde canlanıveriyor ve siz donup kalıyorsunuz. Sonra da "Allahım Sen ne kadar bizlere Halîm olarak davranıyorsun!." demekten kendinizi alamıyorsunuz.

İmamın vitir kıldırırken sesli olarak uzun uzun okuduğu Kunut Duası sırasında bilhassa Âlem-i İslam'ı ilgilendiren ifadelerin geçtiği yerlerde cemaatin gösterdiği hüşyarlık insanda bambaşka duyguların uyanmasına vesile oluyor... Çünkü bazılarının bam teline dokunur gibi tesir eden ifadeler, onları hıçkırıklara boğuyor ve "Âmîn!" sesleri de öyle bir havada göklere yankılanıyor... Böylece bütün Âlem-i İslâm'ın dertlerini ruhunuzda hissetme imkânını en derin şekilde buluyorsunuz. Belki de Kâ'be'de yapılan ibadetlerin yüz bin kat sevaba vesile olmasının bir sırrı da budur...