Vurulmak, yüreğinin merkezinden… Vurulmak gönlünün en hassas yerinden… Vurulmak, bir şehla gözlü sevgiliye… Vurulmak, duyguların çağladığı bir dine… Vurulmak doğruluğun mihraklaştığı Muhammedü’l Emin’e. Vurulmak sözlerin en güzeli ezeli bir besteye. Vurulmak yolların en güzeli ve doğrusu İslam dinine. Vurulmak iman güneşine ve onun çevresinde bir kelebek gibi dönerken aşk ile yanıp tutuşmaya. Vurulmak bir davaya, vurulmak Mevlâ’ya…

Ayağı zincirli bir köle olmaktır vurulmak. Boynu kementli bir esir olmaktır. Her an onun için yanıp yanıp tutuşmaktır. Vurulduğu şeyin her arzusuna boyun eğmektir. Onun yolunda gerekirse ölümü dahi göze alabilmektir. Aşk ve sevda kanatlarını açıp o ufka uçmak ve pare pare olsa da, asla o hedeften dönmemektir.

Her türlü iblis tuzağını elinin tersi ile itmektir bir davaya vurulmak. Her doğruyu alıp eğriyi atmaktır yokluğa. Kar kış demeden çıkmaktır bir sonsuz yolculuğa. Özde hissetmektir çıkılan yolculuğu.

Vurulmak, aşık olmak demekse niçindir kaypaklık, niçindir alık alık yol yön değiştirmek? Vurulmak söz vermek ve ant içmekse niçindir serseriyane başka güzellere çevirmek bakışlarını? Vurulmak boynu zincirli, ayağı bukağılı bir köle olmaksa niçindir başka efendiler arama zavallılığı…

Vurulmuşum toprağına taşına

Vurulmuşum gökte uçan kuşuna

derken şair bir vatan sevgisinin yüreğine düşen korlarını sunmuş bize. Vurulmuş olanlar, gerçek vurgunu yemiş olanlar, artık onun tat ve lezzet merkezli dünyasına salarlar kendilerini. Başka güzellikler, başka sevdalar girmez onların hayaline. Başka bakışlar, başka gülücükler yol bulamaz zihnine, kalbine, vicdanına ulaşmak için…

Hz. Muhammed’e vurulmak O’nun yolunun mecnunu olmayı ve O şehrahın boynu tasmalı, ayağı zincirli kölesi olmayı şart kılar. Zira muma sevda mum aşkı, güneşe sevda güneş sevgisi, Sonsuz Nur’a sevda ise bir o kadar dayanıklılık ve çile taşır özünde.

Kolay değildir devlerin aşkı. Sonsuzu sevmek de bir dev aşkıdır. Cücelerin sevdiği dünyaya değildir onların gönül vurgunluğu. Pespaye lezzetler değildir aşk u şevkleri. İdeallerindeki sevgili ölçüsündedir çileleri ve azimleri, dayanma güçleri…

Özden vurgun olmak yine özden yenilenmeyi gerektirir. Zaman zaman o sevda ile içli dışlı olmayı ve onun atmosferinde yaşamayı elzem kılar.

İslam’a aşk onun kurallarını harfiyen yerine getirmekle mümkündür. Yoksa söylenen bir kuru sevdadır. Terennüm edilen yalanlarla karışık bir seranattır.

Hakk’a sevda O’nun yolunda pare pare olmayı gerektirir. Göz yaşlarını ceyhun etmeyi şart kılar. O’nun için inlemeyi ve O’nun için gülmeyi, O’nun için yollar aşmayı, engelleri geçmeyi tek yol gösterir.

Hülasa Allah için başlamayı, Allah için işlemeyi, Allah için almayı, Allah için vermeyi en birinci rükün kılar.

Ey “vurgun yedim, vuruldum!” diyen arkadaş! Hani sözünün gerekçesi. Hani sevdanın gerçekleri. Hani özündeki vurgunun tavırlarındaki, davranışlarındaki yansıması! Niçin gözün hâlâ gayra bakıyor, niçin sözün hâlâ dünya şarkılarını özünde gizliyor, niçin tavırların ve davranışların dünya, fena, zevk ve eğlence kokuyor? Bu ne biçim vurgundur. Bu ne biçim aşktır, bu ne biçim sevdadır ki seni ebedi lezzetlerden alıkoyuyor. Bu ne biçim vurgundur ki seni ebedi kazançtan dur ediyor ve geçici kârların peşine düşürüyor.

Gel sahte sevgilerin sahte maskelerini çıkarıp at. Ciddi bir sevda yüzüyle bak şu vurgun işine. O’na gönülden bağlan, O’nu özünde sev. Zira O’dur en fazla sevgiye layık olan güzel. O’dur yoluna en fazla çile çekmeye layık sermedi mahbup. O’nundur aşk ve sevda kanatlarıyla yükselmeye müheyya en yüce huzur. O’nundur kalbe akan, ebedi, solmayan ve sönmeyen sürur