+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Ne Dersiniz Bu İşe...

  1. #1
    Ehil Üye yasemenn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesajlar
    2.469

    Standart Ne Dersiniz Bu İşe...

    Ne dersiniz bu işe...

    Ahmet ALTAN aaltan@hurriyet.com.tr

    Cami ışıklarına bakan çocuk...

    Sonra büyüdüm.

    İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

    O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

    Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

    Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

    Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.


    Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin' demişti.

    Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.

    Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.

    Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.

    Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.

    Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.

    Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala'nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet...

    Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.

    Allah'ı çok sevmiştim.

    Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.

    Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.

    Ama beni sevmesini isterdim.

    İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.

    O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.

    Biz dede-torun değildik.

    Beni sevmiyordu.

    Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.

    Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.

    Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

    Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.

    Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı' benden koparmıştı.

    Sonra büyüdüm.

    İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

    O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

    Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

    Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

    Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.

    Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.

    Yirmili yaşlarımda Ankara'da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar' grubuyla karşılaşmıştık.

    Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.

    Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı' bulmuştu.

    Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim' diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola' getirmek için uğraşırdı.

    Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.

    Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.

    O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.

    Dindarları sevdim.

    İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.

    Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.

    Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.

    Onlara saygı göstermeyi öğrendim.

    Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.

    Zor günlerde bir ‘inançsıza' bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.

    Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur' ezberinden ‘din nedir' sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.

    Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.

    İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.

    Dindar olmadım, inançlı olmadım.

    Hálá da değilim.

    Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.

    Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.

    Tanrı'yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.

    Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona' emanet ediyorum.

    Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.

    Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim' şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara' öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla' arama sokmuyorum.

    Tanrı'dan bir beklentim yok.

    Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.

    Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.

    Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü' diye soracak bir tanrı.

    Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.

    Affetmezse de gücenmeyeceğim.

    Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.

    Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.

    O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.

    Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.

    Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen' çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.

    Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim.
    Cihan dolu bela başında varken ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl;
    Tevekkül ile bela yüzüne gül, ta o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül...

  2. #2
    Ehil Üye hayırlısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Kilis
    Mesajlar
    1.194

    Standart

    ?nsanoğlu işte, bir kaç dakikal?ğ?na ya cezbeye gelerek ya taraftar toplamak için , ya eski günlere özlemle imana gelmiş gibi konuşuyorlar ,sonra da söyledikleri laf?n arkas?nda hiç durmuyorlar , yaz?k oluyor tabi
    Evet, hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir. AMENNA

  3. #3
    Dost emel_h3 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    amasya
    Mesajlar
    20

    Standart

    "yak?n ama uzak"
    "Hidayet bir tek allahtand?r."
    bana düşündürdüğü bu oldu.
    rabbim uyuyan kalpten,hissedemeyen duygulardan,seni yaşayamayan latifelerden sana s?ğ?n?r?m...

    etraf?m?zda malesef bu duygularda olan sevdiğimiz arkadaşlar?m?z var.tebliğ gücümüz çok zay?fta olsa onlar için dua etmeliyiz.

  4. #4
    Ehil Üye hayırlısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Kilis
    Mesajlar
    1.194

    Standart

    Alıntı emel_h3 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    "yakın ama uzak"
    "Hidayet bir tek allahtandır."
    bana düşündürdüğü bu oldu.
    rabbim uyuyan kalpten,hissedemeyen duygulardan,seni yaşayamayan latifelerden sana sığınırım...

    etrafımızda malesef bu duygularda olan sevdiğimiz arkadaşlarımız var.tebliğ gücümüz çok zayıfta olsa onlar için dua etmeliyiz.
    doğru
    Evet, hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir. AMENNA

  5. #5
    Dost yolcum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    konya
    Mesajlar
    38

    Standart

    dilime gelmeyen tuhaf bir duygu ile okudum bu yaz?y?..bitirtikten sonra daha güçlü hissettim ve gözlerimin yaşard?ğ?n?n fark?na vard?m..sebebini bilmiyorum..Rabbim hidayet versin..iman?n lezzetini herkese duyursun inşallah..
    Allah bize yeter,O ne güzel vekildir...

  6. #6
    Ehil Üye hayırlısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Kilis
    Mesajlar
    1.194

    Standart

    "?lk kez okulda din hocas? cehennemi uzun uzad?ya bütün korkunçluğuyla anlatt?ğ?nda dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlar?nda, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocan?n anlatt?klar? hiç birbirine benzemiyordu.
    O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazapl?, benim çocuk akl?m?n kavrayamayacağ? çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.
    Biz dede-torun değildik.
    Beni sevmiyordu.
    Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana ac?lar çektirecekti.
    Ben ona hiç böyle şeyler yapmazd?m ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.
    Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hat?rl?yorum.
    Bir daha uzun y?llar camiye gitmedim.
    Din hocas? benim çocukluk dünyam?n en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazl?k yapt?m diye k?zd?ğ?nda kendisine s?ğ?nd?ğ?m ‘yak?n?m?' benden koparm?şt?.
    Sonra büyüdüm.
    ?nanman?n huzurundan akl?n huzursuzluğuna geçtim.
    O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmad?m, oruç tutmad?m, dua etmedim, namaz k?lmad?m."


    Yaz?dan ufak bir al?nt? yapt?m da arkadaşlar , öncelikle isteriz ki bu şah?s da imana gelsin ve söyledikleri sözde kalmas?n inşallah , amma işin asl?na da bakarsan?z bu bahaneyi ben yutar?m da Allah kabul eder mi bilmem , söyleme sebebimde şu ki , bu tür nefsi emmarenin avuntular?na girip de Allah bizi dinden al?koymas?n , Üstad diyor ya "nefs-i emmareniz sizi aldatmas?n".
    Evet, hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir. AMENNA

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ne Dersiniz?
    By nihannn in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 13.12.19, 09:19
  2. Ne dersiniz?
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 05.05.14, 12:48
  3. Ne dersiniz
    By *SAHRA* in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 22.03.14, 08:01
  4. Yeşillenmeye Ne Dersiniz ???
    By *ruveyda* in forum Mizah
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 07.04.08, 17:16
  5. Siz Ne Dersiniz?
    By asamet in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 02.03.07, 16:01

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0