+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Selmaân-ı Farisî (r.a)

  1. #1
    Gayyur muntehab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Siirt
    Mesajlar
    115

    Standart Selmaân-ı Farisî (r.a)

    Selmaân-? Farisî (r.a)

    Seçkin ve meşhur sahabilerden biri. ?ran as?ll? olup, ?sfahan'?n Cayy kasabas?nda doğmuştur. Bir rivayete göre de doğum yeri Râmehürmüz'dur. Doğum tarihi hakk?nda bilgi bulunmamaktad?r. Selman (r.a)'?n müslüman olmadan önceki ismi, Mabah b. Buzahşan'd?r. Müslüman olduktan sonra Selman ismini alm?şt?r. Künyesi Ebu Abdullah't?r. Ona nesebi sorulduğu zaman; 'Ben; Selman b. ?slam'?m' demiştir (?bn Sa'd Tabakâtül Kübra, Beyrut (t.y.), IV, 75; ?bnul-Esir, Üsdül-Ğabe, II, 417; ?bn Hacer el-Askalani, rel-?sâbe, Bağdat (t.y.), ll, 62). Selman (r.a)'?n babas? Mecusiliğe aş?r? bağl? olan bir köy ağas? (Dikhan) olup büyük bir çiftliğe sahipti. Onun evinde bir ateşgede vard? ve onda ateşin sönmeden sürekli yanmas?n? sağlama işiyle Selman (r.a) ilgileniyordu. Babas?n?n ona karş? olan sevgisi çok aş?r?yd?. Bu yüzden onu, kendisine bir zarar gelmesin diye eve kapatm?şt?. Bu arada Selman (ra), Mecusiliğin gerçek bir din olup olamayacağ? hakk?nda düşünmeye başlad?. Ancak o kendi deyimiyle, bir köle gibi eve hapsedildiğinden, d?şar?daki olaylardan pek haberdar değildi ve bu yüzden Mecusiliği diğer dinlerle karş?laşt?rma imkan?ndan yoksun bulunmaktayd?. Bir ara babas?, işleri yoğunlaş?nca onu tarlalardan birisine bakmas? için göndermek zorunda kald?. Öte taraftan onu, kendisi için her şeyden değerli olduğunu söyleyerek işini bitirince gecikmeden eve dönmesi için uyard?. Bölgede az da olsa Hristiyan bulunmaktayd?. Yola ç?kan Selman (r.a), bir kilisenin yan?ndan geçerken, içerde ibadet edenlerin durumu dikkatini çekti ve içeri girerek onlar? izlemeye başlad?. O, evde hapsedilmiş olduğu için bu insanlar?n dini hakk?nda hiç bir bilgiye sahip değildi. Selman (r.a) tarlaya gitmekten vazgeçerek, büyük bir merak içerisinde, akşama kadar orada kalm?ş ve bu dinin Mecusilikten daha hay?rl? olduğu kanaatine vararak, onlara bu dinin kaynağ?n?n nerede olduğunu sormuştu. Onunla ilgilenen h?ristiyanlar, dinleri hakk?nda onu bilgilendirmişler ve bu dinlerinin kaynağ?n?n Suriye de olduğunu söylemişlerdi. Selman (r.a), eve dönmekte gecikince babas? endişelenmiş ve onu bulmak için adamlar göndermişti. Eve dönen Selman (r.a), baş?ndan geçen olay? babas?na anlatt?. Babas? ise ona, gördüğü dinde hiç bir hayr?n bulunmad?ğ?n? ve atalar?n?n dininin, karş?laşt?ğ? dinden daha iyi ve üstün olduğunu söyledi. Selman (r.a) babas?na karş? ç?karak, h?ristiyanl?ğ?n kendi dinlerinden üstün olduğu konusunda onunla tart?şmaya başlad?. Babas?, onun bu durumundan telaşland? ve ayaklar?ndan bağlayarak onu hapsetti. Selman (r.a), kilisedeki H?ristiyanlarla irtibat kurarak, Suriye taraf?na gidecek bir kervan haz?r olduğu zaman, kendisine haber vermelerini istedi. Böyle bir kervan haz?r olduğu zaman, kendisine verilen haber üzerine evden kaçt? ve bu kervana kat?larak Suriyeye gitti. Burada bir rahibin hizmetine girdi ve ondan H?ristiyanl?ğ?n esaslar?n? öğrenmeye başlad?. Ancak bu rahib, kötü bir kimseydi. O, insanlar? sadaka vermeye teşvik ediyor, fakat toplad?ğ? bu sadakalar? yerlerine sarfetmeyerek kendisi için biriktiriyordu. Bu rahib ölünce, Selman (r.a), onun yerine geçen rahibe tabi oldu. Bu kimse zühd ve takva sahibi bir zatt?. Ona büyük bir sevgiyle bağlanan Selman (r.a), ölümü yaklaşt?ğ? zaman; kendisine kimi tavsiye edebileceğini sordu. Rahip ona, tabi olunabilecek tek kişiyi tan?d?ğ?n?, onun da Musul'da bulunduğunu söyledi. Selman (r.a), Musul'a gidip, bu kimseye tabi oldu. Onun ölümü yaklaşt?ğ? zaman da ondan yine kimin gözetimine girmesi gerektiği hususunda tavsiye istedi. Bu zat ona, üzerinde bulunduklar? itikadta hiç kimseyi tan?mad?ğ?n?, ancak, Nusaybin'de bulunan bir âlime tabi olabileceğini söyledi. Selman (r.a) doğruca Nusaybine gitti. Nusaybin'deki rahibin yan?nda bir müddet kald?ktan sonra, onun da ölüm döşeğine yatt?ğ?n? gören Selman (r.a), yine kime uyabileceğini sordu. Bu kimse, ona, uyulabilecek tek bir kimseyi tan?d?ğ?n? ve onun Rum diyar?nda, Ammuriye'de bulunduğunu söyledi. O ölünce Selman (r.a), Ammuriye'ye gitti. Ammuriye'de bir müddet kald?ktan sonra burada yan?nda kald?ğ? rahibin ölümü yaklaşt?ğ? zaman ondan da kime tabi olacağ? konusunda vasiyette bulunmas?n? istedi. Bu kimse ona, yeryüzünde tabi olunabilecek bir kimsenin var olduğunu bilmediğini söyledi ve şöyle ekledi: 'Ancak bir peygamberin gelmesi yak?nd?r. O, ?brâhim'in dini üzere gönderilecek ve kavminin aras?ndan hicret edip, içinde hurma bahçeleri olan iki harra aras?ndaki bir yere gidecektir. Onun peygamber olduğunu belirten alâmetleri vard?r: O, hediye edilen şeyleri yer, sadaka olarak hiçbir şeyi kabul etmez. ?ki omuzu aras?nda da nübüvvet mührü bulunmaktad?r. Görünce onu tan?rs?n. O ülkeye gidip ona kat?lmay? başarabileceğine inan?yorsan bunu yap' (Ahmed b. Hanbel, V, 442-443; ?bn Sa'd, IV, 77-78; ?bnul-Esîr, Üsdül-Ğâbe, II, 417-418).

    Selman (r.a), burada bir müddet kald?ktan sonra, Kelb kabilesinden bir tüccarla karş?laşt?. Ondan, ülkesi hakk?nda bilgi ald? ve bahsedilen nebinin bu bölgedeki bir yerden ç?kmas? gerektiğine kanaat getirerek, kendisini bir ücret karş?l?ğ?nda birlikte götürmesini istedi. Selman (r.a)'?n teklifini kabul eden Kelbli Arap onu yan?na alarak Hicaz'a doğru yola ç?kt?. Ancak, Vadil-Kura'ya geldiklerinde bu kimse Selman (r.a)'a ihanet etti ve onu köle olarak bir Yahudiye satt?. Vadil-Kura'da hurmal?klar? gören Selman (r.a), kalbi mutmain olmamakla birlikte, Ammuriye'deki rahibin kendisine tarif ettiği yerin buras? olmas?n? arzuluyordu. Vadil-Kura'da bir müddet kald?ktan sonra, efendisinin amcas?n?n oğlu olan Kureyzaoğullar?'ndan bir kimse taraf?ndan sat?n al?narak Medine'ye götürülen Selman (r.a), buray? görünce, hocas?n?n kendisine bahsettiği beldeye geldiğini anlam?şt?. Rasûlüllah (s.a.s) Mekke'de peygamberlikle görevlendirilip Medine'ye hicret edene kadar köle olarak hurma bahçelerinde çal?şm?ş ve sürekli meşgul tutulduğu ve serbest olarak kimseyle konuşamad?ğ? için, onun varl?ğ?ndan haberdar olamam?şt?. Rasûlüllah (s.a.s) Kuba'ya geldiği zaman Yahudiler, Evs ve Hacrec'in ona iman etmesine k?z?yor ve bunu bir türlü hazmedemiyorlard?. Selman (r.a), hurma bahçesinde bir ağac?n tepesinde çal?şt?ğ? s?rada Yahudilerden birisi gelmiş ve ağac?n alt?nda oturan Selman (r.a)'?n sahibine (Evs ve Hacrec'i kastederek);

    'Allah Benu Kayle'ye lânet etsin. Vallahi onlar şu anda, Mekke'den bu gün gelen bir adam?n etraf?nda toplanm?ş bulunuyor ve onun nebi olduğuna inan?yorlar' dedi. Selman (r.a) şöyle demektedir: 'Ben kendi kendime; 'bu kesinlikle o peygamberdir' dedim. Öyle bir titremeye başlad?m ki; ağac?n alt?nda duran sahibimin üzerine düşeceğim korkusuna kap?ld?m. Süratli şekilde ağaçtan aşağ? inip; 'Ne diyor? Bu haber nedir?' diye sordum. Bunun üzerine efendim bana şiddetli bir yumruk att? ve; 'Bundan sana ne! ?şinin baş?na dön' diye bağ?rd?. Ben ona; 'Sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istemiştim' dedim. Akşam olunca Selman (r.a), biriktirmiş olduğu bir miktar yiyeceği alarak, Kuba'da bulunmakta olan Rasûlüllah (s.a.s)'in yan?na gitti ve ona; 'Senin salih bir kimse olduğunu duydum. Yan?n?zda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlar?n?z var. Sizin halinizi duyduğum zaman, bunlar? size vermemin daha iyi olacağ?n? düşündüm' dedi ve getirdiklerini Rasûlüllah (s.a.s)'in yan?na koydu. Rasûlüllah (s.a.s), ashab?na;

    'Yiyin' dedi. Ancak kendisi bunlardan yemedi. Selman (r.a), sadaka kabul etmediğini gördüğü zaman kendi kendine; 'Bu alametlerin biridir' dedi. Daha sonra Rasûlüllah (s.a.s) Medine'ye geçti. Selmân (r.a) tekrar bir şeyler haz?rlayarak Rasûlüllah (s.a.s)'in yan?na gitti ve getirdiklerinin sadaka olmad?ğ?n?, sadece kendisine hediye olarak vermek istediğini söyledi. Onun sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görünce ikinci alametin de onda var olduğuna kani oldu. Bir zaman sonra Selman (r.a) tekrar Rasûlüllah (s.a.s)'in yan?na gitti. Rasûlüllah (s.a.s) ashab?yla birlikte oturmaktayd?. O, onlara selam verdikten sonra, Rasûlüllah (s.a.s)'in etraf?nda dolaşmaya başlad?. Onun, bildiği bir şeyi araşt?rd?ğ?n? anlayan Rasûlüllah (s.a.s) ridas?n? kald?rd?. Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in s?rt?ndaki mührü gördüğü zaman Ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün ayn?s? olduğunu anlad? ve onu öperek ağlamaya başlad?. Rasûlüllah (s.a.s) onu yan?na oturtarak halini sordu. Selman (r.a), oraya ulaş?ncaya kadar baş?ndan geçen olaylar? anlatt?ğ? zaman, Rasûlüllah (s.a.s) ve orada bulunan sahabiler bunu hayretler içerisinde dinlemişlerdi (?bn ?shak, es-Sîre, Neşr: M. Hamdullah, ?stanbul 1981, 66; Ahmed b. Hanbel, V, 442-443; ?bn Sa'd, a.g.e., IV, 77-79; ?bnul-Esîr, Üsdül-Ğabe, II, 418-419; Muhammed b. Hasan ed-Diyarbekrî, Tarihul-Hamis, Beyrut (t.y), I, 351-352; Ahmed b. Haf?z el-Hakemî, el-K?sasul-?slâmiye, (muhtemelen) Riyad 1976, I,187-189). Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'e geldiği zaman Arapçay? meram?n? anlatacak ölçüde bilmiyordu. Onunla Farsçay? bilen bir tercüman arac?l?ğ?yla konuşmuş olduğu rivayet edilmektedir (Diyarbekrî, a.g.e., I, 352).

    Selman (r.a)'?n ?sfahan'daki köyünde başlayan ve müslüman olup kölelikten kurtuluncaya kadar baş?ndan geçen bu olaylar? Ahmed b. Hanbel, ?bn Sa'd, ?bnul-Esir ve diğerleri, onun kendi anlat?m?yla ?bn Abbas'dan rivayet etmektedirler. ?bn Sa'd'?n Kurre el-Kindî'den naklettiği başka bir rivayette ise Selman (r.a)'?n bu k?ssas? farkl? bir şekilde anlat?lmakta ve onun, ?slam'a ulaşan yolculuğu esnas?nda, h?ristiyan hocalar?n vasiyetleriyle, H?ms'a gittiği; yine buradan tavsiye üzerine Kudüse ulaşt?ğ?; burada kendisine tarif edilen zat? bulup ondan ilim tahsil ettiği; bu kimsenin ona son peygamberin ç?kacağ? yer ve önceki rivayetlerde geçen alametleri bildirmesi üzerine Hicaz'a doğru hareket ettiği ve sonunda Araplardan bir topluluk taraf?ndan köle edilip Medine'de bir kad?na sat?ld?ğ? nakledilmektedir (?bn Sa'd, a.g.e., IV, 71-72; diğer rivayetler için bk. el-Hâkim, el-Müstedrek, Beyrut (t.y.), III, 598, vd.).

    ?bnul-Hacer, Selman (r.a)'?n müslüman olana kadar hakk?nda nakledilen k?ssalar?n birbiriyle farkl?l?klar arzettiğini, bunlar?n aras?n? telif etmenin güç olduğunu söylemektedir (Askalanî, a.g.e., II, 62).

    Selman (r.a), Hicret'in beşinci y?l?na kadar köle olarak yaşam?şt?r. Bundan dolay? o, Hendek savaş?ndan önceki gazalara iştirak edemedi. Uhud savaş? öncesinde Rasûlüllah (s.a.s) ona, efendisiyle mükâtebede bulunmas?n? söyledi. Selman (r.a), bunun üzerine efendisine giderek onunla, üçyüz hurma fidan? temin edip dikmek ve k?rk uk?ye (1600 yüz dirhem) alt?n vermek şart?yla anlaşt?. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s), Sahabilere: 'Kardeşinize yard?m edin ' dedi. Sahabiler güçleri miktar?nca fidan temin ederek üç yüz tane fidan? ona verdiler. Rasûlüllah (s.a.s), ona: 'Selman, git çukurlar?n? kaz. Dikmeye s?ra geldiği zaman onlar? sen dikme, bana haber ver. Onlar? kendi ellerimle yerlerine koyay?m'dedi. Selman (r.a), çukurlar?n kaz?lma işini Sahabîlerin yard?m?yla bitirdi. Rasûlüllah (s.a.s), bahçeye giderek bütün fidanlar? yerine koydu. Bu fidanlardan hiç bir tanesi kurumam?şt?. Daha sonra, Rasûlüllah (s.a.s) Selman (r.a)'? yan?na çağ?rarak, efendisine ödemesi gereken k?rk uk?ye alt?n? ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde bir alt?n külçesi verdi. Selman (r.a): 'Bu benim ödemem gereken miktar? nas?l karş?lar ya Rasulallah?' demekten kendini alamad?. Rasûlüllah (s.a.s) ona, Ey Selman! Allah onunla senin borcunu karş?layacakt?r' dedi. Selman (r.a) şöyle demektedir: 'Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, onunla k?rk ukiyelik ödemem gereken miktar? ödedim'. Art?k böylece Selman (r.a) hürriyetine kavuşmuş oluyordu (Ahmed b. Hanbel, V, 443-444; ?bn Sa'd, a.g.e., IV, 79-80; Diyarbekri, I, 468; ?bnül-Esîr, Üsdü'l-Ğabe, II, 419; onun azad edilmesi hakk?nda değişik rivayetler için bk. Diyarbekrî, a.g.e., I, 469).

    Selman (r.a)'?n kat?ld?ğ? ilk savaş Hendek savaş?d?r. Müşrikler, müttefiklerle birlikte oluşturduklar? on bin kişilik bir orduyla birlikte Medine'ye doğru harekete geçtikleri zaman, Rasûlüllah (s.a.s), şehir içinde kalarak bir savunma savaş? vermeyi kararlaşt?rm?şt?. Ancak, Medine'nin çevresinde düşman?n şehre girişini engelleyecek her hangi bir sur yoktu. Bu durum şehrin savunulmas?n? oldukça güçleştiriyordu. Yap?lan istişareler esnas?nda Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'e, 'Ey Allah'?n Rasûlü! Biz ?randa muhasara edildiğimiz zaman şehrin etraf?nda bir hendek kazarak kendimizi savunurduk' deyip hücuma aç?k bölgede bir hendek kaz?lmas? görüşünü ileri sürmüştü (Taberi, Tarih, II, 566). Bu görüş Rasûlüllah (s.a.s) taraf?ndan uygun bulunmuş ve derhal hendeğin kaz?lmas? için faaliyete geçilmişti. Selman (r.a), kuvvetli bir kimseydi ve kaz? işinde oldukça verimli çal?şmaktayd?. Ensar grubu, Selman (r.a)'? sahiplenerek, 'Selman bizdendir' dediler. Bunun üzerine muhacirler; 'Hay?r Selman bizdendir' demeye başlad?lar. Bunu duyan Rasûlüllah (s.a.s);

    'Selman bizdendir. O ehl-i beytimdendir' diyerek onu ehl-i beytine dahil etmiştir (Taberi, ayn? yer; ?bn Sa'd, a.g.e., IV, 83).

    Selman (r.a), daha sonraki bütün savaşlarda Rasûlüllah (s.a.s) ile birlikte bulunmuştur. Mekkeli müşrikler, Medine önlerine geldikleri zaman şehirle aralar?ndaki hendeği gördüklerinde şaş?rm?şlard?. Çünkü Araplar daha önce böyle bir savunma usulünden habersizdiler. Müşrikler, bu hendeği geçmeyi denedilerse de başaramad?lar. Savaş?n kazan?lmas?nda hendeğin rolü o kadar büyük olmuştur ki, bundan dolay? Hendek savaş? olarak adland?r?lm?şt?r.

    Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in yan?ndan vefat edinceye kadar ayr?lmad?. Hz. Ebu Bekir (r.a)'?n Halifeliği zaman?nda da Medine'de bulunmuştur.

    Ömer (r.a) devrinde ?slâm ordusu ?ran'?n fethi için harekete geçtiği zaman Selman (r.a) da bu orduya kat?ld?. Selman (r.a) ?ran as?ll?yd?. Bundan dolay? düşman ordusunun durumunu çok iyi biliyordu. Ayr?ca Farslar?n ?slâm dinini kabul ederek dalaletten kurtulmalar?n? şiddetle arzulamaktayd?. ?ranl?lar, Kadisi'ye yenilgisinden sonra Medain'de toplanm?şlard?. Müslümanlar Dicle nehrinin kenar?na geldikleri zaman, karş?ya geçmek için hiç bir şey bulamad?lar. Sa'd b. Ebi Vakkas, karş? sahile bir öncü birliği gönderip geçiş güvenliğini sağlad?ktan sonra, bütün orduya nehri geçme emrini verdi. Ordu topluca, sular? kabarm?ş bir şekilde akan Dicle nehrine dald?. Sa'd (r.a)'in yan?nda Selman (r.a) bulunmaktayd?. Sa'd (r.a), dua ediyor ve Allah Teâlâ'n?n dostlar?na yard?m edeceğini, dinini üstün k?lacağ?n? ve Allah Teâlâ'ya isyan eden bir topluluğun iyiliğe (?slâm'a) galebe çalamayacağ?n? söylüyordu. Nehrin ortas?nda oldukça heyecanl? bir halde bulunan Sa'd (r.a)'a, Selman (r.a) şöyle demekteydi: '?slâm yepyenidir. Allah, karalar? nas?l müslümanlar?n emrine vermişse, denizleri de onlar?n emrine verecek güçtedir. Allah'a yemin ederim ki müslümanlar nehre nas?l ak?n ak?n girmişlerse nehirden öylece ak?n ak?n ç?kacaklard?r'. Gerçekten Selman (r.a)'?n dediği olmuş ve müslüman ordusu hiç kay?p vermeden karş? k?y?ya geçmişti (Taberi, Tarih, IV, 11-12; ?bnul-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarih, II, 511-512). ?ranl? askerler dehşet içerisinde, onlar?n nehri geçişlerine bak?yorlar ve kendi kendilerine; 'Şeytanlar geliyor. Vallahi bizim savaşt?ğ?m?z bu topluluk cinlerden başkalar? değildir' demekteydiler (Taberi, II, 514). ?ranl? askerler kaçarak Kisra'n?n saray?na s?ğ?n?p direnmeye devam ettiler. Buraya gönderilen öncü birliğinin komutan? Selman (r.a)'d?. O, surun önüne geldiği zaman, ?slam?n emrettiği şekilde onlar? üç defa müslüman olmaya, kabul etmezlerse cizye ödemeye davet etti. Selman (r.a) onlara şöyle diyordu: 'Ben de aslen sizden biriyim. Size ac?yor ve yumuşak davran?yorum. Eğer müslüman olursan?z bizim kardeşlerimiz olarak ayn? haklara sahip olursunuz. Bunu kabul etmez, dininiz de kalmak isterseniz, bize itaat ederek cizye ödersiniz. Bunu da kabul etmezseniz, diğerleri gibi sizinle savaş?r?z' (Taberi, a.g.e., IV,14). Selman (r.a), meselenin Araplar?n Acemlere hâkimiyeti meselesi olmad?ğ?n? onlara anlatabilmek için, 'Sizden biri olduğum halde Araplar bana itaat ediyor' diyerek (?bn Hanbel, V, 444) ikna etmeye çal?ş?yordu. Selman (r.a) ilk iki şart? kabul etmemeleri üzerine onlara üç gün düşünmeleri için mühlet verdi. Üçüncü gün sarayda bulunan askerler teslim olmay? kabul ettiler ve böylece Kisra'n?n muhteşem saray? müslümanlar?n eline geçmiş oldu (Taberi, a.g.e., IV). Daha önce Behuresirdekileri de o ?slâm'a davet etmişti. Ancak buradakiler, cizye vermeyi de reddedince savaş?larak mağlup edilmişlerdi (Taberi, ayn? yer).

    Sa'd (r.a) Medâin'de karargah kurmuştu. Ancak buran?n havas?, ?slâm askerlerine iyi gelmemiş, iklim değişikliğinden dolay? yüzlerinin renkleri değişmişti. Bu durumu öğrenen Ömer (r.a), Sa'd'a haber göndererek, müslümanlar?n yaşamalar?na uygun bir yer tesbit edilmesi için Selman (r.a) ile Huzeyfe (r.a)'? görevlendirmesini istedi. Bu yer ile Medine aras?nda ulaş?m kolayl?ğ?n? engelleyecek bir nehrin bulunmamas?n? özellikle vurgulad?. Bölgede araşt?rmalarda bulunan Selman (r.a) ve Huzeyfe (r.a), sonunda Kufe üzerinde karar k?ld?lar ve burada ordugah şehri inşa edildi (17/638) (Taberi, a.g.e., IV, 40-41; ?bnul-Esir, el-Kamil fit-Tarih, II, 527-528). Selman (r.a) ?ran'?n fethi için devam eden askerî harekâtlarda aktif olarak rol alm?şt?r (Taberi, IV, 305; ?bnul-Esir, el-Kâmil fit-Tarih, III, 132).

    Selman (r.a), Hz. Ömer (r.a) döneminde Medâin valiliğinde bulunmuştur. Selman (r.a), Hicri 36 y?l?nda Medain'de vefat etmiştir (?bnul-?mad, Şezerâtu'z-Zeheb, I, 44; ?bn Hacer, a.g.e., II, 63; ?bnul-Esîr, Tarih, III, 287; ?bn Sa'd, a.g.e., VI,17). Ancak onun ölüm tarihi hakk?nda farkl? rivayetler bulunmaktad?r. Hz. Osman (r.a)'?n hilafetinin sonlar?na doğru, (35) veya 37 y?l?nda vefat ettiği rivayet edilmekte; hattâ Hz. Ömer zaman?nda öldüğü de söylemektedir (?bnul-Esîr, Üsdü'l-Ğabe, II, 421). ?bn Hacer, onun ölümü ile ilgili farkl? tarihleri verdikten sonra, Enes (r.a)'den, ?bn Mes'ud'un, ölüm döşeğindeki Selman (r.a)'? ziyaret ettiği şeklindeki rivayeti delil alarak, ?bn Mes'ud'un 34. y?ldan önce vefat ettiğini, dolay?s?yla Selman (r.a)'?n ölümünün 33. veya 32. y?l?nda olmas? gerektiği görüşünü ileri sürmektedir (?bn Hacer, a.g.e., II, 63). Onun iki yüz elli ile üç yüz elli sene yaşad?ğ? şeklinde rivayetler bulunmakta ve raviler iki yüz elli sene yaşad?ğ?n?n şüphe götürmez olduğunu söylemektedirler (el-Askalanî, a.g.e., II, 62; ?bnul-Esîr, Tarih, II, 287; Üsdül-Ğabe, 421). ?bn Hacer, Zehebî'nin rivayetlerini değerlendirdikten sonra, onun ancak seksen y?l kadar yaşam?ş olabileceği kanaatine vard?ğ?n? nakletmektedir (?bn Hacer, ayn? yer) ki, gerçeğe yak?n olan da budur. Selman (r.a)'?n mezar?, Bağdad'?n 30 km doğusunda Medain harabeleri civar?ndan akan Deyale ?rmağ?n?n kenar?ndad?r. Onun bulunduğu yer Selman-? Pak (temiz Selman) olarak isimlendirilmiştir. Onun mezar?n?n içinde bulunduğu cami IV. Murad taraf?ndan tamir ettirilmiştir.

    Selman (r.a), ilim, fazilet ve zühd bak?m?ndan Ashab?n en önde gelen simalar?ndan birisi olup, Rasûlüllah (s.a.s)'e yak?nl?ğ?yla tan?nmaktad?r. Hz. Aişe (r.an), şöyle demektedir:

    'Bir çok geceler Selman (r.a) Rasûlüllah (s.a.s) ile yaln?z kal?rlard?. Bu beraberlik o kadar sürerdi ki Rasûlüllah (s.a.s) han?mlar?ndan birinin yan?na bile girmezdi' (?bnul-Esir, Üsdül-Ğabe, II, 420). Rasûlüllah (s.a.s), Hendek savaş? esnas?nda onun ehl-i beytinden olduğunu ilân etmişti.

    Hz. Ali (r.a) onun hakk?nda; 'Ona evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi verilmiştir. Onda bulunan bu ilme ulaş?lamaz' demiştir. Başka bir zaman da: 'O bizim ehl-i beytimizdendir. Aran?zdaki konumu Lokman Hekim gibidir. ?lk ve son kitab? okumuştur. Sonu olmayan bir denizdir' demiştir. Muaz (r.a) kendisine gelenlere ilmi, aralar?nda Selman (r.a)'?n da bulunduğu dört kişiden talep etmelerini söylemiştir. Onun ilmi hakk?nda yap?lan övgüler Rasûlüllah (s.a.s)'in söylediği; 'Selman ilme doyuruldu' (?bn Sa'd, a.g.e., IV, 85). Sözüne dayand?r?lmaktad?r. Selman (r.a), Ebu Derdâ' (r.a)'?n gece boyu namaz k?ld?ğ? ve sürekli oruç tuttuğunu gördüğü zaman onu bundan al?koyup haz?rlanan yemekten yiyerek orucunu bozmas? konusunda ?srar etmiş ve ona; 'Üzerinde gözünün hakk? vard?r, ailenin hakk? vard?r. Bazen oruç tut, bazen tutma; bazen namaz k?l, bazan ara ver' (bunlar? nafile olan ibadetleri için söylemiştir). Ebu'd-Derdâ' bu durumu Rasûlüllah (s.a.s)'e ilettiği zaman o; 'Selman senden daha âlimdir' dedi ve bunu üç kere tekrarlad? (?bn Sa'd, a.g.e., IV, 85-86).

    Hz. Ömer (r.a), ona büyük bir sayg? gösterirdi. Ümmetin idaresinin sorumluluğu alt?nda ezilen Ömer (r.a), duyduğu bir endişesini dile getirerek Selman (r.a)'a şöyle sormuştu: 'Ben bir melik (kral) miyim, yoksa halife miyim?'. Selman (r.a) ona şöyle karş?l?k verdi; 'Eğer sen müslümanlar?n toprağ?ndan bir dirhemden az veya fazla bir para al?r, sonra onu, haks?z bir şekilde sarfedersen, sen halife olmay?p bir melik olursun' (Taberi, a.g.e., IV, 211; ?bnu'l-Esir, Tarih, III, 59).

    Hz. Ömer (r.a), fey gelirlerini taksim ederken, Selman (r.a)'a dört bin dirhem hisse ay?rm?şt?r. Baz? kimseler, 'Halifenin oğlu (Abdullah) üç bin beşyüz dirhem al?yor, bu Farsl? ise dört bin dirhem al?yor' diyerek bu durumu garipsemişlerdi. Oradakiler: 'Selman, Rasûlüllah (s.a.s) ile Abdullah'?n kat?lmam?ş olduğu bir çok savaşa kat?lm?şt?r' diyerek cevaplad?lar (?bn Sa'd, IV, 86). Başka bir rivayette, Ömer (r.a), Fey gelirlerinden müslümanlara maaş bağlamak için Divanul-Atâ'y? tesis ettiği zaman, Sahabiler için ?slâm'daki öncelikleri ve kat?ld?klar? savaşlar? göz önüne alarak bir grupland?rma yapt?ğ?; Selman (r.a)'?, Hasan (r.a), Hüseyin (r.a) ve Ebu Zer ile birlikte olmad?klar? halde Bedir ehlinden sayarak alacaklar? miktar? beş bin dirhem olarak kararlaşt?rd?ğ? bildirilmektedir (Taberi, a.g.e., III, 614).

    Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: 'Cennet üç kişiyi özler. Ali, Ammar ve Selman' (Tirmizi, Menâk?b, 34).

    Selman (r.a), son derece mütevazi ve kanaatkar bir hayat yaşam?şt?r. O, Medain'de vali bulunduğu ve çoğu devlet memurlar?ndan fazla gelire sahip olduğu halde günlük yaşam?, son , derece sadeydi. O, köle olduğu zaman nas?l giyinir ve nas?l gezerdiyse Medain valisi olduğu zaman da ayn? hal üzere devam etmişti. O, eline geçen paray? tasadduk eder ve kendi emeğiyle ürettiği şeylerden başkas?n? yemezdi. Tan?mayan birisinin, onun vali olduğunu anlamas? mümkün değildi. Medain sokaklar?nda yürürken Suriye taraf?ndan gelen bir tüccar, üzerinde alelade bir aba ile gördüğü Selman'? çağ?rarak yüklerini taş?mas?n? istedi. O, hiç tereddüt etmeden yükleri s?rt?na ald? ve adamla birlikte yürümeye başlad?. Onu bu halde görenler, 'Bu validir' dediklerinde adam; 'Seni tan?m?yordum' diyerek özür diledi. Selman (r.a) ona, 'Hay?r bunlar? evine kadar götüreceğim' diyerek yoluna devam etti (?bn Sa'd, a.g.e., IV, 88; buna benzer diğer bir olay için bk. ayn? yer).

    Baz? kimselerin giyiminden dolay? kendisine dil uzatmalar? ve hafife almalar?na karş? hiç bir tepki göstermemiştir. Bir defas?nda iki genç asker yan?ndan geçerlerken, onu göstererek; 'Emiriniz budur' diyerek gülüyorlard?. Selman (r.a)'?n yan?ndaki adam ona, 'Ey Ebu Abdullah! Şunlar?n ne dediğini görüyor musun?' dedi. Selman (r.a) ona şöyle dedi: 'Onlar? b?rak. Hay?r ve şer bu günden sonrad?r. Eğer toprak yemeyi becerebilirsen onu ye de, iki kişiye dahi olsa emir olmaktan kaç?n. Mazlumun ve s?k?ş?k durumdaki kimselerin duas?ndan sak?n. Çünkü onlar?n dualar? ile Allah Teâlâ aras?nda perde yoktur' (?bn Sa'd, a.g.e., IV, 87-88). Selman (r.a) çok cömert bir kişiliğe sahipti. Eline geçen her şeyi fakirlere bölüştürürdü (?bnul-Esîr, Üsdül-Ğâbe, II, 420).

    O, hiçbir zaman sadaka kabul etmemiştir. Çoğu zaman eline geçen parayla hemen et al?r ve onu pişirerek, hadis ehlini çağ?r?r ve birlikte yerlerdi (?bn Sa'd, IV, 9).

    Selman (r.a), ölüm döşeğine yatt?ğ? zaman, ziyaretine giden Medain valisi Sa'd b. Malik ve Sa'd b. Mes'ud onu ağlarken buldular. Neden ağlad?ğ?n? sorduklar?nda o şöyle cevap vermişti: 'Rasûlüllah (s.a.s) bizden bir ahid ald?. Hiç birimiz onu koruyamad?k. O bize şöyle demişti: 'Sizin dünyadaki geçimliliğiniz bir yolcunun az?ğ? kadar olsun '.

    Onun ilmi ve takvas? diğer sahabileri de etkilemekteydi. Zira onu ziyarete giden Sa'd b. Ebi Vakkas, kendisine nas?l davranmas? gerektiği şeklinde tavsiyede bulunmas?n? istemişti (?bn Sa'd, a.g.e., IV, 90-91).

    Selman (r.a), s?k saçl?, uzun boylu bir kimseydi. Onun Medâin'de Bukeyre ad?nda bir han?m? vard? (?bn Sa'd, IV, 92). Selman (r.a), Medine'deyken Hz. Ömer (r.a)'in k?z?n? ondan istediği, fakat, Amr b. el-Âs'?n bu konuda Selman (r.a)'? k?zd?rmas? üzerine bundan vazgeçtiği nakledilmektedir (?bn Abd?rrabbih, Ikdu'l-Ferid, Beyrut 1949, VI, 90). Ancak onun ailesi hakk?nda aç?k rivayetler bulunmamaktad?r.

    Sufiler, Selman (r.a)'? Ashabul-Suffe ile birlikte tasavvufun kurucular?ndan biri olarak kabul ederler. Bir çok tarikat silsilesi ona dayand?r?lmaktad?r. O, Rasûlüllah (s.a.s)'in berberliğini yapt?ğ? için Futuvvet teşkilat?na bağl? berberlerin piri olarak kabul edilmekteydi. Selman (r.a)'?n sahip olduğu hakl? şöhreti, bütün müslümanlar?n ona karş? içten bir sevgi duymalar?na sebep olmuştur. Sünnî müslümanlar onun ad?n? büyük bir sevgiyle anarlar. Ehli beytten say?lmas?, Şiilerin ona karş? farkl? bir ilgi göstermelerine sebep olmuştur. Hacdan dönen Şiiler Kerbela'dan sonra onun mezar?n? ziyaret etmeyi ihmal etmezler. Ayr?ca, Şiiler, Hz. Ali ve Ehli Beyt hakk?ntla rivayet olunan hadislerin çoğunu ona isnad ederler. Gulat-? Şia ekollerinde ise o, ilahî sudur s?ras?nda Ali (r.a)'den hemen sonra yer al?r. Nusayriler ise onu, üç gizli harften biri kabul ederler. Nusayriliğin teslis akidesini ifade eden ayn, mim ve sin harflerinden ayn Ali'yi, mim Muhammed (s.a.s)'i, sin ise Selman'? ifade eder. Mana (Ali), ism (Muhammed) bab ise Selman'd?r. Buna göre o Nusayrî teslis akidesinin kap?s? (bab) olup, üçüncü had'd?r. Durzîler ise, Kur'an'?n Selman'a vahyolunduğuna, Peygamberin Kur'an'? ondan ald?ğ?na inanmaktad?rlar. Bu ekoller, oluşturduklar? inanç sistemlerinde diğer bir kaç sahabi ile birlikte Selman (r.a)'? temel unsur olarak kullanm?şlar ve ona çeşitli fonksiyonlar yüklemişlerdir. Bu mezheplerin gerçekte mutedil Şia ile alakalar? yoktur. Zira muhtevâlar?ndaki inanç prensipleri gözönüne al?nd?ğ? zaman ?slamî şahsiyetlerin isimlerini kullanarak putperest bir inanç sistemi meydana getirdikleri görülecektir.

    Ömer TELL?OĞLU
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 21:36 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kalbe Farisi Olarak Tahattur Eden Bir Münâcât
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.12.08, 10:23
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.09.07, 19:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0