+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Peygamber Sevgisi / Nükteler

  1. #1
    Gayyur muntehab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Siirt
    Mesajlar
    115

    Standart Peygamber Sevgisi / Nükteler

    DEĞERL? SAÇLAR
    Bir yurt talebisidir Abdurrahman. Çal?şkanl?ğ?yla, oturup kalkmas?yla, k?l?k k?yafetiyle herkese örnek olacak vas?flar taş?maktad?r. Fakat her nas?lsa o günlerde saçlar? bir öğrenci için dikkat çekecek kadar uzam?şt?r.
    Yurttaki belletmen ağabeyleri ile anne-babas? nas?l olsa kestirir diye bir şey demezler. Fakat saç uzad?kça uzar. Bir gün yurttaki müdür muavini çağ?r?r Abdurrahman'?.
    -Abdurrahman saçlar?n? kestir art?k, epey uzad?. Bir yurt talebesi için bu saçlar epeyce uzun. Anlaşt?k değil mi? sorusuna Abdurrahman kafas?n? iki yana sallayarak sessizce hay?r cevab?n? verir. Müdür yard?mc?s?, "Zaten yar?n izne gidecek, babas? kestirir." diye düşünür ve fazla üstelemez. Abdurrahman o gün izne gider. Babas? ile müdür yard?mc?s? önceden görüşmüştür. Babas? yemekten sonra:
    -Oğlum, can?m evlad?m! Saçlar?n? yar?n kestirelim, deyince babas?n? hiç k?rmayan o munis çocuk:
    -Hay?r, olmaz babac?ğ?m, deyip koşarak odas?na kapan?r. Anne ve baba şaşk?n şaşk?n birbirlerine bakakal?rlar.
    Ertesi gün saçlar?n? kestirmeden öylece yurda gider Abdurrahman. Müdür Bey onu çağ?r?r ve biraz sert konuşur.
    -Yar?n kestir saçlar?n?, der ve Abdurrahman, baş? önde müdüriyetten ç?kar. Yatağ?na yatar ve gözyaşlar? içinde sabahlar. Sabah aynan?n karş?s?na geçer ve:
    -Seni benden ay?ramazlar, ayr?lmam senden diye saçlar? ile konuşur.
    Okul ç?k?ş? yurda değil evine gider. Annesi, hiç beklemediği oğlunu karş?s?nda görünce meselenin halledilmediğini anlar:
    -Can?m evlad?m, seni ne kadar sevdiğimizi biliyorsun. Ne olursun beni k?rma. Kestir saçlar?n?, kestir yavrum der.
    Annesinin ağlamakl? konuşmas? karş?s?nda Abdurrahman: -Cennet ayaklar?n?n alt?nda olan annem, can?m kadar sevdiğim babam, bir ağabeyim kadar sevdiğim belletmenim, bizleri evlatlar? kadar seven yurt idarecilerim, bir anlasan?z. Ben sizleri k?ramam ama beni bir anlasan?z...
    -Evlad?m, niye kestirmiyorsun saçlar?n?, niçin kestirmek istemiyorsun?
    -Söyleyemem anne, kestirmek istemiyorum.
    -Oğlum, hadi kestir gel saçlar?n? da yurda gidelim. Sonra yurttan k?zarlar. Bizleri daha fazla üzme.
    Abdurrahman, çaresizlik içinde gider berbere, kestirir saçlar?n?. Kesilen saçlar? da berberde b?rakmaz, yanma al?r. Evden annesi ile beraber yurda giderler. Mesele hallolmuştur. Yaklaş?k bir ay sonras?d?r. Müdür yard?mc?s?, geceleyin talebelerin defter ve kitaplar?n? kontrol etmektedir. S?ra Abdurrahman'?n eşyalar?n? kontrole gelince, kitaplar?n?n birinin sayfalar?n? çevirince gördüğü manzara karş?s?nda şaşk?na döner.
    Çünkü kesilen saçlar kitab?n aras?ndad?r. Bir talebenin saç?na bu kadar değer vermesini anlayamaz müdür yard?mc?s?. Ama dikkat edince saçlar?n alt?nda bir yaz? görür. Okumaya başlar:
    "Can?m annem ve babamla, çok değerli yurt idarecimin bask?s? olmasa bu saçlar?m? kestirmezdim. Onlar bilmiyorlar, ben de söylemedim. Yoksa, rüyamda Peygamber Efendimizin (sav) okşad?ğ? o saçlar?, ömür boyu kestirmezdim.
    Affet ya Resulallah! Senin okşad?ğ?n o saçlar? kestirdim. Affet beni, affet, affet!"[1]
    HELVA Y?YEN KEND?N? N?Ç?N TAŞLATIRDI!
    Ey kupkuru çölleri Cennet'e çeviren Gül; Gel o bay?ltan renklerinle gönlüme dökül! Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!. Ey kupkuru çölleri Cennet'e çeviren Gül! (M Fethullah Gülen)
    Afyon'da Hüseyin isminde "Helva Yiyen" nâm?yla meşhur olmuş tam manâs?yla meczup biri yaşard?.
    Sabahtan akşama kadar sokaklarda dolaş?r kimse ne konuştuğunu anlamazd?. Yaln?z halk Helva Yiyen'in bir mânâ taraf?n?n olduğunu bilirdi. Onun saçma gibi gelen cümlelerinin dahi üzerinde dururlard?. Helva Yiyen gecelerini Afyon'daki nöbetçi eczanelerde geçirirdi. Çünkü Afyon çok soğuk olurdu, geceleri de yegâne s?cak yer eczanelerdi.
    Benim de tan?şmam eczane sohbetleriyle başlad?. Ben gece ilâç almaya gidince bak?yorum Hüseyin orada... Dostluğumuz biraz derinden gitti ve pek gönülden sevdik birbirimizi.
    Öyle olmuştur ki ben hastaya giderken "Telaş etme hastan nas?l olsa kurtulur." derdi. Bazen de "Boşuna gidiyorsun doktor kendini haz?rla." derdi. Bu söylediklerinin hiçbir tanesi de sekmemiştir. Bunlar? dostluğumuz itibar? ile beni yabanc? saymad?ğ? için söylerdi. Başka birisi bir şey sorduğu zaman mümkün değil söylemezdi.
    Bir gün çok emek verdiğim bir çocuk hastama gidiyordum. Öleceğini de hiç ummuyordum. Babas? ateşi ç?kar ç?kmaz koşup gelmişti bana. O zaman da penisilin yeni ç?km?şt?. Ben telaşla eczaneden penisilin al?p giderken "Telaş?n boşuna doktor, çocuk gitti." dedi. Eve faytonla yaklaşt?ğ?m zaman feryat figan? duyunca çocuğun gittiğini anlad?m. Çok da üzülmüştüm.
    Bu Helva Yiyen'in hususiyeti, gündüzleri çocuklar bunu kovalar, taşlarlard?. K?zd?rmak için de "Helva Yiyen" diye bağ?r?rlard?. Helva Yiyen ismi oradan kalm?şt?r. Helva Yiyen k?zd?kça söver, çocuklar da büsbütün üzerine var?r taşlarlard?.
    Dostluğumuzun derinleşmesine s?ğ?narak bir gün dedim ki "Hüseyin, bu dervişlikten başka iş yok mu? Sabahtan akşama kadar kendini taşlat?yorsun?" "Eh bunu da art?k sen çöz. Bu yapt?ğ?m, yap?labilecek şeylerin en güzeli, çok güzel bir şey." dedi. Emin olun çözemedim.
    Daha sonra, zaman içerisinde Helva Yiyen dünyas?n? değiştirdikten çok sonra anlad?m. Helva Yiyen Taif'te çocuklar?n Peygamber Efendimiz1! (sav) taşlamas? sünnetini yap?yordu. Çocuklar?n att?ğ? taşlar? kendi vücudunda hissederek Sünnet-i Muhammedî'yi yerine getiriyordu.
    Böyle müthiş bir mânâ ehliydi Helva Yiyen. Efendimiz'e (sav) karş? olan sevgisi, Efendimiz'e (sav) karş? olan aşk? "Madem o taşlanm?şt?r, ben de taşlanacağ?m" diye böyle maceral? bir dervişliği seçmişti. (Onkolog Doktor Haluk Nurbaki)
    "Allah'tan Peygamber aşk?n?n bir zerresine sahip olmay? dile. Zira, milletleri yaşatan O'nun aşk?d?r. Kâinat, O'nun aşk? ile vücut bulmuştur. Varl?ktaki gizli cevheri, o aşk?n aşikâr tecellisi meydana ç?kard?. Ruha ancak O'nun aşk? sükûn ve huzur verir. O'nun aşk?, gecesi olmayan bir gündür." (Muhammet ikbal)[2]
    ŞU ?K? ADAMDAN BEN? KURTAR!
    Suriye atabeklerinden Nureddin Zengi, 12'nci asr?n sonlar?na doğru Ortadoğu'ya ak?n etmiş Haçl? askerlerini küçücük ordusuyla püskürtüp, o günkü ?slâm dünyas?n? Haçl? tasallutundan uzun müddet koruyan büyük bir devlet adam?d?r. Haçl?larla mücadele bayrağ?n? kendinden sonra, Selâhaddin Eyyubî'ye b?rakarak Halep civar?nda ruhunu teslim etmiştir.
    Nurettin Zengi, bir gece, Halep'te Hazret-i Resülüllah'? rüyas?nda görür.
    Kendisine tebessüm ederek bakan Resûl-i Ekrem Efendimiz, iki mübarek parmağ?yla iki adam? işaret ederek:
    - Nureddin, şu iki adamdan beni kurtar! Der.
    Heyecanla uykudan uyanan Nureddin Zengi, bir müddet düşünceye dalar ve tekrar uyur; fakat ayn? rüyay?, ayn? gece üç defa görür. Her defas?nda Hazret-i Resûlüllah:
    - Nureddin, şu iki adamdan beni kurtar! Diyerek, iki k?r saçl? kimseyi göstermektedir.
    Sabah namaz?n? k?ld?ğ? büyük Cami'deki Hoca Efendi'ye, bu rüyas?n? anlat?r. Hoca efendi:
    - Hazret-i Resûlüllah, bir tehlikeye maruzdur. Derhal gitmelisin! Diye rüyay? tabir eder.
    Hemen bir askeri birlikle yola ç?kan Nureddin Zengi, bir çok k?ymetli hediyeleri de beraberine alarak, Medine'ye doğru ilerler.
    Bir haftadan fazla süren bir yolculuktan sonra, nihayet Peygamber şehri Medine-i Münevvere'ye var?r.
    ?lk iş olarak, Hazret-i Resûlüllah'?n kabrini ziyaret eder. Sonra bütün Medine halk?n?, getirdiği hediyeleri dağ?tmak üzere oraya toplar.
    - Sizler, Hazret-i Peygamberdin aziz komşular?s?n?z, bu hediyelerimi lütfen kabul edin, diyerek herkese ayr? ayr? yard?mda bulunan Nureddin Zengi; rüyas?nda kendisine gösterilen adamlara, gelenler içinde rastlayamaz. Bu defa tekrar sorar:
    - Buraya gelmeyen kimse kald? m? acaba?
    - Evet, derler. ?ki sene evvel bat?dan gelmiş iki kimse var ki, onlar hiçbir hediye almazlar, sön derece cömert kimseler, gece gündüz evlerine kapan?p ibadetle meşgul olurlar. ?çimizde en sâlih kimseler olarak görünürler. ?şte o iki zât burada yoklar. Evleri de Resûlüllah'?n kabr-i saadetinin yak?n?nda, şurada...
    Derhal bu iki şahs?n yanma giden Nureddin Zengi, güç belâ kap?y? açt?r?nca, bir de bakar ki, Hazret-i Resûlüllah'?n rüyada gösterdiği k?r saçl? iki adam bunlard?r.
    Evin ortas?nda büyükçe bir has?r serili, fakat başka hiç bir şey yok. Etraf? iyice tetkik eden Zengi'nin akl?na bir ara şüphe gelir.
    - Şu has?n kald?r?n bakay?m, der.
    K?r saçl? adamlar has?n kald?nnca, alt?nda büyükçe bir merdivenin yerin alt?na doğru uzand?ğ? görunur.
    Bu merdivenden yerin derinliklerine doğru inen adamlar, buradan da Resûlüllah'?n kabrine kadar bir mahzen açm?şlard?r. ?şte o günlerde de, tam alt?na geldikleri Ravza-i Mutahhare'yi delip, Resûlüllah'?n mübarek vücudunu çalmaya haz?rlanm?şlard?r. Daha sonra da ilk f?rsatta mübarek naaş? Avrupa'ya kaç?rmay? düşünmektedirler.
    Hükümdar Nureddin Zengi'nin s?k?şt?rmas? üzerine her şeyi itiraf eden bu iki adam, kendilerinin Avrupa'dan geldiklerini, Resûlüllah'?n mübarek vücudunu kaç?rmak için torbalar dolusu alt?na pazarl?k yapt?klar?n? apaç?k söylerler.
    Medine halk?n? hayretlere düşüren bu olay üzerine, suçlular gereken cezay? görürler.
    Daha sonra da Ravza-i Mutahhare'nin etraf?n? kazd?rarak kurşun duvar çektiren Nureddin Zengi, Resûlüllah'?n rüyadaki işaretiyle böyle gizemli bir olay? ortaya ç?karan kimse olur.[3]
    YED? B?N ALTIN
    Hekimoğlu Ali Paşa zaman?nda, Peygamber aş?ğ? bir fakir vard?r. Uzun zamand?r çektiği yoksulluk çilesinden ?zd?rapl? halde, ellerini dergah-? ilahfye kald?rarak şu şekilde s?zlan?r:
    - Ya Rab! Halimi sen biliyorsun. Art?k sabr?m yetmez oldu. Çoluk çocuk perişan?z. Borçlar?m? ödeyemez duruma düştüm. Resulün hürmetine art?k bana bir ç?k?ş yolu göster.
    Gönülden bir iltica ile uykuya dalar. Bir müddet sonra, s?rlarla dolu bir rüya görmeye başlar.
    Resûlüllah Efendimiz, yoksul Müslüman?n karş?s?nda durmakta ve ona şöyle emretmektedir:
    - Sen, bunca y?l fakirliliğine sabrederek imtihan? kazand?n. Allah gönülden iltican? kabul etti. Çilen, art?k bitti. Sabah namaz?ndan sonra ilk işin Hekimoğlu Ali Paşaya gitmek olsun. Ona benden selam söyle. Sana bin alt?n versin. Rüyana inanmayacak olursa, her cuma gecesi okumay? âdet edindiği salavatlar?, bu cuma gecesi okumadan yatt?ğ?n? söyle. Bu onu sana inand?rmaya yeter.
    Fakir kişinin, sabah ilk işi, Hekimoğlu Ali Paşaya gitmek olur. Gördüğü rüyay? ona aynen anlat?r. Neticeyi bekler.
    Ancak, Paşada henüz bir hareket yoktur. Sadece:
    - Efendi, şu rüyan? bir daha anlat, der. Fakir adam, bir daha anlat?r.
    Paşa yine tekrar eder:
    - Bir kere daha anlat!
    Bu anlatma işi, 7 kere tekrarlan?r. Fakir üzülür, ümidi kesilmiş halde:
    - Paşam, eğer rüyama inanm?yor, değer vermiyorsan aç?kça söyle. Beni tekrar tekrar konuşturup boşuna yorup durma.
    Paşa, bu karş?l?ktan irkilir:
    - Haşa, haşa! ?nanmamak ne demek? Hele değer vermemek söz konusu bile olamaz.
    Tam tersine, bu anlatt?ğ?n benim için hayat?m?n en değerli, en mutlu olay?d?r. Öylesine değerli ki, bu, olay benim için, bin alt?nla filan geçiştirilecek bir hâdise değil. Resûlüllah'?n selam?na nail olduğumu müjdelediğin bu rüyay? her anlat?ş?na, bin alt?n değer biçiyor; tekrar tekrar anlatman?, seni daha fazla mükafatland?rmak için istiyorum
    Şimdiye kadar 7 defa anlatt?n. Benden 7 bin alt?n almaya hak kazand?n.
    Paşa, bu sözleri söyledikten sonra, hizmetçisini çağ?r?r, tam 7 bin alt?n? rüya sahibi fakirin kucağ?na birer birer sayd?r?r.
    Resûlüüah aş?ğ? yoksul. Paşan?n yan?ndan evine, almay? beklediği bin alt?n yerine, 7 bin alt?nla döner. Çoluk çocuğu ile bundan sonra, ömür boyu mutlu ve ferahl? bir hayat sürer.[4]
    GÜZELLER GÜZEL? DE ÇANAKKALE'YE YARDIMA GELD?
    Y?l, 1928... Alim, arif ve zarif insanlardan biri, Alasonyal? Cemal Öğüt, hacca gider. Çanakkale Zaferi'nin üzerinden tam 13 y?l geçmiştir. Hocaefendi, Medine'de, birçok değerli zevat ile tan?şma f?rsat? bulur. ?şte bu mübarek zatlardan biri de, Efendimiz'in türbedand?r. Bu Hak dostu, ayn? zamanda sad?k bir Osmanl? dostudur. Osmanl? der, başka bir şey demez. Cemal Öğüt sormaktan kendini alamaz:
    - Niçin bu derece muhabbet.?
    Bu pir-i fani olmuş, nurlaşm?ş adam, hiç duraksamadan şu cevab? verir:
    - Osmanl?'y?, ?slam nam?na sevmek için, bir hat?ram bile bana yeter.
    Hocaefendi'nin ?srar? üzerine, o eşsiz hat?ray? şöyle aç?klar:
    - 1915 hacc?na, Hindistan ulemas?ndan bir zat da gelmişti. Bu zat, deruni dünyas? zengin bir Allah dostu idi. Hacdan sonra, Resûlullah'? ziyaret için, Medine'ye gelmişti. Bir türlü gözünün yaş? geçmeyen o mubarek zata, "niçin bu derece üzüntülü olduğunu" sorduğumda, o, gözyaşlar?n? daha da çoğaltarak şu cevab? verdi: - Bunca 30! sonra, nasip oldu, O Güzeller Güzeli'ni ziyarete geldim. Fakat müşahede ettim ki, Resullah (sav) makam?nda değil. Yoksa, benim kalp gözüm mü körelmiş?.. Resûlullah'?n varl?ğ?m neden hissedemiyorum? ?şte, Medine'ye geldim geleli, bu düşüncelerle perişan?m.
    Yaşl? türbedar, o gece rüyas?nda, Güzeller Güzeli'ni görür. Hindistanl? Alim'in anlatt?klar?n? hat?rlar. Bunu Allah Resulüne sorar. Allah'?n Resulü, onu merakta b?rakmaz ve şöyle buyurur:
    - Evet, hissedilen doğrudur. Ben şimdi Medine'mde değilim. Çanakkale'deyim... Zor durumda olan asker evlatlar?m? yaln?z b?rakmaya gönlüm raz? olmad?. Şimdi onlara yard?m ediyorum.[5]
    ÂSAR-I NEB?YE SAYGI
    Ben de onlar? seviyorum deyemem. Fakat köhne bir anlay?şa göre y?k?k bir gölüne göre bana göre öyle geliyor. Ara s?ra esinti. Ebu Bekir’i, Ömer’i seviyoruz. Öyle geliyor. Bana Ömer dese ki, ruhunu bana ver. Vermeye haz?r?m gibi geliyor bana. Yan?lm?ş olabilirim, yalan söylemiş olabilirim. Seyidina Hz. Ömer, ruhumu feda edebileceğim Hz. Ömer. Ya rabbi seviyor gibi görünüyoruz. Sevmiyorsak hakiki sevdir. Seviyorsak onlarla haşr ve neşr eyle.
    Halifedir. Allah’?n halifesi. Ona Allah’?n Resulünun halifesi dediler. Yerde esmas?yla, s?fat?yla Allah’? temsil eden Hz. Ömer. Allah’a ait düşüncenin meydana gelmesine vesile olan Hz. Ömer. Halifedir, hutbeleri kendi irad ediyor. Nutuklar? kendi veriyor. Efendimize ait mana ruhuna öyle sinmiş ki ağz?n? açt?ğ? zaman belki hadis billaf?z yok. Fakat Resulü ekreme ait öze tercüman oluyor. Ve o kadar tercüman ki, ümmetin allamesi olan ibni Abbas Ömer nerede nutuk irad edecek, koşuyor arkas?ndan. Mekke’de bulunsa Medine’de vereceğini duysa Medine’ye kadar koşuyor. Rabbime hamd ve sena ederim sizin şurada bulunuşunuzu ben küçük görmeyeceğim. Rabbim bunu bir ise bin eylesin. Sizi teşrif ve tekrim buyursun.
    Hutbe irad edecek. Onun heyecan?yla, kafas?nda onu haz?rlamakla meşgul. Bir duvar?n dibinden geçerken omsuzuna damlayan birkaç kan damlas? Ömer’i kendine getiriyor. Rabbimizi duyma ve duygulanmayla meşgul ve meşbu kendinden geçmiş ancak üzerine akan kan damlalar? Ömer’i kendine getiriyor.
    Bak?nca elbisesinin kirlediğine şahit oluyor. Tekrar h?zla, süratle eve dönüyor. Elbisesini değiştiriyor ve gelirken de o kan?n damlad?ğ? dam?n üzerinde ki oluğu kopar?p at?yor. Minbere ç?k?yor hutbesini irad ediyor. Hutbede halka yine çok şey anlat?yor. Ve bir basamak aşağ?ya inerek belki de halka şu ikazda bulunur. Cemaat diyor, müminlere eziyet ediyorsunuz. Evden ç?km?şt?m mescide geliyordum. Falan duvar?n dibinden geçerken omsuzuma kan damlad?. Kan?n akt?ğ? oluğu ben de tuttuğum gibi kopard?m att?m. O att?m kopard?m derken birden bire bak?şlar ayr? bir tarafa teveccüh ediyor. Ömer de sesini ve konuşmas?n? kesiyor. Uzaktan kalkan bir zat vard?r. Beli k?r?lm?ş gibidir. Ömer’in çok sevdiği bir insand?r. Yer yer onunla yağmur duas?na ç?kar elinden tutar yukarlara kald?r?r “ya rabbi bu peygamberin amcas?n?n elidir. Bunun hürmetine bize yağmur ver” hakk?nda dediği insand?r.
    Bu kalkan zat Hz. Abbas’d?r (r.a.) Efendimizle ayn? memeden süt emen amcas? Hz. Abbas’d?r (r.a.) Rengi benzi sararm?ş solmuş, ayağa kalm?ş ad?m ad?m Ömer’e doğru yaklaş?yor. Ve yaklaş?nca da soruyor. “Ya Ömer ne yapt?n, ya Ömer ben bu gözlerimle gördüm. O dam benim dam?md?. O oluğu dam?m?n üstüne Resulü ekrem koymuştu.” O koymuştu derken bu defa Hz. Ömer’in ayaklar?n?n bağ? çözülüyor ve y?k?l?veriyor minberden. Biraz sonra y?k?lm?ş adeta ölüm heyecanlar? içinde baş? yerde Ömer’in dudaklar?ndan şu sözlerin döküldüğünü görüyoruz. Ya Abbas sana bir ahdim var. ben gidecek baş?m? o duvar?n dibinde yere koyacağ?m. Sen ayağ?n? bu benim baş?ma koyacaks?n. O oluğu tutup yerine yerleştireceksin. Resulü ekremin koyduğu o oluğu yerine yerleştireceksin.
    Halk heyecan içindedir. Bu kadar belki birkaç kat? cemaat mescidin içinde ve d?ş?nda namaz k?lmakta. Halife d?şar?ya ç?kanca heyecan içinde ne olduğunu bilemeden şaş?rm?ş durumdad?r. Hz. Abbas’?n duvar?n?n dibine gider. Koca Ömer, makam?n firdevs olsun senin Ömer. Bize peygamberine sayg?y? öğrettin. Bize edebi öğrettin, bize ink?yad? öğrettin, bize sayg?n?n gereğini ders verdin. Roma imparatorluğunun yakas?ndan tutup sars?p yerle bir eden o büyük kamet Ömer. Sasanileri burçlar?yla beraber sars?p y?kan y?llardan beri tütüp duran ateşgedeliği söndüren seyidina Hz. Ömer. ?ran’?n alt?n bileziklerini Süraka’n?n kollar?na tak?p sonrada secdeye varan, Rabbime hamd ederim Sasaniden ç?kard? ve soydu, Süraka’ya giydirdi, Resulü ekrem beşaret vermişti zaten diyen Hz. Ömer.
    Bütün y?km?şl?ğ?, ihtişam? karş?s?nda bu defa kendisi muhteşem bir kamet olarak duvar?n dibine y?k?l?verir. Hz. Abbas çekinir o başa basmaya. Nas?l o başa bas?l?r ki, o baş müslümanl?ğ? idare ediyor. O baş küfrü yenmekle meşgul. Nas?l o başa bas?l?r ki, o baş Allah’a ait duygularla meşbu bulunuyor. Bas ya Abbas, bas ya Abbas. Bas, basmay? çoktan hakketti o baş. Bas çiğne ki ceza olsun ona. Peygamberin eliyle yerleştirdiği oluğu kopard?.
    Bu sahabinin anlay?ş?. Efendimizin arkada b?rakt?ğ? izlere sayg? gösteren sahabinin anlay?ş?. Kuran neslinin gönlünden s?yr?l?p at?l?rken pasl? tenekeden bir dam?n üstüne konmuş oluk kadar k?ymeti yok muydu, sen baş?n? yere koymad?n. Resulü ekrem sinelerden sökülüp at?l?rken baş?n? yere koymad?n. Çiğnediler yurdunu baştan başa sen bir kere gönülden inlemedin. S?k?lmad?n, ağlamay? bilmiyorsun gülmeden utanmad?n. Gece karanl?klar?na iki damla göz yaş? dökmedin. Efendimizin senin neslin içinde y?k?lmas? Maonizmin ve Leninizmin hortlamas? fenkeştanyn?n hortlaklar? gibi bir cemaat? işgal etmeleri karş?s?nda sen inlemedin. Bir teneke oluk kadar Resulü kerem demek senin kabine girememiş. Allah beni de afv etsin, seni de afv etsin.[6]
    [1] ?brahim Refik “Hayat?n Renkleri” s:53

    [2] ?brahim Refik “Hayat?n Renkleri” s:95

    [3] Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:20

    [4] Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:17

    [5] Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:75
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 21:44 ) değiştirilmiştir.
    duanıza muhtaç
    muhammed akgöz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Peygamber Sevgisi
    By Hüsn-ü Sermedi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 23.04.09, 19:58
  2. Minik Bir Yüreğin Peygamber Sevgisi
    By akıncı in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29.07.08, 20:30
  3. Osmanlı'da Peygamber Sevgisi
    By edep_yahû in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.07.08, 18:20
  4. Peygamber Sevgisi Böyle Olur
    By vakti_nehar in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 19.06.08, 21:01
  5. Peygamber Sevgisi Nükteler
    By Firdevsi-ala in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 04.02.08, 11:27

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0