+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Peygamberimizin Hanımlarıyla Münasebeti

  1. #1
    Gayyur muntehab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Siirt
    Mesajlar
    115

    Standart Peygamberimizin Hanımlarıyla Münasebeti

    Cenâb? Hakk'?n "Rab" isminin en üst seviyede temsilcisi Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. O, Cenâb-? Hakk'?n bu isminin peygamberler dahil, insanlar aras?nda en zirve temsilcisi müstesna bir f?tratt?r. Tabii O'nun terbiyesi alt?nda yetişenler de peygamberlerden sonra, insanl?ğ?n en seçkinleridir. Yeryüzünde, başka bir Ebu Bekir, bir Ömer, bir Osman, bir Ali (r. anhüm) göstermek ve yetiştirmek mümkün değildir. Sadece onlar değil, sahabeden hiçbirinin seviyesine ulaşmak mümkün değildir. Çünkü onlar, bizzat Allah Rasûlü'nün terbiyesinde yetişmişlerdir. Yine O'nun terbiye atmosferinde yetişmiş ve daha sonraki as?rlara saç?lm?ş inciler de vard?r. Onlar da bir ma'nâda, Allah Rasûlü taraf?ndan yetiştirilip terbiye edilmişlerdir. ?nsanl?ğ?n medar-? fahr? say?lan bu asil ve seçkin insanlar?n da benzerlerini yetiştirmek kâbil değildir. Fuzayl b. Iyaz, Bişr-i Hafî, Beyazid-i Bistamî, Cüneyd-i Bağdadî, Ebu Hanife, Şafiî, ?mam Malik, Ahmed b. Hanbel, ?mam Rabbanî, ?mam Gazalî, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Şah-? Geylanî, Şâzelî, Nakşibendî, Ahmed Rufâî ve Bediüzzaman gibi daha niceleri.. hep derslerini ve terbiyelerini O'ndan alm?ş ve O'nun terbiye prensipleriyle yetiştirilmişlerdir. Hadis olmasa da, ma'nâs? hoş ve güzel bir söz vard?r: "Benim ümmetimin âlimleri, Benî ?srail'in peygamberleri gibidir." Umumi fazilette hiçbir insan nebilere ulaşamaz. Ancak baz? hususi durumlarda onlarla atbaş? olanlar vard?r. ?şte yukar?da isimlerini zikrettiğimiz ve daha zikredebileceğimiz bütün medar-? iftiharlar?m?z bunlardand?r. Onlar, âdetâ yeryüzüne tenezzülen gelmişlerdir. Eğer onlar?n yerleri bir başkas?yla doldurulmak istense, herhalde gökteki melekleri yere indirmek gerekir. Çünkü onlar, ancak meleklerle temsil edilebilirler. Bu, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e has bir keyfiyettir. Evet ancak O'na intisabd?r ki, böyle semere vermiştir. Ebedlere kadar da semere vermeye devam edecektir.
    Burada, Allah Rasûlü'nün umumi terbiyeciliği içinde O'nu, hanesindeki terbiyeciliği ile görmeye çal?şacağ?z.
    Aile reisi olarak Hz. Peygamber
    Hiç şüphe yok ki, bu hane, yeryüzünde gelmiş-geçmiş ve gelecek hanelerin, kurulacak yuvalar?n en mesudu, en bahtiyar? ve en bereketlisiydi. O'nun hânesinde her zaman burcu burcu saadet kokard?. Belki bu hâne, maddî imkânlar yönünden, dünyan?n en fakir hanelerinden biriydi; çünkü aylar ve aylar geçerdi de, bu hânede bir çorba bile kaynamazd?. Han?mlar?na düşen yer ise sadece başlar?n? sokabilecekleri küçük birer oda veya darac?k birer kulübeden ibaretti. Bu bahtiyar kad?nlar, Allah Rasûlü'yle haftada ancak bir-iki saat beraber olmay?, dünyan?n her şeyine tercih ediyorlard?.. mutluydular, huzurluydular ve son derece mesuddular.

    O'nun evlatlar?n?n hepsi, kendisinden evvel vefat etmişti. O'ndan sonraya kalan sadece Hz. Fat?ma'yd?; o da, hayat?n? hep s?k?nt? içinde geçiriyordu. Yani Allah Rasûlü, ona da müreffeh bir hayat haz?rlam?ş değildi. Ancak, gerek han?mlar? gerek O'nun gönül meyvesi bu k?z?, O'nu delice seviyor ve her şeyden, herkesten aziz tutuyorlard?. Allah Rasûlü'nün onlar?n kalplerinde tasavvurlar üstü mümtaz bir yeri vard?.
    Babas? vefat edince Hz. Fat?ma, günlerce kanl? göz yaşlar?yla cihan? ağlatm?ş ve yürekleri parçalayan mersiyeler söyleyip durmuştu. Zaten O'nun ayr?l?ğ?na, o da, ancak 6 ay dayanabilmiş; 6 ay sonra babas?n?n yan?na, hem de büyük bir sevinçle göç edivermişti. Hiçbir evlât, Hz. Fat?ma kadar babas?n? sevmemiştir. Hiçbir baba da evlâd?n?, Allah Rasûlü'nün -tabiî dengeli olarak-evlâd?n? sevdiği kadar sevmemiştir. O'nun han?mlar?yla olan münasebetini de ayn? şekilde ifade etmek mümkündür. Hiçbir kad?n, Allah Rasûlü'nün han?mlar?na gösterdiği ilgili ölçüsünde bir ilgiye nail olmam?ş; hiçbir erkek de, han?mlar? taraf?ndan, Allah Rasûlü'nün han?mlar? taraf?ndan sevildiği kadar sevilmemiştir. O'nun etraf?nda teşekkül eden, bu en yak?n dairedeki sevgi hâlesinin elbette bir sebebi vard?. Allah Rasûlü, eli alt?nda bulunanlara uygulad?ğ? terbiye usûlüyle onlar?n kalplerinde sonsuz bir alâka ve bağl?l?k hâs?l etmiştir. Sonra bu bağl?l?k, bu en küçük daireden başlayarak dalga dalga genişlemiş ve âdeta bütün cihan? kuşatm?şt?r. ?şte, bu da O'nun fetanetinin ayr? bir buududur!
    Düşünün ki, Allah Rasûlü vefat ettiği zaman, han?mlar?n?n bütününe bile tek bir hâne b?rakmam?şt?. Hayat boyu hep darac?k odalarda yaşam?şlard? ve işte onlara bu odalar kalm?şt?. Megazî yazarlar?, sağ?p sütünden istifade edecekleri birer de keçi tevarüs ettiklerini söylerler. Kâinat, kendisi için yarat?lm?ş olan ?ki Cihan Serveri, han?mlar?na, sadece bunlar? temin edebilmiş ve onlar? işte böyle bir fakr u zaruret içinde b?rak?p öyle irtihal etmişti. Ancak onlar, bu durumdan memnundu.
    Allah Rasûlü'nün mübarek hanesi, kad?nlara ait hususlar?n talim edildiği bir medrese durumunda idi. Efendimiz'in hususî durumlar?, hep o mahrem daire içinde öğreniliyor ve orada öğrenilenler de daha sonra ümmete naklediliyordu. Aile hayat?na ait hükümlerin 100'de 90'? bize, Allah Rasûlü'nün pak zevceleri taraf?ndan aktar?lm?şt?r. Dolay?s?yla, O'nun hânesinde, seviye ve durum itibariyle muhtelif kad?nlar?n bulunmas? bir zaruretti. Allah Rasûlü, s?rf dinin hükümleri zayi olmas?n diye, 53 yaş?ndan sonra belli say?da, 2'si hariç hepsi dul kad?nla evlenmeye göğüs germiş ve bir ma'nâda fedakârl?k yapm?şt?r.
    Evet, Allah Rasûlü'nün hanesinde çok kad?na ihtiyaç vard?. Zira, erkekler, her zaman mescitte oturup Efendimiz'i dinleyebiliyorlard?. Eğer birisi o günkü sohbetleri kaç?rd?ysa, arkadaşlar? bütünüyle onun bu noksan?n? telafi edebiliyor ve o gün konuşulanlar? aynen ona nakledebiliyorlard?. Fakat kad?nlar, ekseriyet itibariyle böyle bir mazhariyetten mahrum kal?yorlard?. Çünkü onlar?n, her an Allah Rasûlü'nü dinleme imkânlar? yoktu. Bu durumda kad?nlara, hususiyle de kad?nl?ğa ait meseleleri kim anlatacakt?? Allah Rasûlü'nün hususi hayat?n?, tabiat?yla ilgili durumlar?, yatak odas?nda yaşad?ğ? edep ve ahlâk? ümmete kim intikal ettirecekti? Acaba, dini, bütün prensipleri, bütün esas ve disiplinleriyle anlat?p intikal ettirmeye bir kad?n?n gücü yeter miydi?
    Beşeriyet itibariyle, diğer kad?nlar?n maruz kald?klar? arazlara, onlar da maruz kalacaklar?na göre, böyle hususi durumlarda, Efendimiz'e ait yeni bir hüküm bahis mevzuu olduğunda, bir tek kad?n buna nas?l güç yetirecekti? Hay?r, bir kad?n bütün bu durumlar? tek baş?na intikal ettirmeye gücü yetmezdi. Onun için de, her zaman, Allah Rasûlü'nün durumunu kollay?p bize aktaracak, O'nunla sürekli içli d?şl? olacak çok kad?na ihtiyaç vard?. Bu ihtiyaç asla, Efendimiz'in beşeriyetiyle alâkal? değildi. Tamamen dinî ihtiyaçtan kaynaklanan bir zaruretti. Allah Rasûlü de böyle zaruretten dolay? böyle bir ağ?r yükün alt?na girmişti.
    Bu kad?nlar, kendi kavim ve kabilelerinin Allah Rasûlü'ne, karabet bağ?yla bağlanmalar?na vesile olduklar? gibi, yüzlerce, binlerce hadisin korunmas?na da en büyük vas?ta yine onlar olmuştu. Şunu kat'iyetle söylemeliyim ki, kad?nl?k âlemi, Allah Rasûlü'nün han?mlar?na çok şey borçludur. Bütün kad?nlar, başlar?n? onlar?n mübarek ayaklar?n?n alt?na kald?r?m taş? gibi s?ralasalar, yine onlar?n hakk?n? ödeyemezler; evet onlar?n dine bu kadar hizmetleri olmuştur.
    Demek oluyor ki, Allah Rasûlü'nün onlarla evlenmesi, ne cismanî bir ihtiyaçtand? -çünkü Arabistan gibi s?cak bir yerde 53 yaş?na gelmiş bir insan?n çok kad?nla evlenmeye ihtiyac? olduğu kat'iyen söylenemez- ne de han?mlar?n?n O'nunla evlenmesi, O'nun cismaniyetiyle veya dünyal?ğ?yla alâkal?yd?. Zira O, insanlar?n en fakiri olarak yaş?yordu. Han?mlar? da O'nun bu durumunu bilerek, O'na zevce olmaya talip idiler. Allah Rasûlü, ayn? zamanda, bunlar aras?nda adalet ve hakkaniyetle muamelede bulunuyor, her birine ancak haftada bir uğrayabiliyordu. Fakat, evvel-âhir, bütün han?mlar? O'ndan bahsederken şöyle diyorlard?: "Allah Rasûlü, insanlar?n en güler yüzlüsü, han?mlar?yla en çok latife yapan?yd?."
    Rica ederim, evinde uzun müddet yiyecek bulamayan, üzerlerine giydikleri elbiselerini de çok uzun müddet giymek zorunda kalan bu kad?nlar, beşeriyetleri icab?, biraz hiddet göstermeli değil miydiler? Ama hay?r. Onlar?n, içlerinde baz?lar?ndan gelen ve Kur'an'la izale edilmiş küçük bir istisna d?ş?nda, Allah Rasûlü'ne karş? r?za ifade eden hareketlerinden başka bir şey bilmiyoruz.
    O, peygamberliğin ruhundaki mehabet ve vakara rağmen, han?mlar?yla latifeleşirdi. Onlarla kaynaş?r, bütünleşir ve içli d?şl? olurdu. Arada ince bir perde kal?rd? ki, o da, Allah'la irtibatl? bulunman?n has?l ettiği uhrevîlikti, zira O, bir peygamberdi. Han?mlar? da her şeyden evvel O'nun ümmetiydiler...
    O'nunla münasebet ve alâka boşluğunu doldurmak mümkün değildi. Zira O, bu yönüyle de müstesna idi. Han?mlar? da asla O'nsuz bir dünya düşünemiyorlard?. Ve düşünemezlerdi de.
    Onlar, Allah Rasûlü'nden ayr? kalmay? ölümden beter bir musibet olarak kabul ediyorlard?. Bu duyguda hemen bütün han?mlar? müşterekti.. ve hiçbiri farkl? düşünmüyordu. Zira ?ki Cihan Serveri, onlar?n gönüllerine sökülüp at?lamayacak şekilde taht kurmuş, içlerine girmiş ve onlarla tam olarak bütünleşmişti. O mübarek, o yumuşak, o tabii, o f?trî hayat?n? onlarla öyle paylaşm?ş idi ki, O'ndan ayr?lmalar? mümkün değildi. Şayet ayr?lsalard?, havas?z kalm?ş gibi öleceklerdi.
    Doğrusu, O'nun vefat?ndan sonra gördüğümüz manzara hasrettir, hicrand?r ve hüzündür. Hz. Ebu Bekir ve Ömer, Allah Rasûlü'nün han?mlar?ndan her uğrad?klar?n? h?çk?ra h?çk?ra ağl?yor bulmuşlard?. Hattâ onlar da oturup beraber ağlam?şlard? ve bu ağlama onlarda âdeta bir hayat boyu devam etti. ?şte Allah Rasûlü, onlarda böyle silinmez iz ve çizgiler b?rakm?şt?. Belki beraberlikleri çok k?sa sürmüştü ama, ?ki Cihan Serveri onlar için âdeta bir hayat kaynağ? olmuştu. Zaten bizim anlatmak istediğimiz husus da budur. Evet, O'nun aile reisliği de yine Allah'?n Rasûlü olduğu hakikatini hayk?rmaktad?r.
    Bir dönemde, beraber bulunduğu dokuz kadar han?m?n?, bir arada hem de ciddi hiçbir probleme meydan vermeden idare etmişti. O, işte bu kadar ince ve narin bir aile reisiydi.
    Vefat?ndan birkaç gün evvel, "Kul, Rabbiyle dünya aras?nda muhayyer b?rak?ld?. O, Rabbini seçti" demişti. Fetanet insan? Ebu Bekir, bu sözü duyunca h?çk?r?klar?n? tutamam?ş ve hüngür hüngür ağlam?şt?.1 Zira anlam?şt? ki, o kul, bu sözü söyleyenin ta kendisiydi. Rahats?zl?ğ? fazla sürmedi. Gün geçtikçe hastal?ğ? şiddetleniyor ve şiddetli baş ağr?lar?yla k?vr?m k?vr?m k?vran?yordu. ?şte bu esnada dahi, han?mlar?na karş? incelik ve nezaketini terketmedi. Han?mlar? aras?nda gezecek hali olmad?ğ?ndan bir odada kalmas?na müsaade edilmesini talep etti. Bütün han?mlar? O'nun bu arzusuna "evet" dediler. Allah Rasûlü de son günlerini Hz. Aişe'nin odas?nda geçirdi.2 Evet, en ağ?r şartlar alt?nda bile O, han?mlar?n?n hak ve hukukuna riayetkâr davran?yordu. ?şte O, böyle bir ruh insan?yd?.
    Peygamberimizin han?mlar?na verdiği değer
    Allah Rasûlü'nün kad?na verdiği değer, ne o güne kadar ne de o günden sonra cihanda eşi görülmedik bir seviyede idi. O bir gece kalk?p han?mlar?ndan birinin hat?r?n? sorsa, hemen diğer han?mlar?n? da dolaş?r, onlar?n da hat?r?n? sorard?. Davran?ş bak?m?ndan hiçbirini diğerine tercih eder görünmezdi. Herkes gibi, han?mlar? da, kendilerini Allah Rasûlü nezdinde en sevgili san?rd?. Bu da O'nun eşsiz mürüvvetinden kaynaklan?yordu. Ancak kalbî temayüllere hiçbir insan?n hakim olmas? söz konusu edilemeyeceği gibi, bu, O'ndan da beklenmemeliydi. O'nun için Allah Rasûlü, elinden gelmeyen bu kalbî temayüllerinden de Cenâb-? Hakk'a istiğfarda bulunuyor ve şöyle diyordu: "Fark?na varmadan, birini diğerlerinden çok sevebilirim, bu da bir haks?zl?k olur. Onun için ey Rabbim! Elimden gelmeyen bu hususta Senin Rahmetine s?ğ?n?yorum..."3

    O'ndaki bu incelik, han?mlar?n?n ruhlar?na, bütün letafeti ve nuraniyetiyle sirayet etmiş olacak ki, O'nun ayr?l?ş? geride hiç bitmeyen bir hicran ve hasret b?rakm?şt?. Belki, ?slâm menettiği için canlar?na k?ym?yorlard? ama, Allah Rasûlü'nün ayr?l?ş?ndan sonra, hayat onlar için uzun bir ç?ğl?ktan, bitmeyen bir melâlden ibaret olmuştu. Asl?nda, Allah Rasûlü, bütün kad?nlara karş? kibar ve ince davran?yor ve böyle davran?lmas?n? da herkese tavsiye ediyordu. Başkas?na söylediklerini de, pratik olarak, bizzat kendi han?mlar?nda gösteriyordu. O'nun bu davran?ş inceliğini Buharî'de şöyle görüyoruz: Hâdiseyi bize Sa'd b. Ebî Vakkas, Hz. Ömer'den naklediyor. Hz. Ömer diyor ki: "Bir gün Allah Rasûlü'nün huzuruna girdim. Bakt?m, Allah Rasûlü durmadan tebessüm ediyor: "Allah seni ebediyen güldürsün, ya Rasûlallah, niçin gülüyorsunuz?" dedim. Yine tebessümle şu cevab? verdi: "Şu kad?nlar?n haline gülüyorum. Oturmuş benim yan?mda konuşuyorlard?. Senin sesini duyunca her biri bir yere sakland?." Allah Rasûlü'nün bu cevab? üzerine sesimi yükselttim ve, "Ey kendi öz canlar?n?n düşmanlar?! Demek benden korkuyorsunuz; Allah Rasûlü'nden korkmuyor ve O'nun yan?nda sayg?s?zl?k yap?yorsunuz, öyle mi?" dedim. Bana cevap verdiler: "Sen kat? ve şiddetlisin!"4
    Asl?nda Hz. Ömer de hiddetli ve şiddetli davranm?yordu. O da kad?nlara karş? inceydi. Ancak en güzel insan, nas?l Hz. Yusuf'a k?yas edildiğinde çirkinleşir, öyle de Hz. Ömer'in incelik ve zerafeti de, Allah Rasûlü'nün incelik ve zerafetine k?yas edildiğinde, hiddet ve şiddet şeklinde görünüyordu. Bu izafî hüküm, Ömer'i, Allah Rasûlü'ne k?yas etmekten kaynaklan?yordu. Halbuki, hiç kimseyi O'na k?yas etmek mümkün değildi...
    Han?mlar?yla istişaresi
    Allah Rasûlü, han?mlar?yla oturur konuşur; hattâ bir arkadaş gibi onlarla baz? meselelerin müzakeresini yapard?. Peygamberin, onlar?n düşünce ve fikirlerine kat'iyen ihtiyac? yoktu; çünkü O, vahiy ile müeyyeddi. Ancak O, ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu. Kad?n?, kendisine o ana kadar hiçbir toplumda verilmeyen muallâ mevkiine oturtacakt?. Allah Rasûlü, bunun pratiğine de yine kendi hânesinden başl?yordu.

    Hudeybiye anlaşmas?, Müslümanlara çok ağ?r gelmişti. Öyle ki, kimsede yerinden k?m?ldayacak mecal kalmam?şt?. Bu arada Allah Rasûlü, kendisiyle umreye niyet edenlere, kurbanlar?n? kesmelerini ve ihramdan ç?kmalar?n? emretmişti. Ancak sahâbe, "acaba verilen kararda bir değişiklik olur mu?" düşüncesiyle, meseleyi biraz ağ?rdan al?yordu. Allah Rasûlü, emrini bir kere daha tekrarlad?. Fakat, sahabedeki ümitli bekleyiş değişmedi.. evet, bu asla, Allah Rasûlü'ne karş? bir muhalefet değildi. Şu kadar var ki, onlar daha değişik bir emir bekliyorlard?. Zira Kâbe'yi tavaf etmek üzere yola ç?km?şlard?. Hudeybiye'de söylenenler, tatbik safhas?na konmay?p anlaşmada bir değişiklik olabilirdi.
    ?ki Cihan Serveri, sahâbedeki bu durumu sezince hemen çad?r?na girdi ve han?m? Ümmü Seleme Validemiz'le istişare etti. Bu ufku geniş kad?n, s?rf istişarenin hakk?n? vermek için konuştu. Çünkü o da biliyordu ki, Allah Rasûlü onun diyeceklerine kat'iyen muhtaç değildi. Allah Rasûlü, bu istişare ile bize, içtimaî bir ders veriyordu. Bu gibi durumlarda kad?nlarla istişare edilmesinde de hiçbir mahzur yoktu.
    Validemiz, Allah Rasûlü'ne şu mealde sözler söyledi: "Ya Rasûlallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve mahvolurlar. Fakat sen, kendi kurbanlar?n? kes ve onlara bir şey demeden de ihramdan ç?k. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlay?nca, ister istemez sana itaat edeceklerdir." Allah Rasûlü de böyle düşünüyordu. Hemen b?çağ?n? eline ald? ve çad?r?ndan ç?karak, kendine ait kurbanlar? kesmeye başlad?. O daha birkaç kurban kesmişti ki, sahâbe de kendi kurbanlar?n? kesmeye koyuldular. Art?k verilen karardan dönüş olmad?ğ?n? herkes anlam?şt?.5
    Burada sormadan edemeyeceğim: Hangimiz, kad?nlara karş? bu denli mültefit olabilmişizdir? En kritik anda han?m?yla istişare eden kaç devlet reisi vard?r? Bir aile reisi olarak kaç kişi, aile hayat?nda han?m?yla bu derece istişareye yer vermektedir? Sonra o, bir peygamberdi. Sorular? çoğalt?p, bütün içtimaî ünitelere ayn? soruyu yöneltebiliriz? ?slâm'?n kad?n? esir ettiğini söyleyen bütün şom ağ?zlar?n kulaklar? ç?nlas?n! Acaba hangi feministin ufku bu seviyeye ç?kabilmiştir?
    Bir hadislerinde şöyle buyurur O: "Mü'minlerin iman bak?m?ndan en kusursuzu, ahlâk? en güzel olan?d?r. (Ahlâk ile insan öyle zirveleri tutar, öyle insanî semalara yükselir ki, hiçbir ibadetle o makamlar? elde etmek mümkün olmaz.) Ahlâk? en güzel olan?n?z da, kad?nlar?na en güzel davranan?n?zd?r."6
    Görülüyor ki, eğer kad?nl?k, insanl?k tarihinde bir kere arad?ğ?n? tam bulmuş ve bir kere tam manâs?yla onurland?r?lm?şsa, o da Hz. Muhammed aleyhisselâm döneminde olmuştur.
    O'nun zevceleri aras?nda, saray hayat? yaşam?ş olanlar da vard?.. ve Hz. Safiyye bunlardand?. Hayber'de babas?n? ve kocas?n? kaybetmişti. Bunlar?n ikisi de Hayber'in efendileriydi. Safiyye harp esirleri aras?nda bulunuyordu.. ve onurlu kad?na bu durum çok dokunmuştu. Bu itibarla da, Allah Rasûlü'nü görünceye kadar, belki dünyada en çok k?zd?ğ? insan O'ydu. Ancak, O'nu görünce bütün duygular? değişmişti. Evet, Allah Rasûlü'nün hânesinde karn?n? dahi doyuramayacak derecede ağ?r bir hayata katlanan, Safiyye gibi saraydan gelme kad?nlar da vard?. Vard? ve o da diğer kad?nlarla ayn? hayat? paylaş?yordu. Evet, Allah Rasûlü, o incelerden ince şahsiyetiyle onlar?n gönüllerine öyle bir girmişti ki, ne pahas?na olursa olsun, O'nunla beraber bulunma bütün han?mlar?n?n biricik gayesi haline gelmişti.
    Safiyye Validemiz, kök itibariyle yahudiydi. Kad?nlardan biri bunu bir gün onun yüzüne vurmuş ve ona: "Ey yahudi k?z?" deyivermişti. O, bu durumu Allah Rasûlü'ne aktarm?ş ve üzüntüsünü dile getirmişti. Efendimiz de onu şöyle teselli etmişti: "Bir daha sana böyle bir şey diyecek olurlarsa, sen de onlara şu cevab? ver: 'Benim babam, Hz. Harun, amcam Hz. Musa, kocam da gördüğünüz gibi, Hz. Muhammed Mustafa'd?r. Siz bana karş? neyinizle övünüyorsunuz?'"7 Ve Safiyye, Allah Rasûlü'nün huzurundan ayr?l?rken, bütün üzüntülerini geri b?rakm?ş, öyle ayr?l?yordu. Çünkü onun kocas? Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)'di. ?htimal, ondan sonra bu sözler, onun dudaklar?na s?k s?k misafir olacakt?.
    Efendimiz, nikâh? alt?nda çok kad?n bulunmas?na rağmen, çok defa kendi işini kendisi yapard?. Hz. Aişe Validemiz'den rivayet edilen bir hadis bize şunlar? anlat?r: "Allah Rasûlü evinde, herhangi bir insan gibi davran?rd?. Kendi elbisesini yamar, ayakkab?lar?n? tamir eder ve ev işlerinde han?mlar?na yard?mda bulunurdu". O, bunlar? yapt?ğ? s?rada, O'nun ad? cihan?n dört bir yan?nda an?l?yor; herkes O'ndan ve getirdiği dinden bahsediyordu. O zaman?n? öyle ayarlam?şt? ki, bu kadar mühim sorumluluklar? aras?nda, bu gibi işlere de f?rsat bulabiliyordu. O, her güzel hasletin zirvesinde oturmaya lay?kt?, ve öyle de oldu...
    Rasûlüllah, kendi işini yapmakla kalmaz; başkalar?na yard?m da ederdi. Kâd? Iyâz naklediyor: "Bir gün akl?ndan zoru olan bir kad?n geldi, Allah Rasûlü'nün elinden tutarak çekti ve O'na: Gel benim evimdeki şu işimi gör, dedi. Kad?n Allah Rasûlü'nün kolundan çekiyor, O da arkas?na tak?l?p gidiyor.. derken Sahabe de onlar?n arkas?na düşüyor.. ve Allah Rasûlü gayet rahat bir şekilde kad?n?n dediği işi görüyor sonra geri dönüyor". Bu iş, belki bir ev süpürmek, belki de y?kanm?ş çamaş?rlar? s?kmakt?. ?şin keyfiyeti ne olursa olsun, Allah Rasûlü bu işi yapm?şt?. Zira O bir f?trat insan?yd?.
    Hülâsa, Allah Rasûlü'nün aile reisliği mükemmellerden daha mükemmeldi: Bu kadar kad?n?, bu kadar rahat idare etmesi ve hepsi taraf?ndan da son derece sevilmesi.. hattâ onlar?n kalplerinin sevgilisi, ak?llar?n?n muallimi, ruhlar?n?n da terbiyecisi olmas?.. ve bütün bunlar? yaparken de vazifesinden zerre kadar taviz vermeyip, devlete, millete ait işlerde hiç mi hiç ihmal göstermemesi, O'nun risaletinin apaç?k bir delil ve bürhan?d?r. Eğer, başka hiçbir delil olmasayd?, O'nun risaletine delil olarak aile reisliğinde ta'kip ettiği çizgi yeterdi.
    PEYGAMBER?M?Z'?N B?LHASSA KIZ ÇOCUKLARINA DAVRANIŞI
    Hep zirvelerde dolaşan Allah Rasûlü, hayat?n hemen bütün ünitelerinde de hep zirvede olmuştu. ?nsanlar O'nu ararken, ne kendi seviyelerinde ne de yaşad?klar? asr?n büyük insanlar? seviyelerinde aramamal?d?rlar. Araşt?rmac?lar O'nu ararken hep dünyan?n en yüksek zirvelerini düşünmeli ve hayâlen zirveler üzerinde dolaşmal?d?rlar ki, kadrine ruhânîlerin destân kestiği o Zât hakk?nda, kadirbilmezlik yapmas?nlar. Evet, onlar Hz. Muhammed (s.a.s.)'i arayacaklarsa mutlaka O'nun ufkunda aramal?d?rlar; bizim gibi doğru dürüst hayal bile edemeyen insanlar?n hayalleriyle Hz. Muhammed'e ulaşmak mümkün değildir. Zira Allah (c.c.), mevhibe-i Sübhaniyesi olarak O'na her sahada en üstün olmay? bahşetmiştir.

    O, çocuklar?na, torunlar?na fevkalâde şefkatle muamele eder.. böyle muamele ederken de, onlar?n nazarlar?n? Âhiret'e ve yüksek karakter ve değerlere çevirmeyi ihmal etmezdi. Onlar? bağr?nda beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar.. bu arada onlar?n uhrevî meseleleri ihmallerine de asla r?za göstermezdi. ?şte bu anlay?ş içinde onlara karş? fevkalâde aç?k, fakat Allah'la aras?ndaki münasebeti korumak bak?m?ndan da gayet ciddi ve vakur idi. Bir taraftan onlara hürriyet ve serbestiyet içinde, insanca yaşama yollar?n? gösteriyor, diğer taraftan da gevşemelerine meydan vermiyordu. Meydan vermek şöyle dursun, aksine çürümelerine karş? bütün hassasiyetiyle göğüs geriyor ve onlar? hep ulvî ve uhrevî âlemlere göre haz?rl?yordu. Bu şekildeki terbiye anlay?ş?yla Allah Rasûlü, yine ifrat ve tefritten uzak orta yolu ve s?rat-? müstakimi temsil ediyordu. ?şte bu durum da O'nun fetanetinin ayr? bir buudunu teşkil etmektedir.
    Müslim-i Şerif'in rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasûlü'nün hizmetçisi olma gibi en yüksek payeye ulaşan ve on sene ara vermeden, fas?las?z, kemal-i sadakatle bu hizmetini yürüten Enes b. Malik diyor ki: "Aile fertlerine karş?, Hz. Muhammed (s.a.s.)'den daha şefkatlisini görmedim."8
    Evet, o kadar şefkatli o kadar içten davran?r ve öylesine aç?k hareket ederdi ki; O'nun gibi bir ikinci aile reisi ve baba göstermek mümkün değildir.
    Erkek evlâtlar?n?n hepsi daha önceden vefat etmişti. En son Mâriye Validemiz'den bir erkek çocuğu dünyaya gelmiş, o da yaşamam?şt?. Allah Rasûlü, onca önemli işlerinin aras?nda s?k s?k bak?c? himayesindeki çocuğunun yan?na gider, onu bağr?na basar, öper, okşar, sever, kucağ?na al?r sonra da döner evine gelirdi. Vefat ettiği zaman da yine onu kucağ?na al?p, bağr?na bas?p, gözleri dolu dolu hüznünü ifade etmişti. O'nun bu durumuna hayretle bakanlara da: "Gönül mahzun olur, gözler ağlar; fakat inşaallah Allah'?n dediğinden, Allah'?n hoşnut olduğundan başkas?n? söyleyemeyiz" demişti ve ard?ndan da dilini işaret ederek: "Allah şununla muâhaze eder" buyurmuşlard?.9
    Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i s?rt?na al?r şurada-burada dolaşt?r?rd?. O seviyedeki bir insan çocuğu s?rt?na al?r ve halk?n içine öyle ç?kar m?yd?? O, al?r ve ç?kard?. Böyle yaparken de, onlar?n gelecekte kazanacaklar? şerefi âdeta istikbal ederdi. Bir gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin s?rt?nda iken hane-i saadetten içeriye Hz. Ömer girdi. Onlar? böyle şerefli bir yerde görünce "Ne güzel bineğiniz var" dedi. Ve hemen Allah Rasûlü şöyle buyurdu: "Ya ne güzel süvariler onlar!"10 Bir başka defas?nda da Hz. Hasan'a, "Ne güzel bineğin var" diyene karş?, "ne güzel binici!" cevab?n? yetiştirmişti.11
    Allah Rasûlü, her hususta olduğu gibi, çocuk terbiyesinde de daima orta yolu takip etmişti. Bütün evlatlar?n?, torunlar?n? can? kadar sever, hem de bu sevgisini onlara hissettirirdi. Ne var ki, bu sevgisinin kötüye kullan?lmas?na da asla f?rsat vermezdi. Zaten O'nun evlât ve torunlar? aras?nda, böyle bir davran?şa yeltenen de yoktu. Ancak bilmeden yapt?klar? hatalar karş?s?nda, Allah Rasûlü'nün tak?nd?ğ? bir tav?r, o derin sevgiyi bir vekâr buğusuyla sarar ve ?l?k bir görünümle onlar? şüpheli zeminde dolaşmakdan al?kordu. Mesela bir defas?nda Hz. Hasan veya Hüseyin, henüz yaşlar? çok küçük olduğu için elini sadaka hurmas?na uzat?r. Allah Rasûlü hemen harekete geçer ve o hurmay? onun elinden alarak: "Bize sadaka hurmas? haramd?r" der.12 Daha o yaştan itibaren, onlar? harama karş? duyarl? yetiştirme, terbiyede dengenin güzel örneklerinden biri olsa gerek.
    Medine-i Münevvere'ye her girişinde bindiği merkubun üzerinde Allah Rasûlü'ne sar?lm?ş birkaç çocuğu birden görmek mümkündü. Demek ki Allah Rasûlü (s.a.s.) sadece kendi torunlar?na karş? değil, hanesinde, hanesine yak?n hanelerde ve daha ötede oturan bütün çocuklar?, kemal-i şefkat ve samimiyetle bağr?na bas?yor ve onlar?n gönüllerini sevgiyle fethediyordu.
    Evet, O'nun sevgi hâlesine dahil olanlar sadece erkek evlat ve torunlar? değildi. O nas?l Hz. Hasan ve Hüseyin'i seviyordu, ayn? şekilde k?z torunu Ümame'yi de seviyordu. O kadar ki, bazen sokağa ç?karken Ümame'nin O'nun omuzlar?nda olduğu görülüyordu. Hatta, bazen k?ld?ğ? nafile namazlarda dahi Ümame'yi s?rt?nda taş?d?ğ? olurdu. Secde yapacağ? zaman onu yere kor, secdeden kalkarken de yine omuzuna al?rd?.
    Allah Rasûlü, Ümame'ye olan bu sevgisini öyle bir toplum ve cemiyet içinde izhar edip aç?ğa vuruyordu ki, bu insanlar daha düne kadar k?z çocuklar?n? diri diri gömüyorlard?. ?şte böyle insanlar aras?nda, Allah Rasûlü'nün k?z torununa gösterdiği bu ilgi ve alâka, oldukça değişik ve o güne kadar kimsenin görmediği orijinallikte bir hareket tarz?yd?.
    Hz. Fât?ma'ya karş? sevgi ve şefkati
    ?slâm'a göre k?z-erkek ay?r?m? yoktur. Ve Allah Rasûlü, bunu bizzat kendileri göstermiştir. Nas?l ayr?m olabilir ki, birisi Hz. Muhammed ise diğeri Hz. Hatice'dir. Biri Adem ise diğeri Havva'd?r. Biri Ali ise diğeri Fat?ma'd?r.

    O Fat?ma ki, Allah Rasûlü'nün k?z?d?r. K?yamete kadar gelecek bütün Ehl-i Beyt'in anas?d?r. O bizim de anam?zd?r..!
    ?şte Allah Rasûlü, bu incelerden ince Fat?ma yan?na gelince hemen ayağa kalkar, onun elinden tutup getirir ve kendi oturduğu yere oturturdu. Halini-hat?r?n? sorar, onu sever, okşar ve gönderirken de yine ayn? iltifatlarla gönderirdi.
    Allah Rasûlü ebediyete, yani insanlar?n yarat?l?ş itibariyle talip olduklar? şeye talipti. Evet insan, ebed için yarat?lm?şt?r. Ebedden, Ebedî Zât'tan başka bir şeyle de tatmin olmas? mümkün değildir. Binaenaleyh O'ndan başka bir şey istemez.. bilerek-bilmeyerek hep O'nu arzular. Bu itibarla da, insana ebediyeti vereceğiniz âna kadar onun doyup tatmin olmas? mümkün değildir. Bu itibarlad?r ki, Allah Rasûlü (s.a.s.), çocuklar?na bir taraftan avuç avuç ve kucak kucak onlara huzur taş?rken, diğer taraftan da onlar? ebedî huzura, ebedî saadete haz?rlamay? hiç mi hiç ihmâl etmiyordu. Bunun en çarp?c? misallerinden birini şu vak'ada görmek mümkündür: Fat?ma Validemiz, boynunda bir gerdanl?kla Allah Rasûlü'nün huzuruna gelir. Allah Rasûlü (s.a.s.), ona şöyle buyurur: "?ster misin ki halk desin? -burada, halktan maksat, insanlar veya rûhâniler, melekler, yani seman?n sâkinleri olmas? aras?nda fark yoktur- Peygamber'in k?z? elinde cehennemden bir zincir, bir kolye taş?yor?" Evet bir taraftan onlar? aziz tutuyor, diğer taraftan da teveccühlerini bütünüyle Âhiret'e, Allah'a, ebedî ve uhrevî güzelliklere çeviriyordu. Bu söz, Hz. Fat?ma'ya yetmişti. Zira bu söz, onun gönlünde taht kuran ve onu bütün letaifiyle fetheden insandan geliyordu. Onun için Hz. Fat?ma diyor ki: "Hemen kolyeyi satt?m.. bir köle ald?m.. o köleyi de hemen hürriyete kavuşturdum ve sonra da Allah Rasûlü'nün huzuruna geldim.. geldim ve yapt?klar?m? kendisine bir bir nakledince mesrur oldu, sevindi. Sonra da ellerini aç?p Allah'a şöyle hamd etti: "(K?z?m) Fat?ma'y? Cehennem'den koruyan Allah'a hamdolsun."13
    Elbette ki, Hz. Fat?ma, boynuna takt?ğ? bu kolye ile harama girmiş değildi. Ancak Allah Rasûlü, onu mukarrebîn (Allah'a en yak?nlar) dairesinde tutmaya çal?ş?yordu. Efendimiz'in ikaz? takva ve kurb buudluydu. Bu bir cihetle dünyaya karş? alâkas?zl?k, ama daha çok da, bulunduklar? yer ve k?yamete kadar temsil edecekleri cemaat itibariyle, Ehl-i Beyt"in anas?na düşen bir titizlik ve hassasiyet örneğiydi: Evet, Hasan'a, Hüseyin'e ve daha sonra gelecek Zeynelâbidin gibi âbidlerin ziya kaynağ?na ana olmak elbette kolay değildi. Allah Rasûlü, onu önce Ehl-i Beyt'e, sonra da Şah-? Geylanîlere, Muhammed Bahauddinlere, Ahmed Rufaîlere, Ahmed Bedevîlere, Şâzelîlere ve daha nicelerine ana olmaya haz?rl?yordu. Zira onlar?n yolunda öyleleri zuhur edecekti ki, bütün ömürlerini ukba televvünlü, kurbet buudlu yaşayacaklard?. Bu itibarla da Allah Rasûlü, bu en sevdiklerini, gerçek sevginin gereği olarak dünyevî bütün kazurattan temizliyor, eteklerine dünyevî tozun-toprağ?n bulaşmas?na f?rsat vermiyor, onlar?n nazarlar?n? ulvî âlemlere çeviriyor ve onlar? oradaki beraberliğe haz?rl?yordu. "Kişi sevdiğiyle beraberdir". Hz. Muhammed'i seviyorsan?z, yolunda olacaks?n?z, yolunda olanlar ötede O'nunla beraber olacaklard?r. ?şte bu beraberliğe haz?rlama yolunda Allah Rasûlü bir taraftan onlar? seviyor, bağr?na bas?yor, diğer taraftan da bu sevip bağr?na basmay? çok iyi değerlendiriyordu.
    O'nun terbiye sisteminden bir diğer kesiti de ?mam Buharî ve Müslim haber veriyor... Hadiseyi bize Hz. Ali (r.a.) anlat?yor ve diyor ki: "Evimizde hizmetçimiz yoktu. Bütün işlerini bizzat Fat?ma kendisi yap?yordu. Zaten, bir hücrecikte kal?yorduk. O hücrecikte, Fat?ma ocağ? yakar ve yemek pişirmeye çal?ş?rd?. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten ç?kan k?lv?lc?mlar benek benek elbisesini yakard?. Onun için elbisesi delik-deşik olmuştu. Yapt?ğ? sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyac? olan suyu taş?mak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayr?ca değirmen taş?n? çevire çevire eli; su taş?ya taş?ya da s?rt? nas?r bağlam?şt?. Fat?ma'ya, babas?na gidip ev işlerinde kendisine yard?mc? olabilecek bir hâdim (hizmetçi) istemesini söyledim. O da gitti ve istedi..."
    Şimdi, hâdisenin gerisini Hz. Fat?ma Validemiz'den dinleyelim: "Babama gittim; fakat evde yoktu. Hz. Aişe: 'Geldiğinde ben haber veririm' dedi, ben de geri döndüm.
    "Gece yatağa uzanm?şt?k ki, az sonra Allah Rasûlü birdenbire ç?kageldi. Ben ve Ali yataktan doğrulmak istedikse de O, buna mâni oldu ve aram?za oturdu. Öyle ki, sadr?ma temas eden ayağ?ndaki serinliği göğsümde hissediyordum. Arzumuzu sordu. Ben de durumu aynen naklettim. Allah Rasûlü, birden uhrevîleşti ve şöyle dedi: 'Ya Fat?ma, Allah'tan kork ve Allah'a karş? vazifende kusur etme! Allah'?n omuzuna yüklediği farzlar? hakk?yla yerine getir. Kocana da sad?k ve itaatkâr ol! Onun hakk?n? da gözet! Sana ayr? bir şey daha söyleyeyim. Yatağ?na girmek istediğin zaman, 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa da Allahüekber de. ?şte bu, senin için hizmetçiden daha hay?rl?d?r."14
    Fat?ma, O'nun k?z?yd?. Hakk'?n terbiye ad?na kendisine lütfettiği ve ihsanda bulunduğu şeyleri o k?z?ndan esirgeyemezdi. O k?z ki, Hz. Hasaneyn'den hâtemü'l-evliyaya kadar, birçok velinin anas? olacakt?. Bu itibarla onun bu mübarek meyvelere çekirdek olabilecek mahiyette yetiştirilmesi laz?md?. ?şte bundan dolay? Efendimiz, bir taraftan fevkalâde re'feti, şefkati, sevgisi ve gönüllerinde taht kurman?n yan?nda, diğer taraftan da Fat?ma'n?n nazar?n? hep uhrevî âlemlere çeviriyordu.
    Efendimiz, eşi ve menendi olmayan bir baba ve dedeydi. Hayat ad?na bize çok basit gibi görünen bu husus, esasen her insan için aş?lmas? gereken en zor engel ve engebelerden biridir.. ve Allah Rasûlü, bu engeli en kolay şekilde aşm?ş en birinci baba ve dededir.
    Hem O, öyle evlât ve torunlar yetiştirmiştir ki, onlar?n sulbünden gelen ne kadar alt?n halka insan varsa, hepsi de insanl?ğ?n ufkunda, adetâ as?rlara saç?lm?ş güneşler, aylar ve y?ld?zlar gibidirler. Bu husus, sadece Allah Rasûlü'ne mahsus bir mazhariyettir ki, Cenâb-? Hakk O'nu bu mazhariyette de tek ve yektâ k?lm?şt?r. Nice Hakk dostlar? vard?r ki, kendileri çok büyük olmalar?na rağmen, evlerinde yetiştirdikleri evlatlar? itibariyle fevkalâde fakirdiler. Onlar?n evlatlar? veya evlatlar?n?n evlatlar?, az?p sapm?ş ve şeytan?n ağ?na tak?lm?şlard?r. Günümüzde dahi bunun yüzlerce misalini gösterip anlatmak mümkündür. Ancak Allah Rasûlü'nün evlat ve torunlar?d?r ki, hiçbirisi yetiştikleri haneye, o hânenin mâna köklerine ihanet etmemişlerdir. Değil ihanet etmek, her f?rsatta bu cibilli alâkay? göstermiş ve vefa misali olmuşlard?r.
    Evet, işte bu da yine Allah Rasûlü'nün risaletinin bir delilidir ki, insan ne kadar dâhi de olsa bu ölçüde bir terbiyeci olmas? kat'iyen mümkün değildir.
    (*) Fethullah Gülen: Sonsuz Nur, c. 2'den derlenmiştir.
    Dipnotlar
    1- Buhari, Salat, 80; Fezailü'l-Ashab, 3.
    2- ?bn Sa'd, Tabakat, 2:231; ?bn Hişam, Sire, 4:298.
    3- Tirmizî, Nikâh, 41; ?bn Sa'd, 2:231.
    4- Buhari, Edeb, 68.
    5- Buhari, Şürut, 15.
    6- Ebu Davud, Sünnet, 15; Tirmizî, Radâ, 11.
    7- Tirmizî, Menak?b, 64.
    8- Müslim, Fezail, 63.
    9- Buhari, Cenaiz, 14; Müslim, Fezail, 62.
    10- Heysemi, Mecma'z-Zevaid, 9:181.
    11- Muttaki'l-Hindî, Kenzu'l-Ummâl, 13:650.
    12- Müslim, Zekât, 161.
    13- Nesâî, Zinet, 39.
    14- Buharî, Fezâilü'l-Ashab, 9; Müslim, Zikir, 80.
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 21:45 ) değiştirilmiştir.
    duanıza muhtaç
    muhammed akgöz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsan Aklı İle Vahyin Münasebeti
    By Ene-Zerre in forum Fıkıh
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 18.02.09, 21:36
  2. Peygamberimizin asm Ümmiliği
    By zerre06 in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 07.08.08, 17:06
  3. Tüfek - Ölüm - Kader Münasebeti
    By karatoprak1975 in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.02.08, 09:27
  4. Gece İbadeti ve Tebliğ Münasebeti
    By asamet in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.05.07, 10:36
  5. Peygamberimizin Dualarından
    By sliha87 in forum Dualar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.08.06, 17:28

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0