+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Resulullah'a Muhabbet

  1. #1
    Gayyur muntehab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Siirt
    Mesajlar
    115

    Standart Resulullah'a Muhabbet

    Peygamber'e Muhabbet

    Kelime-i Şehâdet Saray?n?n Sultan-? Rusülü HAZRET-? PEYGAMBER’E MUHABBET

    ?lâhî muhabbet sgâik?yla yarat?lan kâinât?n ve onun özü durumundaki insan?n aslî cevherini Muhammedî nûr teşkîl eder.
    Bu cihetle hakîkat-i Muhammediyye, muhabbet saltanat?n?n zuhûr aynas?d?r. Varl?ğ? gölgesine alan muhabbet nûru, semân?n ve yeryüzünün teşekkülüne vesîle olmuştur. Allâh Teâlâ, O’na «Habîbim» buyurmuş, böylece O, bütün mahlûkâta zirve teşkîl etmiştir. Hem öyle bir zirve ki, Cenâb-? Hakk, O’nun ism-i şerîfini tâ ezelde kendi ism-i şerîfiyle beraber zikretmiş ve levh-i mahfûza:
    “Lâilâhe illâllâh Muhammedü’r-Rasûlullâh...” şeklinde nakşetmiştir.
    Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’?, cennette işlediği zelleden ötürü dünyâya indirdikten sonra onun semâda bu yaz?y? görüp de Hazret-i Muhammed Mustafâ hürmetine af taleb etmesi üzerine mağfirette bulunmuş ve şöyle buyurmuştur:
    “–Ey Âdem! O, bana mahlûkat?n en sevgili olan?d?r. (Duâ edeceğin zaman) O’nun hakk? için bana duâ et! (Çünkü şu an O’nun hakk? için ettiğin duâ sebebiyle) ben seni bağ?şlad?m. (Bilesin ki), şâyet Muhammed olmasayd?, seni yaratmazd?m.” (Hâkim, Müstedrek, II, 672; Beyhakî, Delâil, V, 488-489)
    Kelime-i şehâdette de ifâde ettiğimiz gibi elbette ki O sûretâ bir “kul”dur. Lâkin sîret itibar?yla bu kulluğu insan hakk?ndaki telakkîmizle doldurmaya çal?şmamal?y?z. Zîrâ hakîkat-i Muhammediyye karş?s?nda bizim idrâkimiz, metafizik hâdiseleri kavramak hususunda bir çocuk idrâkinden farks?zd?r. Çünkü Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, kullar içinde seçilmiş, sertâc-? cihân olmuş bir “rasûl”dür. Hem öyle yüce bir rasûldür ki, bütün peygamberlerin ad?, O’nun mübârek ad?nda cemolmuştur. Bütün peygamberlerin getirmiş olduğu şerîat, yâni dîn-i mübîn, O’nun getirdiği ?slâm ile kemâl bulmuştur.
    Sultanlar ad?na hutbeler okunur, paralar bas?l?r ve onlar?n devletleri son bulmas?n diye duâlar edilir. Lâkin bir zaman sonra, o sultanlar da devletleri de târih sahnesinden siliniverirler. Ancak nebîlerin ad?na okunan hutbeler böyle değildir. Nebîlerin ve onlar?n vârisi olan velîlerin saltanat ve devletleri dâimîdir, sonsuzdur. Onlar, Hakk kat?nda olduğu gibi gönüllerde de ebedîleşmişlerdir. Pâdişâhlar?n ve devlet ricâlinin saltanatlar? ise, geçici, gel-geç bir dünyâ saltanat?d?r. Dolay?s?yla zevâle mahkûmdur. Nitekim öyle de olur. Fakat peygamberler ve velîler, kullar? Mevlâ’ya götüren yüce k?lavuzlard?r. Onlar fânîliği ebedî olana fedâ ederek ölümsüzleşmiş ve zevâlden kurtulmuş müstesnâ rûhlard?r. Berzah âleminde de sonraki âlemde de saltanatlar? devam eden mâneviyat sultanlar?d?r. Onlar, dünyâda ve âh?rette: «?yi biliniz ki, Allâh dostlar? için hiçbir korku yoktur! Onlar mahzun da olmayacaklard?r…» (Yûnus, 92) beyân?na muhatabd?rlar. Bu k?ymetli rûhlar?n oluşturduğu saflar?n mihrab?nda da sertâc-? enbiyâ Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz vard?r.
    Bu itibarla her zâhirî pâdişâh?n ismi silinir giderken dünyâ ve âh?ret sultan? olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in mübârek ism-i şerîfi yerde, gökte ve gönüllerde ebedîdir. O halde gönüllere dünyevî pâdişâh ve onlara âid saltanatlar?n nâm?n? değil, o ebedîlik taht?nda oturan eşsiz sultan?n nâm?n? silinmeyen muhabbet yaz?s? ile yazmal? ki, kalblerimiz, kendisine verilen ulvî k?ymetini muhâfaza edebilsin.
    Kur’ân-? Kerîm’de Cenâb-? Hakk’?n:
    (Ey Rasûlüm!) Sen onlar?n içinde iken Allâh, onlara azâb edecek değildir!..” (el-Enfâl, 33) beyân? müşrikler için vârid olmuş bir âyet-i kerîmedir.
    ?şârî mânâda bu demektir ki, o Varl?k Nûru’nu gönlünde taş?yan mü’minler hakk?nda büyük müjdeler ve mükâfatlar vard?r. Bu demektir ki, bir mü’min kulun gönlü, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e ne kadar muhabbetle dolarsa, o kadar azâb-? ilâhîden ve gazabullâhdan uzaklaşm?ş olur. Bu, Cenâb-? Hakk’?n yüce bir va’didir. Yâni Mevlâ, gönlümüzde Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- varsa bizi helâk etmeyecek ve bize azâbda bulunmayacakt?r.
    Velîler ve sâlihler, gönül aynalar?nda en saf ve şeffaf nak?şlar görülebilsin diye rûhlar?n? O’nun muhabbeti ile parlat?rlar. Maddî aynalarda ancak cisimleri olan şeyler, şekiller ve renkler görünür. Velîler ve sâlihlerin gönül aynalar?nda ise, O’ndan akseden nûr ile en şeffaf duygular, düşünceler, duâlar, ilâhî nûr ve feyzler ?ş?ldar.
    Güzeller, kendilerini aynada görmek ister. Kendi güzelliklerini sevecek göz ve gönül ararlar. Mutlak güzel olan Rabbin, kâinat? ve insanlar? yarat?ş?ndaki s?r da böyledir. Hadîs-i kudsîde:
    “Ben gizli bir hazîne idim, bilinmek ve sevilmek istedim.” buyurulmas? bundand?r.
    Yarat?l?ş?n başlang?c?, O’nun nûru ile vücûd bulduğundan kürre-i arzda zuhûr eden bütün peygamberler, başta Hazret-i Âdem olmak üzere O’ndan niyâbet tarîk? ile O’nun nûrunun feyz ve berekât?n? taş?m?şlard?r.
    Bütün güzellikler O’na âiddir. O’nun sebebi ile yarat?lm?şlard?r. Nerede bir güzellik varsa, O’ndan akistir. Âlemde bir çiçek aç?lmaz ki, O’nun nûrundan olmas?n! Zîrâ O olmasa idi, hiçbir şey vücûd bulmaz idi. O ki, o yüzden var?z... O ki, solmayan, aksine gün geçtikçe tazelik ve taraveti daha da artan serâpâ nûrdan ibâret bir gonca-i ilâhîdir.
    Hazret-i Mevlânâ buyurur:
    “Cebrâîl -aleyhisselâm-, sadece bir kanad?n? aç?nca doğuyu da bat?y? da kaplam?şt?. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, onu görünce, ona bu heybeti verenin büyüklük ve azametini düşünerek kendinden geçip bay?ld?.”
    “Lâkin Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, eğer hakîkat-i Muhammediyye’nin o ak?l almaz kanad?n? açsa idi, Cebrâîl ebedî olarak kendinden geçer, bir daha kendine gelemezdi.”
    “Zîrâ Habîbullâh, Cebrâîl’le beraber sidretü’l-müntehâ’ya var?nca Cebrâîl durmuş ve: «Yâ Rasûlallâh! Sen buyur! Ben seninle müsâvî değilim. Buradan öteye bir kere kanat ç?rpsam, yanar kül olurum!» demiştir.”
    O, canlardan azîz, cânânlardan üstün, her vechile muhabbete en lây?k müstesnâ bir yarat?l?şt?r. Gelmiş ve geleceklerin en güzeli ve fazîletlisi, insanl?ğa ağlayanlar?n en merhametlisi, yegâne mürşid ve rehberdir. O ki, k?z çocuklar?n? diri diri toprağa gömecek kadar vahşet zindan?na düşenleri gözü ve gönlü yaşl? âş?klar hâline getirmiş, onlara kitab?, s?rr? ve hikmeti öğretmiştir. O’nu her şeyden üstün tutmak, emsâlsiz bir aşk ve muhabbetle sevmek, îmân?n kemâlindendir. Bu muhabbetin zirvesi, hadîs-i şerîfte şöyle beyân edilir:
    “Sizden biriniz beni, ana-babas?ndan, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe hakk?yla îmân etmiş olmaz!..”
    Bu hadîs-i şerîf, îmân?n kemâlinin Hazret-i Peygamber muhabbeti ile yeşereceği hususunda ne güzel bir tenbîh ve îkâzd?r. Bu muhabbetten uzak kalanlar için feyz ve inkişâf yollar? kapal?d?r. Aşk tohumu, ancak O’nun muhabbet toprağ?nda yeşerir. Gönle bereket ve feyiz menba? O’dur. O’nun muhabbet toprağ?, nice taşlaşm?ş gönülleri bir mücevher safl?ğ?na, diğerleri aras?nda alt?n ve gümüş k?ymetine yükseltmiştir.
    O’nun muhabbet toprağ?nda yeşerenlerin baş?nda gelen ashâb-? kirâm, târiflere s?ğmayan bir aşk iklîminde yaşam?şlard?r.
    Bir han?m sahâbiyeden ibret dolu bir muhabbet-i Peygamberî manzaras?:
    Kâ’b’?n k?z? Nesibe -rad?yallâhu anhâ-, müslümanlarla birlikte Uhud gazâs?na iştirak etmişti. Kendi elleri ile haz?rlad?ğ? kaplarla yaral?lara su taş?rken, müslümanlar?n bozguna uğrayarak dağ?ld?ğ?n? gördü. Bunun üzerine derhal Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in yan?na koştu. At?lan ok ve taşlara kendini hedef yaparak bütün gayret ve cesâreti ile Rasûl-i Ekrem -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz’i korudu. Bu fedâkârl?ğ? s?ras?nda at?lan ok ve taşlarla on iki yerinden de yaraland?.
    Onun bu hâlini takdîr ve tahsîn buyuran Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:
    “Bugün Nesibe falan ve filan kahramanlar? geçmiştir.” buyurarak ondan sitâyişle bahsetti.
    Böylece dindarl?ğ?n verdiği şuurla harplerde gösterdiği kahramanl?ğ?ndan dolay? Efendimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in medhine ve iltifât?na mazhar olan Nesîbe’nin ismi, örnek müslüman han?mlardan biri olarak ?slâm târihine geçti.
    Bir diğer muhabbet tezâhürü:
    Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in bir sohbetinde Sevbân -rad?yallâhü anh-, Habîbullâh’a pek derin ve dalg?n bir surette bak?yordu. Gâyet de ?zd?rapl? bir hâli vard?. Öyle ki onun bu hâli, Âlemlerin Efendisi’nin dikkatini çekti. Merhametle sordular:
    “–Yâ Sevbân! Nedir bu hâlin?”
    Sevbân -rad?yallâhü anh-, bu iltifat ile muhabbet çağlayan? hâline gelen sevdâl? gönlüyle şöyle dedi:
    “–Anam, babam ve bu cân?m sana fedâ olsun yâ Rasûlallâh! Senin hasretin beni öyle yak?p kavurmaktad?r ki, nûrundan ayr? geçirdiğim her an bana ayr? bir hicran olmaktad?r. Dünyâda böyle olunca âh?rette nice olur diye dertleniyorum. Orada siz peygamberlerle beraber olacaks?n?z. Benim ise, ne olacağ?m ve nerede bulunacağ?m belli değil! Üstelik cennete giremezsem, sizi görmekten tamamen mahrum kalacağ?m! Bu hâl beni yak?p kavuruyor ey Allâh’?n Rasûlü!”
    Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Sevbân ile birlikte ashâb-? kirâmdan da zaman zaman vâkî olan bu ve benzerî hicranl? sözlere ve ayr?ca k?yâmete kadar gelecek olan ümmetin muhabbet ve aşk kâfilesinin yan?k gönüllerine sürûr dolu bir müjde sadedinde şöyle buyurmuşlard?r:
    “Kişi sevdiği ile beraberdir...”
    Tabiî ki, samîmî muhabbet, itâat ve teslîmiyyet şart? ile…
    O vefât ettiğinde ashâb?n hâli, hüznün son raddesindeydi. Âdetâ yan?p erimiş bir mum misâli gibiydi. Zîrâ düşünüyorlard? ki, O’nu görmeden bir gün bile duramayan âş?k gönülleri, art?k kendisini bu fânî dünyâda hiç göremeyecekti. ?şte bu hicrân ve yan?şa dayanamayan Abdullâh bin Zeyd -rad?yallâhü anh-, ellerini yüce dergâha mahzûn bir gönülle açarak:
    “?lâhî! Art?k benim gözlerimi âmâ k?l! Ben her şeyden çok sevdiğim Peygamberimden sonra art?k dünyâda bir şey görmeyeyim!..” diye ilticâ etti ve orac?kta gözleri âmâ oldu.
    Hazret-i Peygamber’e ashâb?n engin aşk ve muhabbetini kelimelerin mahdud imkânlar? ile îzâh etmek mümkün değildir. Say?s?z misâller deryâs?ndan birkaç? da şöyledir:
    Enes -rad?yallâhü anh- anlat?yor:
    “Rasûlullâh’? berber t?raş ederken gördüm. Ashâb, etrâf?n? çevirmişti. Kesilen mübârek saç ve sakal tellerinin tekinin dahî yere düşmemesi için âdetâ onlar? kap?ş?yorlard?.”
    Sahâbe-i kirâm, Hazret-i Peygamber’in hem eşyâlar? hem de saç ve sakal?n?n mübârek telleriyle teberrük hâlinde olurlard?. Savaşlarda bile bu teberrük heyecan?n? taş?m?şlard?r. Bunun en güzel misâli Halid bin Velid -rad?yallâhü anh-’?n Hazret-i Peygamber’in saçlar?ndan ald?ğ? birkaç mübârek teli sar?ğ?nda saklamas?d?r. Rivâyet olduğuna göre Hâlid -rad?yallâhü anh-, Yermük savaş?nda bu sar?ğ? kaybetmişti. Askerlerine:
    “–Onu aray?n!” diye talimat verdi.
    Arad?lar, bulamad?lar. Hazret-i Halid, tekrar aramalar? için emir verdi. Bu defa buldular. Bakt?lar ki, eski bir sar?k imiş! Sahâbî, bu eski sar?k üzerinde Hazret-i Hâlid’in bu kadar ?srar etmesine hayret etti. Bunun üzerine Hâlid -rad?yallâhü anh-, şunlar? söyledi:
    “–Rasûlullâh saçlar?n? kesmişti. Ashab o saçlar? kap?şt?lar. Ben de aln?ndan birkaç tel ald?m ve bu sar?ğ?n içine koydum. Bu benim için öyle bir bereket oldu ki, onunla girdiğim bütün savaşlar? zaferle neticelendirdim. Zaferlerimin s?rr?, benim Rasûlullâh’a olan muhabbetimdir.”
    ?şte bu muhabbetten kaynaklanan bir sâikle günümüze kadar Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’den muazzez bir hât?ra olarak devam eden saç ve sakallar?n?n mübârek telleri, câmî minberlerinde saklanarak “sakal-? şerîf” ad? ile as?rlardan beri ümmete rahmet olagelmektedir.
    Misâllerde görüldüğü gibi Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e muhabbetin bereketi, yaln?z mânevî âlemde tezâhür etmez. Zâhir âlemde de o feyz ve bereketin müşahhas tezâhürleri olur. Bunun en iyi misâli 700. kuruluş y?ldönümünü idrâk ettiğimiz Osmanl? Devleti’dir. Onlar, devletlerini çoğu kere “Devlet-i Muhammediyye” suretinde adland?rm?şlar ve ordular?ndaki her ferdi -kendi istidadlar? mikdar?nca- o yüce varl?ğ?n bir küçük modeli telâkkî ederek “Mehmedcik” diye isimlendirmişlerdir. Nitekim Osmanl? Devleti’nin tarihteki diğer ?slâm devletlerinin hepsinden daha uzun bir ömürle muammer olmas? da, başka meziyetleri yan?nda bir de ve en ehemmiyetli olarak Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’e tekrîm ve muhabbette erişilmez bir zirvede oluşlar?d?r.
    Aşağ?da anlatacağ?m?z hâdiseler, bu zirveye tipik birer misâldir:
    Dünyâ müslümanlar?n?n Harameyn’e kolayca gidip gelmelerini te’mîn için Hicaz Demiryolu Hatt?’n? inşâ ettiren II. Abdülhamid Han, bu demiryolunun sünnet-i seniyyeye uygun olmas? için Hazret-i Peygamber’in seyahatlerinde dinlendiği noktalara istasyon yap?lmas?n? emretmiş, böylece demiryollar?n? bile bir muhabbet ak?ş? içinde Medîne’ye ulaşt?rm?şt?r.
    Diğer bir misâl:
    Osmanl? paşalar?ndan meşhur Medîne müdâfii Fahreddin Paşa, Rasûlullâh’?n rûhâniyeti rencide olur endişesiyle Ravza’n?n tamirinde vazîfe alan ustalara herhangi bir çivi çakmak îcâb ettiği takdirde mutlaka tahta çekiç kullan?lmas? ve çekiç ile çivi aras?na da lastik bandaj konularak sükûnetin ihlâl edilmemesini emretmiştir. Bu hususta onu böylesine bir edeb ve inceliğe sevkeden âyet-i kerîme şöyledir:
    “Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin! Birbirinize bağ?rd?ğ?n?z gibi Peygamber’e yüksek sesle bağ?rmay?n; yoksa siz fark?na varmadan amelleriniz boşa gidiverir.” (el-Hucurât, 2)`
    Nûrunu güneşten alan ay, nas?l güneşin varl?ğ?na delîl ise, nûr-i Muhammedî ile nûrlanan peygamberler ve velîler de O’nun birer şâhididirler. Bunun içindir ki «Eşhedü en-lâilâhe illâllâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûluh» diyen ve bunu muhabbet ve aşkla tâ gönülden söyleyen her kalbde, ayna ?ş?k vurmuş gibi ilâhî bir par?lt? yanar. Hattâ bazen öyle kuvvetli yanar ki, böyle gönüller, o nûrun aksinden bütün rûhlar?n?n târifsiz bir hazz? içinde yaşarlar.
    Bu hazz? yaşayanlardan Bilâl-i Habeşî -rad?yallâhü anh-’?n hâli ibretle doludur:
    Bilâl -rad?yallâhü anh-’?n dünyâda tutunacak bir dal?, s?ğ?nacak bir yak?n? ve ?zd?rab?n? paylaşacak bir dostu yoktu. Sadece bir köleydi. Ama birgün geldi, îmân nûru ile şereflendi. Bundan sonra îmân? ve onu muhâfaza için yaşad?ğ? hâller, yâni kelime-i tevhîd uğruna katland?ğ? ?zd?raplar, k?yamete kadar gelecek olan mü’minlere îmân mücâdelesi yolunda örnek oldu.
    O, Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in yüzünü ve nûrunu görmüş, yanm?ş ve O’nun muhabbet bağ?na girmişti. Âdetâ bütün varl?ğ? ile O’ndan bir parça hâline gelmişti. Ancak ilâhî nûrdan nasîbsiz olan sahibi, onu bu îmân?ndan ötürü çölün k?zg?n s?cağ?nda alevli kumlar?n üzerine yat?rarak kendisine işkenceler yapt?. Ç?plak vücûdunu ac?mas?zca k?rbaçlatt?. Siyah derisinden k?rm?z? kanlar f?şk?rd?. Etraf?n? saran gâfil kalabal?k:
    “–Ey pis köle! Bize dön kurtul!” dediler.
    Hazret-i Bilâl ise, yat?r?ld?ğ? k?zg?n kum deryâs?nda yaral? bir arslan gibi kükredi ve kelime-i tevhîdi bütün gücü ile hayk?rd?.
    Bunun üzerine galeyana gelen azg?nlar kendisine vurmaya devam ettiler. Vurdular, vurdular... H?rslar?n? alamad?lar ve boynuna ip bağlay?p sürüklediler. Bütün bunlara ve türlü türlü eziyetlere rağmen Bilâl-i Habeşî -rad?yallâhü anh-, Allâh ve Rasûlü’nün muhabbet kalkan?na s?ğ?nm?şt?. Kendisine yap?lanlar? âdetâ hissetmiyor, gönlü sadece muhabbetullah ve muhabbet-i Rasûlullâh ile dolup taş?yordu. Yüreği dünyâlar kadar geniş bir haldeydi. Oysa maddî âlemde hâli perîşând?; kuru baş?n? sokacak bir kulübesi dahî yoktu.
    ?şte Hazret-i Bilâl’in bu aşk ve muhabbeti, onu kölelikten gönül tahtlar?ndaki sultanl?ğa yükseltti. Âlemlerin Efendisi’nin bağr? yan?k müezzini oldu. Öyle ki, son nefesinde de O’nun aşk ve muhabbeti dudaklar?nda tebessüm ve terennüm hâlindeydi:
    “–Sevinin, sevinin!.. Ben Allâh Rasûlü’nün yan?na sefer ediyordum...” dedi ve ötelere uçuverdi…
    Bir kul, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in hakîkati ve nûrundan bir Allâh dostu vâs?tas?yla nasîb alsa, bu nasîb O’ndan olduğu için bizzat Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’den al?nm?ş gibidir. T?pk? bir mumdan bir başka mumun yak?lmas? gibi… Kandilleri yakan ve onlar vâs?tas?yla etraf? ayd?nlatan alev, ayn? alevdir. Kul, bu kandillerin en sonuncusuyla da ayd?nlansa, o ziyâ, ilk ?ş?kla par?ldad?ğ?ndan dâimâ ilk kaynağ? aksettirir. Dolay?s?yla bir kimse, bir başkas?nda ?ş?ldayan ilâhî güzelliğe ister bilerek, ister bilmeyerek kendisini kapt?rs?n, hakîkatte hayrân ve âş?k olduğu letâfet, Allâh Teâlâ’n?n güzelliğidir ve O’nun varl?klarda ve insanlardaki hârikulâde in’ikâs?d?r. Hiç şüphesiz bu in’ikâs?n en büyük tecellîsi de Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’de zuhûr etmiştir. Bu itibarla Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, kulu Cenâb-? Hakk’a götüren yegâne rahmet ve vuslat köprüsüdür.
    Muhabbetin derecesi, eserinde tecellî eder. O’na olan itâat ve sünnet-i seniyyenin yaşanmas?, muhabbetin tezâhürü nisbetindedir. Nûr Sûresi 56. âyette buyurulur:
    “Namaz? k?l?n, zekât? verin Peygamber’e (sallâllâhü aleyhi ve sellem) itâat edin; umulur ki, merhamet görürsünüz.”
    ?bâdetteki rûhâniyet, muâmelâttaki zerâfet, ahlâktaki nezâket, gönüldeki letâfet, sîmâlardaki nûr-i melâhat, lisanlardaki selâset, duygulardaki incelik, nazarlardaki derinlik, velhâs?l bütün bu güzellikler o Varl?k Nûru’na olan muhabbetten kalplere akseden par?lt?lard?r.
    Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur:
    “Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-? Muhammed’e vuslatt?r. Çünkü cihân?n ayd?nl?ğ?, O mübârek varl?ğ?n cemâlinin nûrundand?r.”
    Yâ Rabbi! Bu gün ve gecelerin kutsî ak?şlar?ndan istifâde edip Hz. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in muhabbet ve heyecan?yla içinde bulunduğumuz Ramazân-? Şerîfi tamamlay?p O’nun rûhâniyetinin gölgesinde nûrânî tezâhürlerle bayram-? şerîfi idrâk edebilmeyi nasîb eyle!
    Âmîn!..
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 21:45 ) değiştirilmiştir.
    duanıza muhtaç
    muhammed akgöz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Resulullah.org O'nu(sav) Anlatıyor...
    By ultrAslan in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.11.09, 20:45
  2. Resulullah(sav) Çanakkale'de
    By muhammed54 in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 15.08.08, 16:35
  3. Resulullah'ın Duaları
    By delailinnur in forum Dualar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.04.08, 21:49
  4. Resulullah Diyor ki!!!
    By cnkgn in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 02.01.08, 02:37
  5. Resulullah'ın (sav) Hayatı
    By herem in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.11.06, 21:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0