+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Bir Bilal Vardı

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Bir Bilal Vardı

    Bir Bilal Vard?
    Selim Gündüzalp


    HER SABAH ac? ile yatt?klar? yerden büyük ümitlerle doğruluyordu insanlar. Gözler ufka çevrilmiş, belli belirsiz bak?şlar hep bir şey ar?yordu. Umutlarla ufka bak?yor, güneşin doğuşu gibi rahmeti bekliyordu insanlar. Kalpler iştiyak içindeydi. Beklemek kaderleriydi. O kadar yürekten isteyince beklenen de bir gün gelecekti. Duaya durmuştu kalpler. Güç ve kuvvet sahibi zalimlerin elinde inliyordu masumlar. Zulüm her yerde kol geziyordu, ortal?ğ? kas?p kavuruyordu. Bugünden de beter bir durum vard?.
    Tam bir insanl?k dram? yaşan?yordu. ?şte bu vahşi manzaray? değiştirmek, insanileştirmek gerekiyordu. Bunun için gönderilmişti o yüce insan Hz Muhammed. Beklenen güneş doğmuştu. ?nsanlar? bar?şa esenliğe ç?karmak için. K?sa zamanda dünyan?n şeklini değiştirdi bu eşsiz insan. Yaşanmakta olan bu korkunç tabloyu birden rahmet ve şefkat ortam?na çevirdi. Bir mucizeydi bu. Herkes görüyordu, yaş?yordu.



    ?nsanlar, eşyalar, tüm yarat?lm?şlar birbirini kardeş buldular. Niçin yarat?ld?klar?n? anlad?lar. Dünyaya geliş gayelerinin ne olduğunu O’ndan öğrendiler. En yüce hedeflere ve ideallere yükseldiler. Yerde sürünmekten kurtuldu hayatlar. Bir bir kanatland?lar. Çünkü o rahmet Peygamberiydi… Yoksullar, açlar, yard?ma muhtaçlar, yediden yetmişe tüm insanlar hep O’nun davetine koştular. Y?llard?r aç susuz b?rak?lm?ş, mukaddesatlar? çiğnenmiş insanlar O’na koşuyorlard? bir bir. Tek bir ses duyuluyordu Mekke ufuklar?nda. Hakk’a ve hakikate doğru yürüyen bu yüreklerden tek bir ses yükseliyordu: Allahuekber, Allahuekber…

    ?nançlar?, kalplerinde at?yordu. Bu coşku engel tan?m?yor, dalga dalga yay?l?yordu. Kalpler Sevgilisine koşuyor, kavuşuyordu. Çok bir şey değildi insanlar?n istedikleri asl?nda. Merhametti, anlay?şt?, sevgiydi sadece. Onu da bulmuşlard?. Sevgililerine, şefkat ve rahmet Peygamberlerine kavuşmuşlard? çok şükür. Kureyş’in büyükleri zalimleri şaş?yorlard? bu duruma. Şaş?yordu kölelerin efendileri. Ne oldu diyorlard? bunlara, ne oldu bu insanlara birer birer bizleri terk ediyorlar? Bir türlü ak?llar? alm?yordu. Çünkü yüreklerine iman düşmemişti, hidayet nimetinden nasipleri yoktu henüz.

    Miladi 7. asr?n başlar?nda Ortadoğu böyleydi, Asya, Avrupa böyleydi. Dünya böyleydi işte. Tarihler söylüyor, “Karanl?k m? karanl?k bir çağ yaşan?yordu” diye.

    Mekke de böyleydi. ?şte böyle bir zamanda dünyaya bir güneş ama canl? bir güneş doğdu. Karanl?klar ayd?nland?. Mekke’de ?slam’?n ?ş?ğ? ile ayd?nlanm?ş onlarca insan vard? şimdi. Bunlar ilklerdi. Bütün dünyaya kokular?n? saçacak çiçeklerdi. ?man tohumu düşmüştü art?k yüreklere. Onlardan biri de Bilal’di. Habeşli köle, zenci Bilal iman?n ?ş?ğ? ile yanm?ş, ayd?nlanm?şt?. P?r?l p?r?l bembeyaz bir yürek vard?. Zulmün karş?s?nda susmayan, hayk?rand?. Habeşli bir Bilal vard?. Yüzy?llar sonra bile hâlâ çocuklar?m?za onun ad?n? verdiğimiz Bilal vard?.



    Köleydi Bilal. Efendisi Umeyye bin Halef, şirkin karartt?ğ? bu çirkin kalpli adam kölesinin gönlündeki ayd?nl?ğ?, iman ?ş?ğ?n? sezmişti. Öfkesinden deli divane olmuş, küplere binmişti. Nas?l olurdu? Kendisinin izni olmadan efendisine sormadan köle Bilal, zenci Bilal nas?l olurdu da putlar? terk eder ?slâm’? seçerdi? Hesap vermeliydi… Duram?yordu yerinde.

    Çöl güneşinin alev alev yakt?ğ? o Mekke gündüzünün öğle s?cağ?nda yanan kumlar?n üzerine Bilal’in, o temiz yürekli siyah tenli insan?n ç?plak vücudu gömülecekti. Gömülmekle de kalmayacak, üzerine kalkamayacağ? kadar bir ağ?rl?kta koca taşlar dizilecekti. Böyle düşünüyordu zalim efendi Umeyye bin Halef ve düşündüğünü uygularken de en küçük bir ac?ma duygusu hissetmiyordu içinde.

    Bir insan?n tahammül hudutlar?n? çoktan aşan dayan?lmaz işkenceler alt?nda yanan Bilal’in dudaklar?ndan tek bir kelime duyuluyordu… Ehad… Ehad… Ehad… Yani; Allah bir… Allah bir… Allah bir…

    ?şkenceler ağ?rlaş?yordu ama Bilal’in cevab? asla değişmiyordu. Art?yordu işkenceler… Saatler geçiyor fakat cevap yine değişmiyordu. Bilal sadece “Ehad… Ehad… Ehad…” diyordu. Iş?ktan mahrum Umeyye bin Halef, o incisiz sadef, o kararm?ş kalp işkence üzerine işkence deniyordu. Bilal’in cevab? değişmiyordu.

    Bilal bu kelimeleri öylesine içten söylüyor ve Yaradan?na emanet ediyordu ki çöllerin her bir kum tanesinin aras?na gömülüyordu başka da gizleyecek yer yoktu. Şahidi kumlard?. Bir Allah bir de meleklerdi.

    Göğsünün üzerindeki taş o her Ehad deyişte şahit oluyordu. Dersini alm?şt? Bilal. Laf olsun diye öylesine Ehad demiyordu. Bilerek söylüyordu, inanarak söylüyordu. Ehadiyetin cilvesine mazhard?. Her bir şeyde Hal?k-? külli şey’in birçok isminin tecellisini tek tek görüyordu. Bilal’in kalbi ayna olmuş güneşi gösteriyordu. Onun için Bilal Ehad diyordu. Bilal kalbinde tecelli eden esmay? okuyordu, Ehadiyyeti gösteriyordu. Allah birdi. Vahid-i Ehad’di.




    Bütün kâinatta taş?nan isimlerin cilvesine mazhar bir kalpti bu mahiyetiyle. Bilal kalp aynas?nda tecelli eden Ehadiyeti okuyor, hayk?r?yordu. Rahman?n iltifat?n? hissediyordu üzerinde. Taş da baş da, kuru da yaş da O’nundu. Konuşan dil de atan kalp de Allah’?nd?. Bilal Allah’?n isimlerini hayk?r?yordu. Ehad’i duymaya tahammül edemiyordular.

    Kaç saat, kaç gün sürdü, kim bilir kaç gece, kaç kez tekrarland? bu işkence. Kimsenin bir şey bildiği yoktu, Bilal de unutmuştu, unutulmuştu ama Allah unutmam?şt?. Tarihler hakk?nda kay?t düşmüştü Bilal için. ?nanc?, dini üzere ?srarl?, değişmez, gönülden bağl? bir insan, diye.

    Umeyye’nin ç?ld?rd?ğ?, kudurduğu, Bilal’in yine Ehad… Ehad… Ehad… diye soluduğu bir gündü. ?lk inananlardan biri Ebabekir göründü. Müslümanlar?n, inananlar?n derdinin, ihtiyac?n?n karş?lay?c?s?, Hz Peygamberin dava arkadaş?, gönül dostu. Umeyye’ye laf anlatmak kolay değildi. Kaskat? kalbine bir şeyin etki etmesi imkâns?zd? ama herkesin bir aç?k kap?s? vard?. Belki kesesi kursağ? laf anlard?.

    “Satar m?s?n” dedi Hz Ebabekir “bu köleyi bana?”

    “7 ukiyye verirsen olur ” dedi Umeyye.

    Ebabekir:

    “Sal?ver Bilal’i, gel al paran?” dedi.



    Yaral? ve bitkindi vücudu ama dipdiriydi kalbi Bilal’in. Dilinde Ehad kelimeleri ile yatt?ğ? yerden doğruldu, yeniden dirilmiş gibi kalkt? Bilal. Halsizdi ama şimdi yepyeni bir dünyan?n eşiğindeydi. Ebabekir büyük bir nezaketle “Art?k Allah için hürsün Bilal” dedi. Bilal: “Allah mükâfat?n?z? kat kat versin” dedi ona. Hz. Ömer bu olay? hiç unutmaz s?k s?k hat?rlat?rd? sahabelere. “Efendimiz seyyidimiz Bilal, seyyidimiz Ebabekir’in hasenat?ndand?r. Sevab?ndand?r, iyiliğindendir,” derdi.



    Bilal putlaşm?ş nefisler ad?na kurban edilecekti güya ama bak?n ki işe, Bilal’i öldürmek istedikleri yerde Bilal dirilmişti. Bilal’i Ehad diriltmişti. Allah birdi, güçlüydü, kuvvetliydi. Bilirdi kimin ne derdi var, kim ne zaman ne şekilde kurtulacak, kim nas?l selamete ve huzura kavuşacak bilirdi O. Bilal Ehad dedikçe ufuklar şahit tutuldu, melekler yazd? bu kelimeleri, unutulmad?. Ehad dedikçe yard?mc?lar Allah’?n inayeti alt?nda kol kanat gerdi onun için. Bilal ac?lar içinde k?vran?rken bile ac?yordu kafirlere. Çünkü o ac?y? bedeninde hissetmeyen, ruhunda hiç duymayan biriydi O. Gerçek ac?n?n ne olduğunu biliyordu. Kendisine işkence edenlerin Allah’tan uzak kalan kalplerin, hidayet ve imandan uzakta kalan nasipsizlerin daha beter bir çölde, kat?laşm?ş taştan da beter olan kalplerinin ağ?rl?ğ? alt?nda, cehennemden beter bir ateşte alev alev yand?ğ?n? biliyordu, hissediyordu Bilal.

    Bilal dipdiriydi. Bilal ölmemişti. Bilal Habeşliydi. Ama hicret emri gelmesine rağmen Habeşistan’a hicret etmemişti. Mekke’de kalmay? tercih etmişti. Bu nokta ve bu incelik üzerinde durulmaya değer. Tarihçilere b?rak?yoruz onu. Bilal şimdi sevinçliydi, neşeliydi. Çünkü muhacirler aras?nda Medine’de Hz. Peygamberin yan?ndayd?, sevdiği ile beraberdi. O’nun doyum olmaz hizmetindeydi, emrindeydi.



    Hicretin üzerinden sekiz ay geçmişti ki, bir gün O Sevgilinin (s.a.v.) emri ile kendini Mescid-i Nebevi’nin yak?n?ndaki evin dam?nda bulacakt?. Şimdi yan?k ve tiz sesiyle tüm kâinata sesleniyordu Bilal. Allahuekber… Allahuekber… Müezzin olmuştu, ezan okuyordu Bilal. Mekke kumlar?na soluk soluğa gömdüğü, emanet ettiği Ehad kelimelerini tek tek ç?kar?yordu oradan, Allaha emanet ettiği yerden. Ehadleri şimdi Ekbere çeviriyordu. O günkü anl? şanl? direnişinin mükâfat?n? görüyordu ve en yüksek perdeden var gücüyle sesleniyordu Bilal. Allahuekber… Allahuekber...

    Resulullah’?n yan?ndayd?, O’nu gölgesi gibi izledi hep. Resulullah imamd?, önderdi, Bilal de müezzindi hep. Çünkü o seyyidül müezzinin’di, efendisiydi ezan okuyanlar?n. Onun davetine ancak mümin olan icabet ederdi. Bilal’in, Medine’de okuduğu ilk ezana, bir gün bir başka mekânda ama ayn? heyecanla bir ezan daha ekleyecekti Allah. O gün de gelmişti nihayet. Mekke fethedilmişti işte o gün. Kabe’deki putlar;

    “Hak geldi bat?l yok oldu” (?sra suresi – 81)

    ?lâhi ferman? ve emri ile yerlere serilmişti. Kabe bir gusül alm?şt?, putlardan temizlenmişti. Tertemizdi Allah’?n evi art?k. Şimdi s?ra ?slam’?n o yüce hâkimiyetinin Mekke ufuklar?na ilan?na gelmişti. Bilal haz?rd?. Kabe’nin üzerine ç?kt?, p?r?l p?r?ld?. Gözünde bir kaç damla yaş vard?. Hayali 10 sene öncesine gitmişti. ?şkenceden, ezadan, cefadan inlediği günlere gitmişti. Bütün heyecan ve aşk? ile y?llar önce Mekke kumlar?na gömdüğü o mübarek kelimeleri, Ehadleri tek tek topluyordu. Bir tek solukta toplad?ğ? bütün Ehadleri Allahuekbere çevirip söylemek istiyordu. Ve birden Allahuekber… Allahuekber… nidalar?yla inledi ortal?k. Mekkenin dağlar?n? duvarlar?n? ç?nlatt? bu ses. ?nananlar?n kalplerini coşturdu, meleklerin bile takdirine mazhar oldu bu ses. Art?k k?yamete kadar Mekke ufkundan her yere, bütün kâinata yank?lan?p duracakt?. Mekke’nin müşrikleri Habeşli Bilal’i Kabe’nin üzerinde ezan okurken görünce hay?fland?lar kendilerince: “Yaz?klar olsun bize şu köleler kadar olamad?k.” dediler. “Onlar nelere erdi ne muradlara erişti, biz ise nerelerde kald?k,” diye esefle yak?nd?lar, gafletlerine yand?lar, neleri kaybettiklerine hay?fland?lar.



    Ama bir gün de Bilal yanacakt?. ?mam?n?, Sevgilisini, ona ilk defa işaret edip “ezan? oku” diyeni kaybettiğine yanacakt? ve günlerce ?l?k ?l?k ama hiç kesintisiz ağlayacakt? Bilal. O’nun ard?ndan yapamayacakt? Medine’de. Hz Peygamber Efendimizin defninden sonra bir daha Bilal ezan okumad?, okuyamayacakt?. Onun sevgi dolu yufka yüreği Hz. Peygamberin ayr?l?ğ?na dayanamad?. Duramazd? Medine’de de. Her karede her ad?mda hat?ras?n? yaşad?ğ? Sevgilisinin yaşamad?ğ? beldede. Allah düşmanlar?n?n ak?l almaz her türlü işkencelerine dayanm?şt? bu yürek. ?zin verilmiş olmas?na rağmen asla söylememişti müşriklerin istediklerini. Sonuna kadar dayanm?şt?. Son zerresine kadar…

    ?şte o Bilal şimdi dayanam?yordu, bütün direncini kaybetmişti Hz Peygamberin ard?ndan. Yürek susmuştu, bütün insanl?k için atan o büyük yürek susmuştu. Bilal de susmuştu, hamuştu. Hz Ebubekir halife olunca da müezzinlikten aff?n? istedi. Halife kabul etmedi ama o yapamad?. Ona: “Eğer beni kendin için sat?n al?p azad ettiysen burada tut, yok Allah için hürriyetime kavuşturduysan b?rak beni Şam’a gideyim. Peygamberimden öğrendiklerimi öğreteyim, dini anlatay?m, bu uğurdu cihad edeyim oralarda.” Halife Ebabekir izin verdi, ona başar? diledi. Helalleştiler ve gönderdi Bilal’i. Şam’da kald?ğ? y?llar içinde de bütün ricalar? cevaps?z b?rakt?. Bir gün olsun ezan okumad?. Ama bir gün kendisini ziyaret eden Şam’a teşrif eden Hz Ömer’i k?ramad?. Ömer k?r?lmazd? ki, k?r?lacak insan değildi. Zordu Bilal için ama Resulullah’?n hat?r? vard?. Onun en yak?n arkadaş?yd? Ömeri k?ramazd?.

    Bir kere daha o özlenen ezan?n? okumaya başlad? ve tüm kâinat sustu o sesi dinledi.

    “Eşhedü enne muhammeden Resulullah…” cümlesini söylemeye s?ra geldiğinde zenci Bilal’in o p?r?l p?r?l yüreği dayanamad? buna. Tutamad? kendini. Y?ğ?ld? kald? oralarda. Onun hayat?nda en çok ağlad?ğ? gün o gün olmuştu. Müminler de onunla birlikte o gün doya doya ağlad?lar.

    Bir başka gün de gördüğü rüya üzerine Medine’ye Hz Peygamberi ziyarete gelmişti. Hz Peygamberin göz bebekleri sevgili torunlar? Hz Hasan ve Hüseyin ile karş?laşt? yolda. Onlar? hasretle kucaklad?, öptü. Hz Hasan ve Hüseyin;

    “Ey Bilal ezan?na hasret kald?k” dediler. “Ne olur bir kere okuyuver. Ne olur k?rma bizi.” Önce yapamam dedi Bilal ama k?ramazd? onlar?. Bunu da hiç yapamazd?. “Resulullah’?n torunlar?s?n?z, göz bebeklerisiniz siz. Sizin rican?z onun ricas?d?r benim için, k?ramam sizi” dedi.



    Y?llar sonra Medine’de son bir kere daha ezan okudu Bilal. Onun o unutulmaz sesini özlemiş olan Medineliler ezan?na hasret kalan Medineliler duyunca birden Resulullah?n tekrar dirilip, kabrinden kalk?p, aralar?na döndüğünü sand?lar. Bir tuhaf oldular. Mescide koşuştular. Şaş?rd?lar, heyecanland?lar. Bilal’i görüp ezan? duyunca oturup ağlaşt?lar sevinçten. O günleri and?lar. Tekrar yaşad?lar. Hz Peygamberle ne yaşam?şlarsa tek tek yaşad?klar?n? hat?rlad?lar o gün. Bilal’in Ehad’dan Ekbere ulaşan o güzel sesi bir gün geldi, sustu. Ehadine, Ekberine kavuştu. Yak?nlar? ağlarken yan?nda, o gülüyordu. Baş?nda eşi haline bak?p “ne kadar da kötü”, derken o “ne kadar da iyi, Sevgilime ve dostlar?ma kavuşacağ?m,” diyordu. Hayat? ezan-? Muhammedi’nin terennümü ile geçmiş, son y?llar? Hz Peygamberin hasretiyle ve sevgisiyle pişmiş olan Bilal şimdi son nefesinde o Sevgili dostuna kavuşman?n sevinci ile dipdiriydi.

    Aradan bunca zaman geçmesine rağmen şimdi art?k okunan her ezanda, o vard? biraz da. Onun sesi canlan?yordu art?k. Hele sabah ezanlar?nda “essalatu hayrun minen nevm” “namaz uykudan hay?rl?d?r” demek olan ilavesi Bilal’in hat?ras?yd? ama Hz Peygamberin tasvibinden geçmiş, Onun nurunu alm?ş bir ilaveydi bu.

    Ey sevgili Bilal, Habeşli Bilal. Sesini Ehadden Ekbere yükselten, Mekke ufuklar?n? ç?nlatan, kâinat? inleten, ezan?n? meleklere dinleten varl?klar? heyecana getiren, eşyay? dillendiren, vahdetten kesrete ulaşan, kesretten vahdete ulaşan, ta Habeşistan’dan kalk?p r?zk?n? Mekke de Medine’de arayan, hidayete ulaşan sevgili Bilal. Ezanlar?n? duyuyoruz günde beş vakit, seni dinliyoruz, amenna diyoruz. Resulullah?n davetini evrene ulaşt?ran, ileten Bilal. O güzel ezanlar?n ve okuyuşlar?n için, uyan?k kald?ğ?n gün ve gecelerin, işkencelerin için, onca çektiğin eza ve s?k?nt?lar?n için, seni şerefle an?yoruz.




    Ezan?n insanlar? namaza davet olmad?ğ?n? anl?yoruz. Kainat saray?nda bütün mevcudata karş? onun mahlukat nam?na tevhidin ilan? olduğunu biliyoruz. Günde beş vakit senden bu dersi al?yoruz. Bize ulaşt?rd?ğ?n ve dünyam?za taş?d?ğ?n bu yüce manalar için sana binler rahmet dualar? gönderiyoruz okuduğun ezanlarla beraber her mekandan ve her zamandan. Sevgiline kavuştun, O’nun yan?ndas?n şimdi. Huzur içinde kal, bizim için de dua buyur. Hz Ömer’i Hz Hasan ve Hüseyin’i k?rmad?ğ?n gibi bir gün de bizim için ne olur bir ezan oku. Rüyam?za gir, kokunu sal ötelerden. Sesinden duyal?m bir kez olsun ezan?n?, biz de ağlaşal?m. Bu hat?ralar? çok görme, biz de yaşayal?m. Ne olur bizi de k?rma. Onlarla ol bizim için de dua et. Her ezanda ad?n? kokunu duyuyoruz. Bize ne güzel bir hat?ra b?rakt?n. Seninle şeref duyuyoruz. Ruhuna rahmet duas? olsun. Her dilden her gönülden…
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 21:50 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Selim GÜNDÜZALP
    EYVAHLAR OLMASIN!




    “İnsan ve insanın hayatı, esmâ-i İlâhiyyenin tecelliyâtına bir tarladır.”
    Mesnevî-i Nuriye

    İnsanlar birbirine benzerse de hepsinin dünyaları farklı. Ağaçlar da birbirine benzer ama meyveleri hatta yaprakları bile ayrı ayrıdır. Sular da birbirine benzer ama her birinin içimi farklı; kimi acı, kimi tuzlu, kimi tatlıdır.
    Yumurtalar da öyle değil mi? Yılanın yumurtası, serçenin yumurtasına benzerse de aralarında dağlar kadar fark vardır. Kaldı ki dağlar bile birbirine benzemezler...
    İnsanlar; çarşıya pazara hep aynı gibi gider. Oysa bu dıştan görünendir. Kiminin derdi kiminin neşesi vardır. Her şeyin iç yüzünü ancak Allah bilir. Sinelerde ne gizli ancak O (cc) bilir. Her şey O'na ayan beyan, bize pinhan.
    “O günde ki (bütün) sırlar yoklanıp meydana çıkacaktır.” (Tarık Sûresi: 9)
    Ne büyük bir gerçeğin ifadesidir. Kimin ne kazandığı, kimin ne götürdüğü o gün bilinecek.
    ***
    Ölüme de böyle gideriz; çarşı pazara gidişteki benzerlik gibi. Ama ölenin hâlini ve amelini kim bilebilir Allah’tan başka. Bir kısmımız belki hüsran ve zarar içinde, bir kısmımız da belki ebedî saadeti kazanmış olarak göçer gideriz. Her şeyin iç yüzünü ancak Rabbimiz bilir. Yunus Emre; “Kabre vardığım gece hâlim nice olur” diye ölmeden önce bir ince muhasebeye dâvet eder gibi.
    Hz. Mevlânâ, Mesnevî’de çok güzel kıssalar anlatır. Onlardan birini, dünyada son demlerini yaşayan seçkin bir sahabenin hanımı ile olan konuşmalarını dinleyelim. Gün gelir lâzım olur. Bilelim, bekleyelim, hem Hz. Peygamberin okulundan bu yüce insanlar nasıl bir eğitim almışlar, yakından görüp öğrenelim:
    Hz. Bilâlî Habeşi’nin yüzüne ölümün rengi aksedince; Hz. Bilâl, hilâl gibi olunca onu bu halde gören hanımı; “Eyvahlar olsun!” dedi.
    Hz. Bilâl ise;
    “Hayır... Hayır... Ne hoş, ne güzel” cevabını verdi.
    Ve dedi ki:
    “Ben esas şimdiye kadar yaşamaktan esef ve keder içindeydim. Sen ölümün nasıl bir yaşayış ve ne olduğunu ne bilirsin?”
    Hz. Bilâl böyle söylüyor ve yüzünün rengi gül gibi açılıyordu. Çehresini saran nur, güneş gibi parlıyordu.
    O Bilâl ki, Hz. Ömer onun makamını ve yüceliğini ifade için, “efendimiz” tabirini kullanmıştır. “Ebubekir Efendimiz, Bilâl Efendimizi azad eylemiştir” demiştir. Hz. Peygamber (asm) onun değerini bir mübarek hadisinde; “Cennete girdim, orada Bilâl’in ayak sesini duydum” buyurmuştur.
    Habeşli idi, siyahtı. Gecenin rengi de siyahtı. Gecelerin içinde doğardı o parlak güneşler. Hem gözbebeği de siyahtı. Ama o nurlu siyahlık var ya, o nurlu siyahlık, görmemizi sağlayan oydu. Ruhumuzun penceresi o kara nokta idi. Hz. Bilâl de kâinatın gözbebeği olan Fahr-i Âlemin gözbebeğiydi âdeta.
    Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (asm); “Siyahların en hayırlısı şu üç kişidir: Lokman, Bilâl ve Mihca” buyurmuştur.
    Mihca, Bedir’de şehit olmuş bir zattır. Evet işte o mübarek insana hanımı yine dedi ki:
    “Ey güzel tabiatlı, ayrılık zamanı mı?”
    Hz. Bilâl:
    “Hayır, hayır, vuslat demi, kavuşma ânıdır.”
    Yine eşi:
    “Bu gece gurbete gidiyorsun, hısım ve akrabanın gözlerinden kaybolacaksın.”
    Hz. Bilâl:
    “Hayır, hayır, bu gece ruhum gurbetten asıl yurduna gidiyor, asıl vatanına kavuşuyor.”
    Hanımı:
    “Senin yüzünü biz nerede göreceğiz?”
    Hz. Bilâl:
    “Allah’ın has kullarının halkasında. Bu halkada, yüzüğündeki elmas taşın parladığı gibi Rabbü’l-Âlemîn’den gelen nur parlar.”
    Eşi: “Vah yazık, bu ev harap oldu” dedi.
    Hz. Bilâl:
    “Sen aya bak, sise, buluta bakma” dedi. Yani cesede bakma, ruha nazar et, tembihinde bulundu. Çünkü ceset fani, ruh bakidir. Hatta ceset ne kadar zayıf düşerse o ruh o kadar kuvvet bulur, tertemiz olur.
    Hz. Bilâl sözlerine şöyle devam etti:
    “Cenâb-ı Hak, benim cesedimin hanesini daha güzel imar etmek için yıktı. Zaten ailem kalabalıktı, ev de küçük ve dardı. Bir kuyuya benzeyen evde, bir yoksuldum, şimdi padişah oldum. Padişah için de köşk ve saray lâzımdır. Onun içindir ki, bu dar ve sıkıcı evin yıkılmasının vaktidir. Yeniden ve daha geniş olarak yapılması gerekir.”
    Gerçekten de öyle değil midir? O padişahlar, o sultanlar, köşkler ve saraylarda yaşadıkları ve o güzel yerlere alıştıkları için daha güzel yerlere lâyıktırlar. Bu dünya onlara dar geldiği için, ebedî olan saraylarına gittiler.
    Kur’ân-ı Kerim’de de bu durum şöyle ifade edilir:
    “Şüphesiz ki, takva sahipleri, cennetlerde ırmaklar (kenarların) da, Hak meclisinde (ve) kudret sahibi, mülkü çok yüce olan (Allah)ın yanındadırlar.” (Kamer Sûresi, 54-55)
    Bu dünya kalbi ölmüş kimselere geniş ve parlak görünür. Oysa dışı geniş, içi gayet dardır. Eğer dünya dar ve ıztırap verici bir yer değilse, bunca insanın üzüntü ve kederden şikâyeti nedendir? Niçin orada fazla yaşayanın beli bükülüp iki kat olur?
    Evet ruh ancak uyku esnasında dünya hapsinden kurtulur. Ruhun nasıl rahatladığına ve sevindiğine dikkat ediniz. Fakirlik ve ihtiyaç içinde kıvranan, yahut elem ve ıztırap içinde inleyen bir insan uyudu mu, o ıztırap ve o ihtiyacını unutur. Hatta güzel rüyalar görür. İşte o rüyalar, ruhun geçici de olsa kurtulması ve ferahlamasıdır.
    Uykuda iken zalim bile, kendi zulümkâr tabiatından kurtulur. Zindandaki mahkûm da hapis düşüncesinden yine uyku ile kurtulur. “Uyku ölümün kardeşidir” kutlu sözü işte bu gerçeği dile getirir.
    Evet dünya böyledir işte. Bir üzüm yedirir bin zahmet çektirir. Kabuksuz öz arayan burada çok aldanır. Bediüzzaman Hazretleri:
    “Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda, öyleyse geç, iyi mallar dizilmiş arkasında” diye ne güzel söylemiş.
    Evet dünyanın genişliği, gözbağından ibarettir. Halbuki ahirete nispeten o çok dardır. Gülmesi ağlamaktan ibarettir. Bu gerçeğe işareten, Hz. Bediüzzaman; “Dünya bütün şaşaasına rağmen, ahirete nispeten, bir zindan hükmündedir” demiştir.
    Ruh bedenle bağlı bulundukça sıkıntısı bitmez. Bedenimiz sıkıcı kasvetli bir ev gibidir. Ruh da orada hasta ve sakat bir haldedir. İşte ruh, o dar evi çıkmasıyla beraber yıkar ama, daha büyük bir saraya gitmek için.
    Ahiret âlemine nispetle dünyanın darlığı ana rahmi gibidir. Dünyadakiler, ana rahmindeki bebeklere benzer. Ömrünü ve kemalini tamamlayanlar, vadesi geldiğinde artık yeni bir âleme doğarlar.
    Ölüm ânı, doğum ânından farksızdır. Hem hamile kadın ağrısından nasıl kurtulacak diye ağlar, oysa dar yerdeki bebek, kurtuluş zamanı geldi diye güler, sevinir. Aynen öyle de ölümün her nev'î ıztırabıyla beden elem ve ıztırap duyarsa da ruh kurtuluyorum diye sevinir ve güler.
    Ne mutlu ölümü yokluk değil de varlık görenlere ve bilenlere.
    Ne mutlu ölümü, ahbaba, dosta kavuşturan bir vasıta bilenlere.
    Ne mutlu ölümü Hz. Peygamber ve dostlarına giden bir yol bilenlere ve o arzuyla coşup taşanlara.
    Yâ Rab! Hz. Peygamber, âl ve ashabına cennette komşu eyle. Ruhumuzu ebedî azaplardan ve cehennem ateşinden muhafaza eyle.
    Affeyle, mağfiret eyle, yâ Rahim, yâ Erhamerrahimîn.
    Akşam olunca sönen güneşlerden eyleme yâ Rab.
    Nurunun envâıyla, esmânın esrarıyla ruhumuzu münevver eyle. Ebedî ve daimî nurlara gark eyle. Âmin..

    04.04.2009

    E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


  3. #3
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    "Yâ Rab! Hz. Peygamber, âl ve ashabına cennette komşu eyle.
    Ruhumuzu ebedî azaplardan ve cehennem ateşinden muhafaza eyle.
    Affeyle, mağfiret eyle, yâ Rahim, yâ Erhamerrahimîn.

    Akşam olunca sönen güneşlerden eyleme yâ Rab.
    Nurunun envâıyla, esmânın esrarıyla ruhumuzu münevver eyle. Ebedî ve daimî nurlara gark eyle. Âmin.."
    *********
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  4. #4
    Ehil Üye h.polat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Yaş
    43
    Mesajlar
    1.245

    Standart

    Alıntı Bîçare S.V. Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    "Yâ Rab! Hz. Peygamber, âl ve ashabına cennette komşu eyle.
    Ruhumuzu ebedî azaplardan ve cehennem ateşinden muhafaza eyle.
    Affeyle, mağfiret eyle, yâ Rahim, yâ Erhamerrahimîn.
    Akşam olunca sönen güneşlerden eyleme yâ Rab.
    Nurunun envâıyla, esmânın esrarıyla ruhumuzu münevver eyle. Ebedî ve daimî nurlara gark eyle. Âmin.."
    *********
    aminnnnnn.......

  5. #5
    Dost İslamtarihim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesajlar
    47

    Standart

    Hala onun Lahuti sesiyle okunan Ezan-ı şerifler var ve kıyamate kadar da olacak inşallah.
    Ölene kadar ilim....

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bilal Yavuz
    By sumeyyecan in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.01.12, 02:21
  2. Bunca Ayrılık Yetmedi mi Ya Bilal..(r.a)?
    By Melis in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 29.10.09, 21:51
  3. Bilal Münafık Oldu...
    By Ene-Zerre in forum Şiirler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05.01.09, 01:49
  4. Ah Bilal! Ah Filistin! Hanginize Yanayım?
    By Ene-Zerre in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.01.09, 00:29
  5. Bilal
    By Bikün in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.07.08, 21:03

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0