Uhud'un en şiddetli anlarıydı. O gün İslam'ın büyük kurucuları, Ebu Bekir'ler, Ömer'ler, Osman'lar, Ali'ler ve daha niceleri Allah Resûlü'nün etrafından hiç ayrılmamışlar, cansiperane mücadele etmişlerdi. Akşama doğru neredeyse hepsi takatsiz kalmıştı. Abdurrahman bacağını, Hazreti Talha kolunu kaybetmişti. 20-30 kişiden müteşekkil bir düşman grubu Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e son bir hücum yapıp bir darbe indirmek üzereyken Allah Resûlü, "Bunlara kim karşı çıkacak?" dedi. Hz. Ali kendini zorladı; ama yerinden kalkamadı. Sanki her şeyin bittiği o anda bir kadın atını sürdü ve düşman saflarına doğru ilerledi. Adı Nesibe'ydi bu kahraman kadının. "Ya Resûlallah, onlara ben karşı çıkacağım!" dedi. Onun esas vazifesi yaralanan Müslümanları tedavi etmek, yaralarını sarmaktı. Kocası ve iki oğlu da o gün Resûlullah'ın önünde ölümü göze almışlardı. Elindeki sargıları attı ve hemen sırtına oklarını, eline kılıcını aldı. Resûlullah'a hücum etmek üzere gelen birliğin karşısına çıktı ve bir yiğit gibi savaştı. Birinin ayağını kesti, birisinin tepesine darbe indirdi ve korkusuzca onların içine daldı. Bir aralık oğlunu gördü, oğlu kolundan ağır bir kılıç darbesi almıştı. Geldi, çocuğunun kolunu sardı ve ona şöyle dedi: "Git oğlum, Resulullah'ın önünde savaş." Allah Resûlü insanın kanını donduran bu vakayı görmüştü. Ona şöyle dedi: "Ya Nesibe, senin takat getirdiğin bu sıkıntıya kim katlanabilir?"

Oğlu, Nesibe'nin durumunu anlatırken diyor ki, "Annem vakanın sonuna doğru sırtından ağır bir yara almıştı. Vücudunda kılıç darbelerinden, ok yaralarından, mızrak dürtmelerine kadar bir sürü yara vardı. Bu arada sırtına bir ok saplanmıştı. Okun saplandığı yerden kanlar fışkırıyordu. Fakat o, ne okun saplanmasını, ne mızrağın dürtmesini, ne de kılıcın darbesini görüyordu."

Allah Resûlü de Nesibe'nin o halini ifade buyururken der ki: "Vallahi o esnada ister sağıma ister soluma, nereye döndümse önümde onu savaşırken gördüm, bir tayfun bir hortum gibi bir sağa bir sola koşuyordu." Onun bu halini gören Efendiler Efendisi elbisesi omuzlarından düşecek kadar ellerini semalara doğru kaldırdı. Mübarek yüzü yaralanmıştı.

Kanlar vücudundan akarken dua etti: "Ya Rabbi, Nesibe'nin ailesini cennete bana arkadaş kıl." Nesibe bunu duyunca, "Ya Resûlallah, artık bundan sonra bana ne olursa olsun aldırmam. Kıyamet gününe kadar senin önünde bir mum gibi bitene kadar savaşırım." dedi.

SELAM VE DUA İLE...