+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Hz. İmam Ali,Oniki İmamın İlki

  1. #1
    Gayyur herem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    75

    Standart Hz. İmam Ali,Oniki İmamın İlki

    Dünyaya Gelişi, Lakab? ve Künyeleri
    Hz.Ali Oniki ?mâm?n ilkidir, ayn? zamanda Hz.Muhammed’in dâmâd? ve amcas?n?n oğludur. Hz.Ali Hicret’ten 23 y?l önce (Milâdi 598) Recep ay?n?n 13. gününde Mekke’de, Kâ’be-i Muazzama’n?n içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ’be’nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne taraf?ndan Hâşimi soyundan gelmiştir.

    Hz.Peygamber, Hz.Ali’nin doğumunu duyunca amcas? Hz.Ebû Tâlib’in evine geldi. Hz.Ali’yi kucağ?na ald?, dilini ağz?na verip emzirdi. Ad?n? sordu, Fât?ma; “Esed koymak istiyorum” deyince Hz.Muhammed; “Hay?r” buyurdu. “Onun ad? Ali’dir” dedi ve ad?n? “Ali” koydular.

    Künyeleri ise “Ebü’l Hasan” ve “Ebû Türâb”d?r. Hz.Muhammed kendilerine, toprağ?n babas? anlam?na gelen “Ebû Türâb” künyesini vermişlerdi. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.

    ?lk ?man Eden Hz.Ali
    Hz.Muhammed’e ilk vahiy geldikten sonra; erkeklerden ?slâml?ğ?n? ilk izhâr eden Hz.Ali’dir ve ondan sonra kad?nlardan da ilk olarak eşi Hz.Hatice’tül Kübrâ, ?slâmiyet’i kabul etmişlerdir.

    Hz.Ali, bütün ömrü boyunca Hz.Muhammed’in en yak?nlar?ndan ve yard?mc?lar?ndan biri olmuş, bütün savaşlarda Hz.Peygamber’in yan?nda savaşm?ş, bu savaşlarda çok büyük yararl?klar ve kahramanl?klar göstermiş, can?n? Hz.Peygamber’in uğruna vermekten hiçbir zaman kaç?nmam?şt?r.

    Hicret Gecesi
    Hz.Muhammed hicret edeceği o gece, Hz.Ali’yi çağ?rd? ve “Bu gece Rabbimin emriyle Mekke’den göç edeceğim ve Sevr mağaras?nda gizleneceğim; sende benim yatağ?ma yatacaks?n, ne dersin?” buyurmuşlard?. Hz.Ali bu haberi can?na minnet bilmiş, şükür secdesine kapanarak kabul etmiştir.

    Bu olay münâsebetiyle, Kur’ân-? Kerîm’in Bakara Sûresi’nin:

    ?nsanlardan öylesi de vard?r ki Allah r?zâs?na nâil olmak için can?n? satar ve Allah, kullar?n? pek esirgeyendir.” meâlindeki 207. âyet-i kerîmesi nâzil olmuştur.

    Hz.Muhammed ile Kardeş Olmalar?
    Hz.Peygamber, Medine-i Münevvere’ye Hicret’lerinden sonra; “Ansar (Yard?m edenler)” denilen Medineli Müslümanlarla, “Muhacirun (Göçmenler)” diye an?lan ve Mekke’den göç eden Müslümanlar?, birbirleriyle daha da kaynaşt?rmak için kardeş ettiler. Kardeşlik töreni bitince, tek kalan yaln?z Hz.Peygamber ile Hz.Ali idiler.
    Hz.Ali:
    “Yâ Resûlullah! Ashâb?n? birbirine kardeş ettin; beni ise yaln?z b?rakt?n” dedi.
    Hz.Resûl:
    “Yâ Ali! Sen; Mûsâ’ya Hârun ne menziledeyse, bana o menziledesin. Ancak benden sonra Peygamber yok, sen dünyada da benim kardeşimsin, âhirette de” buyurmuşlard?r.

    Bedir Savaş?nda Hz.Ali
    Medine’ye Hicret’in 2. y?l?nda, Ramazan ay?nda vuku bulan ve Ebû Cehil ile diğer müşriklerin önde gelenlerinin ölümleriyle sonuçlanan Bedir savaş?nda, Hz.Ali 25 yaşlar?nda idi ve ?slâmiyet’i koruyanlar?n baş?ndayd?.

    Bu savaşta vadideki su kuyular?, daha önce gelen müşrikler taraf?ndan zapt edilmişti. Ashâb da geceleyin susuzluk baş gösterince Hz.Peygamber; “Bize kim su getirir.” buyurdular. Hz.Ali, eline bir k?rba al?p hayli uzakta olan su dolu kuyuya vard?lar; suyla doldurup sahâbeye ulaşt?rd?lar. Böylece Hz.Ali, Bedir savaş?nda Kevser sâkiliğinin bir örneğini göstermiş oldu.

    Hz. Fat?ma ile Evlenmesi
    Hicret’in 2. y?l?n?n son ay? olan Zilhicce’de Hz.Muhammed, sevgili tek k?z? Hz.Fât?ma’tüz Zehrâ’y?, Hz.Ali’ye vererek onu kendisine dâmâd etmiştir.

    Hz.Ali’nin, Hz.Fât?ma ile olan evliliklerinden; Hz.?mâm Hasan, Hz.?mâm Hüseyin ve doğmadan düşen, ad? Hz.Peygamber taraf?ndan konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmişlerdir.

    Hz.Peygamber’in nesl-i pâk olan soylar? “Ehl-i Beyt’i”, Hz.?mâm Hasan ve Hz.?mâm Hüseyin’den devam etmiştir.

    Uhud Savaş?nda Hz.Ali
    Uhud savaş?nda, müşriklerden sancağ? her kim eline ald? ise o kişiler, Hz.Ali taraf?ndan birer birer katledildiler.

    Tarih kitaplar?nda ve Kur’ân âyetlerinde tafsilât?yla bildirildiği gibi Uhud savaş?nda müşrikler bozguna uğray?nca; Hz.Peygamber’in bu savaşta, Abdullah bin Zübeyr’in kumandas? alt?na verilen ve bir gediği korumaya memur edilip;

    “Her hâlde, yerlerinden ayr?lmamalar? emredilen okçular?n” bozgunu görünce, gânimet h?rs?na düşmeleri ve yerlerinden ayr?lmalar? yüzünden, çetin bir bozguna uğrayan ?slâm ordusu, Halid bin Velid’in bu gedikten hücumuyla bozulup dağ?ld?. Abdullah şehit düştü. Hz.Peygamber’in yanlar?nda, Hz.Ali ile bir kaç kişi kald?. Ancak Hz.Ali, Hz.Muhammed’e sald?ranlarla savaşmadayd?; o gün on alt? yara alm?şlard?. Sonra, ashâb?n tekrar Hz.Peygamber’in yan?nda toplanmalar?, Hz.Ali’nin sebât? sayesinde olmuştur.

    Bu savaşta Hz.Ali müşriklerle savaş?rken ve Hz.Peygamber’i korurken elindeki k?l?c? k?r?lm?ş, bunun üzerine Hz.Muhammed kendi k?l?c? olan elindeki meşhur “Zülfekâr” adl? k?l?c? vermişlerdir. O gün Hz.Muhammed, Hz.Ali için şu meşhur hadîsi buyurmuşlard?r:

    Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ Zülfikâr
    Anlam?: “Ali’den kahraman yiğit yoktur, Zülfikâr’dan üstün k?l?ç yoktur.”

    Mekke’nin Fethinde Hz.Ali
    Hicret’in 8. y?l?, Ramazan ay?nda Mekke-i Mükerreme fethedildi. Hz.Muhammed, Ka’be-i Muazzama’n?n çevresindeki putlar? k?rd?lar; içerisine girip oradaki putlar? da yerlerinden sökerek d?şar?ya att?lar.

    Yüksekteki putlar?n k?r?lmas? için Hz.Muhammed, Hz.Ali’ye “Yâ Ali! Omuzlar?ma bas ç?k, şunlar? indir, k?r” diye buyurdular. Hz.Ali, Hz.Muhammed’in omuzlar?na bas?p putlar? indirdi. O vakitteki hallerini anlat?rken;

    “Bana öyle geldi ki, dileseydim göğe ulaşabilirdim” buyurmuşlard?r.

    HZ. AL?'N?N HAL?FEL?K DÖNEM?
    Hz.Ali, Hz.Muhammed’in ebedî âleme göçüşünden 25 y?l sonra, halîfelik makam?n?n baş?na geçmiştir. Hz.Ali’nin halîfelik dönemi 5 y?ld?r. (Hicret’in 35-40. y?l?)

    Üçüncü halîfe Osman’?n katledilmesinden sonra, halîfelik makam? yedi gün boş kald?. Bunun üzerine Hz.Ali’ye başvuruldu; herkes Hz.Ali’ye bey’at etmek istiyordu; çünkü Hz.Ali, Muhammedî ahlâk?n, doğruluğun, adâletin bir mümessiliydi. Din ve adâlet; art?k bir örtü, bir s?ğ?nak olmuştu. Boy gayreti, dünya serveti, yürekleri art?ran gözleri ?ş?kland?ran iki mihrakt?. Dünya değişmemişti, fakat dünyadakiler değişmişti.

    Hz.Ali:
    “Size emir olmaya ihtiyac?m yok, kimi isterseniz ona bey’at edin, ben de râz? olurum” ve “B?rak?n beni, benden başka birini aray?n, bulun; çünkü görüyorum ben; bu işin sonunda çok işler var; çok renklere boyanacak bu iş, öyle bir hale gelecek ki yürekler dayanamayacak, ak?llar almayacak. Çevre süslendi, delil inkâr edilir oldu. Davetinize uyarsam, biliyorum neye uğrayacağ?m. Beni b?rak?rsan?z, ben de içinizden biri gibi olurum; kimi emir yaparsan?z onu dinlerim, ona itâat ederim; benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hay?rl?d?r sizin için” diyordu.

    Sahâbe, Hz.Ali’ye bey’at etmekte ?srar ediyordu. Talha ile Zübeyr de aralar?ndayd?, diyorlard? ki;

    “?nsanlara mutlaka bir imâm lâz?m; senden başkas?na râz? değiliz biz; ?slâm’da en öndesin; Resûlullah’a yak?nl?kta senden ileri yok; bu işte senden başka kimsenin hakk? olamaz.”

    Evet, hak sahibine gelmişti; Hakk? kabûl edenler vard?; nitekim sonra, Hz.Ali’nin yolunda, Hak yolunda canlar?n? fedâ ettiler. Fakat Hz.Ali ileriyi görüyordu; ona çekilmek üzere bilenmiş k?l?çlar, ona at?lmak için haz?rlanm?ş oklar, k?nlar?ndan çekilmek, yaylar?nda gerilmek üzereydi. Ancak başka çare yoktu; Müslümanlar? da dağ?n?k b?rakamazd?.

    Hz.Ali’ye bey’at edildikten sonra, Mâlik’ül-Eşter ayağa kalkm?ş yüksek bir sesle;

    “Ey insanlar” demişti; “Bu vasîlerin vasîsi, Peygamberlere ait bilgilerin vârisi, pek büyük şeylerle s?nanm?ş, zahmet ve meşakketlere katlanm?ş bir zâtt?r. Tanr? kitab?, îman?na şehâdet eder, Tanr? elçisi, râz?l?k cennetiyle onu müjdeler. Üstünlükler, onda olgunlaşm?ş, toplanm?şt?r. ?lk Müslüman oluşunda ve bilgisinde, sonra gelenlerin de bir şüphesi yoktur, evvel gelenlerin de.”

    Bey’at tamam olduktan sonra Hz.Ali, kalk?p Tanr?’y? övmüş ve şu hutbeyi okumuştur:

    “Gerçekten ulu ve üstün Allah, doğru yolu gösteren bir kitap indirmiştir; o kitapta hayr?, şerri apaç?k bildirmiştir. Hayr? yapan şerri b?raks?n. Noksan s?fatlardan ar? olan Allah’?n farzlar?n? yerine getirin de, cennete müstahak olun. Şüphe yok ki Allah, haram olan şeyleri, kötü olduğundan haram etmiş, bu sûretle bütün Müslümanlara, bir üstünlük vermiş, Müslümanlar?n haklar?n?; doğru özlü, doğru sözlü olmak ve Allah’? bir bilmekle kuvvetlendirmiştir. Bil ki Müslüman; elinden, dilinden diğer Müslümanlar?n emin olduklar? kişidir.”

    Hz.Ali’ye Karş? ilk Fitne Başl?yor
    Hz.Ali, halîfe olur olmaz Muâviye’yi Şam Vâliliğinden azletti. Sonra da diğer şehirlerin Vâlilerini değiştirdi. Hz.Ali’nin devlet hazinesini halka eşit olarak dağ?tt?rmas?, baz?lar?na en ağ?r gelen bir işti.

    Bunlardan birisi; “Ey mü’minler emîri”dedi. “Bu, dün benim kölemdi, bugün onu âzâd ettim; ona ne verdiysen bana da onu verdin” demişti.

    Hz.Ali; “Evet” buyurdu; “Sana ne kadar verdiysem, ona da o kadar verdim.”

    Talha, Zübeyr, Abdullah ve Mervan’la Kureyş’ten baz? kimseler de buna râz? olmad?lar. Bunlardan birisi;“Önceki halîfenin verdiği gibi vermezsen, seni b?rak?r, Şam’a gider, Muâviye’ye kat?l?r?z” dedi.

    Talha, Zübeyr ve Abdullah da memurlara;“Bunu siz mi yap?yorsunuz, mü’minler emîri mi?” diye sordular. Memurlar; “Biz” dediler; “Onun emri olmadan bir şey yapamay?z ki” cevâb?n? ald?lar. Bunun üzerine Hz.Ali’yi arad?lar ve aralar?nda şu konuşma geçti.

    Talha, Zübeyr, Abdullah üçü birlikte:

    “Bizim, Hz.Resûlullah’a yak?nl?ğ?m?z var; ?slâm’? ilk kabul edenlerdeniz; savaşlarda bulunduk. Senden önceki iki halîfe böyle vermezdi, bizleri üstün tutard?; sen ise bizi herkesle bir tutuyorsun.”

    Hz.Ali:
    “-Benden önce mi Müslüman oldunuz?”

    “-Hay?r; sen ilk Müslümans?n; ancak Resûlullah’?n boyundan?z, ona yak?nl?ğ?m?z var.”

    “-Benden daha m? yak?ns?n?z?”

    “-Hâşâ, Onun senden daha yak?n? yok. Fakat ona uyduk, müşriklerle savaşt?k.”

    “-Benim kadar m? savaşt?n?z?”

    “-Hâşâ, senin gibi savaşan yoktur.”

    “-Andolsun Allah’a, benimle işçimin aras?nda bile bir fark gözetmem ben” buyurdular.

    Ertesi gün üçü birlikte, paylar?na düşen paray? almad?lar. Hz.Ali’yi k?namaya koyuldular.

    Bu s?rada Şam’da Vâli olarak bulunan Muâviye, üçüncü halîfenin kanl? gömleğini mihrâba ast?rm?ş onun alt?nda oturuyor ve eşinin kesilmiş parmaklar?n? Şaml?lara gösteriyor; gözlerinden yaş ç?kmadan h?çk?r?yor, işin asl?n? bilmeyen Şaml?lar? ağlat?yor, Hz.Ali’den öc almaya yeminler ettiriyordu. Böylece yeni bir “Devr-i cehâlet” başl?yordu.

    HAL?FEL?K DÖNEM?NDE YAPILAN SAVAŞLAR

    Cemel Savaş?
    Hicret’in 36. y?l?nda Cemel savaş? yap?ld?. Hz.Ali, bu savaşta bizzat savaşa girmiş, saflar yarm?ş, erler öldürmüştü. Savaştan sonra tellâllar ç?karm?ş;

    “Kaçanlar?n ard?na düşülmemesini, evlere girilmemesini, kimsenin silah?na, elbisesine, mal?na dokunulmamas?n?, silah?n? b?rakan?n, evine kapanan?n amânda olduğunu” bildirmişti.

    Bu savaşta onbin kişi ölmüştü. Hz.Ali savaştan sonra genel af ilân etti. Bu savaştan sonra Basra’l?lar, kendisine bey’at ettiler.

    S?ff?yn Savaş?
    Cemel savaş?ndan sonra Hz.Ali, Hicret’in 36. y?l?nda Kûfe’ye hareket ettiler. Oraya var?nca bir eve konuk oldular. Biraz dinlendikten sonra mescide var?p, orada toplanan Kûfe halk?na minberde; “Allah’a hamd-ü senâ, Resûlullah’a ve soyuna salât-ü selâmdan” sonra şu hutbeyi okudular:

    “Ey Kûfeliler, gerçekten de Müslümanl?kta üstünlüğünüz var; onu değiştirmediniz, bozmad?n?z. Sizi gerçeğe çağ?rd?m, geldiniz; kötü işleri b?rak?p iyiliğe koştunuz. Ancak hevâ ve hevesinize kap?lman?zdan, elde edilmesi güç isteklere kap?lman?zdan korkuyorum. Hevâ ve hevese kap?lmak, insan? gerçekten sapt?r?r, olmayacak isteklere kap?lmak adama âhireti unutturur. Bilin ki dünya, gittikçe elden ç?kmaktad?r; âhiret geldikçe yaklaş?p çatmaktad?r. Her ikisinin de evlâd? var; siz âhiret evlâd? olun.

    Bugün iyi işlerde bulunmaya f?rsat var; sorgu-suâl yok. Yar?n ise sorgu-suâl var; iyi işlerde bulunmaya f?rsat yok. Hamdolsun Allah’a ki dostuna yard?m etti; düşman?n? alt etti. Gerçeğe yard?m edenleri yüceltti, sözünden dönenleri alçaltt?.
    Allah’tan çekinin; Peygamberinizin «Ehl-i Beyt’in»den olup, Allah’a itaât edenlere itaât edin. Onlar Allah’a itaât ettikçe, itaât edilmeye herkesten fazla lây?kt?r. Oysa ki halk?n bir k?sm?, şerefimizle şeref bulduğu halde emrimize karş? durdular, cezalar?n? da gördüler; daha da görecekler. ?çinizden bana yard?mdan çekinenlerin, sözlerini tutmay?n; onlarla görüşmeyin, görüşürseniz gerçeğe çağ?r?n onlar? da, Allah bölüğüne uysunlar.”

    Hz.Ali, Kûfe’ye yerleşince Muâviye’ye mektuplar yazd?; elçiler gönderdi, bey’at etmesini, Müslümanlar aras?na nifak sokmamas?n? istedi, elinden geleni yapt?.

    Fakat Arap ?mparatorluğu sevdas?na düşmüş olan, gözünü saltanat h?rs? bürümüş, gönlünü Hâşimilere düşmanl?k kini kaplam?ş bulunan Muâviye’ye hiçbir tesiri olmad?.

    Üveys’ül-Karanî’nin Hz.Ali’ye Bey’at? ve Şehit Oluşu
    ?bn-i Abbâs diyor ki:
    Hz.Ali, S?ff?yn savaş?nda;“Bana bugün, ölüm üzerine bey’at etmek üzere Kûfe taraf?ndan şu kadar kişi gelecek” buyurdular. Onlar gelmeye, ben de saymaya başlad?m. Buyurduklar? say?dan bir kişi eksik ç?kt?. Ben düşünceye dalm?şt?m ki; aba giymiş, uzun boylu, güler yüzlü, elinde bir k?l?ç, baş?nda keçeden bir külâh bulunan heybetli biri geldi.

    Hz.Ali’ye selâm verip, “Elini uzat, bey’at edeyim” dedi. Hz.Ali; “Ne üzerine bey’at edeceksin” diye sordular. “Emrini dinlemek, sana itâat etmek, şehit oluncaya, yahut Allah seni üst edinceye kadar savaşmak üzere” dedi.

    “Ad?n ne?” dediler; “Üveys” dedi. “Üveys’ül-Karanî sen misin?” diye sordular.

    “Evet”dedi.

    Hz.Ali; “Allahu Ekber” buyurdular:

    “Habibim Resûlullah’tan işittim; Ümmetinden Üveys’ül-Karanî adl? birine ulaşacağ?m?, onun Allah’?n ve Resûl’ünün bölüğünden olduğunu, benim önümde şehit olacağ?n?, Rabîa Mudar boylar?na mensûb olanlar kadar çok kişinin, onun şefâat?yla cennete gireceğini bana bildirdiler.”

    Bu s?radayd? ki, Muâviye ordusundan deveye binmiş biri, Hz.Ali’nin ordusuna yaklaş?p; “Üveys sizin aran?zda m??” diye bağ?rd?. “Evet” dediler. “Resûlullah’tan duydum; «Üveys’ül-Karanî, tâbilerin en hay?rl?s?d?r» buyurmuştu” deyip geldi ve Hz.Ali’ye tâbi oldu.

    Sonra Üveys’ül-Karanî bir ip istedi, verdiler; o iple s?k?ca belini bağlad?; meydana ç?kt?, savaşt?, şehit olup Rabbine ulaşt?…

    Ondan sonra meydana ç?kan Ammâr, doksan yaş?n? aşm?ş bir ihtiyard?. Ammâr, Hz.Peygamber’in vefât?ndan sonra, Hz.Ali’ye uyan dört kişiden biriydi. Ammâr, Bedir savaş?nda da bulunmuş ve sahâbedendi.

    Ammâr; “Bugün, bu savaştan üstün bir ibâdet bulsayd?m onunla meşgul olurdum” diyordu.

    Ammâr bu arada hem düşmana hücum etmekte, hem de;

    “Rabbim uludur, gerçektir, gerçeği söylemiştir. Rabbim sen benim şehit olmam? yak?nlaşt?r; şehit olarak ölmeyi çok isterim ben, çok severim ben” demekte ve “Nerde Rabbinin râz?l?ğ?n? dileyen? Nerde mal?ndan oğlundan geçip, Allah râz?l?ğ?n? isteyen? Cennete, cennete” diye halk? savaşa teşvik ediyordu.

    Savaş?rken Utbe oğlu Hâşim’e rastlad?; “Hadi Hâşim, anam babam fedâ olsun sana; hadi, hücum et düşmana” dedi.

    Sonunda Ammâr savaş meydan?nda savaş?rken bir f?rsat?n? bulup onu yaralad?lar, yere düştü. ?bn-i Cevn, mübarek baş?n? kesip Muâviye’ye götürdü. Amr oradayd?, o bile dayanamad?, çünkü Hz.Peygamber’den; “Ammâr’? öldüreni cehennemle müjdelerim” hadîsini duymuştu ve “Öldürenlere cehennemle müjde olsun” dedi.

    Muâviye:

    “Onu biz öldürmedik ki” dedi; “Onu buraya getiren Ali öldürdü.”

    Bu sözü duyan Hz.Ali;

    “O halde” buyurmuştu; “Hz.Hamza’y? da Uhud savaş?na götüren Hz.Muhammed, hâşâ öldürdü.”

    Ammâr’?n şehâdeti gerçeği meydana ç?karm?şt?; Muâviye ve kendisine uyanlar isyânc?lard?. Bu yaşan?lan olaylar üzerine Hz.Ali taraftarlar?n?n mânevî kuvveti artt?, karş?s?ndakiler de şaşk?na döndüler.

    Kur’ân-? Kerîm’in Yapraklar? M?zraklara Tak?l?yor
    Savaş tam kazan?lmak üzere idi. Bu s?rada Muâviye şaşk?n bir halde Amr’a:

    “Ne yapacağ?z?” dedi.

    Amr:

    “Senin adamlar?n, onun adamlar?na dayanamaz; sen de ona denk değilsin. O Allah için savaş?yor sen ise bambaşka bir maksatla dövüşüyorsun. Onlar? Allah kitab?na çağ?r; bu kitap aram?zda hükmetsin de; Kur’ân’lar? m?zraklara bağlat. Ali ordusuna uzats?nlar; ey Irakl?lar, Allah için dullara, yetimlere ac?y?n; bu aram?zdaki Allah kitab? diye bağ?rs?nlar; umar?m ki ordusunda fikir ayr?l?ğ? ç?kar” dedi.

    Muâviye hemen emretti, denileni yapt?lar. Hz.Ali’nin ordusunda bir gürültüdür koptu. “Allah’?n kitab?na k?l?ç çekemeyiz” diyenlerin sesleri yükselmişti. Hatta ilerde savaşan Mâlik’ül-Eşter’i çağ?rmas?nda Hz.Ali’ye ?srar edenler; “Çağ?rmazsan seni düşman?na teslim ederiz” diyenler oldu.

    Hz.Ali, Mâlik’ül-Eşter’e haber gönderdi. Mâlik’ül-Eşter gelince; onlara ac? sözler söyledi. Fakat iş işten geçmişti art?k; kara taassup haks?zl?ğa, zulme eş olmuştu; iki kara kuvvet el ele vermişti.

    Bu s?rada Muâviye’den, Hz.Ali’ye bir mektup geldi.

    Muâviye diyordu ki:

    “Bu iş sürdü gitti, bunca kan döküldü, bundan sonra olacaklar, olanlardan da korkunç görünmede. Sen de kendini hakl? görüyorsun, ben de kendimi hakl? görüyorum. Bu işi Allah’?n hükmüne b?rakal?m. Sen bir hakem tayin et, ben de bir hakem tayin edeyim; bunlar Allah kitab?na göre aram?zda hükmetsinler.”

    Hz.Ali, bu mektuba verdiği cevapta:

    “Ben, senin ne olduğunu bilirim, maksad?n Allah kitab?na uymak değildir; fakat sana değil, Allah'?n kitab?na onun hükmüne uyuyorum” diyordu.

    Bu s?ralarda sonradan Hâricî olan Kays oğlu Eş’as, Muâviye’nin yan?na gitti, onunla görüştü; maksad?n? anlad?. Eş’as ve sonradan Hz.Ali aleyhine dönenler; “Ebû Mûsâ’l-Eş’ari’yi hakem yapt?k” dediler. Hz.Ali ise, Abbâsoğlu Abdullah’?n hakemliğini istiyordu; bunu kabul etmediler. Bunun üzerine Hz.Ali; “Eşter’i gönderelim” buyurdu. Eş’as, “Zaten bizi o ateşe att?” dedi ve Hz.Ali ne dediyse kabul etmediler.

    Bunun üzerine Hz.Ali;

    “Benim, beni dinlemeyenlere hükmüm yok” buyurdu.

    Bütün bu olaylardan da anlaş?lacağ? gibi, Hz.Ali’nin yan?nda savaşta bulunan topluluktaki insanlar, dört bölüktü.

    Birinci bölük: Can gözleri aç?k, ihlâslar? tam, inançlar? sars?lmaz, sözleri özleriyle bir, onun derecesini ve hakk?n? adam ak?ll? bilen ve onun için can vermeyi canlar?na minnet sayan kişilerdi. Fakat bunlar azd?. Eşter bunlar?n baş?ndayd?.

    ?kinci bölük:
    Yürekten ona bağl? olan, fakat hileye kanan, yaşay?şa bağlanan, ölümden korkan bölüktü.

    Üçüncü bölük: Yüreklerinde ona karş? ihlâs ve sevgi taş?mayan, yaln?z kalabal?ğa kat?lan, hileye kap?lan k?s?md?. Hâf?zlar bu k?s?mdand?. Onlar Kur’ân okuyorlar, fakat hükmünü tutmuyorlar, bilmiyorlard?. ?bâdet ediyorlard?, fakat yürekleri kararm?şt?, maksatlar? gösterişti. Bu bölükteki insanlar, yaln?z Hz.Ali’nin zaman?nda değil, her zamanda Müslümanl?ğa ve insanl?ğa en büyük kötülükleri yapan tayfa olmuşlard?r.

    Dördüncü bölük:
    Eş’as ve onun gibi olanlar, yani münâf?klard?. Bunlar Hz.Ali’ye zorla uymuşlard?. ?çlerinde ise Hz.Ali’ye karş? büyük bir kinleri vard?.
    S?ff?yn savaş? yedi-sekiz gün, gece-gündüz sürmüştü. Bu savaşa kat?lan Hz.Ali’nin ordusu doksan bin, Muâviye’nin ordusu ise seksenbeş bin kişiydi. Savaş sonucunda Hz.Ali’nin ordusundan yirmibeş bin er şehit olmuştu. Muâviye’nin ordusundan ise k?rkbeş bin kişi öldürülmüştü. Bu savaşta Hz.Ali’nin bayrağ? k?rm?z?, Muâviye’nin bayrağ? siyah renkteydi.

    Hakemler Olay?
    Hakemler Hicret’in 37. y?l? Şaban ay?nda, Dûmet’ül-Cündül’de bir araya geldiler. Hz.Ali taraf?n?n hakemi olan Ebû Mûsâ, oraya dörtyüz kişiyle gelmişti. Muâviye taraf?n?n hakemi olan Amr’da dörtyüz kişiyle gelmişti. Ve görüşmeye başlad?lar.

    Ebû Mûsâ, Amr’a:

    “Bu ümmetin aras?n? bulmak istiyorsak” dedi. “Ömer’in oğlu Abdullah’? halîfe yapal?m; o hiçbir fitneye kar?şmad?.”

    Amr:

    “Sende biliyorsun” dedi. “Osman zulümle öldürüldü; onun velisi olan Muâviye kan?n? istemekte; bu bak?mdan hilâfete en lây?k olan o.”

    Ebû Mûsâ, Abdullah’?n halîfe olmas?nda ?srar etti.

    Amr:

    “Öyleyse benim oğlum Abdullah’? halîfe yapal?m” dedi.

    Ebû Mûsâ:

    “Oğlun gerçekten de dürüst bir adam; fakat sen tuttun onu, fitnenin ta içine att?n. Bu işin ç?kar yolu Ali’yi de, Muâviye’yi de halîfelikten azledelim. Müslümanlar dan?şs?nlar, görüşsünler, kimi isterlerse tayin etsinler” dedi.

    Amr:

    “Tamam” dedi. “Re’y dediğin de budur işte.”

    Mescide gittiler. Amr:

    “Sen Müslümanl?kta benden üstünsün; önce sen minbere ç?k” dedi.

    Ebû Mûsâ, minbere ç?kt?. Halka:

    “Biz” dedi. “Bu işe ç?kar yol olarak Ali’yi de, Muâviye’yi de halîfelikten azletmeyi uygun bulduk. Ben Ali’yi de, Muâviye’yi de azlettim. Siz kimi isterseniz halîfe yap?n.”

    Ebû Mûsâ minberden inince, Amr ç?kt? ve halka dedi ki:

    “Ebû Mûsâ’n?n sözlerini duydunuz; O, kendisini hakem tayin eden Ali’yi halîfelikten azletti, ben de Ali’yi azlettim. Beni hakemliğe tayin eden Muâviye, Osman’?n velisidir; onun kan?n? istemektedir. Halk içinde onun yerine geçmeye en lây?k olan kişi Muâviye’dir. Muâviye’yi halîfeliğe tayin ettim.”

    Ebû Mûsâ, bu sözleri duyunca:

    “Ne yapt?n sen” dedi. “Allah sana başar? vermesin, beni aldatt?n; sen bir köpek gibisin.”

    Amr, bu sözlere şöyle karş?l?k verdi:

    “Sen de kitaplar yüklenmiş bir eşek gibisin.”

    Bu olay karş?s?nda halk birbirine kar?şt?; Ebû Mûsâ’ya lânet edenler oldu.

    ?bn-i Abbas:

    “Ona değil” dedi. “Onun hakem olmas?nda ?srar edenlere lânet etmek gerek.”

    Hâricîler Olay?
    “Hüküm ancak Allah’?n” diyorlard?.

    Hz.Ali, bu sözü duyunca;

    “Doğru söz, ama o sözle bât?l murâd edilmede” buyurmuştu.

    Hâricîler, Kûfe civar?nda toplanm?şlard?. Hz.Ali, Hâricîlere nasihat etmesi için önce Abbasoğlu Abdullah’? göndermişler ve sonra da kendisi de giderek onlara öğütler vermişlerdi. Bunun üzerine bir k?sm? hatas?n? anlad? ve Hz.Ali’ye kat?ld?. Bir k?sm? ise; “Hakemi kabul etmekte biz yanl?ş hareket ettik; suç işledik, tövbe ettik; sen de tövbe edersen ne âlâ; etmezsen seninle savaş?r?z” diyordu. Diğer bir k?sm? ise “Müslümanlara da insanlara da ancak Allah hükmeder” diyor, başka bir emirin bulunmas?n? istemiyordu.

    Hâricîler, Kûfe’ye yak?n Nehrevan’da toplanm?şlard?. Oradan bir Müslüman geçerse öldürüyorlar, bir Mûsevî yahut H?ristiyan geçerse dokunmuyorlard?. Çünkü onlarca; “Müslüman olmayanlar, vergi vermekle amân alt?na girmişlerdi; Müslümanlar ise Müslümanl?ktan ç?km?şlard?.”

    Hâricîler, kendilerinden başkalar?n? Müslüman saym?yorlard?. Ebû Bekir’le Ömer’i seviyorlar, Osman’? son olaylara, Hz.Ali’yi de hakemi kabûlüne kadar tan?yorlard?. Oysa ki S?ff?yn’de; Hz.Ali’yi hakem tayinine, Muâviye’nin isteğini kabule, zorlayanlar bunlard?.

    Bütün bu olaylar olurken Muâviye, Osman’?n kan?n? bahane ederek, Hz.Ali aleyhine her türlü fitne ateşini alevlendiriyordu. Dahlâk adl? biri Kûfe civar?na kadar geldi; Muâviye’nin emriyle oralar? yağma etti, yolda hac?lar?n neleri varsa zaptetti, baz?lar?n? öldürdü.

    Bu olaylar üzerine Hz.Ali, tekrar Muâviye’nin üstüne gitmeden Hâricîleri tenkil etmek lüzumunu duydu. Onlara adam gönderdi, öğütler verdi ve gönderdiği adamlar?ndan biri Nehrevan’da bir yere Hz.Ali’nin vermiş olduğu bayrağ? dikti. “Bu amân bayrağ?d?r; alt?na gelen, Medine’ye giden, Küfe’ye dönen amândad?r” diye bağ?rtt?. Bayrak, Hâricîlerin mânevî kuvvetlerinin k?r?lmas?na sebep oldu. Dağ?lan dağ?ld?; dört bin kişiydiler, iki bin sekiz yüz kişiye indiler. Ve sonunda; “Gericiliğin, bilgisizliğin mücessem örnekleri olan bu Hâricîler grubu”, Hz.Ali’nin k?l?çlar? alt?nda kald?lar. Yap?lan bu savaşta Hz.Ali taraf?ndan da 9 kişi şehit olmuştu. Savaş ikindiden gün bat?ncaya kadar sürmüştü. Hz.Ali, Hâricîler’den dört yüz yaral?y? Kûfe’ye gönderip, bunlara yaralar? iyileşinceye kadar bakmalar?n?, sonra b?rakmalar?n? emretti.

    Bu s?rada Muâviye’nin emriyle gönderdiği adamlar, zulümlerini her tarafta gösteriyorlar ve geçtikleri köyleri, kasabalar? yak?p y?k?yorlar, mallar?n? yağma ediyorlar, nerede Ali taraftar? bulursa öldürüyorlard?. Bunlardan birisi de Muâviye’nin emriyle gönderdiği Büsra bin Ertat taraf?ndan, Yemen’e yap?lm?şt?r. Bu adam gönlünde ac?mak duygusunu taş?mayan birisiydi. Bu kişi Yemen’de, Medine’de, Mekke’de çok ev y?k?p yak?p, nerede Ali taraftar? bulursa, Muâviye’nin emriyle öldürmüştü.

    “Ehl-i Beyt” ve Hz.Ali düşman? olan Muâviye; Hicaz’da, Yemen’de tam otuz bin kişiyi “Ali dostu”, “Muhammed-i Âl-i’nin, «Ehl-i Beyt’i»nin dostu” diye öldürtmüştü.

    Hz.Ali ile “Ehl-i Beyt’e”, bu kadar düşman olan Mûaviye hakk?nda k?saca bilgi vermek gerekirse:

    “Muâviye’nin yapt?klar? olaylar? tarih kitaplar?ndan okuyup görüyoruz ki, sonradan halîfeliğini ilan eden Şam Vâlisi Muâviye; ak?ll?, zeki, ama hilekâr, düzenbaz ve kurnaz bir adamd?.

    Muâviye, düşmanlar?n? elde etmek için her türlü araca baş vuruyor ve tatl? dili, para siyâseti, memuriyet vaadi ile düşmanlar?n? elde etmeyi başaramay?nca; onlar? öldürtmekten, hatta zehirletmekten hiç kaç?nmaz biriydi. Diri diri toprağa gömdürmekten hiç çekinmezdi. Onun devrinde ve ondan sonra özellikle 80 y?l? aşk?n zaman içinde, Emevi halîfelerinin saltanatlar?nda hep böyle olmuştur.

    Yaln?z özel meclislerde değil; camilerde, mescidlerde bile özellikle Cuma namazlar?ndan önce hutbelerde, cemâati müslimin karş?s?nda; başta Hz.Ali olmak üzere Hz.Peygamber’in bütün sülâlesi aleyhinde küfürler ediyor ve ettiriyordu. ?tiraz edenleri k?l?çtan geçiriyordu. Hz.Ali’yi sevenlerin büyük bir k?sm? camilerden bu yüzden uzaklaşmak zorunda kald?lar.”

    Halbuki Hz.Peygamber efendimiz:

    “Her kim Ali’ye küfrederse bana küfretmiş olur, bana küfreden Allah’a küfretmiş olur” buyurmuşlar, “Bu işi yapan?n şirk ehli olacağ?n?” bildirmişlerdi.
    Muâviye’nin yapt?klar?; küfür, z?nd?kl?k, dinsizlikten başka bir şey değildi. Ne yaz?k ki baz? kişiler Muâviye’ye; “Müctehid süsü vermişler ve cinayetlerine ictihâd etti” demişlerdir. Hiç şüphe yok ki bunlar? yazanlar tarafs?z değillerdi. Bugün akl? baş?nda, okumuş ve tarihi anlam?ş bir Türk, bir Müslüman hiç şüphesiz ki, onun “Ehl-i Beyt’e” yapt?klar? zûlümlerinden dolay? lânet eder.

    Çünkü Allah, zalime lânet hakk?nda Kur’ân-? Kerîm’deki baz? âyetler de şöyle buyuruyor:

    Allah’a kendiliğinden yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzûruna getirilirler, şahitler «Rableri nam?na yalan söyleyenler işte bunlard?r» derler. Haberiniz olsun ki Allah’?n lâneti zalimlerin üzerindedir.” (Hûd 18. âyet)

    ?nand?ktan, Peygamber’in gerçek olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine de aç?k hüccet geldikten sonra kâfir olanlar? Allah nas?l hidâyete erdirir? Allah zalim ve kâfirleri hidâyete erdirmez.” (Âli ?mrân 86.âyet)

    ?şte onlar?n cezalar?, Allah’?n, meleklerin, bütün insanlar?n lânetleri üzerlerine olmakt?r.” (Âli ?mrân 87.âyet)

    Ne yaz?k ki, rakibini ezmek için; yaz?l? fikirlerini, yalan düşüncelerini öne sürerek milleti aldatanlar her zaman olmuştur.

    HZ. AL?'N?N ŞEHADET?
    Hicret’in 40. y?l? Ramazan ay? gelmişti. Hz.Ali, Muâviye’nin üzerine yürümek için haz?rl?k yapmakla meşguldü.

    Taberi ve ?bn’ül-Esir, Hz.Ali’nin şehâdet sebebini şöyle anlat?r:

    Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;

    “Halk?n kurtulmas? için, Hz.Ali’nin, Muâviye’nin ve Âsoğlu Amr’?n ortadan kald?r?lmas?” gerekli olduğu kanâatine vard?lar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi.

    Mülcemoğlu Hz.Ali’yi, Haccâc Muâviye’yi, Amr da Âsoğlu Amr’?, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ay?n?n 18. günü sabah namaz?nda işlerini başaracaklard?.
    ?bn-i Mülcem Kûfe’ye geldi, mezhepdaşlar?yla buluştu; fakat yapacağ? işi kimseye açmad?. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlar?ndan birinin evinde pek güzel bir kad?n gördü, vuruldu adeta. Kad?na evlenme teklifinde bulundu.

    Kuttame ad?ndaki kad?n:

    “Benim mehrim pek ağ?r” dedi. “Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halay?k sat?n al?p bağ?şlamad?kça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam ben” demişti.

    Mülcemoğlu:

    “?lk iki şart? kabul ederim” dedi; “Fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim.”

    Kad?n?n; babas? ve kardeşi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi. “?mkân? yok” dedi. “Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben sana yard?mc? bulurum.” dedi. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan’? tan?şt?rd?; bunlar da Mülcemoğluna yard?m edeceklerdi.

    Mülcemoğlu, daha önce Hz.Ali’ye bey’at edilirken, bey’at etmek istemiş, Hz.Ali onu iki kere reddetmişti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlar?na ve sakallar?na işaret buyurarak; “Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim” demiş ve şu iki beyiti okumuşlard?:

    “Ölüm gelip çat?nca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telâşa düşme, dayan.
    Ölüm, mahallene kondu mu, ac?klanma, s?zlanma dayan.”

    Hz.Ali, zaten yaşamaktan b?km?şt?. “Allah’?m, sen beni bunlardan hay?rl?s?yla buluştur, bunlara da kötü birini musallat et” diye duâ etmişti.

    Hz.Ali, bir gece Hz.?mâm Hüseyin’in, bir gece Cafer-i Tayyâr oğlunun evinde kal?yor, üç lokmadan fazla bir şey yemiyor; “Allah’?ma boş kar?nla temiz olarak kavuşmam daha sevimlidir bence” diyordu.

    Ramazan ay?n?n 18. günü, Hz.Ali evden ç?karken Hz.?mâm Hasan ve Hz.?mâm Hüseyin’e hediye olarak getirilmiş olan ördekler gagalar?yla eteğini tutmuşlard?.
    Hz.Ali, onlar? kovalayanlara; “B?rak?n” buyurmuştu; “Onlar ağlayanlard?r; seher çağ?nda da kader, yerini bulur.”

    Hz.Ali; “O gece Hz.Resûlullah’? rûyada gördüğünü” de bildirmiş, şehâdete tam haz?rlanm?şt?.

    Mescide giren Hz.Ali:

    “Namaz, namaz” diye uyuyanlar? uyand?rmağa başlam?şt? ki; Şebib bir k?l?ç sallad?; fakat k?l?ç mescidin kap?s?na geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoğlu:

    “Yâ Ali! Hüküm ancak Allah’?nd?r” diye bağ?rarak Hz.Ali’nin mübarek başlar?na bir k?l?ç vurdu. K?l?ç, Hendek savaş?nda Amr’?n yaralad?ğ? yere geldi; imâme yar?lm?ş, k?l?ç mübarek başlar?na gömülmüştü.

    Yere düşmüştü Hz.Ali; “Andolsun Kâ’be’nin Rabbine” buyurmuştu. “Kurtuldum” dedi.

    Suikastç?lar kaç?yorlard?; kaçarken de bağ?r?yorlard?:

    “Emîr’ül-mü’minin şehit edildi!...”

    Şebib’i birisi yakalad?, k?l?c?n? elinden ald?; fakat o, atik davrand?, kurtulup evine s?ğ?nd?. Sesi duyan halk birbirine kar?şm?şt?. Şebib’in amcas?n?n oğlu, o gece Şebib’de konuktu. “Hâricî” değildi bu zât. Şebib’in telaş?n? görünce; “Yoksa” dedi, “Mü’minler emîrini sen mi öldürdün?”

    Şebib:

    “Hay?r” diyecekken “Evet” dedi; o da k?l?c?n? çekip Şebib’i öldürdü.

    Mülcemoğlu’nu da birisi yakalad?, sürüyerek mescide götürdü. Hz.?mâm Hasan ve Hz.?mâm Hüseyin ile yak?nlar? mescide girdikleri zaman, Hz.Ali’yi mihrab?n önünde yerden toprak al?p; “Ondan yaratt?k sizi, yine oraya iâde edeceğiz; ordan ç?karacağ?z bir kere daha sizi” meâlindeki âyeti okuyup, yaras?na bas?yor buldular. (Tâhâ 55. âyet)

    Hz.Ali’yi yaral? halde eve götürdüler. Yaran?n şiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aral?k mübarek gözlerini aç?p başucundakilere bakarak şöyle buyurdu:

    “En güzel, en yüce arkadaşa, en hay?rl? konağa, en güzel huzûr ve istirahat yerine gidiyorum.”

    Sonra Mülcemoğlu’nu, elleri bağl? olarak Hz.Ali’nin yan?na getirdiler.

    Hz.Ali:

    “Ey Allah’?n düşman?” dedi, “Ben sana iyilik etmedim mi?”

    Mülcemoğlu:

    “Evet” dedi, “?yilik ettin.”

    Hz.Ali:

    “Peki” dedi, “Bu yapt?ğ?n ne?”

    Mülcemoğlu:

    “K?l?c?m? k?rk sabah biledim, Allah’tan, onunla halk?n en kötüsünü öldürmesini diledim.” dedi.

    Hz.Ali:

    “Sende onunla öldürüleceksin; halk?n en kötüsü, görüyorsun ki sensin” buyurdu ve yan?ndakilere dedi ki:

    “Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç b?rakmay?n; siz ne yiyor, içiyorsan?z buna da onu verin. Ben sağ kal?rsam ne yapacağ?m? bilirim; ölürsem, o bana bir k?l?ç vurdu; siz de onu bir vuruşta öldürün; ama Allah’?n sizi bağ?şlamas?n? da istemez misiniz?”

    Hak’ka kavuştuğu gece Hz.Ali’ye bir bardak süt sunmuşlard?. Yar?s?n? içtikten sonra bardağ? verdi; “Bunu” dedi; “O esirinize götürün, onu sak?n aç b?rakmay?n.”

    Sütü Mülcemoğlu’na götürdüler; “Zehirlidir” diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmans?zl?k, yücelikle-alçakl?k, fazîletle-h?yânet; bir bardak sütle tarihe, insanl?k tarihine geçti.

    Hz.Ali Emîr’ül-mü’minîn, Ramazan ay?n?n 21. gecesine kadar yaşad?lar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oğlu Hz.?mâm Hasan ve Hz.?mâm Hüseyin’i yan?na çağ?rd?; onlara vasiyyetini yazd?rd? ve imâml?k emanetlerini Hz.Hasan’a teslim etti.

    Hz.?mâm Ali, Hicret’in 40. y?l? (Milâdi 661) Ramazan ay?n?n 21. gecesi, Hak’ka vuslat etmiştir. Hz.Ali Hak’ka kavuştuğunda 63 yaş?nda idi. Türbesi Necef şehri-IRAK’tad?r.
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 22:00 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kabir Ahiret Duraklarının İlki midir?
    By gamze-i_dilruzum in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 20.03.13, 16:50
  2. Evini Terkeden Kadına İmamın Mektubu
    By muhammedyahya in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.06.11, 17:10
  3. İmamın Göz Yaşları
    By TURKUAZ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16.09.08, 10:11
  4. Jet İmam
    By EnVaR in forum Mizah
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 05.07.08, 03:13
  5. Oniki İmam (İsna Aşeriye)
    By muntehab in forum Fıkıh
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.01.07, 14:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0