Allah Rasûlu Muhammed (sav) gerek sözü ile, gerekse yaşayışı ile insanlığa

örnek olmuştur. Çalışma ve gayret konusunda da O'nun pek çok ibretli sözü

mevcuttur. Fakat bu hususta bizzat yaşayarak anlatmak istedikleri,

sözlerinden çok daha fazladır. Çünkü O (sav), yapmadığını söylemez; bir şeyi

tavsiye veya emretmişse, muhakkak kendisi tatbik eder ve öyle söylerdi. Bu

sebeple Rasûlullah (sav) her konuda olduğu gibi çalışma konusunda da en

güzel örnek şahsiyeti (üsve-i hasene) temsil etmektedir.

Hz. Peygamber'in hayatı çalışmakla geçmiştir. Rasûlullah Efendimiz, çalışmaya

çocukluğundan itibaren başlamıştır; çocukluğunda sütannesi Halime'nin

koyunlarını otlattığı gibi, daha sonra da Mekke'de ücret karşılığı Kureyş'in

koyunlarını gütmüştür. O (sav), çobanlık yaptığını şöyle anlatmaktadır: "

Musa (as) koyun çobanı iken peygamber olarak gönderildi. Davut (as) da

koyun çobanı iken peygamber olarak gönderilmiştir. Ben de Ecyad'da ailem

için koyun güdüyordum."1

Dokuz, on yaşlarından itibaren amcası Ebû Talib'le birlikte Şam'a giden ticaret

kervanlarına katılan Hz. Peygamber, gençliğinde ticaret yapmış, O'nun

ticaretteki dürüstlüğünü gören Hz. Hatice (ra), kendisiyle evlenmiş, daha

sonra da işlerini O'na havale etmiştir.

Peygamberlik verildikten yaklaşık on üç sene sonra, kavminin baskıları

sonunda Mekke'den hicret ederek Medine'ye yerleşmek zorunda kalan Allah

Rasûlu, sahabesini mescid yapımına teşvik etmiş ve bu mescidin inşasında

bizzat kendisi de çalışmıştır. Temeli taşlarla, duvarları ker***le örülen mescidin

inşası sırasında Peygamber Efendimiz bizzat çalışmış, çalışırken de;

" Taşıdığımız şu yük ey Rabbimiz!
Hayber'in yükünden daha hayırlı, daha temiz
Ya Rab! Hayır, ancak ahiret hayrı!
Muhacirle Ensar'a Sen acı!"

şeklinde recezler söylemiştir. O'nun yorulduğunu gören bir sahabe, "Ya

Rasûlallah! onu bana ver ben taşıyayım." dediğinde ise, elindeki kerpici

vermemiş, "sen de bir başkasını al, taşı." buyurmuştur. Diğer taraftan O,

evde de boş durmamış, hanımlarına yardımcı olmuş, evde kendine düşen

görevleri fazlasıyla yapmıştır. Zaman zaman süpürgeyi eline alıp, odasını

temizlemiş, keçilerini o gül kokulu elleriyle sağmıştır. Yeri geldiğinde sabahları

hanımlarına uğrayıp, siparişlerini öğrenerek, çarşıya çıkıp evinin ihtiyaçlarını

bizzat temin etmiştir. Nitekim Hz. Âişe'ye, Rasûlullah'ın evde ne yaptığı

sorulduğunda; o şöyle anlatmıştır: "Allah Rasûlu ayakkabısını diker, elbisesini

yamar, koyunlar sağar kısaca sizler evde neler yapıyorsanız onları aynen

yapardı."2Ayrıca Allah Rasûlu'nun Medine'de Hendek Savaşı sırasında şehrin

etrafına hendek kazılmasına bizzat iştirak ettiği ve balyozla taş kırdığı da

bilinmektedir.


Hz. Peygamber, boş duranları sevmez, kendisi de boşa vakit geçirmekten son

derece endişe ederdi. Nitekim O (sav), vaktini boşa geçirenleri sevmediğini,

"İnsanların çoğu sıhhatin ve boş vaktin kıymetini bilmezler."3 ve "Hastalığın

için sıhhatinden, ölümün için hayatından istifade et. Vaktini boş geçirme."4

sözleriyle ifade etmiş, mahşer günü kişinin ömrünü nerede harcadın, gençliğini

nasıl tükettin gibi sorulara muhatap olacağını haber vererek zamanın en iyi bir

biçimde değerlendirilmesini teşvik etmiştir. Diğer taraftan, "Kıyamet koparken

sizden biriniz elinde bir hurma fidanı bulunursa, şayet ölmeden önce onu

dikmeğe güç yetirebilirse onu diksin."5 buyurarak çalışmayı ve hayırlı işlerden

geri kalmamayı anlatmak istediği görülmektedir.

Hz. Peygamber'in; "İnsanların en hayırlısının insanlara en çok faydası

dokunanı olduğunu." belirtmesi, kendisi için çalışmanın ötesinde insanlık için,

başkaları için çalışmayı her türlü ibadetten üstün kabul eden bir görüşü temsil

etmektedir. Ayrıca O, "İki günü müsavi olan zarardadır." ilkesiyle hareket

ederek insanların her geçen gün ilerleme kaydetmelerine ve üretken

olmalarına önderlik ermiştir. Hz. Peygamber tembellikten Allah'a sığınır ve

şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Tembellikten ve borçlu olmaktan Sana sığınırım.

Yalancı Deccal'in fitnesinden Sana sığınırım. Cehennem azabından da Sana

sığınırım."6

Allah Rasûlu, dilenenleri asla sevmezdi. Bir gün bir dilenci yardım istemek için

Hz. Peygamber'in yanına geldi. Allah Rasûlu eli ayağı düzgün, güçlü kuvvetli

bu adama "çalışsana" buyurdu. Adam "nasıl çalışacağım?" diye sorunca,

Rasûlullah şu cevabı verdi: "Sizden birinizin ipini alıp da dağa gitmesi ve

arkasına odun demeti yüklenip getirerek onu satması ve Cenâb-ı Hakk'ın bu

suretle o kimsenin onurunu koruması, istediği verilse de verilmese de

halktan dilenmesinden daha hayırlıdır."7

Allah Rasûlu ne sadece dünya için, ne de yalnız ahiret için çalışmayı yeterli

görürdü. O, ancak hem dünya hem de ahiret için çalışmayı tavsiye eder,

bunlardan birini ihmal ederek yaşayanları ve başkalarına yük olanları hoş

karşılamazdı. Nitekim bu konuda şöyle demektedir: "Ahireti için dünyasını,

dünya için de ahiretini terk edende hayır yoktur. Her ikisi birlikte lazımdır.

İnsanı ahirete ulaştıran dünyadır. Başkalarına yük olmayınız!"

Hz. Peygamber, helalinden kazanmayı, başkalarına yük olmamayı, "Helal rızık

aramak her Müslümana vaciptir." sözleriyle açıklamaktadır. Ayrıca O, kişinin

çalışmasının kutsal olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir. "Kim bizzat

çalışarak yorgun akşamlarsa, o mağfiret olunmuş olarak akşama erer."

Hz. Peygamber bir gün bir mecliste arkadaşlarına ayakta su dağıtıyordu. O

sırada içeri yabancı biri girdi ve "bu topluluğun efendisi kimdir?" diye sordu.

Allah Rasûlu o adama bakarak "Bu topluluğun efendisi şu anda onlara hizmet

edendir." buyurdu.8

Allah Rasûlu, "Kuvvetli mümin zayıf müminden hayırlıdır."9 buyurarak çalışıp

kazanmayı, her bakımdan sıhhatli ve güçlü olmayı önermektedir. "Veren el,

alan elden daha üstündür."10 ilkesiyle de üretken ve hayır sahibi insanların,

tüketen ve başkalarına bağımlı olarak yaşayan insanlardan daha makbul

olduğunu ifade etmektedir.


"İki kimseye gıpta edilir, biri Allah'ın kendisine ilim verdiği ve o ilimle âmil olan

kişi, diğeri de Allah'ın kendisine mal verdiği ve o malı hayra sarf eden

kişidir."11 Ayrıca "Doğru ve güvenilir bir tüccar, nebilerle, sıddıklarla ve

şehidlerle birlikte haşr olunacaktır."12 hadis-i şerifleriyle de hayır sahibi

zenginlere ve başkalarına yararı dokunan kimselere müjde vermektedir.

Hz. Peygamber, on sene kadar kısa bir süre yaşadığı Medine'de - üstelik bu

süre zarfında yirmi yedi savaşa katılmıştır - bir ömre sığdırılamayacak kadar

çok önemli işler başarmıştır. Allah Rasûlu devlet yönetimi, risalet vazifesi,

insanların eğitimi gibi çok zor işleri arasında diğer vazifelerini ve ibadetlerini

aksatmak şöyle dursun, aksine geceleri kimi zaman topukları şişinceye kadar

namaz kılar, Cenâb-ı Hakk'a tazarru ve niyazda bulunurdu. O kadar çok

ibadet ederdi ki, "kendini niçin bu kadar yoruyorsun, halbuki Senin gelmiş,

geçmiş bütün günahların affolunmuştur ya Rasûlallah!" diyen zevcelerine,

"Allah bana bunca nimetini bahşetmişken ben Allah'a şükretmeyeyim mi?"

şeklinde karşılık verdiği görülmektedir.13

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, hayatını insanlığın hizmetine adayan

Allah Rasûlu, gerek maddi alanda, gerekse manevi cephede olağanüstü bir

gayret sarf ederek, mükemmel bir çalışkanlık örneği sergilemiştir. Dolayısıyla

bu güzide şahsiyetin ümmetine düşen görev özüyle, sözüyle çok çalışkan olan

peygamberlerine benzemeye çalışmak, O'nun bizzat yaşayarak gösterdiği

istikamette ilerlemek olmalıdır.

Doç. Dr. Mustafa Karataş

Kaynak: www.sonpeygamber.info

(numaralar kaynak belirtmek için yazılmış olup siteden öğrenilebilir.)