Risâle-i Nur’da, “manevî mehdî” (Mektubat, s. 100.), “eimme-i âlişan” (Lem’alar s. 26.) ifadeleriyle kendisinden söz edilen, Hazret-i Ali ve Hazret-i Ebûbekir gibi mübarek bir nesepten gelen Cafer-i Sadık, “on iki imam” olarak kabul edilen silsilenin altıncısıdır. Babası Muhammed Bakır olup, Hazret-i Ali’nin torunu olan Zeynelâbidin’in oğludur.

Cafer-i Sadık, otuz yıl boyunca sürdürdüğü imamet vazifesi boyunca, sadece Şiîler tarafından değil, Sünnîler ve âlimleri tarafından da büyük bir hürmet ve saygıyla karşılandı ve alâka gördü. Emeviler zamanında Ehl-i Beyt’e karşı sürdürülen menfî durumdan kendisi de etkilendi. Özellikle amcası Zeyd bin Ali’nin öldürülmesinden sonra tamamen siyasetten uzaklaşarak kendini dinî hizmete verdi. Abbasiler döneminde de siyasetten uzak durmaya devam etti. Kendisi siyasî faaliyet ve girişimlerde bulunmadığı gibi yakın akrabalarına da, idareyi elde etmeye yönelik faaliyet ve girişimlerden uzak durmaları konusunda tavsiyelerde bulundu.

Cafer-i Sadık 765 yılında Medine’de Hakkın rahmetine kavuştu. Vefatından sonra Şia iki büyük kola ayrıldı. Oğullarından İsmail adına müsteniden “İsmailiye” ve Musa Kâzım’ı imam olarak kabul eden “İsnaaşeriyye.” Ehl-i Sünnet nezdinde müstesna yeri olan ve hürmetle yad edilen Cafer-i Sadık, hadis ilmindeki vukufiyeti ve üstün şahsiyetinden ötürü bu alanda; güvenilir, itimada lâyık kimse anlamında gelen “sika” ünvanıyla tanınır ve kabul edilir. Doğru sözü söylemekten sakınmayan, ifrata gidip özellikle Ehl-i Beyt konusunda haddi aşanlarla mücadele etti. En önemli lâkaplarının başında “sadık” unvanı gelir.

Bediüzzaman Hazretleri, Hazret-i Hüseyin’in soyundan gelen Cafer-i Sadık için şu ifadelere yer verir: “Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer manevî mehdî hükmüne geçmiş, manevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envar-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.” (Mektubat, s. 100.) Peygamber Efendimizin Hazreti Hasan ve Hüseyin’e gösterdiği sevginin arka planında onların mübarek soyundan gelenlerin de hissesi vardır. Hazreti Hüseyin’e (ra) karşı gösterdikleri fevkalâde ehemmiyet ve şefkat, onun nuranî silsilesinden gelen Zeynelabidin, Cafer-i Sadık gibi şanlı imamların ve “hakikî verese-i Nebeviye gibi çok mehdîmisal zevat-ı nuraniyenin namına ve din-i İslâm ve vazife-i Risâlet hesabına boynunu öpmüş, kemal-i şefkat ve ehemmiyetini göstermiştir.” (Lem’alar, s. 26.)

Araştırma Merkezi
Yeni Asya
17.09.2007