Ebu Süfyan, 565 tarihinde Mekke’de doğdu. Babası Kureyş’in ilerigelenlerinden olan Harb bin Ümeyye, annesi de Safiyye bint Hazm’dı.Babası, ticaretle uğraşan zengin bir ailenin çocuğu olduğu için, refahiçinde yaşadı. Çocukluk döneminin en samimi arkadaşı, PeygamberEfendimizin (asm) amcası Hazreti Abbas’tır. Bu arkadaşlıkları bir arakesintiye uğrasa da sonradan tekrar devam etmiştir. Yaşadığı dönemdeokuma-yazma bilenlerin oranı oldukça düşük olduğu halde okuma yazmabiliyordu. Büyüdükten sonra kendisi de ticaretle uğraşmaya başladı.Bilgi, beceri ve kabiliyetiyle kısa sürede kendini göstererek,güvenilen ve fikrine başvurulan önemli kişiler arasında yer aldı.

Ebu Süfyan, İslâmiyet’in zuhuru ile birlikte müşriklerin arasındayer aldı. Müslümanların aleyhine yapılan çoğu faaliyetin içinde yeraldı veya destekledi. Peygamber Efendimizi dâvâsından vazgeçirmekmaksadıyla Ebu Talib’e gönderilen heyet içinde bulundu. PeygamberEfendimizin öldürülmesine karar verilen toplantıda (Darünnedve)müşriklerin içinde yer aldı. Ebu Süfyan bu faaliyetlerin içinde bizzatyer aldığı sırada, müşrikler Müslümanlara her türlü fiili işkenceyi vedinden dönmeyi sağlamak için eziyet yapmayı da sürdürüyorlardı. Ancak,Ebu Süfyan fiili olarak bu işkencecilerin dışında kaldı.

Bedir Savaşı öncesinde, Mekkeli müşriklerin çoğunun katıldığı büyükbir ticaret kervanı hazırlanıp Suriye’ye gönderildi. Bu kervanınbaşkanlığını Ebu Süfyan yapmakta idi. Peygamber Efendimizin emriylekervanın ele geçirilmesine karar verildi. Plana göre kervan dönüşyolunda Bedir’de karşılanarak ele geçirilecekti. Hazırlığı haber alanEbu Süfyan kervanın yolunu değiştirmek suretiyle takipten kurtulduğugibi, Müslümanların eline geçmeyi de engellemiş oldu. Akabinde, EbuCehil’in kışkırtmaları sonucunda Bedir Savaşı yapıldı. Bu savaşta EbuCehil’in öldürülmesiyle başsız kalan Mekkelilerin reisliğine Ebu Süfyangeçti. Kendisinin katılmadığı ve kaybedilen savaşın intikamınınalınması konusunda yemin içti. İntikam alınıncaya kadar yıkanmayacağınıifade etti.

Ebu Süfyan, Uhud Savaşına müşrik ordusunun komutanı olarak katıldı.Daha sonra yapılan Hendek Savaşı’nda da komutanlık yaptı. Bu savaşlarlasürdürdüğü mücadelesi ve müşriklerin reisliğini Mekke’nin fethine kadardevam ettirdi. Umre yapmak maksadıyla gelen Peygamber Efendimiz veMüslümanların Mekke’ye girişine izin vermedi. Akabinde her iki tarafarasında Hudeybiye Barışı imzalandı. Bu anlaşmayı müteakiben PeygamberEfendimiz, komşu kavim ve devletlerin başkanlarına İslâm’a dâvetmaksadıyla mektuplar ve elçiler yolladı.

Peygamber Efendimizin (asm) İslâm’a davet ettiği liderlerden birtanesi de Bizans imparatoru Herakleios’tu. Davet mektubu eline geçincePeygamber Efendimizin kavmine mensup biriyle görüşmek istedi. O sıradaGazze’de bulunan Ebu Süfyan ve arkadaşları kralın huzurunaçıkarıldılar. Kral, aralarında neseben en yakın kişinin Ebu Süfyanolduğunu öğrendikten sonra, Peygamber efendimizin özellikleri ve davetihakkında sorular sordu. Ebu Süfyan sorulara doğru cevaplar verdi.

Hazreti Muhammed’in (asm) asil bir nesebe mensup olduğunu, ecdadıarasında kral olmadığını, daha önce hiç yalan söylemediğini, kendisinedaha çok zayıf insanların tabi olduğunu, tabi olanların sayısınıngiderek arttığını, Müslüman olduktan sonra pişman olup dönen hiçkimsenin görülmediğini, kendileriyle savaştıklarını, verdiği sözdencaymadığını, Hudeybiye Barışını kast ederek, şimdilik aralarında sulholduğunu ancak, bundan sonra ne olacağını bilmediğini, daha önce böylebir iddiada bulunanın olmadığını söyledi. Ebu Süfyan’ın bu şekildesorulara doğru cevap vermesi ve her şeyi açık açık ifade etmesiarkadaşlarının dikkatini çekti. Kendisi de yalan söylemektenkorktuğunu, “Vallahi onun hakkında bana sorulanlar hususundasöyleyeceğim yalanımın arkadaşlarımın orada burada anlatmalarındankorkmasaydım muhakkak yalan söylerdim” şeklindeki ifadelere yer verdi.Ebu Süfyan, başından geçen ve henüz Müslüman olmadan evvel yaşanan buhadiseyi, İslâmiyet’i kabulünden sonra çocukluk arkadaşı olan HazretiAbbas’a bizzat anlattı. Ebu Süfyan’ın korkusu sebepsiz değildi. Şahitolduğu hadiseler ve gözüyle gördükleri onu temkinli davranmayazorlamaktaydı.

Risâle-i Nur’da onun şahit olduğu iki hadise ve mucizeden sözedilmektedir. Birincisi; Safvan ile birlikte oldukları bir sıradaceylanı takip eden bir kurdu gördüler. Ceylan Harem-i Şerife girincekurt takipten vazgeçip geri döndü. Dile gelip, Hazreti Muhammed’inRisâletini haber verdi. Ebu Süfyan, Safvan’a “Bu kıssayı kimseyesöylemeyelim. Korkarım, Mekke boşalıp onlara iltihak edecekler” dedi(Mektubat, s. 153). İkincisi de, Mekke’nin fethinden sonra Bilal-iHabeş’in Kabe’nin damına çıkıp ezan okumasından sonra meydana geldi.Ebu Süfyan, Attab ibn Esid ve Haris ibn Hişam kendi aralarında konuşupHazreti Bilal’i tezyif ettiler. Ebu Süfyan, “Ben korkarım, birşeydemeyeceğim. Kimse olmasa da, şu Batha’nın taşları ona haber verecek, obilecek” demek suretiyle ihtiyatlı davrandı. Bir süre sonra PeygamberEfendimizle karşılaşıp konuşmalarını aynen aktarınca yanında bulunaniki arkadaşı orada Müslüman oldu (Mektubat, s. 109-110).

Ebu Süfyan, Mekkelilerin barış anlaşmasına aykırı hareket etmelerive anlaşmanın bozulması üzerine durumu düzeltmek için harekete geçti.Medine’ye giderek anlaşmanın devamını sağlamaya çalıştı. Ancak, kendikızı ve Peygamber Efendimizin (asm) hanımı olan Ümmü Habibe (ra) baştaolmak üzere hiç kimseden ilgi görmedi. Mekke’ye eli boş döndü.Müslümanların fetih öncesi Mekke yakınlarına gelip Cuhfe’de karargâhkurmalarından sonra, çocukluk arkadaşı olan Hazreti Abbas’ın (ra)tavsiyesiyle Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı. PeygamberEfendimizin İslâm’a davetini kabul ederek Müslüman oldu.
Mekke’nin fethinden sonra Ebu Süfyan artık sıradan bir insandı.Ancak, Peygamber Efendimizin, onun evine sığınacak olanlara “eman”verileceğini bildirmesi ve bunu uygulaması kendisi için büyük bir şerefoldu. Böylece itibarı bir bakıma korunmuş oldu. Evine sığınacaklaraeman verileceği haberini bizzat kendisi Mekkelilere duyurdu. PeygamberEfendimiz daha sonra da kendisine yakın ilgi göstererek iltifatlardabulundu. Bunu ailesinden de esirgemedi. Kendisine ve ailesine karşıgösterilen ilgi ve alâka Ebu Süfyan’ı son derece memnun etti.

Ebu Süfyan, Müslüman olduktan sonra bazı savaş ve seferlere katıldı.Kendisine bazı görevler verildi. Peygamber Efendimiz ile birlikte Taifmuhasarasına katıldı. Mugire bin Şu’be ile birlikte barış teklifi içinTaiflilere gönderildi. Ancak, Taifliler barış teklifini kabuletmediler. Daha sonra meydana gelen çatışmada bir gözünü kaybetti.Necranlılar ile yapılan anlaşmada da hazır bulunarak şahitler arasındayer aldı.

Ebu Süfyan, Hazreti Ebubekir’in (ra) halifeliğine ilk başlarda karşıçıktıysa da daha sonra kendisine biat etti. Bir ara Necran vergi tahsilmemurluğunda bulundu. İlerlemiş yaşına rağmen Suriye seferine katıldı.Yermük savaşında askerleri cesaretlendirmek için gayret sarf etti.Taberi’nin nakline göre bu savaşta gözünü kaybetti. 652 yılındaMedine’de Hakkın rahmetine kavuştu. Vefat tarihi ile ilgili olarakfarklı bilgiler nakledilmektedir.

Ebu Süfyan, İslâm’ı seçtikten sonraki dönemde Peygamberimizin sevgive rızasını kazanmıştır. Sünni kaynakları samîmî bir Müslüman olduğunubildirmelerine rağmen, özellikle Şii yazarlar aksini iddia etmişlerdir.Ancak, bu iddialarını ıspatlayacak bir delilleri bulunmamaktadır.Aksine, yetmiş yaşın üzerinde olmasına rağmen savaşlara katılması,orduyu cesaretlendirici faaliyetlerde bulunması söz konusu iddialarıçürütmektedir. Belki de Hazreti Muaviye’nin babası olması ve bu aileyekarşı takınılan menfi tavırdan o da nasibini almış ve bazı haksızithamlara maruz kalmıştır.

www.risaleinurenstitusu.org