+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6
Like Tree4Beğeni
  • 1 tarafından Ali.ihsan
  • 1 tarafından *SAHRA*
  • 2 tarafından elzem

Konu: Diyabetle Bozulan Denge

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart Diyabetle Bozulan Denge

    Sultan USLU

    Sabah kahvaltısında, mu'cizevî bir gıda olan balı yediğimizde, onu lütfeden Rabb'imize şükrederiz. Sıcak yaz günlerinde karpuz yediğimizde ferahlar, ağzımızın tatlandığını hissederiz. Diğer yandan, diyet yapan insanlar, günlük tüketilen karbonhidratı (şekeri) azaltmanın ne kadar zor olduğundan bahsederler. Bütün bunlara baktığımızda şekerin hayatımızda ne kadar önemli olduğunu fark ederiz. Aslında şeker, çoğumuzun sandığının aksine sadece tatlı yiyeceklerde değil, birçok besinin yapısında (ekmek, makarna, pirinç, patates, mercimek, süt, yoğurt...) bulunur.

    Sindirim sisteminde yapıtaşlarına ayrıştırılan besinler, hücrelerimize damarlar ve kan aracılığıyla ulaştırılır. Hücreler, çeşitli mekanizmalarla bu besin yapıtaşlarını sitoplâzmasına alır, hücre içindeki metabolik faaliyetlerde ve enerji üretiminde kullanır.

    Hücrelerin ilk sırada tercihen kullandığı enerji kaynağı, karbonhidrat yapıtaşları olan monosakkaritlerdir (glikoz, galaktoz, fruktoz). Çünkü karbonhidratlardan enerji elde etmek yağlara nispeten kolaydır. Yağlara göre daha az reaksiyonla ve kısa sürede enerji elde edilir. Karbonhidrat yokluğunda yağlar ve proteinler de enerji üretiminde kullanılır. Uzun süreli açlık durumunda yağlar tercihan kullanılır. Vücudumuzun yapıtaşlarını (enzim, hormon, reseptör, hücrede görevli proteinler vs.) oluşturan proteinler, enerji üretiminde en son tercih edilen seçenektir.


    İNSÜLİN ve GLUKAGON

    Vücudun temel enerji metabolizması karbonhidratlar üzerinden yürütüldüğü için, kandaki glikoz seviyesinin ayarlanması ve hücrelere glikoz alımının kontrol edilmesinde (Şekil-1) birçok hormon ve mekanizma vazifelendirilmiştir. Bunlardan en önemlileri pankreastan salgılanan insülin ve glukagon hormonlarıdır. Bunlar birbirlerine zıt tesir gösterir (Şekil-2).

    İnsülinin üretiminde veya hücreleri glikoz alımı için uyarma mekanizmalarında bir problem oluştuğunda, bütün vücudu etkileyen şeker hastalığı (diyabet) meydana gelir. İnsülin hormonunun kandaki miktarı, birçok faktörden etkilenir. Kanda glikoz seviyesi yüksekse, meselâ yemek sonrasında, insülin hormonu daha fazla salgılanır. İnsülin, glikozun hücrelere alınmasını uyarır ve metabolik faaliyetlerde enerji kaynağı olarak kullanılmasına vesile olur. Gebelik döneminde bebeğin beslenmesi için kandaki glikoz miktarı normalden biraz daha yüksek tutulur. Bu yüzden gebelikte insülin miktarı, çeşitli mekanizmalarla bir miktar azaltılır. İlâhî rahmet eseri olarak, hem anne hem de bebeğe yetecek miktarda glikozun kanda bulunması ayarlanmıştır.

    Kandaki glikoz düşük seviyede ise, arttırılması için glukagon hormonu daha fazla salgılanır. Bunun için glukagona yardımcı olan birçok hormon vardır. Böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizol ve katekolaminler, hipofizden salgılanan büyüme hormonu ve tiroid bezinden salgılanan tiroksin de kan glikozunun arttırılmasında glukagon ile birlikte vazife görür. Aynı anda karaciğer hücrelerinde glikojen yıkımı ve karbonhidrat olmayan maddelerden glikoz oluşumu başlatılır. Kas ve yağ doku gibi acil ihtiyacı bulunmayan hücrelerin glikoz alması engellenir. Bütün bu mekanizmaların çalıştırılmasıyla kandaki glikoz miktarı artırılır. En başta glukagon olmak üzere, bütün bu hormonların ortak çalışması neticesinde kandaki glikoz seviyesindeki en küçük bir azalma hemen fark edilip, hızlı şekilde normal seviyesine yükseltilir. Glikoz ihtiyacı fazla olan dokularımız (meselâ sinir dokusu) bu dengeleyici mekanizmayla, kandaki düşük glikozun muhtemel olumsuz tesirlerinden korunur.

    Burada dikkati çeken husus; insan kanındaki glikoz seviyesini azaltan tek bir hormon bulunmasına karşın, arttıran birden fazla hormonun bulunmasıdır. Bu durum, vücudumuzun korunmasına yönelik mekanizmalardan biridir. Çünkü vücudumuzun sağlığı açısından kan şekerindeki düşmeler, yükselmesinden çok daha tehlikelidir. Kandaki glikoz azaldığında, bundan ilk olarak beyin (sinir dokusu) etkilenir. Bu durumun ilerlemesi, şuur kaybından koma ve ölüme kadar giden tehlikeli bir süreci başlatır. Rabb'imiz birden fazla hormonu aynı yönde vazifelendirerek böyle tehlikeli bir durumun minimal seviyede dahi oluşmasını engeller.

    Kandaki şeker miktarının ayarlanmasında vazifeli iki hormondan (insülin ve glukagon) sadece insülinin eksikliği insanlarda yaygın olarak görülür, glukagonun eksikliği pek görülmez. İnsülin hormonunun eksikliği glukagona göre çok daha ciddi neticelere yol açar. Çünkü insülinin alternatifi olmadığından eksikliği durumunda vücuttaki bütün hücreler etkilenir. Glukagon eksikliği ise, sadece pankreas hasar gördüğünde ortaya çıkar ve bu hasar insülin hormonunda da azalmaya yol açar. Burada insanı düşündüren husus, şeker hastalığında glukagon hormonu azalmış olmasına rağmen, hipoglisemi durumunun oluşmamasıdır. Zîrâ hem insülin yetersizliği sebebiyle kan şekeri zaten yüksektir, hem de glukagona yardımcı hormonların normal çalışmalarına devam etmesi bu durumu önler.


    DİYABET ve İNSÜLİN DİRENCİ

    İnsülin metabolizmasındaki (Şekil-3a) bozukluklar iki farklı tip diyabete sebep olur. Tip 1 diyabette insülin hiçbir şekilde üretilemez (Şekil-3b). Bundan dolayı bu insanlar ömür boyu dışarıdan insülin almak mecburiyetindedirler. Tip 2 diyabetin oluşumu daha farklıdır. Tip 2 diyabet, Tip 1 diyabet gibi âniden ortaya çıkan bir hastalık değildir. Ailevî yatkınlık, obezite, hareketsiz hayat tarzı gibi faktörler neticesinde önce gizli şeker (pre-diyabet) denen diyabet öncesi bir dönem meydana gelir. Bu dönemde insülin üretilir; ama hücreleri glikoz alımı konusunda uyarmakta yetersizdir (Şekil-3c). Hücrelerin insüline karşı gösterdiği bu direnç durumuna insülin direnci denir. İnsülin direnci devam ettikçe, pankreas daha fazla çalıştırılarak, daha fazla insülin üretilir. Böylece bu eksiklik kapatılmaya çalışılır. Ancak bu fazla çalışma durumu pankreastaki insülin salgılayan Beta hücrelerini yorar ve zamanla bu hücrelerin ölümüne sebep olur. Bu defa salgılanan insülin miktarı azalmaya başlar. Bu aşamadan sonraki süreçte Tip 2 diyabet açığa çıkar.

    Tip 2 diyabetli hastalarda hormon yetersizliği vardır. Bu hastaların tedavisinde temel maksat, vücutta üretilen insülinin en verimli şekilde kullanılması, vücudun yüksek kan glikozu sebebiyle stres durumuna girmesinin engellenmesidir. Bundan dolayı bu hastalara özel diyet programı uygulanır. Ayrıca insülin direncini azaltacak ilâçlarla da bu durum desteklenir. Bütün bunlara rağmen pankreasın zarar görmesi yavaş yavaş da olsa devam eder ve en sonunda Tip 2 diyabetli kişilerde insülin üretimi yapılamaz. Bunun neticesinde bu hastalar, dışarıdan insülin kullanmak mecburiyetinde kalırlar.


    REKOMBİNANT DNA TEKNOLOJİSİ ve İNSÜLİN ÜRETİMİ

    Diyabetli hastalarda insülinin tedavide kullanılması için uzun yıllar boyunca lâboratuvar ortamında insülin üretilebilmesi için birçok araştırma yapılmıştır. Birçok çalışmanın neticesinde dışarıdan insülin uygulanan hastaların kan glikozunun normal seviyelere gerilediği tespit edilmiştir.

    Günümüzde insülin üretimi için Rekombinant DNA Teknolojisi kullanılmaktadır (Şekil-4). Bu teknolojide insan vücudunda insülin üretimini kontrol eden genler, bakterilerin DNA parçalarına (plâzmit) yerleştirilir. Bakterilerde bu genler okunarak insan insülini sentezlenir. Bakterilere ürettirilen insülin, diyabetli hastalarda kullanılır. Burada mu'cizevî olan husus, zararlı olarak bilinen, insan vücuduna girdiğinde hastalık yapacak bakterilerin (E. coli) böyle bir tedaviye vesile olmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in; "Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları eğlenmek için yaratmadık. Evet; onları hak ve hikmetle, ciddi maksat ve gayelerle yarattık; ama onların çoğu bunu anlamazlar." (Duhan, 44/38-39) mealindeki âyetlerinin burada tecelli ettiğini görüyoruz.

    Günümüzde hareketsiz hayat tarzı, sağlıksız beslenme, obezite gibi faktörler neticesinde diyabet sık görülen bir hastalık olmaya başlamıştır. Diyabetli hasta sayısı her yıl artmaktadır. Diyabet, bütün karbonhidrat metabolizmasının bozulmasına yol açar ve vücuttaki çoğu sistem bu durumdan olumsuz etkilenir. Bunun en önemli sebebi, kan glikozunun yüksek olmasıdır. Kandaki glikoz miktarı anormal seviyelere ulaştığında, glikoz, hücreler üzerinde zehirli tesir oluşturmaya başlar. Bu yüzden diyabetli bir hasta kalb hastalığı, böbrek yetmezliği, felç gibi ciddi hastalıklara daha yatkın bir hâle gelir. Diyabet, son derece ciddi problemlere yol açtığı için, ülkeler diyabet konusunda insanları şuurlandırmak ve diyabete kesin bir tedavi bulmak için önemli miktarlarda bütçe ayırıyor. Ancak şu ân itibariyle diyabeti tamamen tedavi edecek herhangi bir tıbbî ilâç veya yaklaşım bulunmuyor.

    Vücudumuza öyle mükemmel bir sistem yerleştirilmiş ki, her hücrenin, hormonun, enzimin, molekülün ayrı birer vazifesi vardır. Tek bir hormonun veya mekanizmasının eksikliği durumunda diyabet gibi ciddi bir hastalık ortaya çıkıyor. Bir fabrikadan binlerce kat daha mükemmel mekanizmalarla çalışan vücudumuzdaki bu harikulâde sistemler bütününü, gücü her şeye yeten ve her şeyi belli bir fayda ve gayeye binaen yaratan Hâlık-ı Hakîm'den başkası yaratabilir mi?

  2. #2
    Vefakar Üye Ahmet. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2017
    Mesajlar
    499

    Standart

    Buda çıksın sağlığa dikkat

  3. #3
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.840

    Standart

    güncel


    Değerli insanların gönülleri dağların zirvesi gibidir. Ulaşmaya kalkma! erişemezsin...

    SAHRA






    Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler



    SAHRA




  4. #4
    Müdakkik Üye Ali.ihsan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2019
    Mesajlar
    912

    Standart

    Güncel2
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.840

    Standart

    önemli konu güncel 3 olsun
    Ali.ihsan bunu beğendi.


    Değerli insanların gönülleri dağların zirvesi gibidir. Ulaşmaya kalkma! erişemezsin...

    SAHRA






    Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler



    SAHRA




  6. #6
    Müdakkik Üye elzem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    674

    Standart

    Bende insülin direnci çıkmıştı,
    bayağı yüksekti doktor şeker hastası değilsin ama namzetsin diyerek diyetisyene gönderdi,
    biraz spor ve diyet
    beyaz ekmek vs. yok
    Özellikle antioksidanla birlikte omega3 takviyesi,
    ceviz ve çiğ badem
    normal değerlere geldik çok şükür.
    *SAHRA* ve Ali.ihsan bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hassas Denge
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.02.14, 20:44
  2. Fıskla bozulan bir adam
    By karatopirak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.11.12, 16:56
  3. Denge - Metin Karabaşoğlu
    By SeRDeNGeCTi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 07.12.09, 13:28
  4. Bozulan Tevbe
    By Şahide in forum Şiirler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.12.08, 12:40
  5. Risale-i Nur ve Büyük Cevşen Okumalarında Denge
    By yagmur in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 04.07.07, 17:19

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0