+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Risale-i Nur'un Dili Ağır'dır.

  1. #1
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Risale-i Nur'un Dili Ağır'dır.

    Öncelikle belirtmek gerek ki, Risale-i Nur'da, okuyan herkesin gerek zorland?ğ? için gerekse hoşland?ğ? için sezdiği bir özel dil vard?r. Bu zorlanma durumu değişik sonuçlar doğuruyor. Kimileri zorland?ğ? için okumay? terk ediyor ve zihinlerinde "Risale-i Nur'un dili ağ?rd?r" gibi bir yarg?y? ömür boyu taş?maya devam ediyorlar. ?lginçtir ki, Risale-i Nur'un dili üzerindeki bu yarg?, bu dili okumaya değil de, okumaktan vazgeçmek üzerine bina edilmiştir. Baştak? zorlanmas?n? bilahare aş?p hoşlanmaya kalbetmiş biri olarak, kendi okuma maceram? bir laboratuvar verisi olarak kullanma hakk?m var şu halde. Bu veriler ise, okumaktan vazgeçenler ya da okumamay? tercih edenlerle ayn? kanaati paylaşmam? gerektiriyor:

    "Risale-i Nur'un dili ağ?rd?r."

    ?şte bu "ağ?r" kelimesi, bir farkl?l?ğ?n ifadesidir.. Risale-i Nur'un "ağ?r"l?ğ?, özel bir "Risale-i Nur Dili"nin habercisidir. Bu "ağ?r"l?k konusunda hemfikir olduğumuza göre, sorulmas? gereken diğer sorular? birlikte soral?m: Bu ağ?rl?k çekilebilir mi? Çekilebilirse, çekmeye değer mi? Bu ağ?rl?ğ?n çekilebilir olduğunu say?s?z Nur talebesi kendi hayatlar?yla gösteriyorlar. Peki, Nur talebesi olmak gibi bir ağ?rl?ğ? üstlenmeyenlerin sorusunu nas?l cevaplamal?: Bu ağ?rl?ğ? çekmeye değer mi? Aşağ?da anahatlar?yla ve kaba bir tasnifle sunmaya çal?şacağ?m "Risale-I Nur Dili"nin misyonu, bu sorunun cevab?n? haz?rlamaya yöneliktir.

    I. Risale-i Nur Dilinin Konuşland?rmas?

    a. Risale-i Nur'un dili tarihsel değildir. Risale-i Nur, ağ?rl?kl? k?sm? 20.yüzy?l?n ilk y?llar?nda Osmanl?ca'n?n hâkim dil olduğu bir dönemde kaleme al?nm?şt?r. ?lk bak?şta, Risale-i Nur'a hakim olan dilin de eserin telif dönemindeki hakim dilin bir yans?mas? olduğu düşünülebilir. Ancak, bu hükmün doğru olmad?ğ?, ayn? zamanda yaz?lm?ş başka eserlerin, üstelik gayridinî olduklar? halde, Risale-i Nur'a k?yasla çok daha ağdal? bir dile sahip olmas?, Risale-i Nur'da kullan?lan dilin tarihsel bir etkileşimden değil, kasdî bir niyetten kaynakland?ğ?n? gösterir. Risale-i Nur'da Osmanl?ca bir tabir ya da terkibin hemen ard?ndan, o zamana göre fazlas?yla sadeleştirilmiş bir "tercümesi"nin kullan?lmas?, müellifinin Osmanl?ca'ya denk gelen dili, seçeneksizlikten değil, özel bir seçimle kulland?ğ?n? gösteriyor. Said Nursi isteseydi, meselâ, "levh-i mahv isbat" yerine "yazar-bozar tahta", "irae eder" yerine "gösterir", "beyder" yerine "harman" kelimelerini kullanabilirdi. Ayn? cümlenin içinde bu kelimeleri ardarda s?ralayabilen biri olarak, "eski" dil ile "yeni" dili birarada kullanmak istemiştir, yeni dilden bihaber olduğu için "lisan-? kadîm"e mecbur kalm?ş değildir.

    b. Risale-i Nur'un dili coğrafî ya da millî bir izdüşüm değildir. Said Nursî'nin "Said Nursi Türkçesi" ad?n?n çağr?şt?rmas? muhtemel bir Türkçe kayg?s? yoktur. Said Nursî'ye Osmanl?ca'n?n ihyas? ya da Türkçe'nin uluslararas? düşünce dili olmas? gibi bir kayg? güttüğünü söylemek yerine, Kur'ân kelimelerinin konuşma diline aktar?lmas?, nebevî kavramlar?n Türkçe konuşanlar başta olmak üzere her insan?n zihnine oturmas? gibi bir misyonu yerine getirdiğini söylemek daha doğru olur. Gerçekten de, Risale-i Nur'un özel bir Arapça eğitimi almad?klar? halde, okuyanlar?n?n diline çoğu vahyî kavram?, Kur'ân kelimelerini yerleştirmiş olmas?, onun Türkçe'yi değil de, en az?ndan Türkçe konuşanlar?n hayat?n? iman diline yaklaşt?rarak ihya etme; Türkçe'yi yeniden düşünce dili yapmak değil de, Türkçe konuşanlar örneğinde her coğrafyan?n dilinin Kur'an kelimeleri ve nebevî kavramlarla tezyin ve takviye edilebilirliğini gösterme misyonu yüklendiğini gösterir. Şu halde, Risale-i Nur diğer dilleri konuşan milletler için, Kur'an kelimelerinin ve nebevî terminolojinin konuşma diline aktar?lmas? konusunda, bir prototip, bir çal?şma örneği olarak değerlendirilmeli.


    II. Kur'ân'? Okuyan Risale-i Nur Dili

    Risale-i Nur'da ilk bak?şta göze çarpan dil ağ?rl?ğ?, Osmanl?ca'n?n ya da müellifinin yaşad?ğ? dönemin hat?r?ndan değil, Kur'ân kelimelerini hat?rlama zaruretinden kaynaklan?r. Risale-i Nur'un örnek metni olarak Birinci Söz üzerinde şöylesine bir göz gezdirme, "ağ?r" kelimelerin hemen hepsinin "Kadir-i Rahim", "Hâkim-i Ezelî", "Mâlik-i Ebedî" gibi, esmân?n talimi, "acz", "fakr", "vird-i zebân", "mütevaz?'", "mağrur", "Asâ-y? Mûsa", "Azâ-y? ?brahim" gibi vahyin talim ettiği temel düşünce kodlar?n?n muhafazas? ve zihinde yerleştirilmesine yönelik olarak zikredildiğini gösterecektir. Risale-i Nur'da, bu misyon peyder pey, hissettirilmeden, metnin ikinci ve gizli bir dili olarak gerçekleştirilir. Bu konuda, Alt?nc? Söz'e serlevha olarak seçilen Tevbe Sûresi 111. ayetinin, hemen alt?nda, "Nefis ve mal?n? Cenab-? Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak."diye başlayan cümle ile dile aktar?lmas? örnek olarak okunabilir. Birinci Söz'de "Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar 'Bismillah' der." cümlesinde zikredilen hayvanlar?n, Zümer Sûresi 6.ayette "nimetin tecessüm etmiş" nümuneleri anlam?nda "en'am" olarak "tenzil" edildiği haber verilen sekiz çift ehlî hayvana tekabül etmesi özel eğitimin gereğidir. Yine Birinci Söz'ün özel kurgusuyla, Asâ-y? Musa'n?n (as) ve Azâ-y? ?brahim'in (as), taş ve ateş karş?s?ndaki duruşunun, yumuşak kök ve damarlar?n sert taş ve toprak karş?s?ndaki duruşuna, nazenin yapraklar?n ateş saçan yaz hararetine karş? duruşuna taş?narak, peygamber mucizelerin adiyat? mucizat olarak görme talimine eklemlenmesi de özel bir Kur'ân okumas? örneğidir. Yirmidördüncü Söz'ün vahye dayal? ontolojik çal?şmas?n?n en kritik yerinde varoluşun en büyük sorunu olan sevmeyi Al-i ?mran 31. ayetiyle çözümleyen Said Nursi, ilgili ayeti takdim ederken, asl?nda ayetin anlam aç?l?m?n? oluşturan kavramlar? yine ayetin kelimelerini konuşma diline aktararak özel bir ayet talimi yapar:

    "Öyleyse, o Mahbûb-u Ezelînin kendi habibine söylettirdiği şu ferman-? ezelîyi dinle, ittibâ et." Şu halde "Asâ-y? Musa", "Azâ y? ?brahim", "Habib", "Mahbub-u Ezelî" gibi tabirlerin ağ?rl?ğ?ndan ürkenlerin, asl?nda imanlar? gereği nüfuz etmeleri gereken Kur'ân kültürünün kendilerine ne kadar hafif ve k?sa yoldan sunulduğunu tecrübe edebilirler.


    Tam burada Muhakemat'tan bir al?nt? yaparak, Risale-i Nur müellifinin ayet kelimeleri ile konuşma konusundaki kasd?n? ve ustal?ğ?n? görmek gerek. Said Nursi, Nur Suresi 43. ve Yasin Suresi 16. ayetlerdeki belagati aç?klarken, yine ayetlerdeki kelimelerle konuşur, ayetteki ana kavramlar üzerinden okuyucuya yeni düşünce alanlar? açar. Bu "tercüme" usulü meal kadar aşina edici olduğu kadar, mealin s?n?rlay?c?l?k ve k?s?tlay?c?l?k kusurlar?ndan da azadedir. (Meal çal?şmas? yapanlar, ilgili ayetlerin mealleri üzerinde çal?şma yaparak, aşağ?daki metnin Kur'ân'dan nas?l ustal?kla iktibas edildiğini görebilir ve özel bir meal format? için ipuçlar? ç?karabilirler.)


    "..birinci ayette [Nur, 43] olan istiare-i bedia o derece hararetlidir ki, buz gibi olan cümudu eritir. Ve bulut gibi zahir perdesini berk gibi y?rtar. ?kinci ayette [Yasin, 16] belâgat o kadar müstakar ve muhkem ve parlakt?r ki, seyri için güneşi durdurur."


    III. Esma-i Hüsnâ'y? Okuyan Risale-i Nur Dili.

    Risale-i Nur'un dilindeki ağ?rl?ğ?n temel sebeplerinden biri, tüm cümle kuruluşlar?nda esma-? hüsnân?n hat?r?n? gözetmesidir.Birinci Söz'ün çok bilinen bir cümlesi üzerinden gidelim:


    "?şte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahs?n. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakr?n hadsizdir. Düşman?n, hâcât?n nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrân?n Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinat?n dilenciliğinden ve her hadisât?n karş?s?nda titremeden kurtulas?n." Bu cümlede, insan?n 'acz'inden Hâkim ismine, insan?n 'fakr'?ndan hareketle Mâlik ismine doğru kavramsal bir inşa gözlenir. Zira, insan?n elinden bir şey gelmiyor oluşu?yani aczi?, herşeye, her zaman hükmeden birini?yani, bir Hâkim-i Ezelî'yi; insan?n elinde hiçbir şeyin bulunmamas??yani fakr??, herşeyi her zaman elinden bulunduran birini?yani, bir Mâlik-i Ezelî'yi? arat?r. ?nsan bu isimlere sahip Bir'ini bulamazsa kesret içinde kalacak, fakr?ndan dolay?, kâinat?n "dilenci"liğine düşecek, aczinden dolay? da hadisât?n korkulu bir "titreme" içinde olacakt?r. Bu tabir ayn? zamanda, "onlar için ne korku vard?r, ne de mahzun olurlar.." mealinde tekrarlanan ayetlerin anlam?na da bir göndermedir. Risale-i Nur'da s?kça zikredilen bize ilk okumada ağ?r gelen bu tür Esma-i Hüsna örneklerine bak?l?rsa, Risale-i Nur dilinin Esmây? hayat?m?za taş?makta hayli hafif bir yol önerdiği görülecektir.

    IV. Kurguyla Konuşan Risale-i Nur Dili


    Risale-i Nur'da özel baz? kavramlar ve bu kavramlar ekseninde gelişecek muhakemelerin ana hatlar?, yer yer, bölüm başl?klar?, bölüm altbaşl?klar?, bölüm s?ralamalar? olarak da kodlanm?şt?r. Bu konuda en görünür örneği, Otuzuncu Söz oluşturur.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:38 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  2. #2
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    (Devam?)


    Otuzuncu Söz, '?ki Maksad' üzerine kuruludur, ve 'Birinci Maksad', 'ene'ye, '?kinci Maksad' 'zerre'ye ayr?lm?şt?r. ?lgili bahisleri mütalaa ettiğimizde, "içimizdeki en büyük görünmez" olan 'ene'nin yerli yerine oturtulmas?ndan sonra ancak "d?ş?m?zdaki en küçük görünmez" olan 'zerre'nin yerine oturabileceğini anlam?ş oluruz. Otuzuncu Söz'de aç?kça vurguland?ğ? gibi, afakî tefekkür, ancak enfüsî tefekkürün öncelenmesi ile istikamet bulur. Bu haliyle, Otuzuncu Söz, ene üzerindeki enfüsî tefekkürü Birinci Maksad olarak, zerre üzerindeki afakî tefekkürü de ?kinci Maksad olarak ima eder.

    'Risalet-i Ahmediye'ye dair Ondokuzuncu Söz'ün alt bölüm başl?klar?n?n "Reşha" olmas? da, Yirmidördüncü Söz'de nübüvvet mesleğinin, "zühre, katre, reşha" s?ralamas?nda, "reşha"ya, yani, hakikate arac?s?z muhatap olma haline denk gelen konumunu haber verir.

    Mektubat'ta ve Sözler'de 'şakk-? kamer' ve 'mirac' mucizelerinin birbiri ard?nca zikredilmesi de, bu yaz?n?n çerçevesi d?ş?nda kalan, ancak her iki mucizenin makam ve maksad?n?n anlaş?lmas? konusunda önemli ipuçlar? bar?nd?r?r. Bu s?ralama kurgusu, her iki mucizenin birbirine bakarak hakk?yla okunabileceğini, Resûl-u Ekrem'in (asm) velayet ve nübüvvet kanatlar?n?n buluşmas? bağlam?nda anlaş?lmas? gerektiğini haber vermek üzere, "Şakk-? Kamer mucizesine dair" zeylin 'Beşinci Nokta's?ndaki özel kelime kodlamalar?yla teyid edilir. "Semâ-y? risâletin kamer-i münîri olan Hâtem-i Divan-? Nübüvvet, nas?l ki, mahbubiyet derecesine ç?kan ubudiyetindeki velâyetin keramet-i uzmâs? ve mucize-i kübrâs? olan Miracla, yani bir cism-i arz? semâvatta gezdirmekle semâvât?n sekenesine ve âlem-i ulvî ehline rüchaniyeti ve mahbubiyeti gösterildi ve velayetini isbat etti. Öyle de, arza bağl?, semâya as?l? olan kameri, bir arzl?n?n işaretiyle iki parça ederek, arz?n sekenesine, o arzl?n?n risaletine öyle bir mucize gösterildi ki, zât-? Ahmediye (asm) kamerin aç?lm?ş iki nurânî kanad?yla, iki ziyadar cenahla evc-i kemâlâta uçmuş, tâ Kab-? Kavseyne ç?km?ş; hem ehl-i semâvât, hem ehl-i arza medar-? fahr olmuştur." Bu ifadelerdeki çok katmanl? şifrelemeyi başka bir makaleye havale ederek, Hz. Peygamberin (asm), mirac?n mazhar olduğu makamda aya benzetilerek "semâ-y? risaletin kamer-i münîri" ünvan?yla zikredilmesine, ay?n yar?lmas? mucizesine mazhar olduğu makamda "iki nurânî kanat ve ziyadar cenah" ile "evc-i kemâlât"a uçmak, "Kab-? Kavseyn'e ç?kmak" gibi mirac detaylar?yla zikredilmesine dikkat çekmek istiyorum. Bu küçük paragraf, Risale-i Nur'un, hem"nübüvvet -velayet", "semâvat arz", "keramet-mucize", "risâlet-velayet" dengelerini gözeterek ve göstererek hem de "şakk?-? kamer" ve "mirac" mucizelerinin detaylar?n? ak?c? bir metin içinde veciz olarak buluşturarak nas?l çok katmanl? ama kolay bir dil kulland?ğ?n? ve ileri çal?şmalar için nas?l bir kavram k?lavuzu oluşturduğunu göstermek aç?s?ndan hayli ilginçtir.
    Bu cümleden olarak, Otuzüçüncü Söz'ün "pencere" ad?yla verilen alt başl?klar?n? izleyerek gayb "perde"sinden "pencere"ler açarak "gayb-aşina nazar"? edinmenin değişik makamlardaki metodlar? ç?karsanabilir.


    V.Meselle Konuşan Risale-i Nur Dili


    Özellikle Küçük Sözler'e hakim olan "iki adam"l? temsilî hikayecikler, Risale-i Nur'un hem insana psikolojik içgörü kazand?rmada kulland?ğ? özel yöntemi aç?ğa vurur, hem de vahyî mesaj?n ana eksenlerini oluşturan, "hay?r-şer" "vücud-adem" "hudabin-hodbin" gibi kavramlar? yerli yerine oturtma ve yeniden inşa etme konusundaki özel çabay? haber verir. ?şte tam bu noktada, Risale-i Nur, düşünce kavramlar?n? inşa ve ihya etme çabas?na, öteden beri hükmeden "ağ?r" izleniminin aksine, canl?, cana yak?n, kolay, hafif ve doğrudan bir katk? sağlar. Bu konudaki detayl? incelemeler ve tart?şmalar? başka bir makaleye sakl?yorum.

    VI. Kâinat? Konuşturan Risale-i Nur Dili


    Birinci Söz'de takdim edilen "lisan-? hâl" terimi, asl?nda, Risale-i Nur'un bütününe hâkim olan "kâinat? okuma" yönteminin habercisidir. Nitekim, ayn? bahiste, "zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler"in, bir bahçenin ['bostan' olarak zikredilmiştir], "inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar"?n hal dillerinden "Bismillah"?n nas?l okunacağ? gösterilmiştir. Lisan-? hâlin çözümlemesine değişik aç?lardan uygulamalar sunan Birinci Söz metni, ağaç ve otlar?n "ipek gibi yumuşak kök ve damarlar?"n?n, "Asâ-y? Musa (as) gibi" "Vur asân? taşa!" [Bakara, 60] emrine uyduğu, "ince ve nazenin yapraklar"?n da bir yaz boyu "ateş saçan hararete karş?" "azâ-y? ?brahim [as] gibi" "Ey ateş, serin ve selametli ol!" [Enbiya, 69] ayetini okuduğu gözlemleriyle, Kur'an ve kâinat okumalar? egzersizleri yapt?r?r. Diğer taraftan,

    Otuzikinci Söz'de zerreden y?ld?zlara kadar bütün kâinat? "konuşturan" bir kurgusu içinde, Esma-? Hüsnân?n eşya üzerinde nas?l okunabileceğine dair detayl? yöntemler verilir.

    Risale-i Nur'un görünüşte s?rf insana ve insan?n lisan?na atfedilen "dua" kavram?na, kâinat?n tekellüme geldiğinin anlat?ld?ğ? Yirmi Dördüncü Mektub'un Birinci Zeyli'nde getiridiği, çok heyecan verici bir "kâinat okumas?"n?n alfabesini sunar:

    ".esbab?n içtima?, müsebbebin icad?na bir duad?r. Yani, esbab bir vaziyet al?r ki, o vaziyet bir lisan-? hal hükmüne geçer; ve müsebbebi, Kadîr-i Zülcelâlden dua eder, isterler. Meselâ, su, hararet, toprak, ziya, bir çekirdek etraf?nda vaziyet alarak, o vaziyet bir lisan-? duad?r ki, "Bu çekirdeği ağaç yap, yâ Hâl?k?m?z" derler. Çünkü, o mucize-i harika-i kudret olan ağaç, o şuursuz, câmid, basit maddelere havale edilmez, havalesi muhaldir. Demek, içtima-? esbab bir nevi duad?r."

    Otuzuncu Söz'ün tahavvülat-? zerrattan bahseden '?kinci Maksad'?n?n Mukaddimesi'nde her bir zerreyi kâinat kitab?n?n zikreden bir kelimesi haline dönüştüren, her bir zerreye aç?kça konuşan bir dil kazand?ran bak?ş şöyle takdim edilir. Bu bak?ş, "Bismillah" ve "Elhamdülillah" gibi Kur'ân kelimelerinin kâinat?n dilinde de hecelendiğine, tesbihat?n kevnî bir telaffuza ve tekellüme tercüme edilebileceğine tan?kl?k eder.

    ".. her bir zerre, mebde-i hareketinde 'Bismillah' der; çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kald?r?r ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağac? gibi bir yükü omuzuna almas? gibi. Hem vazifesinin hitam?nda "Elhamdülillah" der; çünkü bütün ukulü hayrette b?rakan hikmetli bir cemal-i san'at, faydal? bir hüsn-ü nak?ş göstererek, Sâni-i Zülcelâlin medayihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir."


    Senai Demirci
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  3. #3
    Dost kadirşinas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    39
    Mesajlar
    13

    Standart

    Yapm?ş olduğunuz bu al?nt?dan dolay? sizlere teşekkür ediyorum gerçekten çok istifadeli oldu.

  4. #4
    Gayyur rihireyhan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Bulunduğu yer
    Ordu
    Mesajlar
    99

    Standart

    Allah raz? olsun elff kardeşim..nede guzel anlat?yor cok ?st?fadel? oldu elhamdul?llah..
    'HİZMET KURANİYEDE BULUNANA,YA DÜNYA ,ONA KÜSMELİ VEYA O DÜNYAYA KÜSMELİ.TA İHLASLA,CİDDİYETLE HİZMET-İ KURANİYEDE BULUNSUN'

  5. #5
    Dost furkan1453 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    7

    Standart

    Elinize sağl?k, çok güzel olmuş.

    dili ag?r derken asl?nd? günümüzde incelendiginde eş anlamlar?n?nda yan?nda oldugu derinleşildigindede ise ilk okuyanlar?n o anlamad?klar?nda derinligin anlaş?lmas?d?r ki, bu ag?r olarak gerçekten ag?rd?r. Çünki hak anlat?l?yor, esma husnalar dillendiriliyor.

  6. #6
    Dost seretan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Yaş
    38
    Mesajlar
    29

    Standart

    Güzel yazı paylaştığın için Allah senden razı olsun.İnsanımız, ingilizce yeni baştan öğrenilmesi gereken bir dil olduğu halde hiçbir zorluktan çekinmeyerek onu öğrenmek için gayret sarfeder.Lakin yüzde ellisini anladığı bir üslubun geriye kalan yüzde ellilik kısmını anlamak için aynı gayretin yüzde onunu bile göstermekten uzaktır.İleride muhakkak nasslarla(kesin delil) ispatlanacaktır ki;Esma-ül Hüsna'nın ve Kuran'ın arapça zikredilmesi ayrı bir incelik içermektedir.Risale-i Nur içinde benzer incelikler mevcuttur herhalde.
    El-Alim:Herşeyi bilen Esması zikredildiği zaman beynin belirli hücreleri bioelektrik üretmeye başlar.(Her Esma ayrı bir bölgeye etki etmektedir)Zikre devam edildiği zaman bu bölgenin ürettiği enerji taşarak diğer hücreleri de etkilemeye başlar.Beyninin cüzi miktarını kullanan insan bu sayede kullandığı alanı genişletmeye başlar.İlme yöneldiği anda anlayışı ve muhakeme yeteğindeki artışında farkına varır.(İlme yönelmezse zayi olur.)
    Bu konudaki incelik ise beynin sadece bu arapça kodlara(harflere)tepki gösteriyor olmasıdır.Allah(C.C.) dan bize ulaşan sonsuz nur ancak bu kodlarla ruhumuza işlenebilmektedir.Ve de bizim görevimiz ölümü tadmadan önce ruhumuzu bu kodlar sayesinde Allah(C.C.) tan gelen nurlarla doldurmak ve ahiret hayatına hazır etmektir.Yeri gelmişken bahsetmeden geçemiyeceğim.
    Salat ve Selam'ın inceliği ise şudur; ayna nöronlar sayesinde eşyalar birbirine banzemeye çalışır.(Üzüm üzüme baka baka kararır.)Salat ve Selama devam eden her insan Hz.Muhammed(S.A.V.) ile ruhsal bağlantı kurar ve ruhu ona benzemeye başlar.Amacımız O'na benzemekse Salat ve Selam bunun anahtarıdır.
    Sanırım Kuran'ın neden arapça olduğu ve neden özellikle arapça okunması gerektiği konusu bir miktar aydınlanmıştır.Hakkınızı helal edin.
    (Kaynak merak eden arkadaşlar İhya-u Ulumiddinin I. cilinde ESma-ül Hüsna ve havası(gizli ilimleri) anlatılmıştır.)(Havas ilmine merak salan arkadaşlar sakın ehil birinin kontrolü altında olmadan bu tarz ilimlerle uğraşmasınlar MAZALLAH çok kötü sonuçlarla karşılaşabilirler.)
    Bütün insanlar cennete girse ve cehenneme girecek sadece bir insan olsa korkarım ki o ben olurum.
    Hz.Ebubekir(R.A)

  7. #7
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Mezkur iki kardeşimi de tebrik ediyorum.. Çok güzel bir paylaşım ve bir bakış açımız oldu elhamdülillah...

  8. #8
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Meyvenin zeyli ve Elff kardeşlerim, Allah sizlerden razı olsun. Gerçekten nefisti.

    "Aynı cümlenin içinde bu kelimeleri ardarda sıralayabilen biri olarak, "eski" dil ile "yeni" dili birarada kullanmak istemiştir, yeni dilden bihaber olduğu için "lisan-ı kadîm"e mecbur kalmış değildir."

    Evet öyledir. Çünkü Risale-i Nur'un bir vazifesi de eski ile yeni arasındaki bağı korumak, kök ile meyve arasında gövde (köprü) olmaktır.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Çok güzel ..risalei nurun tecdid yönünüde anlam?ş olduk dil üzerinde..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    Ehil Üye yasemenn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesajlar
    2.469

    Standart

    Allah razı olsun güzel bir paylaşımdı istifade ettim...
    Böylesi fikirlerle karşılaşıyoruz...
    Bu ağırlığı çekmeye değer mi? Olaya böyle yaklaşmak daha etkili sanırım...
    Cihan dolu bela başında varken ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl;
    Tevekkül ile bela yüzüne gül, ta o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur Dili
    By Majâz in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18.03.09, 23:23
  2. II. Kur'ân'ı Okuyan Risale-i Nur Dili
    By Abdullah Ubeydullah in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.10.07, 00:32
  3. Gün Gelecek Dil Risale-i Nur'un Dili Olacak
    By gulsah in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 20.02.07, 13:01

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0