Netice işi Belli Eder!

Netice işi Belli Eder!


“Şu ağacın kesretli dal ve budakları, birtek çekirdekten gelmiş ve şu ağacın san'atkârının icad ve tasvirde vahdetini gösteriyor. Sonra şu ağaç, dal ve budak salıp tekessür ve intişar ettikten sonra, bütün hakikatını bir meyvede toplar. Bütün manasını bir çekirdekte derceder. Onunla Hâlık-ı Zülcelalinin halk ve tedbirindeki hikmetini gösterir.[1]”


“Hem o küllî nazar ve umumî tedbir, bir meyvenin içinde herbir çekirdeğe dahi nazar eder. Çünki çekirdek, umum ağacın manasını, fihristesini taşıyor…. Hem şu koca ağaç, o küçük meyveler için bazan budanır, kesilir, tecdid için bazı cihetleri tahrib edilir. Daha güzel, bâki meyveler vermek için, aşılanır.[2]”

Her şey bir asıldan türemiştir kainatta. “bir âdemi ve bir büyük pederi olduğundan silsilelerdeki tenasülden neş'et eden vehm-i bâtıl o âdemlerde, o evvel pederlerinde tevehhüm olunmaz. [3]” kainatta hiçbir mahluk şuurlu olmak şartıyla tarladan çıkan fasulye gibi çıkmamıştır alem-i şehadet olan bu dünyaya. Muhakkak bu alemde bir başlangıç noktası var. Bir başlangıç noktası olduğuna göre elbette bir noktası da olacaktır.
Bazıların ileri sürdüğü türeyiş ve evrim gibi şeyler birer safsata olmaktan öte gitmemektedir. İlk yaratılan eşek halen eşektir, fil filfir. İnsanı maymundan türedi gibi şeyleri kendisine yakıştıran maymun siretlilere gülüp geçmekten başka bir şey gerekmemekte. Çünkü her şeyin bir Ademi var kaidesine göre ilk tavuk yaratıldı ondan yumurtalar oldu ve civcivler türedi. Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan meselesinin cevabı budur.

Şimdi elimizde bir yumurta olasa ama ne yumurtası olduğunu bilmesek ne yaparız bu yumurtayı bir şekilde civcivinin çıkmasını bekleriz. Ya bir tavuk altına koyarız ya da kuluçka makinasıyla bekleriz. Yumurtadan çıkan civcive göre ördek mi kaz mı tavuk mu civcivle anlarız.

Başka bir misal vereyim. Şimdi önümüzde bir ağaç var ama elma mı armutlu kiraz mı sonbahar ve kış mevsiminde anlamayız. Ancak bahar gelip meyve vermesiyle ağacın ne olduğunu anlarız.

Bu iki misali verdiğimin sebebi şudur ki: kim neye tabi olmuşsa onun meyvesine baksın. Birisi bir şeyi iddia ediyorsa o adamın ilk günleri ve gayesine yaklaştığı vakte bakıp kıyas etsin. “O adam ilk günlerde mütevazi, âlîcenab, feragat ve mahviyetkâr, hülâsa; bütün ahlâk ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derecede mümtaz bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında muzaffer olup hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa, zafer neş'esiyle birçok büyüksanılankimseler gibi, yere göğe sığmaz mı olmuş?[4]” mesela safi hizmet etmek gayesiyle zahirede yola çıksa ve bir süre yol alsa Allah’ta ona bir şeyler ve kesret verse, O şahıs bu kesretle yaptığı şey o’nun gayesini gösterir. Çekirdekteki var olan ağacı gösterir.

Mesela Risale-i Nur Dairesi içerisinde bir meşrebde hizmet etse. Bu niyetle yola çıksa. Lakin yolda ya ağabeyleri ya arkadaşlarını ya kardeşleri farklı yollarla bertaraf etmeye hizmet namına yeltense kalkışsa sözde hizmet hakikatte hezimet etse kendisince hizmet etse neye yarar.

Hizmette kendisine yardımcı olacakları elemek bertaraf etmek ise şuna benzemektedir: “Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı manevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Hiç aklınız yok mu ki, kendi âzanızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz? [5]” bu tip hastalıklı olan kimseler çok yıkımlara sebep olmuştur, olmaktadır, olacaktır.

Risale-i Nurun Meslek Düsturlarına yani Esasat-ı Nuriyeye sadalatla hareket eden biiznillah muvaffak olur. Lakin Esasat-ı Nuriye yerine Esasat-ı Nefsiyeye göre kafa-i şerifine göre hareket edenler muhakkak daire-i nuriyeden şahs-ı manevi tarafından atılacaktır.

Şahs-ı Manevi-i Nuriye canlıdır, hayattardır ve bizatihi faaliyettedir. Eğer hizmetin esasatına muhalifse şahs-ı manevi o ferde bir şeyler verecek ve daireden çıkaracaktır. Mesela Dershane-i Nuriyede müdebbir olarak kalıyorsa ve esasat-ı nefsiyeye göre hareket ediyorsa hizmete zarar vermesi sebebiyle şahs-ı manevi o ferde ya evlenmek, ya içtimai/sosyal hayata geçmek, ya ailevi bir problem.. vb sorunlarla o ferdi merkez-i hizmetten uzaklaştıracaktır. Herkes için geçerli değil tabi.

Hizmet ediyorum hizmeti muhafaza ediyorum diye, Dershane-i Nuriyede kalan talebeleri küçük hatalarını büyüte büyüte cerbeze ile muhtelif zamanda yaptığı kusurları da toplayıp bir anda olumuş kabul etmesiyle dershane-i nuriyeden o talebelerin çıkartılmasına fetva verenler elbet kendisi de benzer şekilde merkez-i hizmetten azledileceğine emaredir.

Birkaç nümune vermeye devam edeyim. Birgün bir talebe kardeşimiz ertesi güne yetişecek projesi var. İkindi namazı tesbihatına katılmayıp çizimine geçmiş. Oranın naehil müdebbiri peşinden koşmuş sebebini sormuş elinden kalemi alıp fırlatmış ve çeşitl münakaşa olmuş sözlü olarak. Ve o müdebbir o talebeye kendine kalacak yer ara akşama kadar deyip o talebeyi atmış…

Bu nevden bir çok misal var.
Sonra bu tip müdebbirler sözde hizmeti muhafaza ve müdafaa niyetiyle daire dışına attığı kimselere ilelebet nurculuğu düşman olmakta ve bunu da çevresine yayarak basiretsiz ve nasipsiz olan o müdebbirin kusurunu umumileştirmektedir. Her ikisi de yanlış yapmaktadır.

İşin garib bir yeri de şudur ki: dershane-i nuriyenin dışına atılan fertleri haksız göstermek için çeşitli kulplar takılmakta ve nasipsiz denilmektedir. Ama asıl nasipsiz olan o ağalık havasında olan müdebbirdir. Bir kimsenin daire sışına atılmasıyla yapacağı seyyiattan o müdebbir mes’uldür. Çünkü sebep olan o müdebbirdir.

Tabi o talebeyi daire dışına atan basiretsiz, cahil, ham, bağnaz, cahil müdebbir kendisini haklı göstermek için nice şeyler bulur.

Bu tip müdebbirler ve söz sahibi olanlara Benim aynamda yansıyan üstadım diyor ki: “Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe'ni tevazu ve mahviyettir. Tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.[6]” demek ki bu tip müdebbirler hakikatte müdebbir değildir. Ancak kendisine verilen makam-ı kazible şımarmış ve tokatı hak etmiş olan ve şahsi hakimiyet kurmak isteyen egoistler bencillerdir. Demek kibire bürünen her şeyi be bilirim havasında olan bu tip çocukça hareket eden kimseleri büyük tanımamak gerektir. Yaşı başı ne olursa olsun.

Bu tiplerin bir hususiyeti de küçük hamiyet milliyetçilik olan meşrebcilik anlayışına sahip olmasıdır. X cemaati mi at çöpe, y cemaatimi sil gitsin, z meşrebimi onlar daha dakka bir gol bir yenik başladılar …. Gibi düşüncelere sahip olan kimselerdir ki hizmet olacaksa sadece kendi kafa-i şerif ve esasat-ı nefsiyesine göre olacaktır. Yoksa yoktur hizmet.

Geçenlerde bir yerle görüştüm. Dediki burası 100 kişilik ama 36 kişi var. Geçen bir şey oldu 16-8 kişiyi tek celsede gönderdim dedi. Tüylerim tiken tiken oldu. Bir bana bu kalitedir dedi.
“..meziyetini izhar ve husumet-i gayr ile muhabbetini telkin ve inşikak-ı asâyı istilzam eden hiss-i taraftarlık ve meyelan-ı gıybeti intac eden kendine muhabbeti, başkalarına olan husumete mütevakkıf gösterilse; o bir müteşeyyih-i müteevviğdir, bir zi'b-i mütegannimdir. Din ile, dünyanın saydına gider. Ya bir lezzet-i menhuse veya bir içtihad-ı hata onu aldatmış, o da kendisini iyi zannedip büyük meşayihe ve zevat-ı mübarekeye sû'-i zan yolunu açmıştır![7]” kendisinde varsa şayet veya olmadığı halde varmış gibi göstemekle bunu var gibi gösterip, başkalarla var olan birlik noktalarını yok edip ihtilaf ve neticesi olan kin ve düşmanlık tohumu eken, kendi anlayışında olanlara muhabbet eden, artık sireten kurtlaşmış ve o kurdun koyun postuna girip öyle görünmesi ve herkesi aldatmaya çalışmasıdır.
istikametli olan bir meslek içinde kendi içtihadıyla bir meşreb açar gayesi insanları dalalete atmak, madden ve manen sömürmektir ki üstad buna bir misal vermiştir. Bir zaman gayr-i müslim birisi bir yol bulup tarikattan icazet almış demektedir. madden ve manen sömürülmemek dünya ukba rahat etmek istiyorsak istikametten şaşmamak elzemdir. Din bezirganlarına dikkat etmek lazımdır. Kimseye hüsn-ü zanna binaen tabi olmamak lazım. Pazarda domates almak için bile pazarı gezen insanların islamiyeti yaşamak için aynı gayreti sarf etmemesi acınacak şaşılacak bir haldir.
Koyun postuna bürünerek avlanırlar. Din ile dünya elde etmek ister. Kendisini çookkk büyüklerden büyük görüp halt eder.

Veyl olsun Zi’b-i mütegannimlere (koyun postuna girmiş olan kurtlara)

Bu sahte şeyhler veya kendisini olmadığı gibi göstermeye çalışanlar ya bu sahtelarlıktan vazgeçmeli veya şefkat tokatı yemeye mahkum olacakları bilsinler.

Allah basiretimizi köreltmesin.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Haşiye - Dipnot:

[1] Sözler ( 613 )

[2] Sözler ( 614 )

[3] Muhakemat ( 123 )

[4] Asa-yı Musa ( 256 )

[5] Sözler ( 381 )

[6] Münazarat ( 24 )

[7] Münazarat ( 78 )

Risale-i Nur Araştırma MerkeziYozgatnur