+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 37

Konu: Takipli Küçük Sözler Dersleri

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    (1)
    (2)
    (3)

    Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü, ben nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim "Sekiz Söz"ü, biraz uzunca, nefsime demiştim. Şimdi, k?saca ve avâm lisân?yla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.

    Birinci Söz

    Bismillâh her hayr?n baş?d?r. Biz dahi başta ona başlar?z. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime ?slâm nişan? olduğu gibi, bütün mevcudât?n lisân-? haliyle vird-i zebân?d?r. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
    Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini als?n ve himâyesine girsin -tâ şakîlerin şerrinden kurtulup, hâcât?n? tedârik edebilsin. Yoksa, tek baş?yla, hadsiz düşman ve ihtiyacât?na karş? perişan olacakt?r.
    ?şte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya ç?k?p gidiyorlar. Onlardan birisi mütevâzi idi; diğeri mağrur. Mütevâzii, bir reisin ismini ald?; mağrur almad?. Alan? her yerde selâmetle gezdi. Bir kàt?ü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim." Şakî def’ olur, ilişemez. Bir çad?ra girse, o nâm ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.
    ?şte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahs?n. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakr?n hadsizdir. Düşman?n, hâcât?n nihayetsizdir. Mâdem öyledir, şu sahrân?n Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Tâ bütün kâinat?n dilenciliğinden ve her hâdisât?n karş?s?nda titremeden kurtulas?n.
    Evet, bu kelime öyle mübârek bir defînedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakr?n, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabt edip, Kadîr-i Rahîmin dergâh?nda aczi, fakr? en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet nâm?na hareket eder. Hiçbir kimseden pervâs? kalmaz. Kanun nâm?na, devlet nâm?na der. Her işi yapar, her şeye karş? dayan?r.
    Başta demiştik: "Bütün mevcudât lisân-? hal ile, ’Bismillâh’ der." Öyle mi?
    Evet. Nas?l ki, görsen; bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çal?şt?rd?. Yakînen bilirsin, o adam kendi nâmiyle, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet nâm?na hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.
    Öyle de, her şey Cenâb-? Hakk?n nâm?na hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlar?nda koca ağaçlar? taş?yor, dağ gibi yükleri kald?r?yorlar. Demek her bir ağaç "Bismillâh" der; hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablac?l?k ediyor.
    Her bir bostan, "Bismillâh" der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.
    Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar "Bismillâh" der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk nâm?na en latîf, en nazîf, âb-? hayat gibi bir g?dây? takdim ediyorlar.
    Her bir nebat ve ağaç ve otlar?n ipek gibi yumuşak kök ve damarlar? "Bismillâh" der, sert olan taş ve toprağ? deler, geçer. "Allah nâm?na, Rahmân nâm?na" der; her şey ona musahhar olur.
    Evet, havada dallar?n intişâr? ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişâr etmesi ve yer alt?nda yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karş? aylarca nâzik, yeşil yapraklar?n yaş kalmas?, tabiiyyunun ağz?na şiddetle tokat vuruyor. Kör olas? gözüne parmağ?n? sokuyor. Ve diyor ki: "En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir taht?nda hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-i Mûsâ (a.s.) gibi, (4) emrine imtisâl ederek taşlar? şakk eder. Ve o sigara kâğ?d? gibi ince nâzenin yapraklar, birer âzâ-y? ?brâhim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karş?, (5) âyetini okuyorlar."
    Mâdem herşey mânen, "Bismillâh" der, Allah nâm?na Allah’?n ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi, "Bismillâh" demeliyiz. Allah nâm?na vermeliyiz. Allah nâm?na almal?y?z. Öyle ise, Allah nâm?na vermeyen gàfil insanlardan almamal?y?z.
    Suâl: Tablac? hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba, as?l mal sahibi olan Allah ne fiat istiyor?
    Elcevap: Evet, o Mün’im-i Hakiki, bizden o k?ymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise, üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
    Başta "Bismillâh" zikirdir. Ahirde "Elhamdülillâh" şükürdür. Ortada, bu k?ymettar hârika-i san’at olan ni’metler Ehad, Samed’in mu’cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
    Bir padişah?n k?ymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adam?n ayağ?n? öpüp hediye sahibini tan?mamak ne derece belâhet ise, öyle de, zâhirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikiyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
    Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâm?na ver, Allah nâm?na al, Allah nâm?na başla, Allah nâm?na işle, vesselâm.


    1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’?n ad?yla.
    2- Ve sâdece Ondan yard?m dileriz.
    3- Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Efendimiz Muhammed’e (a.s.m.), onun bütün âl ve ashâb?na salât ve selâm olsun.

    4-"Asân? taşa vur!" dedik. (Bakara Sûresi: 60.)
    5- Ey ateş! Serin ve selâmetli ol. (Enbiyâ Sûresi: 69.)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:13 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    On Dördüncü Lem’an?n ?kinci Makam?

    ’in binler esrâr?ndan alt? s?rr?na dâirdir.

    ?HTAR: Besmelenin rahmet noktas?nda parlak bir nuru, sönük akl?ma uzaktan göründü. Onu kendi nefsim için nota sûretinde kaydetmek istedim ve yirmi otuz kadar s?rlar ile, o nurun etraf?nda bir daire çevirmek ile avlamak ve zaptetmek arzu ettim. Fakat, maatteessüf, şimdilik o arzuma tam muvaffak olamad?m; yirmi otuzdan beş alt?ya indi. "Ey insan!" dediğim vakit, nefsimi murad ediyorum. Bu ders kendi nefsime has iken, ruhen benimle münâsebettar ve nefsi nefsimden daha hüşyâr zâtlara, belki medâr-? istifade olur niyetiyle, On Dördüncü Lem’an?n ?kinci Makam? olarak, müdakkik kardeşlerimin tasviplerine havale ediyorum. Bu ders ak?ldan ziyâde kalbe bakar; delilden ziyâde zevke nâz?rd?r.


    (1)
    Şu makamda birkaç s?r zikredilecektir.

    Birinci S?r: ’in bir cilvesini şöyle gördüm ki: Kâinat sîmâs?nda, arz sîmâs?nda ve insan sîmâs?nda, birbiri içinde, birbirinin numunesini gösteren üç sikke-i rubûbiyet var.
    Biri, kâinat?n hey’et-i mecmûas?ndaki teâvün, tesânüd, teânuk, tecâvübden tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Ulûhiyettir ki(2)
    ona bak?yor.
    ?kincisi: Küre-i arz sîmâs?nda nebâtât ve hayvanât?n tedbîr ve terbiye ve idaresindeki teşâbüh, tenâsüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Rahmâniyettir ki,(3) ona bak?yor.
    Sonra, insan?n mahiyet-i câmias?n?n sîmâs?ndaki letâif-i re’fet ve dekàik-? şefkat ve şuâât-? merhamet-i ?lâhiyeden tezâhür eden sikke-i ulyâ-i Rahîmiyettir ki,
    'deki (4) ona bak?yor.
    Demek, sahife-i âlemde bir sat?r-? nurânî teşkil eden üç sikke-i ehadiyetin kudsî ünvân?d?r ve kuvvetli bir hayt?d?r ve parlak bir hatt?d?ryukar?dan nüzûl ile, semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğaras? olan insana ucu dayan?yor. Ferşi Arşa bağlar; insanî arşa ç?kmaya bir yol olur.
    ?kinci S?r: Kur’ân-? Mu’cizü’l-Beyân, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezâhür eden vâhidiyet içinde ukùlü boğmamak için, dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Yani, meselâ, nas?l ki güneş, ziyâs?yla hadsiz eşyay? ihâta ediyor. Mecmû-u ziyâs?ndaki güneşin zât?n? mülâhaza etmek için, gayet geniş bir tasavvur ve ihâtal? bir nazar lâz?m olduğundan, güneşin zât?n? unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zât?n?, aksi vâs?tas?yla gösteriyor. Ve her parlak şey, kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber ziyâs?, harareti gibi hâssalar?n? gösteriyor. Ve her parlak şey, güneşi bütün s?fat?yla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi; güneşin ziyâ ve hararet ve ziyâdaki elvân-? seb’a gibi keyfiyâtlar?n?n herbirisi dahi, umum mukabilindeki şeyleri ihâta ediyor. Öyle de, (5) (temsilde hatâ olmas?n) ehadiyet ve samediyet-i ?lâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insan?n mahiyet-i aynas?nda bütün esmâs?yla bir cilvesi olduğu gibi; vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudât ile alâkadar her bir ismi, bütün mevcudât? ihâta ediyor.
    ?şte vâhidiyet içinde ukùlü boğmamak ve kalpler Zât-? Akdesi unutmamak için, dâimâ vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden ’dir.
    Üçüncü S?r: Şu hadsiz kâinat? şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu karanl?kl? mevcudât? ?ş?kland?ran, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacât içinde yuvarlanan mahlûkat? terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bir ağac?n bütün hey’etiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinat? insana müteveccih eden ve her tarafta ona bakt?ran ve muâvenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezây? ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurland?ran ve şenlendiren, bilmüşâhede, rahmettir. Ve bu fânî insan? ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir.
    Ey insan! Mâdem rahmet böyle kuvvetli ve câzibedar ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbubedir; de, o hakikate yap?ş ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacât?n elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-? Ezel ve Ebedin taht?na yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şuâât?yla o Sultana muhatap ve halîl ve dost ol.
    Evet, kâinat?n envâ?n? hikmet dairesinde insan?n etraf?nda toplay?p bütün hâcât?na kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:
    Ya kâinat?n herbir nev’i kendi kendine insan? tan?yor, ona itaat ediyor, muâvenetine koşuyor. Bu ise, yüz derece ak?ldan uzak olduğu gibi, çok muhâlât? intâc ediyor. ?nsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir sultan-? mutlak?n kudreti bulunmak lâz?m geliyor. Veyahut, bu kâinat?n perdesi arkas?nda bir Kadîr-i Mutlak?n ilmi ile bu muâvenet oluyor. Demek kâinat?n envâ? insan? tan?yor değil; belki, insan? bilen ve tan?yan, merhamet eden bir Zât?n tan?mas?n?n ve bilmesinin delilleridir.
    Ey insan, akl?n? baş?na al! Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-? mahlûkat? sana müteveccihen muâvenet ellerini uzatt?ran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-? Zülcelâl seni bilmesin, tan?mas?n, görmesin?
    Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinat? musahhar etmek ve onun imdad?na göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.
    Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. ?şte o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümân? ve ünvân? olan ’i de; o rahmetin vüsûlüne vesîle ve o Rahmân’?n dergâh?nda şefaatçi yap.
    Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nas?l merkezî bir nak?ş, her taraftan gelen atk? ve iplerin intizam?ndan ve vaziyetlerinden hâs?l oluyor; öyle de, bu kâinat?n daire-i kübrâs?nda bin bir ism-i ?lâhînin cilvesinden cilvesinden uzanan nurânî atk?lar, kâinat sîmâs?nda öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-? şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nesc ediyor ki, güneşten daha parlak kendini ak?llara gösteriyor.
    Evet, şems ve kameri, anâs?r ve maâdini, nebâtât ve hayvanât? bir nakş-? âzam?n atk? ipleri gibi, o bin bir isimlerin şuâlar?yla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvanî olan umum vâlidelerin gayet şirin ve fedâkârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevi’l-hayat?, hayat-? insaniyeye musahhar eden ve ondan rubûbiyet-i ?lâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-? âzam?n? ve insan?n ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhâr eden o Rahmân-? Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-i mutlak?na karş? rahmetini, ihtiyac-? mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapm?ş. Ey insan! Eğer insan isen, de, o şefaatçiyi bul.
    Evet, rûy-i zeminde dört yüz bin muhtelif ayr? ayr? nebâtât?n ve hayvanât?n tâifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaş?rmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizam ile, hikmet ve inâyet ile terbiye ve idare eden ve küre-i arz?n sîmâs?nda hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden, bilbedâhe, belki bilmüşâhede, rahmettir. Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arz?n sîmâs?ndaki mevcudât?n vücudlar? kadar kat’î olduğu gibi, o mevcudât adedince, tahakkukunun delilleri var.
    Evet, zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi, insan?n mahiyet-i mâneviyesinin sîmâs?nda dahi öyle bir sikke-i rahmet vard?r ki, küre-i arz sîmâs?ndaki sikke-i merhamet ve kâinat sîmâs?ndaki sikke-i uzmâ-i rahmetten daha aşağ? değil. Adetâ bin bir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrâkiyesi hükmünde bir câmiiyeti var.
    Ey insan! Hiç mümkün müdür ki, sana bu sîmây? veren ve o sîmâda böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden Zât, seni baş?boş b?raks?n; sana ehemmiyet vermesin, senin harekât?na dikkat etmesin, sana müteveccih olan bütün kâinat? abes yaps?n, hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk, ehemmiyetsiz bir ağaç yaps?n, hem hiçbir cihetle şüphe kabul etmeyen ve hiçbir vecihle noksaniyeti olmayan, güneş gibi zâhir olan rahmetini ve ziyâ gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin? Hâşâ!
    Ey insan! Bil ki, o rahmetin arş?na yetişmek için bir mi’rac var. O mi’rac ise, ’dir. Ve bu mi’rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur’ân-? Mu’cizü’l-Beyân?n yüz on dört sûrelerinin başlar?na ve hem bütün mübârek kitaplar?n ibtidâlar?na ve umum mübârek işlerin mebde’lerine bak. Ve besmelenin azamet-i kadrine en kat’î bir hüccet şudur ki, ?mam-? Şâfiî (r.a.) gibi çok büyük müçtehidler demişler: "Besmele tek bir âyet olduğu halde, Kur’ân’da yüz on dört defa nâzil olmuştur."

    1-Rahîm olan Allah’?n ad?yla.
    Belk?s, "Ey kavmimin ileri gelenleri," dedi. "Bana mühim bir mektup b?rak?ld?. ¨ Süleyman’dan geliyor ve Rahmân ve Rahîm olan Allah’?n ad?yla başl?yor." (Neml Sûresi: 29-30.)
    2-Allah’?n ad?yla.

    3- Dünyada mümin, kâfir ay?rt etmeden r?z?k verici Rahmân olan Allah’?n ad?yla.
    4- Yaratt?klar?na karş? pek merhametli ve şefkatli olan Rahîm.

    5- En yüce s?fatlar Allah’?nd?r. (Nahl Sûresi: 60.)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:14 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Gayyur Barbaros - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Düzce
    Mesajlar
    90

    Standart

    Eline Sağl?k HakanBa kardeşim
    Allah Raz? olsun.
    Mücahidin-i ?slam zümresine dahil etsin inşallah.
    Takipli Küçük Sözler derslerini dershanede de sürdürmen temennisiyle...
    Allah'a emanet ol.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:14 ) değiştirilmiştir.
    ey mezarcı ! göm bizi de şu said\'in kabrine;firkatin, dayanamaz nurcu olanlar kahrine.

  4. #4
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Risale-i Nur öyle derin bir kaynakt?r ki Besmele bahsi yaz?ld?ğ?nda zaman?n alimleri bu bahsi haz?msayabilmek için kendilerini mağaralara kapatm?ş, günlerce gecelerce bu mevzuyu mütalaa etmişlerdir. Fakat daha Risale-i Nurda ne denli büyük mevzular vard?r. Besmele bahsi tüm o mevzular?n "Besmelesi"dir. Allah Bediüzzaman'dan raz? olsun..
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:14 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  5. #5
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Birinci Söz de yer alan şu çümleye dikkat ediniz: "Bir kàt?ü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim." Şakî def’ olur, ilişemez." Ayn? cümlede eşkiya manas?na gelen kàt?ü’t-tarîka ve şaki kelimelerini kullanm?ş Üstad. Bana göre bu Üstad'?n öğretici özelliğinden geliyor. Bilirsiniz, Üstad Eski Said döneminde her manaya kaç kelimenin düşeceği bir kamus yazmaya başlam?ş, daha sonra M?s?r daki El Ehzer Üniversitesinde ayn? çal?şman?n yap?ld?ğ?n? duyunca bu amac?ndan vazgeçmişti. Ama bana göre o amac? Risale-i Nur da kulland?ğ? üsluba yans?m?ş, kàt?ü’t-tarîka ve şaki de kelimeleri bunu örneklemektedir.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:15 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  6. #6
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Dördüncü S?r: Hadsiz kesret içinde vâhidiyet tecellîsi, hitâb-? "?yyake na’büdü" (1) demekle herkese kâfi gelmiyor; fikir dağ?l?yor. Mecmûundaki vahdet arkas?nda Zât-? Ehadiyeti mülâhaza edip, "?yyake na'büdü ve iyyake neste?yn" (2) demeye küre-i arz vüs’atinde bir kalb bulunmak lâz?m geliyor. Ve bu s?rra binâen, cüz’iyâtta zâhir bir sûrette sikke-i ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nev’de sikke-i ehadiyeti göstermek ve Zât-? Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir sikke-i ehadiyeti gösteriyor. Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede "?yyake na'büdü ve iyyake neste?yn" deyip, doğrudan doğruya Zât-? Akdese hitâb ederek müteveccih olsun.

    ?şte Kur’ân-? Hakîm bu s?rr-? azîmi ifade içindir ki, kâinat?n daire-i âzam?nda, meselâ semâvât ve arz?n hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakîk bir cüz’îden bahseder; tâ ki, zâhir bir sûrette hâtem-i ehadiyeti göstersin. Meselâ, hilkat-i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-? insandan ve insan?n sesinden ve sîmâs?ndaki dekâik-? ni’met ve hikmetten bahis açar; tâ ki fikir dağ?lmas?n, kalb boğulmas?n, ruh Ma’budunu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ,

    (3)


    âyeti mezkûr hakikati mu’cizâne bir sûrette gösteriyor.

    Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâ? ve mertebeleri vard?r. Fakat, o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakiki hitâb? tam temin edemiyor. Onun için, vahdet arkas?nda ehadiyet sikkesi bulunmak lâz?md?r; tâ ki, kesreti hat?ra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-? Akdese karş? kalbe yol açs?n.

    Hem, sikke-i ehadiyete nazarlar? çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet câzibedar bir nak?ş ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan Rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlar?n? celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine îsâl eder. Ve Zât-? Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan, "?yyake na'büdü ve iyyake neste?yn" ’deki hakiki hitâba mazhar eder.

    ?şte "Bismillahirrahmanirrahim" Fâtihan?n fihristesi ve Kur’ân’?n mücmel bir hulâsas? olduğu cihetle, bu mezkûr s?rr-? azîmin ünvân? ve tercümân? olmuş. Bu ünvân? eline alan, rahmetin tabakât?nda gezebilir. Ve bu tercümân? konuşturan, esrâr-? rahmeti öğrenir ve envâr-? Rahîmiyeti ve şefkati görür.

    Beşinci S?r: Bir hadîs-i şerifte vârid olmuş ki:

    (4) (ev kemâ kâl).


    Bu hadîs-i şerîfi, bir k?s?m ehl-i tarîkat, akâid-i imâniyeye münâsip düşmeyen acîb bir tarzda tefsir etmişler. Hattâ onlardan bir k?s?m ehl-i aşk, insan?n sîmâ-i mânevîsine bir sûret-i Rahmân nazar?yla bakm?şlar. Ehl-i tarîkatin ekserinde sekir ve ehl-i aşk?n çoğunda istiğrak ve iltibas olduğundan, hakikate muhâlif telâkkîlerinde belki mâzurdurlar. Fakat, akl? baş?nda olanlar, fikren, onlar?n esas-? akâide münâfi olan mânâlar?n? kabul edemez. Etse, hatâ eder.

    Evet, bütün kâinat? bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve y?ld?zlar? zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrât? muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-? Akdes-i ?lâhînin şeriki, nazîri, z?dd?, niddi olmad?ğ? gibi, "leyse ke mislih? şey' ve hüves sem?ul bes?yr" (5) s?rr?yla, sûreti, misli, misâli, şebîhi dahi olamaz. Fakat, "ve lehül meselül a'la fis semavati vel ard ve hüvel az?zül hak?m" (6) s?rr?yla, mesel ve temsil ile şuûnât?na ve s?fât ve esmâs?na bak?l?r. Demek, mesel ve temsil, şuûnât nokta-i nazar?nda vard?r.

    Şu mezkûr hadîs-i şerîfin çok makâs?d?ndan birisi şudur ki:

    ?nsan, ism-i Rahmân? tamam?yla gösterir bir sûrettedir. Evet, sâb?kan beyân ettiğimiz gibi, kâinat?n sîmâs?nda bin bir ismin şuâlar?ndan tezâhür eden ism-i Rahmân göründüğü gibi ve zemin yüzünün sîmâs?nda rubûbiyet-i mutlaka-i ?lâhiyenin hadsiz cilveleriyle tezâhür eden ism-i Rahmân gösterildiği gibi, insan?n sûret-i câmias?nda, küçük bir mikyasta, zeminin sîmâs? ve kâinat?n sîmâs? gibi yine o ism-i Rahmân?n cilve-i etemmini gösterir demektir.

    Hem işarettir ki, Zât-? Rahmânirrahîmin delilleri ve aynalar? olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-? Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâz?h ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlakl?ğ?na ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "?nsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir. Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil k?sm?, (7) , bu s?rra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler.



    (8)

    Alt?nc? S?r: Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet ne kadar k?ymettar bir vesîle ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-? Zülcelâle vesîledir ki, y?ld?zlarla zerrât beraber olarak kemâl-i intizam ve itaatle, beraber, ordusunda hizmet ediyorlar. Ve o Zât-? Zülcelâlin ve o Sultân-? Ezel ve Ebedin istiğnâ-i zâtîsi var; ve istiğnâ-i mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudâta ihtiyac? olmayan bir Ganî-i Alel?tlakt?r. Ve bütün kâinat taht-? emir ve idaresinde ve heybet ve azameti alt?nda nihayet itaatte, celâline karş? tezellüldedir.

    ?şte, rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-i Alel?tlak?n ve Sultan-? Sermedînin huzuruna ç?kar?r ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat, nas?l sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaks?n, hiçbir cihetle yanaşam?yorsun; fakat güneşin ziyâs?, güneşin aksini, cilvesini senin aynan vâs?tas?yla senin eline verir. Öyle de, o Zât-? Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağ?z, yanaşamay?z; fakat Onun ziyâ-i rahmeti Onu bize yak?n ediyor.

    ?şte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazîne-i nur buluyor. O hazîneyi bulman?n çaresi, rahmetin en parlak bir misâli ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisân? ve dellâl? olan ve Rahmeten li’l-âlemîn ünvân?yla Kur’ân’da tesmiye edilen Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm?n sünnetidir ve tebâiyetidir. Ve bu Rahmeten li’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesîle ise, salâvâtt?r.

    Evet, salâvât?n mânâs? rahmettir. Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duâs? olan salâvât ise, o Rahmeten li’l-âlemînin vüsûlüne vesîledir. Öyle ise, sen, salâvât? kendine o Rahmeten li’l-âlemîne ulaşmak için vesîle yap ve o zât? da rahmet-i Rahmâna vesîle ittihaz et. Umum ümmetin, Rahmeten li’l-âlemîn olan Aleyhissalâtü Vesselâm hakk?nda, hadsiz bir kesretle rahmet mânâs?yla salâvât getirmeleri, rahmet ne kadar k?ymettar bir hediye-i ?lâhiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir sûrette ispat eder.

    Elhâs?l: Hazîne-i rahmetin en k?ymettar p?rlantas? ve kap?c?s? zât-? Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtar? dahi "Bismillahirrahmanirrahim" ’dir. Ve en kolay bir anahtar? da salâvâtt?r.



    (9)


    (10)
    1- Ancak Sana kulluk ederiz. (Fâtiha Sûresi: 5.)
    2- Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yard?m isteriz. (Fâtiha Sûresi: 5.)
    3- Göklerin ve yerin yarat?l?ş? ile dillerinizin ve renklerinizin farkl?l?ğ? da yine Onun varl?k ve birliğinin delillerindendir. (Rum Sûresi: 22.)
    4- Muhakkak ki Allah, insan? Rahmân ismini tamam?yla gösterir bir sûrette yaratm?şt?r. (Buhârî, ?stizân: 1. Bâb; Müslim, Birr: 115, Cennet: 28, Müsned, 2:244, 251, 315, 323, 434, 463, 519. Kaynaklarda "Kendisini tamam?yla gösterir bir sûrette" şeklinde geçmektedir.)
    5- Onun hiçbir benzeri yoktur. O her şeyi hakk?yla işiten, her şeyi hakk?yla görendir. (Şûrâ Sûresi: 11.)
    6- Göklerde ve yerde tecellî eden en yüce s?fatlar Onundur. Onun kudreti her şeye galiptir; O her şeyi hikmetle yapar. (Rum Sûresi: 27.)
    7- Ondan başka hiçbir şey mevcut değildir
    8- Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah’?m! "Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraş?r şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraş?r şekilde, bize "Bismillâhirrahmânirrahîm"in s?rlar?n? anlamay? nasip eyle. âmin.
    9- Allah’?m! "Bismillâhirrahmânirrahîm"in s?rlar? hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâb?na, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraş?r şekilde salât ve selâm eyle. Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç b?rakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle. Amin.
    10- Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, her şeyi hakk?yla bilir, her işi hikmetle yapars?n. (Bakara Sûresi: 32.)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:15 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  7. #7
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart






    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  8. #8
    Dost nuri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Aksaray
    Mesajlar
    48

    Standart

    selamün aleyküm allah razı olsun senden insallah bu hizmetı layıkıyla verenlerden oluruz.basarılar dua ile

  9. #9
    Pürheves bir_damla_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    264

    Standart

    açıklanmayacakmı acaba dersler?

  10. #10
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    B?SM?LLAH HER HAYRIN BAŞIDIR

    Bismillah bir intisapt?r, bir bağlanmad?r. Düşünelim ki çölde seyahat eden iki adam biri padişah?n ve reisin ad?n? alsa, diğeri almasa. Padişah?n ad?n? almayan gururlu adam uzun seyahatinde ne tür s?k?nt?lar çekeceği, ne tür meşakkatlere gireceği herkesin malumudur. Ancak bir padişah?n ve reisin ad?n? alan bahtiyar kişi her yerde O padişah?n unvan? ve ismi ile gezdiğinden tüm ihtiyaçlar? karş?lan?r ve bütün korkulardan kurtulmuş olur. Art?k herkes O haşmetli padişah? tan?d?ğ?ndan onun ad? ile hareket eden adam?n emrine ve ihtiyaçlar?na cevap vereceklerdir.

    Şimdi bizlerde şu dünya çölünde seyahat eden insanlar?z. Nas?l ki padişah?n ad?n? alan adam rahatla gezdi ise bizlerde bu Kâinat?n sultan? olan Allah’?n ad?n? almal? ve o unvan ile hareket etmeliyiz. Çünkü aciz ve zay?f olduğumuzdan bu sonsuz kuvvete muhtac?z.

    Besmele ne mübarek bir kelimedir ki; bizi doğrudan doğruya kâinat?n yarat?c?s? olan Rabbimize bağlar. Allah’?n ad?yla bir işe başlamak ve bütün sebeplerden s?yr?larak sadece ve sadece O’na yönelmek ve O’ndan güç almak. Bir asker askere kaydolduğu zaman devlet nam?na hareket ettiği ve kendi zay?f kuvvetine devletin gücünü katt?ğ? için kendi gücünden ve kuvvetinden binlerce kat daha bir güce sahip olmuştur. Bu kuvvet ve güçle çok işleri kolayl?kla yapabilir. Hatta bir köyün insanlar?n? bu kuvvetiyle devlet nam?na bir yere toplayabilir. Sizler de bilirsiniz ki bu asker bu işleri kendi kuvveti ile yapmam?şt?r. Devletin ad?n? alarak ve devletin kuvvetine dayanarak bu işleri başarm?şt?r. Kâinatta çok zay?f şeyler vard?r ki, kendi güçlerinden çok fazla işleri yaparlar. Tohumlar?n ağaçlar? başlar?nda taş?malar?, hayvanlar?n süt, yumurta yapmalar? da bu s?rra işaret olmal?d?r. Onlarda Bir’isinin ad?n? alarak kendi zay?f güç ve kuvvetlerinden daha fazla işleri yapmaktad?rlar. Demek hayvanlar ve bitkilerde “Bismillah” demektedir. Bitkilerin o nazik ve yumuşak kökleri sert kayalar? delip geçiyorsa bunu kendi güç ve kuvvetleriyle yapt?ğ?n? söylemek cehaletle eşdeğer olmaz m?? Yaz?n o yak?c? s?caklar?nda yemyeşil kalan yapraklar? ne ile izah edeceğiz. Kâinattaki her şey kendi lisan? ve diliyle elbette ki “Bismillah” diyorlar ve felsefecilerin bütün iddialar?n? tekzip ediyorlar.

    Eğer kâinatta her şey “Bismillah” diyorsa bizler bu mübarek kelimeyi nas?l ihmal ederiz? Nas?l bizi büyük bir hazineye sahip edecek ve Rabbimize bizi bağlayacak, bütün s?k?nt? ve zorluklar? aşacağ?m?z güç ve kuvvetten kendimizi mahrum b?rak?r?z? Bizlerin acizliği ve zay?fl?ğ? sonsuz olduğu halde, bir mikroba mağlup olduğumuz durumda, her şeye muhtaç olduğumuz anda nas?l kendimizi güçlü ve kuvvetli sayabiliriz? O zaman gelin her hay?rl? işin baş?nda hep birlikte “Bismillahirrahmanirrahim” diyelim. Hiç bir şey kaybetmez, ancak çok büyük kazançlar elde ederiz.

    Öyleyse Allah nam?na almal?y?z ve Allah nam?na vermeliyiz
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 12:16 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Küçük Kızdan Risale Dersleri
    By sgpkjmr.61 in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 08.05.09, 13:46
  2. Küçük Sözler Slayt
    By abdussamedfani in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 03.02.09, 12:20
  3. Abilerden 67 Adet Sözler Dersleri - mp3/Sesli
    By osmanyuksel in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 02.09.08, 16:42
  4. Küçük'ten Atatürk'e Ağır Sözler
    By Nil Sultan in forum Gündem
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 23.07.08, 09:58
  5. Küçük Sözler'le Yeniden Doğdum
    By Ebu Hasan in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.11.07, 18:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0