Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Nur Risalelerini Sadeleştirme Hakkında(ehemmiyetli)

  1. #1
    Dost lemaat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Bulunduğu yer
    hizmetin olduğu her yer..
    Mesajlar
    36

    Standart Nur Risalelerini Sadeleştirme Hakkında(ehemmiyetli)

    NUR RİSALELERİ NİÇİN SADELEŞTİRİLEMEZ / SADELEŞTİRİLMEMELİ?


    SevgiliDostum,
    Mektubunuzu dikkatle okudum. Meramınızı anladım. “Yeni nesiller Nur Risalelerini anlayamıyorlar. Bu nurlu kaynaktan yararlanabilmeleri için kitapların dilini sadeleştirmek istiyorum” diyor, bu konuda benim fikrimi soruyorsunuz. Bu “hizmet” için bir de ekip kurmuşsunuz. “Çalışmalar başladı” diyorsunuz. Bazı örnekler de göndermişsiniz, onları da itina ile inceledim.
    Ekip kurulduysa, çalışmalara başladıysanız, sadeleştirme büyük bir hızla devam ediyorsa bana mektup yazmanızın ve kanaatimi sormanızın ne mânası var, pek anlayamadım. Yine de bu husustaki fikirlerimi açıkça söylemek niyetindeyim. Madem sordunuz, madem düşüncelerime değer veriyorsunuz, öyleyse sözüme de kulak veriniz. Size hoş gelmeyecek tâbirlerle karşılaşırsanız gücenmeyiniz.
    Birincisi: Nur Risalelerini sadeleştirme hakkını nereden ve kimden alıyorsunuz? Bir müellifin eserlerinden istifade etmek, okuyucuya, onun kitaplarında tasarruf etme yetkisini verir mi?
    İkincisi: Nur Risaleleri zengin bir kelime kadrosuna sahiptir. Ben lügatini hazırladım ve yeni nesillerce bilinmeyen on bini aşkın kelime buldum. Bilinenleri de sayarsak kelime sayısı en az ikiye katlanır. Oysa, sade dille yazınca okumalarını ve anlamalarını umduğunuz insanlar azamî bin kelime kullanıyorlar. Bu durumda, lisan ve lügat ilmine vâkıf olan herkes bilir ki, mânaları zâyi etmeksizin sadeleştirme yapmak muhaldir. İnsafla düşün, yirmi bin kelimeyi bin kelimeyle ifade etmek mümkün olabilir mi hiç?
    Üçüncüsü: Erbabına malumdur ki, dil ile düşünce arasında paralellik vardır. İnsan, sahibi olduğu kelimeler kadar düşünebilir. Risale diline sahip olmak demek, aynı zamanda tefekkür alanını genişletmek demektir. Bu kıymetli eserlerin önemli faydalarından biri de budur. Bu hikmeti kesip atmak zulüm olamaz mı?
    Dördüncüsü: Risalelerde Bediüzzaman Hazretlerinin kendine has bir üslûbu vardır. Belâgat, fesahat, cezâlet ve selâsetten süzülen fevkalâde müessir bir üslûp. Hem akla, hem de kalbe tesir ediyor. Bu bedi üslûbu parçalamak ve tesirini kırmak cinayet olmaz mı?
    Beşincisi: Lisanımız bir asırdır sadmelerle sarsılıyor. Kırpıla kırpıla fakir bırakıldı, tefekkür dili olmaktan uzaklaştırıldı. Nur Risalelerinin bir hizmeti de lisanı muhafaza etmek ve ortak bir dil kurmaktır. Siz aksi istikamette hareket etmekle yıkıcıları sevindirmiş olmuyor musunuz?
    Altıncısı: Siz de bilirsiniz ki, her ilmin kendine has ıstılahları, terimleri, kavramları vardır. O ilmi elde etmek isteyen adam, bu kelimeleri öğrenmek zorundadır. O ilmi bilmek, terimleri sindirmekle mümkündür. Risalelerde de iman ilmi anlatılıyor. Onun da terimleri var. Bu terimlerin günlük dilde karşılıkları yoktur ki yerine konabilsin. Risalelerin dili, îmanın dilidir. Îmanın dili tercüme edilebilir mi, edilirse ruhu incinmez mi?
    Yedincisi: Bazı kimseler Risaleleri okumak istiyorlar da anlamakta zorlandıkları için mi okumuyorlar sanıyorsun. Hayır! Nurları, enfüsî âleminde sorgulaması olan ve hakikati arayanlar okur. Bu niteliklere sahip her yaştan ve her baştan insan okuyor zaten. Anlamak için lügatlere bakıyor, bilmediklerini soruyor ve istifade ediyorlar. Bu o kadar açık ki delil bile istemiyor. İnsanlar daha çok namaz kılsınlar diye caminin dışına seccade sermekle namaz kılanların sayısı artar mı?
    Sekizincisi: Sadeleştirme örneklerini inceledim, hakiki metinden hiç de daha anlaşılır olmadıklarını gördüm. Risalelerin anlaşılıp anlaşılamaması sadece kelimelerle ilgili değil ki. Ortada derin ve ince bir ilim var, dikkat ve itina istiyor. Zengin kelime kadrosu onun sadece bir yönü. Bazı kelimelerin yerine başkalarını koymakla, belki bir derece bilinen kelimelerin sayısını artırmışsın, ama esas dokuyu bozmakla da onu daha karışık bir hâle getirmişsin. Bunun neresinde sadelik?
    Dokuzuncusu: Risalelerin şiirli bir dili vardır. Ahengi ruhlara tesir eder, kalbin en derin ve ince hislerini lerzeye getirir. İnsan da sadece akıldan ibaret değildir. Akla iyilik edeceğim diye kalbe darbe vurmak akıllılık mıdır? Sadeleştirme unvanı altında bu harika, sanatlı, revnaklı, fasih ve selis üslubu tahrip etmek nurlara en büyük zararı vermektir. Mâlum ya, bazen gafil dost düşmandan ziyade zarar verebilir!
    Onuncusu: Kaldı ki, Nurlardan istifade ettikten sonra, sizin gibi kalem erbabı zâtlar, bu hakikatleri yazabilir, her edebi türde eserler verebilirler. Buna hiçbir engel yoktur. Nurlar, yazılarınıza ruh olmak kaydıyla roman, hikaye, inceleme, deneme, şiir ve saire yazmanıza ne mâni var? Risalelere hemen muhatap olamayanlar sizin eserlerinizi okur, istifade eder, hakikati bulabilirler. Daha fazlasını isteyince de Nurları okumaya başlarlar. Nitekim böyle de oluyor. Nice Nur Talebesi yazar var dünyada. Kitapları basılıyor, satılıyor, okunuyor. Sizin de mâdem ilminiz ve edebi kabiliyetiniz var, gösteriniz, işte meydan! Bu yazarlar kendileri adına yazıyor ve konuşuyorlar. Nurlara halel getirmeleri söz konusu olmuyor. Çünkü Risaleler adına konuşmuyor ve yazmıyorlar.
    On birincisi: Muarızlar, Nurların önüne perde çekmek ve insanları onu tanımaktan alıkoymak için her yolu denediler, ama muvaffak olamadılar. Siz ise, Nurların sadesi, lügatlisi, meâllisi ve saire derken araya perdeler koyuyorsunuz ve koyacaksınız. "Kötü para iyi parayı kovar" misâli, sizin yapay dilinizle yazılanlar Nurlara perde oluyor ve olacak. Zamanla bu perdeler hem daha da artacak, hem de daha fazla kalınlaşacak. Hakiki Nurlar, zaman zaman hatırlanan birer mübârek yadigâr haline gelecek!
    On ikincisi: İnsanları zıvanadan çıkaran mühim âmillerden biri de para hırsıdır. Bu mübârek eserler iyi de alıcı buluyor, çünkü herkesin ihtiyacı var. Sade basım, yalın yayım derken korkarım ki, bazı paracıların iştahını kabartırsınız. Cevşen ticareti meydanda! O zaman her bezirgan, canı nasıl isterse ve ne kadar isterse o kadar basar ve satar. Biliyorum ki, siz bu çalışmayı para için yapmazsınız, ama başkalarına kötü örnek olmaktan korkmuyor musunuz? Mâlum, “sebep olan yapan gibidir” diye bir düsturumuz var!
    On üçüncüsü: Sizin Risale neşir hakkınız yok diye biliyorum. Var da ben mi bilmiyorum. Sahi, siz Risale basma ve yayma hakkını kimden aldınız? Muhterem müellifin vâris tayin ettikleri mâlum. Siz de onlardan mısınız? İzniniz yoksa bu fiilinizin hesabını nasıl vereceksiniz? Biliyorum ki, vârislerden hiç biri yaptıklarınızı uygun bulmayacak. Öyleyse siz ne hakla ve hangi hukuka dayanarak bu eserleri bastırıp yaymayı düşünebiliyorsunuz!
    On dördüncüsü: Mesele sadece sadeleştirme de değil. Kimi sayfanın altına meal koyuyor, kimi metnin yanına sözlük yerleştiriyor, kimi kitabın önüne önsöz, takdim, biyografi ekliyor! Öyle ya, bu mübârek Kurân tefsirine herkes ne isterse yapabilir! Yeter ki aslını kaybetsin! Her yol mubah! Bunları yapmak için kimden fetva alınıyor, merak ediyorum! Bu hususlarda Üstadımızın ve sadık Nur Talebelerinin kanaatini gayet güzel özetleyen bir mektubu iktibas edeyim. Mektup Zübeyr Ağabey tarafından yazılmış, Üstadımızın varislerinden olan beş sadık talebenin imzasıyla neşredilmiştir. İlgili bölümünü aynen alıyorum: "İkinci mübarek ve müjdeli mektubunuzu aldım. Bugünkü neslin bilmediği, fakat ihtiyacına binaen öğrenmek zaruretinde olduğu kelimeleri, Üstadımızın harikulade üslup ve belagatını ve hakikatleri ifade sadedinde istimal ettiği lügatleri aynen muhafaza etmekle hepimiz mükellef bulunmaktayız. Hem, merhum ve muazzez Üstadımızın sağlığında, bu hususlarda, ya sahife sonlarında veya satır içinde lügatlerin yanına parantez içinde yazılıp yazılmayacağına veyahut bir Risale-i Nur mecmuasının sonuna lügatçe ilavesine dair istenilen müsaadelere, mübeccel Üstadımız izin vermemiştir. Bir defasında şöyle buyurmuşlardı: "Bu, Risale-i Nuru tahriftir. Bir zaman birisi yapmak istedi, çok zarar verdi. Okuyanlar biraz zahmet çeksinler, lügatlerden arayıp bulsunlar."
    On beşincisi: Tercümeleri kendinize delil yapıyorsunuz. Böyle kıyas mı olur, insaf ediniz! Hiç lisan bilmeyenlere tercüme etmek bir zarurettir. Zaruret ise haramı bile helâl kılar. Açlıktan ölme tehlikesi geçiren adam haram etten doymayacak kadar yiyebilir. Ama başkası bu ruhsattan istifade edemez. Bu misâli meselemize tatbik ediniz! Türkî lisan bilmeyenler, muztar adamlardır. Sizin muhataplarınız böyle mi? Nasıl unutursunuz ki, Risaleler onların diliyle yazıldı. Risale dili muhataplarınıza yabancı değil, muhataplarınız bu dile yabanî. Onları buraya getirmek gerek. Yoksa bunu oraya taşımak için derisini yüzmek akıl kârı değildir. Müfsitler de dil uygulamalarıyla bunu yapmak niyetindeydiler zaten. Ezanı ve namaz surelerini tahrif için az mı didindiler! Nurlarda dil ve üslûp canlı deri gibidir. Elbise gibi olsa, belki onu soyar, kendi modanıza göre bir libas giydirebilirdiniz!
    On altıncısı: Evet, Risalelerde mânası hemen kavranamayan bölümler vardır. Ama hepsi böyle mi? Kolayca anlaşılan, sezilen, sevilen bölümler de var. Nurlara yeni muhatap olan bunlardan başlamalı. Sonra öbürlerini de okur, onlardan da faydalanır.
    On yedincisi: Risalelerin bir gazete yazısı gibi basit olmayışından dolayı bir câzibesi var. O bezme ancak lâyık olanlar girebilir. İhtiyacını hisseden ve iştiyak duyanlar talebe olabilir. Onu arayanlar bulabilir, bulmalıdır. O, popüler bir meta değildir. Biraz istek, biraz talep, biraz da gayret lâzım. Ucuz bir mal olmamalı Nurlar. Hemencecik tüketilememeli. Tüketim kültürü yaygınlaştı. Bu kültürün etkisinde kalanlar kolay elde ettiklerinin kıymetini bilmezler. Pahalı olan ve zor elde edilen daha değerlidir. Bu sakat kültürün bir aktörü mü olmak istiyorsunuz? Olabilir, sözüm yok, ama yeter ki bunu Nurlarla yapmayın!
    On sekizincisi: Nurlardaki derin meseleleri anlamak ve tam feyiz almak için toplu okumalar ve müzakereler yapılır. Talebeler, birbirinin anlayışından ve uygulamasından istifade ederler. Mesleğimizin mühim bir esası da budur. Zaman cemaat zamanıdır. Bu hususa ne kadar ehemmiyet verilse azdır. İlminiz ve iktidarınız varsa buraya sarf ediniz!
    On dokuzuncusu: Bu bîçâre kardeşiniz Risaleleri üniversitede tanıdı. Ne arabî bilirdi, ne farisî. Nurun talebelerinden etkilendi ve anladı ki, onları böyle yapan Kurân Nurlarıdır. Okumaya başladı. Anlamakta biraz zorlandı. Ama önemine inanmıştı okumanın. Yüzünde ve hayatında nur parlayan talebeleri görüyordu. Şevke geldi, gayret etti. Nurlar kapılarını ona da açtı... İşte fıtrî yol budur. Risaleler, kalbime iman, aklıma nur, dilime söz ve elime kalem verdi. Herkese de verebilir. Siz de aynı yollardan geçmediniz mi? Öyleyse bu bidat niye? Öyle ya, bidat her sahada olabilir. Her bidat mebdede câzip görünür. Oysa, devamı ve neticesi vahimdir. Sonra nedamet cehenneminde yanarsınız, ama kâr etmez!
    Yirmincisi: Dehşetli bir zamandayız. Her tarafta dalalet selleri akıyor. Bidat fırtınaları esiyor. Nurun duvarlarında delikler açmak akıl kârı değildir. Dalalet hücumuna karşı en son kale Nur Risaleleridir. Bidat fırtınalarını neticesiz bırakan da yine odur. Niyetiniz ne olursa olsun, yaptıklarınızla bu son kaleyi de içeriden tahrip ediyorsunuz!
    Hazer ediniz! Kırık dökük kelimelerinize ve dünyevîlik kokusu sinmiş tâbirlerinize güvenmeyiniz. Nefsiniz sizi aldatmasın. Size ve bize düşen onun aslını titizlikle korumaktır. Her ilave ve her noksan ona vurulmuş bir darbedir. Ehil olmayanlara kapı açmaktır. Yağmacılara zemin hazırlamaktır. Ne niyetle olursa olsun her tahrif bir tahriptir. Aslını bozar. Sûretini yırtar. Özünü zedeler. Tesirini kırar... Meslek bozulur. Cemaat çözülür. Nur Risalelerinin câzibesi kendini okutmaya kâfidir. O, ruhları ilham yağmurlarıyla serinletir. Gönülleri velâyet nesimiyle ferahlatır. Onun üslûbu harikadır. Dili zengindir. Anlatımı fıtrîdir. Her harfine ihlas ve samimiyet kokusu sinmiştir. Her noktasının altında feragat nuru vardır. Nurların dilini ve üslûbunu bozup insanlara göstermek, "İşte nur budur!" demek hak mıdır, adalet midir, hizmet midir, yoksa tahrif ve tahrip midir? İnsafınıza havale ediyorum!

    Kardeşiniz, Ömer Sevinçgül

    (alıntı)

    Batılı tasvir,Safi Zihinleri İdlaldir...

  2. #2
    Gayyur Dilfiruz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Eski Şehri
    Mesajlar
    67

    Standart


    Risale-i Nur Külliyatında akıl ve kalb birlikte yürürler. Her ikisinin de gıdaları birlikte sunulmuştur. Bazı konularla akıl, bazılarında kalb daha çok hisse alsalar da, sadece akla, yahut sadece kalbe hitap eden bir ders yoktur.

    Kalbin aldığı hisse de üslubunda önemli bir yeri vardır. Sadeleştirmede ve tercümede bu özellik büyük ölçüde kaybolur. Dünyaca meşhur şairlerin şiirlerinin tercümelerini okuduğumuzda fazla bir zevk alamadığımız, onun harika yönünü göremediğimiz açıktır. Bu sırrı anlayan bazı zatlar, sırf bu risaleleri orijinalinden okumak için Türkçe öğrenme yoluna girmişlerdir.

    Sadeleştirmede Risalelerin dilimizi de ıslah etme görevi ortadan kaybolmaktadır. Az bir gayretle bazı Osmanlıca kelimeleri öğrenmekle hem bu risalelerden daha kamil manada istifade edebiliriz, hem de Osmanlıca yazılmış diğer eserleri anlama imkanına kavuşuruz.

    Şu da var ki, sadeleştirme ancak normal kelimelerde olur, ıstılahların ve isimlerin ne tercümeleri ne de sadeleştirmeleri mümkündür. Her ilmin kendine has kavramları vardır, o ilme talip olan kişi bu kavramları öğrenmekle yükümlüdür. Mesela, “vacip, mümkin, vicdan, tesbih, tekbir, hamd” gibi kavramları, “Allah, Rahman, Rahim” gibi İlahi isimleri birer kelimeyle ifade etmek mümkün değildir. Bunların açıklamaları yapılacaktır. O zaman ortaya çıkan eser, sadeleştirilmiş risale değil, şerh ve izah edilmiş risale olur.

    alıntı

    Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz?



  3. #3
    Gayyur Dilfiruz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Eski Şehri
    Mesajlar
    67

    Standart

    Dehşetli bir zamandayız. Her tarafta dalalet selleri akıyor. Bidat fırtınaları esiyor. Nurun duvarlarında delikler açmak akıl kârı değildir. Dalalet hücumuna karşı en son kale Nur Risaleleridir. Bidat fırtınalarını neticesiz bırakan da yine odur. Niyetiniz ne olursa olsun, yaptıklarınızla bu son kaleyi de içeriden tahrip ediyorsunuz!
    Hazer ediniz! Kırık dökük kelimelerinize ve dünyevîlik kokusu sinmiş tâbirlerinize güvenmeyiniz. Nefsiniz sizi aldatmasın. Size ve bize düşen onun aslını titizlikle korumaktır. Her ilave ve her noksan ona vurulmuş bir darbedir. Ehil olmayanlara kapı açmaktır. Yağmacılara zemin hazırlamaktır. Ne niyetle olursa olsun her tahrif bir tahriptir. Aslını bozar. Sûretini yırtar. Özünü zedeler. Tesirini kırar... Meslek bozulur. Cemaat çözülür. Nur Risalelerinin câzibesi kendini okutmaya kâfidir. O, ruhları ilham yağmurlarıyla serinletir. Gönülleri velâyet nesimiyle ferahlatır. Onun üslûbu harikadır. Dili zengindir. Anlatımı fıtrîdir. Her harfine ihlas ve samimiyet kokusu sinmiştir. Her noktasının altında feragat nuru vardır. Nurların dilini ve üslûbunu bozup insanlara göstermek, "İşte nur budur!" demek hak mıdır, adalet midir, hizmet midir, yoksa tahrif ve tahrip midir?


    Nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlarda delikler açmak, gark olmaya vesiledir. Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdât-ı ecânibin istilâsı ânında ve bid’aların kesreti vaktinde ve dalâletin tahribatı hengâmında, içtihad namıyla, kasr-ı İslâmiyetten yeni kapılar açıp, duvarlarından muharriplerin girmesine vesile olacak delikler açmak, İslâmiyete cinayettir.

    Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz?



  4. #4
    Vefakar Üye mealebrar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    cibal-i toros
    Yaş
    44
    Mesajlar
    426

    Standart

    Kimse bilmez dünya dillerinde sadeleştirme diye bir şey yok hükmünde neredeyse bizde ise eline kalem alan şakk-ı şefe eyler ecdadına ters düşer
    السلام عليكم و رحمة الله ابدا دائما

  5. #5
    Dost GüL_i_RaNa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Yaş
    35
    Mesajlar
    32

    Standart

    Allah razı olsun kardeşim..çok güzel bir açıklama olmuş..

  6. #6
    Pürheves uçanüniversiteli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Bulunduğu yer
    Aziz İstanbul'dan
    Mesajlar
    150

    Standart

    evet sadeleştirme mantığı bir tek bizde var galiba. hiç bir ingiliz William Shakespeare'in Hamlet'ini sadeleştirerek okumaz...

  7. #7
    Vefakar Üye muhayrık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    351

    Standart

    İfade-i meram

    Malûm olsun ki, bana deniliyor: insanlar diyorlarmış ki; "Onun eserlerinin çok yerlerini anlayamıyoruz. Böyle kalırsa, bu eserlerin zayi' olmasından korkulur."

    Ben de derim: Her şeyin anahtarı elinde olan "Cenab-ı Hakk'ın izniyle inşâallah zayi olmayacaklardır. Ve bir zaman gelecek, ekser dindar mütefekkirler, onları anlayacaklardır.

    Çünkü bu risaledeki ekser mes'eleleri; nefsimde tecrübe ettiğim, Furkan-ı Hakîm'in bana i'ta etmiş olduğu ilâçlardır. Bununla beraber mümkündür ki, sair insanlar, benim bitamamihâ anladığım gibi anlamasınlar.

    Zira benim nefsim su-i ihtiyarıyla baştan ayağa dek, çeşitli yaralarla mülemma' olmuştur. Öyle ise, hayat-ı kalbiyesi selim olan kimseler; heva-i nefis yılanının ısırmasından hastalanan kimse gibi, tiryakın derece-i te'sirini anlayamaz.

    Hem de ben sünûhat-ı kalbiyemde, izahat için tasarruf yapmıyorum ki, tahririnden gelen acz ve tağyirinden gelen havf dolayısıyla.. Ancak kalbime doğduğu gibi yazıyorum.

    Hem de ben, sair mütekellimînin hilafına olarak, kendi yerimde ve kendime hitaben konuşuyorum. Bana dönük olan samiîn makamında değil. Çünkü onlar kendi nefislerini samiîn makamında farzederek öyle konuşuyorlar.

    Anlaşılıyor ki; benim kitabımın önü ve doğu yüzü bana dönük olup, onun ma'kûsu ve ters tarafı sami'a bakıyor. O halde sâmi' olan zatın, ayinede görünen yazıyı okur gibi kendisine zorlaşıyor.

    Madem ki ben onun makamına gitmiyorum. O halde o, kendi hayalini tenezzülen bana göndersin ki, ben onu başımdaki gözümde misafir edeyim de, tâ o da benim gördüğüm gibi görsün.

    Şimdi burada emanetin hakkını eda etmek niyetiyle, Cenab-ı Hakk'ın tevfikiyle derim ki: Ben, "Nokta, Katre ve Katre'nin Zeyli, Zerre, Şemme, Habbe" ve sair risalelerimde müteferrik hadsiyatı ve parça parça aynaları dercetmişim.

    Eğer Cenab-ı Hakk'ın izniyle bir zaman gelir, birisi bütün bu müteferrik hadsleri ve parça parça aynaları tahrir ve tasvir edip birleştirirse; öyle bir ayna onlardan çıkabilir ki, aynelyakînin nuru o aynada zahir ve nümayan olacaktır. Hem onlardan öyle bir hads tehassul edebilir ki, hakkalyakînin nuru, ondan çiçekler açacaktır inşâallah.

    Neden olmasın! Çünkü (bütün bu risalelerdeki mes'eleler, hadsler) yalnız Kur'an-ı Mübin'in feyzinden mülhemdirler.


    Said-i Nursî
    اَللَّهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَ اَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ اۤمِينَ
    " Bir fikre davet, cumhur-u ulemanın kabulüne vabestedir. yoksa davet bid'attır, reddedilir..." Bediüzzaman

  8. #8
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Alıntı muhayrık Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İfade-i meram

    Malûm olsun ki, bana deniliyor: insanlar diyorlarmış ki; "Onun eserlerinin çok yerlerini anlayamıyoruz. Böyle kalırsa, bu eserlerin zayi' olmasından korkulur."

    Ben de derim: Her şeyin anahtarı elinde olan "Cenab-ı Hakk'ın izniyle inşâallah zayi olmayacaklardır. Ve bir zaman gelecek, ekser dindar mütefekkirler, onları anlayacaklardır.

    Çünkü bu risaledeki ekser mes'eleleri; nefsimde tecrübe ettiğim, Furkan-ı Hakîm'in bana i'ta etmiş olduğu ilâçlardır. Bununla beraber mümkündür ki, sair insanlar, benim bitamamihâ anladığım gibi anlamasınlar.

    Zira benim nefsim su-i ihtiyarıyla baştan ayağa dek, çeşitli yaralarla mülemma' olmuştur. Öyle ise, hayat-ı kalbiyesi selim olan kimseler; heva-i nefis yılanının ısırmasından hastalanan kimse gibi, tiryakın derece-i te'sirini anlayamaz.

    Hem de ben sünûhat-ı kalbiyemde, izahat için tasarruf yapmıyorum ki, tahririnden gelen acz ve tağyirinden gelen havf dolayısıyla.. Ancak kalbime doğduğu gibi yazıyorum.

    Hem de ben, sair mütekellimînin hilafına olarak, kendi yerimde ve kendime hitaben konuşuyorum. Bana dönük olan samiîn makamında değil. Çünkü onlar kendi nefislerini samiîn makamında farzederek öyle konuşuyorlar.

    Anlaşılıyor ki; benim kitabımın önü ve doğu yüzü bana dönük olup, onun ma'kûsu ve ters tarafı sami'a bakıyor. O halde sâmi' olan zatın, ayinede görünen yazıyı okur gibi kendisine zorlaşıyor.

    Madem ki ben onun makamına gitmiyorum. O halde o, kendi hayalini tenezzülen bana göndersin ki, ben onu başımdaki gözümde misafir edeyim de, tâ o da benim gördüğüm gibi görsün.

    Şimdi burada emanetin hakkını eda etmek niyetiyle, Cenab-ı Hakk'ın tevfikiyle derim ki: Ben, "Nokta, Katre ve Katre'nin Zeyli, Zerre, Şemme, Habbe" ve sair risalelerimde müteferrik hadsiyatı ve parça parça aynaları dercetmişim.

    Eğer Cenab-ı Hakk'ın izniyle bir zaman gelir, birisi bütün bu müteferrik hadsleri ve parça parça aynaları tahrir ve tasvir edip birleştirirse; öyle bir ayna onlardan çıkabilir ki, aynelyakînin nuru o aynada zahir ve nümayan olacaktır. Hem onlardan öyle bir hads tehassul edebilir ki, hakkalyakînin nuru, ondan çiçekler açacaktır inşâallah.

    Neden olmasın! Çünkü (bütün bu risalelerdeki mes'eleler, hadsler) yalnız Kur'an-ı Mübin'in feyzinden mülhemdirler.


    Said-i Nursî
    اَللَّهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَ اَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ اۤمِينَ
    Bu yazı külliyatta geçmiyor kaynak veriniz nerde geçiyor.Üstadın üslubuna hiç benzemiyor
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  9. #9
    Yasaklı Üye İbrahim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    743

    Standart

    Mesnevi-i Nuriye Abdulkadir Badıllı tercümesi...

  10. #10
    Ehil Üye Barla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    1.108

    Standart

    ısıtıp ısıtıp sofraya!!! çok baydı bu konu
    Nurlarla alâkadar olduğum zamanlarda, dünyevî bütün lezzetlerin fevkinde büyük bir zevk ve havâssımda azîm bir şevk hissediyorum...

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. G.M - Sadeleştirme Yapıp Namına Neşredenlere!
    By yozgati in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 04.06.14, 12:18
  2. Abdullah ağabeyin sadeleştirme çağrısı
    By efnan_nur in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.11.13, 23:50
  3. sadeleştirme yerine şerh veizah
    By aşur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.02.12, 09:56
  4. Risale-i Nuru Sadeleştirme Hevesine Düşenlere..
    By aseyda in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 08.01.08, 23:40
  5. Neden Nur Risalelerini Okumakta Zorluk Çekiyoruz?
    By muhammedyahya in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 21.04.07, 02:51

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0