+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Vahid-i Kıyasi ile Tefekkür

  1. #1
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Nur kardeşler, ?nşallah Risale-i Nur külliyat?nda VAH?D-? KIYAS? ile enfüsi tefekkür yap?lan bölümleri - okudukça-karş?laşt?kça- bu bölüme ekler misiniz ?

    Fakat önce gelin isterseniz vahid-i k?yasi ne demek / içerisinde nas?l manalar? bar?nd?r?yor bunu bir inceliyelim inşallah




    VAH?D-? KIYAS? : b?r şeyin miktar?n? ve sair hususiyetlerini ölçmek için kendi cinsinden değişmez olarak tayin edilen parça veya miktar . ( ABDULLAH YEĞ?N OSMANLI-TÜRKÇE LÜGAT )

    VAH?D-? KIYAS? NED?R ?
    '
    ' ...?şte, Cenâb-? Hakk?n, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi s?fât ve esmâs?muhît, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne olduklar? bilinmez ve hissolunmaz.
    Öyle ise, hakiki nihayet ve hadleri olmad?ğ?ndan, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâz?m geliyor. Onu da enâniyet yapar. Kendinde bir rubûbiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhît s?fatlara bir hadd-i mevhum vaz' eder. "Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur" diye bir taksimât yapar. Kendindeki ölçücüklerle onlar?n mahiyetini yavaş yavaş anlar.
    Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâl?k?n?n rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, Hâl?k?n?n hakiki mâlikiyetini fehmeder ve "Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâl?k da şu kâinat?n mâlikidir" der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatç?ğ?yla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanat?n? anlar. Meselâ, "Ben şu evi nas?l yapt?m ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapm?ş ve tanzim etmiş" der. Ve hâkezâ, bütün s?fât ve şuûnât-? ?lâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarl? ahvâl ve s?fât ve hissiyât, enede münderiçtir.
    Demek ene, ayna-misâl ve vâhid-i k?yasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-i harfî gibi, mânâs? kendinde olmayan ve başkas?n?n mânâs?n? gösteren, vücud-u insaniyetin kal?n ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitab?ndan bir elif'tir ki, o elifin iki "yüzü" var... '' ( sözler , ene bahsi )

    ***************************





    Senin hayat?na verilen cüz'î ilim ve kudret ve irâde gibi s?fat ve hallerinden küçük numunelerini vâhid-i k?yasî ittihaz ile, Hâl?k-? Zülcelâlin s?fat-? mutlakas?n? ve şuûn-u mukaddesesini o ölçüler ile bilmektir. Meselâ, sen, cüz'î iktidar?n ve cüz'î ilmin ve cüz'î irâden ile bu hâneyi muntazam yapt?ğ?ndan, şu kasr-? âlemin senin hânenden büyüklüğü derecesinde, şu âlemin ustas?n? o nisbette Kadîr, Alîm, Hakîm, Müdebbir bilmek lâz?md?r.
    Sözler | On Birinci Söz

    *******************************

    Sâni-i Hakîm, insan?n eline, emânet olarak, rubûbiyetinin s?fât ve şuûnât?n?n hakikatlerini gösterecek, tan?tt?racak, işârât ve numûneleri câmi' bir ene vermiştir; tâ ki, o ene bir vâhid-i k?yasî olup, evsâf-? rubûbiyet ve şuûnât-? ulûhiyet bilinsin. Fakat vâhid-i k?yasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâz?m değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i k?yasî teşkil edilebilir. ?lim ve tahakkukla hakiki vücudu lâz?m değildir

    ********************************************

    Dördüncü kelâm: ile tâbir edilen benlik, yani kendisine bir vücut, bir k?ymet vermektir ki, bu ene, Cenab-? Hakk?n s?fât?n?, şuûnat?n? bilmek için bir santral ve bir vahid-i k?yasîdir.

    ********************************

    Arkadaşlar inşallah bu bölüme risale-i Nur külliyat?nda vahid-i k?yasi metodu ile yap?lan enfüsi tefekkürleri paylaşal?m , sizlerden eklemeler bekliyorum lütfen yard?mc? olun

    ?nşallah bu günahkar '' vahid-i k?yasi metodu ile yap?lm?ş bir enfüs itefekkürü eklemek isityor şöyleki ;
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 21:12 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Şualar | ?kinci Şuâ | 23
    '' Hâkimiyetin şe'ni ve muktezas? istiklâliyet ve infiradd?r ve gayr?n müdahalesini reddir. Hattâ, acizleri için muavenete f?traten muhtaç olan insanlar dahi, o hâkimiyetin bir gölgesi cihetiyle gayr?n müdahalesini red ve istiklâliyetini muhafaza etmek için, bir memlekette iki padişah, bir vilâyette iki vali, bir nahiyede iki müdür, hattâ bir mahallede iki muhtar bulunmuyor. Eğer bulunsa hercümerc olur, ihtilâl başlar, intizam bozulur.
    Madem hâkimiyetin bir gölgesi, âciz ve muavenete muhtaç olan insanlarda bu derece müdahale-i gayr? ve iştiraki reddedip kabul etmezse, elbette aczden münezzeh bir Kadîr-i Mutlakta, rububiyet suretindeki hâkimiyet, hiçbir cihetle iştiraki ve müdahale-i gayr? kabul etmez. Belki gayet şiddetle reddeder ve şirki tevehhüm ve itikad edenleri gayet hiddetle dergâh?ndan tard eder. ?şte, Kur'ân-? Hakîmin ehl-i şirk aleyhinde gayet şiddet ve hiddetle beyanat? bu mezkûr hakikatten ileri geliyor.
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 21:15 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  3. #3
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nasıl ki, mesela gayet merhametli, sehâvetli, gayet kerîm, âlicenap bir zat, fıtratındaki âli seciyelerin muktezasıyla, büyük bir seyahat gemisine, çok muhtaç ve fakir insanları bindirip, gayet mükemmel ziyafetlerle, ikramlarla o muhtaç fakirleri memnun ederek, denizlerde, arzın etrafında gezdirir. Ve kendisi de, onların üstünde, onları mesrurâne temâşâ ederek, o muhtaçların minnettarlıklarından lezzet alır ve onların telezzüzlerinden mesrur olur ve onların keyiflerinden sevinir, iftihar eder.

    Madem böyle bir tevziat memuru hükmünde olan bir insan, böyle cüz’î bir ziyafet vermekten bu derece memnun ve mesrur olursa, elbette bütün hayvanları ve insanları ve hadsiz melekleri ve cinleri ve ruhları, bir sefine-i Rahmânî olan küre-i arz gemisine bindirerek, rû-yi zemini, envâ-ı mat’umatla ve bütün duyguların ezvak ve erzâkıyla doldurulmuş bir sofra-i Rabbâniye şeklinde onlara açmak ve o muhtaç ve müteşekkir ve minnettar ve mesrur mahlûkatını aktâr-ı kâinatta seyahat ettirmekle ve bu dünyada bu kadar ikramlarla onları mesrur etmekle beraber, dâr-ı bekada, Cennetlerinden herbirini ziyafet-i daime için birer sofra yapan Zât-ı Hayy-ı Kayyûma ait olarak, o mahlûkatın teşekkürlerinden ve minnettarlıklarından ve mesruriyetlerinden ve sevinçlerinden gelen ve tabirinde âciz olduğumuz ve mezun olmadığımız şuûnât-ı İlâhiyeyi "memnuniyet-i mukaddese," "iftihar-ı kudsî" ve "lezzet-i mukaddese" gibi isimlerle işaret edilen maânî-i rububiyettir ki, bu daimî faaliyeti ve mütemâdi hallâkıyeti iktiza eder. 30.lema

  4. #4
    Dost ksagir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    2

    Post

    Sâni-i Hakîm, insanın eline, emânet olarak, rubûbiyetinin sıfât ve şuûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak, işârât ve numûneleri câmi' bir ene vermiştir; tâ ki, o ene bir vâhid-i kıyasî olup, evsâf-ı rubûbiyet ve şuûnât-ı ulûhiyet bilinsin. Fakat vâhid-i kıyasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i kıyasî teşkil edilebilir. İlim ve tahakkukla hakiki vücudu lâzım değildir.30,sözden

  5. #5
    Dost ksagir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    2

    Standart

    'ene' ile tâbir edilen benlik, yani kendisine bir vücut, bir k?ymet vermektir ki, bu ene, Cenab-? Hakk?n s?fât?n?, şuûnat?n? bilmek için bir santral ve bir vahid-i k?yasîdir. mes.nur. katre

    ene, ayna-misâl ve vâhid-i k?yasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-i harfî gibi, mânâs? kendinde olmayan ve başkas?n?n mânâs?n? gösteren, vücud-u insaniyetin kal?n ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitab?ndan bir elif'tir ki, o elifin iki "yüzü" var.

    Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yaln?z feyze kâbildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli k?sad?r.

    Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir.

  6. #6
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı ksagir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    'ene' ile tâbir edilen benlik, yani kendisine bir vücut, bir kıymet vermektir ki, bu ene, Cenab-ı Hakkın sıfâtını, şuûnatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasîdir. mes.nur. katre
    Kardeş, teknik bilgileri kardeş vermiş zaten; siz tefekkürünüzü ya da külliyattan bu anlamda paylaşımınızı yazınız...

  7. #7
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    56
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    Arkadaş! Tahte’l-arz yapt?ğ?m hayalî bir seyahatte gördüğüm baz? hakikatleri zikredeceğim:
    Birinci hakikat: Arkadaş! Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur. Evet, taht-? tasarrufunda bulunan bütün eşyan?n Mâlik-i Hakikîsini unutan, kendisini kendisine mâlik zannederek hâkimiyet tevehhümünde bulunur. Ve başkalar? da, bilhassa esbab?, kendisine k?yasla hâkim ve mâlik defterine kaydeder. Ve bu vesileyle, Allah’?n mülkünü, mal?n? kendilerine taksim ederek ahkâm-? ?lâhiyeye karş? muaraza ve mübarezeye başlar.
    Halbuki, Cenâb-? Hak taraf?ndan insanlara verilen benlik ve hürriyet, ulûhiyet s?fatlar?n? fehmetmek üzere bir vahid-i k?yasî vazifesini görüyor. Maalesef, sû-i ihtiyarla hâkimiyet ve istiklâliyete âlet ederek tam bir firavun olur.
    Arkadaş! Bu ince hakikat, tam vuzuh ve zuhuruyla şöyle bana göründü ki:
    Gaflet suyuyla tenebbüt eden benlik, Hâl?k?n s?fatlar?n? fehmetmek için bir vahid-i k?yast?r. Çünkü, insanlar görmedikleri şeyleri k?yas ve temsillerle bilirler.
    Meselâ, bir adam Cenâb-? Hakk?n kudretini anlamak için bir taksimat yapar. “Buradan buraya benim kudretimdedir, bundan o yan? da Onun kudretindedir” diye vehmî bir çizgi çizmekle meseleyi anlar. Sonra mevhum hatt? bozar, hepsini de ona teslim eder. Çünkü, nefis, nefsine mâlik olmad?ğ? gibi, cismine de mâlik değildir. Cismi, ancak acip bir makine-i ?lâhiyedir. Kaza ve kader kalemiyle kudret-i ezeliye, bir cilveciği o makinede çal?ş?yor. Binaenaleyh, insan o firavunluk dâvâs?ndan vazgeçmekle, mülkü mâlikine teslim etsin, emanete h?yanet etmesin! Eğer h?yanetle bir zerreyi nefsine isnad ederse, Allah’?n mülkünü esbab-? câmideye taksim etmiş olacakt?r.

    Mesnevî-i Nuriye

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Güneş gibi parlak bir sikke-i Vâhid-i Ehad
    By Ashab-i kehf in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 28.03.14, 13:51
  2. Vahid ile Ehad Arasındaki Fark Nedir?
    By Abı-Hayat in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 10.09.11, 16:46
  3. Tefekkür
    By muhibbülkurra in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.01.10, 12:19
  4. Tefekkür...
    By Garip_Maznun in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 04.12.08, 23:04
  5. Şer ve Çirkinlik Vâhid-i Kıyasîdirler
    By karatoprak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 10.10.07, 23:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0