+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: İnsana Benlik ve Hürriyet Niçin Verilmiştir?

  1. #1
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Arkadaş! Tahte'l-arz yapt?ğ?m hayalî bir seyahatte gördüğüm baz? hakikatleri zikredeceğim:
    Birinci hakikat: Arkadaş! Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur. Evet, taht-? tasarrufunda bulunan bütün eşyan?n Mâlik-i Hakikîsini unutan, kendisini kendisine mâlik zannederek hâkimiyet tevehhümünde bulunur. Ve başkalar? da, bilhassa esbab?, kendisine k?yasla hâkim ve mâlik defterine kaydeder. Ve bu vesileyle, Allah'?n mülkünü, mal?n? kendilerine taksim ederek ahkâm-? ?lâhiyeye karş? muaraza ve mübarezeye başlar.
    Halbuki, Cenâb-? Hak taraf?ndan insanlara verilen benlik ve hürriyet, ulûhiyet s?fatlar?n? fehmetmek üzere bir vahid-i k?yasî vazifesini görüyor. Maalesef, sû-i ihtiyarla hâkimiyet ve istiklâliyete âlet ederek tam bir firavun olur.
    Arkadaş! Bu ince hakikat, tam vuzuh ve zuhuruyla şöyle bana göründü ki:
    Gaflet suyuyla tenebbüt eden benlik, Hâl?k?n s?fatlar?n? fehmetmek için bir vahid-i k?yast?r. Çünkü, insanlar görmedikleri şeyleri k?yas ve temsillerle bilirler.
    Meselâ, bir adam Cenâb-? Hakk?n kudretini anlamak için bir taksimat yapar. "Buradan buraya benim kudretimdedir, bundan o yan? da Onun kudretindedir" diye vehmî bir çizgi çizmekle meseleyi anlar. Sonra mevhum hatt? bozar, hepsini de ona teslim eder. Çünkü, nefis, nefsine mâlik olmad?ğ? gibi, cismine de mâlik değildir. Cismi, ancak acip bir makine-i ?lâhiyedir. Kaza ve kader kalemiyle kudret-i ezeliye, bir cilveciği o makinede çal?ş?yor. Binaenaleyh, insan o firavunluk dâvâs?ndan vazgeçmekle, mülkü mâlikine teslim etsin, emanete h?yanet etmesin! Eğer h?yanetle bir zerreyi nefsine isnad ederse, Allah'?n mülkünü esbab-? câmideye taksim etmiş olacakt?r.
    Mesnevi-i Nuriye, s. 58
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 14:59 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  2. #2
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Sâni-i Hakîm, insan?n eline, emânet olarak, rubûbiyetinin s?fât ve şuûnât?n?n hakikatlerini gösterecek, tan?tt?racak, işârât ve numûneleri câmi' bir ene vermiştir; tâ ki, o ene bir vâhid-i k?yasî olup, evsâf-? rubûbiyet ve şuûnât-? ulûhiyet bilinsin. Fakat vâhid-i k?yasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâz?m değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i k?yasî teşkil edilebilir. ?lim ve tahakkukla hakiki vücudu lâz?m değildir. (30. Söz)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:00 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  3. #3
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Suâl: Niçin Cenâb-? Hakk?n s?fât ve esmâs?n?n mârifeti, enâniyete bağl?d?r?
    Elcevap: Çünkü, mutlak ve muhît bir şeyin hududu ve nihayeti olmad?ğ? için, ona bir şekil verilmez ve üstüne bir sûret ve taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaş?lmaz. Meselâ, zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakiki veya vehmî bir karanl?k ile bir hat çekilse, o vakit bilinir.
    ?şte, Cenâb-? Hakk?n, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi s?fât ve esmâs? muhît, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne olduklar? bilinmez ve hissolunmaz. Öyle ise, hakiki nihayet ve hadleri olmad?ğ?ndan, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâz?m geliyor. Onu da enâniyet yapar. Kendinde bir rubûbiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhît s?fatlara bir hadd-i mevhum vaz' eder. "Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur" diye bir taksimât yapar. Kendindeki ölçücüklerle onlar?n mahiyetini yavaş yavaş anlar.
    Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâl?k?n?n rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, Hâl?k?n?n hakiki mâlikiyetini fehmeder ve "Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâl?k da şu kâinat?n mâlikidir" der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatç?ğ?yla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanat?n? anlar. Meselâ, "Ben şu evi nas?l yapt?m ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapm?ş ve tanzim etmiş" der. Ve hâkezâ, bütün s?fât ve şuûnât-? ?lâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarl? ahvâl ve s?fât ve hissiyât, enede münderiçtir.
    Demek ene, ayna-misâl ve vâhid-i k?yasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-i harfî gibi, mânâs? kendinde olmayan ve başkas?n?n mânâs?n? gösteren, vücud-u insaniyetin kal?n ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitab?ndan bir elif'tir... (30. Söz)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:00 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  4. #4
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Suâl: Niçin Cenâb-? Hakk?n s?fât ve esmâs?n?n mârifeti, enâniyete bağl?d?r?
    Elcevap: Çünkü, mutlak ve muhît bir şeyin hududu ve nihayeti olmad?ğ? için, ona bir şekil verilmez ve üstüne bir sûret ve taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaş?lmaz. Meselâ, zulmetsiz dâimî bir ziyâ, bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakiki veya vehmî bir karanl?k ile bir hat çekilse, o vakit bilinir.
    ?şte, Cenâb-? Hakk?n, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi s?fât ve esmâs? muhît, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne olduklar? bilinmez ve hissolunmaz. Öyle ise, hakiki nihayet ve hadleri olmad?ğ?ndan, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâz?m geliyor. Onu da enâniyet yapar. Kendinde bir rubûbiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhît s?fatlara bir hadd-i mevhum vaz' eder. "Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur" diye bir taksimât yapar. Kendindeki ölçücüklerle onlar?n mahiyetini yavaş yavaş anlar.
    Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâl?k?n?n rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, Hâl?k?n?n hakiki mâlikiyetini fehmeder ve "Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâl?k da şu kâinat?n mâlikidir" der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatç?ğ?yla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanat?n? anlar. Meselâ, "Ben şu evi nas?l yapt?m ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapm?ş ve tanzim etmiş" der. Ve hâkezâ, bütün s?fât ve şuûnât-? ?lâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarl? ahvâl ve s?fât ve hissiyât, enede münderiçtir.
    Demek ene, ayna-misâl ve vâhid-i k?yasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-i harfî gibi, mânâs? kendinde olmayan ve başkas?n?n mânâs?n? gösteren, vücud-u insaniyetin kal?n ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitab?ndan bir elif'tir... (30. Söz)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:00 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  5. #5
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Dördüncü kelâm: ile tâbir edilen benlik, yani kendisine bir vücut, bir k?ymet vermektir ki, bu ene, Cenab-? Hakk?n s?fât?n?, şuûnat?n? bilmek için bir santral ve bir vahid-i k?yasîdir. (M. Nuriye, s. 46)
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:01 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Suâl: Diyorsun ki: "Teklif saadet içindir. Halbuki ekser-i nas?n şekavetine sebep, tekliftir. Teklif olmasayd?, bu kadar tefavüt-ü şekavet de olmazd??"
    Cevap: Cenab-? Hak, verdiği cüz-ü ihtiyari ile ef'al-i ihtiyariye alemini kesbiyle teşkil etmeye insan? mükellef k?ld?ğ? gibi, ruh-u beşerde vedia olarak ekilen gayr-? mütenahi tohumlar? sulamak ve neşvünemaland?rmak için de beşeri teklifle mükellef k?lm?şt?r. Eğer teklif olmasayd?, ruhlardaki o tohumlar neşvünema bulamazd?.
    Evet, nev-i beşerin ahvaline dikkatle bak?l?rsa görülür ki,
    ruhun manen terakkisini, vicdan?n tekamülünü, ak?l ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkih eden, yani aş?layan, şeriatlard?r;

    vücut veren, tekliftir;

    hayat veren, Peygamberlerin gönderilmesidir;

    ilham eden, dinlerdir.

    Eğer bu noktalar olmasayd?, insan hayvan olarak kalacakt? ve insandaki bu kadar kemalat-? vicdaniye ve ahlak-? hasene tamamen yok olurlard?. Fakat insanlar?n bir k?sm?, arzu ve ihtiyar?yla teklifi kabul etmiştir. Bu k?s?m, saadet-i şahsiyeyi elde ettiği gibi, nev'in saadetine de sebep olmuştur.

    Amma insanlar?n büyük bir k?sm?, ihtiyar?yla küfrü kabul ve tekalif-i ?lahiyeyi reddetmişlerse de, teklifin baz? nevilerinden süzülen terbiyevi, ahlaki vesaire güzel şeyleri ald?klar?ndan, teklifin o nevilerini z?mnen ve ?zt?raren kabul etmiş bulunurlar. ?şte bu itibarla, kafirin her s?fat? ve her hali kafir değildir.

    ?şaratül ?caz, s. 213
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:01 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  8. #8
    Ehil Üye karatoprak1975 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    44
    Mesajlar
    1.126

    Standart

    Amma insanlar?n büyük bir k?sm?, ihtiyar?yla küfrü kabul ve tekalif-i ?lahiyeyi reddetmişlerse de, teklifin baz? nevilerinden süzülen terbiyevi, ahlaki vesaire güzel şeyleri ald?klar?ndan, teklifin o nevilerini z?mnen ve ?zt?raren kabul etmiş bulunurlar. ?şte bu itibarla, kafirin her s?fat? ve her hali kafir değildir.


    kazax arkadaş?m isabet edecekmiyim tam emin değilim ama ama emin oldugum birşey var eksik birşeyler var

    bu yaz?dan bu aç?klamay? ç?kard?m hatal? taraflar?m? arkadaşlar abiler

    ablalar bildirirlerse yeni birşeyler ögrenmiş olurum


    vahye muhatap olan insanlar?n büyük bir k?sm? kendi iradeleriyle bu

    vahye kulak t?kay?p ilahi teklifleri reddetmişsede saf?nda tahrip degil

    yapmak olan vahyin ahlak ve marifet yönüne gerek duyduklar? gerekse

    muhatap olduklar? din ehlinden manevi yönde istifade etmişler bu

    yüzden inananlarla irtibat kuran inkar ehli ahlak ve fen yönünden

    insanl?ga islam?n ögretisi olan güzellikleri sunmuşlar bu yüzden kafirin

    her s?fat? kafirce degildir o s?fatlar yüzünden onlarla dost olabiliriz
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:01 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    [quote=kazakx]Evet orasini sanirim anlamistim ama diyorki, "vucut veren tekliftir". Onu nasil anlamak lazim?
    Birde anlamadigim nasil oluyorda insanda tohum seklinde ruhunda bulunan bazi seyler, teklif ile gelisiyor, nesvu nema buluyor? Yani somut ornek verebilirmisiniz?

    Tesekkurler,
    [/quote
    ÜÇÜNCÜ BASAMAK
    Semân?n, sükût ve sükûneti ve intizam ve ?tt?râd? ve vüs'at ve nurâniyeti gösterir ki, sekenesi, zeminin sekenesi gibi değiller; belki, bütün ahalisi mutîdirler. Ne emrolunsa onu işlerler. Müzâheme ve münâkaşay? icâb edecek bir sebep yoktur. Zîrâ, memleket geniş, f?tratlar? sâfî, kendileri mâsum, makamlar? sabittir.
    Evet, zeminde ezdâd içtimâ etmiş, eşrâr ahyâra kar?şm?ş; içlerinde münâkaşât başlam?ş. O sebepten, ihtilâfât ve ?zt?râbât düşmüş; ve ondan, imtihânât ve müsâbakât teklif edilmiş; ve ondan, terakkiyât ve tedenniyât ç?km?ş. Şu hakikatin hikmeti şudur ki:
    Beşer, şecere-i hilkatin en son cüz'ü olan meyvesidir. Mâlûmdur ki, birşeyin semeresi, en uzak, en cemiyetli, en nâzik, en ehemmiyetli cüz'üdür. ?şte bunun için, semere-i âlem olan insan, en câmi', en bedî, en âciz, en zay?f ve en latîf bir mu'cize-i kudret olduğundan, beşiği ve meskeni olan zemin, âsumâna nisbeten, maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber, mânen ve san'aten bütün kâinat?n kalbi, merkezi, bütün mu'cizât-? san'at?n meşheri, sergisi ve bütün tecelliyât-? esmâs?n?n mazhar?, nokta-i mihrâkiyesi ve nihayetsiz faaliyet-i Rabbâniyenin mahşeri ve makesi ve hadsiz hallâk?yet-i ?lâhiyenin, hususan nebâtât ve hayvanât?n kesretli envâ-? sağîresinde cevâdâne icad?n medâr ve çarş?s? ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuât?n küçük mikyasta numunegâh? ve mensucât-? ebediyenin süratle işleyen tezgâh? ve menâz?r-? sermediyenin süratle değişen taklidgâh? ve besâtîn-i dâimenin tohumcuklar?na süratle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraas? ve terbiyegâh? olmuştur.
    ?şte arz?n Haşiye bu azamet-i mâneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki, Kur'ân-? Hakîm, semâvâta nisbeten, büyük bir ağac?n küçük bir meyvesi hükmünde olan arz?, bütün semâvâta denk tutuyor; onu bir kefede, bütün semâvât? bir kefede koyuyor; mükerreren, "Rabbüs semavati vel ard" der.
    Hem, arz?n şu mezkûr hikmetlerden neş'et eden süratli tahavvülü ve devaml? tegayyürü iktizâ eder ki, sekenesi de ona göre mazhâr-? tahavvülât olsun.
    Hem, şu mahdut arz, hadsiz mu'cizât-? kudrete mazhar olduğundand?r ki, en mühim sekeneleri olan ins ve cinnin kuvâlar?na, sâir zîhayatlar gibi f?trî bir had ve hulkî bir kay?t konulmad?ğ? için, nihayetsiz terakkî ve nihayetsiz tedennîye mazhar olmuştur. Enbiyâdan, evliyâdan tut, tâ Nemrudlara, tâ şeytanlara kadar uzun bir meydan-? imtihanlar? peydâ olmuştur. Mâdem öyledir, elbette Firavunlaşm?ş şeytanlar, hadsiz şerâretiyle semâya ve ehline taş atacaklar.

    Muhterem Kardeşim, âcizane biz de anlad?klar?m?z?n bir bölümünü burada k?saca aktarmaya çal?şal?m.
    Malûmumuzdur ki, Cenâb-? Hakk'?n mahlûkat? (kâinatta iskân ettiği mahlûkat) 1. Ruhanîler ve 2. Cismanîler olmak üzere ikiye ayr?l?r. Ruhanîler de 3 s?n?ft?r: Melekler, Cinler, Şeytanlar.
    Cismanîler ise 4'e ayr?l?r: ?nsanlar, Hayvanlar, Bitkiler ve Cans?zlar.
    ?şte bu mahlûkat s?n?flar?ndan olan ruhânîlerden meleklerin, cismanîlerden de hayvanlar?n ve bitkilerin makamlar? sabittir. Çünkü onlar imtihana yani teklife tabi tutulmam?şlard?r. Üstad?m?z'?n On beşinci sözün yukar?ya ald?ğ?m?z "ÜÇÜNCÜ BASAMAK"ta ifade ettiği gibi "ne emrolunsa onu işlerler." Ancak, ruhanîlerden Cinlerin, Cismânîlerden de ?nsanlar'?n mahiyetlerine Sani-i Hakîm çeşitli kuvveler yerleştirmiş ve bu kuvvelere s?n?r koymam?şt?r. ?şte s?n?r konulmayan bu kuvvetlerin yan?nda ayr?ca çeşitli duygular da insana bahşedilmiştir. Konumuz olarak insanlar?n en önemli özelliklerinden biri olan irade-i cüz'iye sahibi olmakla insan s?rr-? teklifle karş? karş?ya kalm?şt?r.
    ?şte cüz'i irâde sahibi olan insan iyi ile kötü, güzel ile çirkin, faydal? ile zararl? v.s. aras?nda tercih yapma hakk?na sahip olarak ya nefsinin o andaki isteğine uyup nefsî arzular?n? tatmin yolunda kuvvetlerini kullanarak duygular?n? atalete atar, ya da Cenâb-? Hakk'?n emirlerine uyup nefsanî arzular?na gem vurarak Allah taraf?ndan kendisine bahşedilen sair duygular?n? çal?şt?r?r ve saadet-i dâreyne mazhar olur.
    Eğer örnek vermek icap ederse: Ak?l nimetini Allah'?n istediği yönde çal?şt?ran insan, o nimeti Allah'? tan?mak, kâinat? okumak, kendisi için as?l faydal? ve değerli olan?n hangisi olduğunu anlamak yolunda o nimeti işletir, çal?şt?r?rsa yani o ak?l tohumunu hikmet suyu ile sularsa o ak?l, AKIL olur. Böylece bir tohum hükmünde insana verilen ak?l, teklif vas?tas?yla vücut bulmuş, hakikî AKIL olmuş olur.
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:03 ) değiştirilmiştir.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  10. #10
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Alıntı kazakx Nickli Üyeden Alıntı
    Birde anlamadigim nasil oluyorda insanda tohum seklinde ruhunda bulunan bazi seyler, teklif ile gelisiyor, nesvu nema buluyor? Yani somut ornek verebilirmisiniz?

    Tesekkurler,
    acizane bu günahkar?n akl?na bu misal geldi belki bir derece somut bir örnek olabilir inşallah

    Hz. Ebubekir islamiyetten evvel yani teklifden evvel de Hz. Ebubekir idi fakat tekliften sonra Es-S?dd?k ünvan?n? ald?.
    Hz. Ömer islamiyet ile şereflendikten sonra f?trat?ndaki adalet inkişaf etti Faruk ünvan?n? ald?.
    Hişam Ebu'l Hakem, islamiyetten sonra "Cehaletin Babas?" manas?nda ebu cehil ünvan?na lay?k oldu.
    Şimdi bu misallerden sonra Üstad'?n şu veciz dersine kulak verelim diyorki :
    '' Güneş, yağmur, su, ziya, çiçeklere isabet ederse hayat verirler. Nebatata olursa terbiye ve tenmiye ettirirler. Pis şeylere isabet ederlerse kabih kokular? ihdas ederler. Emvat ve ölülere bakarlarsa ufunet tevlid ederler. Kezalik, rahmet ve nimet dahi kendilerine lay?k olan mevkilere isabet etmezler de, onlar? intizar edip k?ymetlerini bilmeyen mevkilere isabet ederlerse zahmetlere ve nikmetlere ink?lap ederler.'' işarte'ül icaz^' dan

    ?şte Kuran alemlere rahmettir , Ebubekir gibi çiçeklere isabet etti hayat verdi , terbiye etti ...Es-s?dd?k oldular
    Ayn? rahmet Hişam Ebu'l Hakem, gibi istidatlar?n? köreltmiş,manen ölmüş kimselere isabet edince u?funet tevlid ediyor ve Ebu cehil oluyorlar
    Konu elff tarafından (22.05.07 Saat 15:04 ) değiştirilmiştir.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsana Cihazâtça Zenginlik ve Sermâyece Kesret Ne İçin Verilmiştir?
    By BiKeS_ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.09.09, 10:51
  2. Korku Hissi İnsana Niçin Verilmiştir?
    By ademyakup in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.06.07, 02:40
  3. İnsana Benlik ve Hürriyet Niçin Verilmiştir?
    By Ehl-i telvin in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.03.07, 13:36
  4. Korku Duygusu Niçin Verilmiştir?
    By aşur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.11.06, 10:43
  5. İnsana Benlik ve Hürriyet Niçin Verilmiştir
    By Şakird in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.09.06, 12:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0