+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Üstadın Son Dersi

  1. #1
    Yasaklı Üye TURKUAZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    628

    Standart

    Aziz kardeşlerim!

    Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. R?za-y? ?lahîye göre s?rf hizmet-i imaniyeyi yapmakt?r, vazife-i ?lahiyeye kar?şmamakt?r. Bizler asayişi muhafazay? netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir s?k?nt?ya karş? sab?rla, şükürle mükellefiz. Meselâ:

    Kendimi misal alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karş? boyun eğmemişim. Hayat?mda tahakkümü kald?rmad?ğ?m, bir çok hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ: Rusya'da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-? Harb-i Örfî'de idam tehdidine karş? mahkemedeki paşalar?n suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karş? bu tavr?m tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i ?lahiyeye kar?şmamak hakikat? için; bana karş? yap?lan muamelelere sab?rla, r?za ile mukabele ettim. Cercis (A.S.) gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi sab?r ve r?za ile karş?lad?m.

    Evet meselâ: Seksenbir hatas?n? mahkemede isbat ettiğim bir müddeiumumînin yanl?ş iddialar? ile aleyhimizdeki karar?na karş?, beddua dahi etmedim. Çünki as?l mes'ele bu zaman?n cihad-? manevîsidir. Manevî tahribat?na karş? sed çekmektir. Bununla dâhilî asayişe bütün kuvvetimizle yard?m etmektir.

    Evet mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir. وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى düsturu ile ki: "Bir cani yüzünden; o­nun kardeşi, hanedan?, çoluk-çocuğu mes'ul olamaz." ?şte bunun içindir ki, bütün hayat?mda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çal?şm?ş?m. Bu kuvvet dâhile karş? değil, ancak haricî tecavüze karş? istimal edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yard?m etmektir. o­nun içindir ki, âlem-i ?slâm'da asayişi ihlâl edici dâhilî muharebat ancak binde bir olmuştur. O da, aradaki bir içtihad fark?ndan ileri gelmiştir. Ve cihad-? maneviyenin en büyük şart? da; vazife-i ?lahiyeye kar?şmamakt?r ki, "Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-? Hakk'a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz."

    Ben de Celaleddin-i Harzemşah gibi, "Benim vazifem hizmet-i imaniyedir; muvaffak etmek veya etmemek Cenab-? Hakk'?n vazifesidir." deyip ihlas ile hareket etmeyi Kur'andan ders alm?ş?m.

    Haricî tecavüze karş? kuvvetle mukabele edilir. Çünki düşman?n mal?, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karş? manevî, ihlas s?rr? ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkad?r. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-? Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hariçteki cihad-? maneviyedeki fark, pek azîmdir.

    Bir mes'ele daha var. O da çok ehemmiyetlidir. Hükm-ü Kur'ana göre, bu zamanda mimsiz medeniyetin îcabat?ndan olarak hacat-? zaruriye dörtten yirmiye ç?km?ş. Tiryakilikle, görenekle ve itiyadla hacat-? gayr-? zaruriye, hacat-? zaruriye hükmüne geçmiş. Âhirete iman ettiği halde, zaruret var diye ve zaruret zann?yla dünya menfaati ve maişet derdi için dünyay? âhirete tercih ediyor.

    K?rk sene evvel bir başkumandan beni bir parça dünyaya al?şt?rmak için baz? kumandanlar?, hattâ hocalar? benim yan?ma gönderdi. o­nlar dediler: "Biz şimdi mecburuz. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ kaidesiyle Avrupa'n?n baz? usûllerini, medeniyetin îcablar?n? taklide mecburuz." dediler. Ben de dedim: "Çok aldanm?şs?n?z. Zaruret sû'-i ihtiyardan gelse kat'iyen doğru değildir, haram? helâl etmez. Sû'-i ihtiyardan gelmezse, yani zaruret haram yoluyla olmam?ş ise, zarar? yok. Meselâ: Bir adam sû'-i ihtiyar? ile haram bir tarzda kendini sarhoş etse ve sarhoşlukla bir cinayet yapsa; hüküm aleyhine cari olur, mazur say?lmaz, ceza görür. Çünki sû'-i ihtiyar? ile bu zaruret meydana gelmiştir. Fakat bir meczub çocuk cezbe halinde birisini vursa mazurdur, ceza görmez. Çünki ihtiyar? dâhilinde değildir." ?şte, ben o kumandana ve hocalara dedim: Ekmek yemek, yaşamak gibi zarurî ihtiyaçlar haricinde başka hangi zaruret var? Sû'-i ihtiyardan, gayr-? meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd eden hareketler, haram? helâl etmeye medar olamazlar. Sinema, tiyatro, dans gibi şeylerde tiryaki olmuş ise, mutlak zaruret olmad?ğ? ve sû'-i ihtiyardan geldiği için, haram? helâl etmeğe sebeb olamaz. Kanun-u beşerî de bu noktalar? nazara alm?ş ki; ihtiyar haricinde zaruret-i kat'iye ile, sû'-i ihtiyardan neş'et eden hükümleri ay?rm?şt?r. Kanun-u ?lahîde ise, daha esasl? ve muhkem bir şekilde bu esaslar tefrik edilmiş.

    Bununla beraber zaman?n ilcaat? ile zaruretler ortal?kta zannederek baz? hocalar?n bid'alara tarafdarl?ğ?ndan dolay? o­nlara hücum etmeyiniz. Bilmeyerek "zaruret var" zann?yla hareket eden o bîçarelere vurmay?n?z. o­nun için kuvvetimizi dâhilde sarfetmiyoruz. Bîçare, zaruret derecesine girmiş, bize muhalif olanlardan hoca da olsa o­nlara ilişmeyiniz. Ben tek baş?mla daha evvel aleyhimdeki o kadar muar?zlara karş? dayand?ğ?m, zerre kadar fütur getirmediğim, o hizmet-i imaniyede muvaffak olduğum halde; şimdi milyonlar Nur Talebesi olduğu halde, yine müsbet hareket etmekle o­nlar?n bütün tahkiratlar?na, zulümlerine tahammül ediyorum.

    Biz dünyaya bakm?yoruz. Bakt?ğ?m?z vakitte o­nlara yard?mc? olarak çal?ş?yoruz. Asayişi muhafazaya müsbet bir şekilde yard?m ediyoruz. ?şte bu gibi hakikatlar itibariyle, bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.

    Risale-i Nur'un neşri her tarafta kanaat-? tâmme verdi ki, Demokratlar dine taraftard?rlar. Şimdi bir risaleye ilişmek; vatan, millet maslahat?na tamamen z?dd?r.

    Bir mahrem risale vard? ki, o mahrem risalenin neşrini men'etmiştim. "Öldükten sonra neşrolunsun" demiştim. Sonra mahkemeler al?p okudular, tedkik ettiler; sonra beraet verdiler. Mahkeme-i Temyiz, o beraeti tasdik etti. Ben de bunu dâhilde asayişi temin için ve yüzde doksan beş masuma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim. "Said, meşveretle neşredebilir." dedim.

    Üçüncü Mes'ele: Şimdi küfr-ü mutlak, öyle cehennem-i manevî neşrine çal?ş?yor ki, kâinatta hiçbir kâfir o­na yanaşmamak lâz?m geliyor. Kur'an?n "Rahmeten lil-âlemîn" olduğunun bir s?rr? budur ki: Nas?l Müslümanlara rahmettir; âhirete iman, Allah'a iman ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün âleme ve nev'-i beşere rahmet olmas?na bir nükte, bir işarettir ki; o manevî cehennemden dünyada da o­nlar? bir derece kurtarm?ş. Halbuki şimdi fen ve felsefenin dalalet k?sm?; yani Kur'anla bar?şmayan, yoldan ç?km?ş, Kur'ana muhalefet eden k?sm?, küfr-ü mutlak? komünistler tarz?nda neşre başlad?lar. Komünistlik perdesinde anarşistliği netice verecek bir surette münaf?klar, z?nd?klar vas?tas?yla ve baz? müfrit dinsiz siyasetçiler vas?tas?yla neşir ile aş?lanmağa başland?ğ? için; şimdiki hayat, dinsiz olarak kabil değildir, yaşamaz. "Dinsiz bir millet yaşamaz" hükmü bu noktaya işarettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-? halde yaşanmaz. o­nun için Kur'an-? Hakîm, bu as?rda bir mu'cize-i maneviyesi olarak Risale-i Nur şakirdlerine bu dersi vermiş ki; küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karş? sed çeksin. Hem çekmiş. Evet Çin'i, hem yar? Avrupa'y? ve Balkan'lar? istilâ eden bu cereyana karş? bizi muhafaza eden Kur'an-? Hakîm'in bu dersidir ki; o hücuma karş? sed çekmiş, bu suretle o tehlikeye karş? çare bulmuştur.

    Demek bir müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak... Çünki bir ?sevî müslüman olsa, ?sa Aleyhisselâm'? daha ziyade sever. Bir Musevî müslüman olsa, Musa Aleyhisselâm'? daha ziyade sever. Fakat bir müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'?n zincirinden ç?ksa, dinini b?raksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemalâta medar hiçbir halet kalmaz. Vicdan? tefessüh eder, hayat-? içtimaiyeye bir zehir olur.

    Onun için Cenab-? Hakk'a şükür Kur'an-? Hakîm'in işarat-? gaybiyesi ile kahraman Türk ve Arab milletleri içinde lisan-? Türkî ve Arabî ile bu asr? kurtaracak bir mu'cize-i Kur'aniyenin Risale-i Nur nam?yla bir dersi intişara başlam?ş. Ve o­nalt? sene evvel alt?yüzbin adam?n iman?n? kurtard?ğ? gibi, şimdi milyonlardan geçtiği sabit olmuş. Demek Risale-i Nur; beşeri anarşilikten kurtarmağa bir derece vesile olduğu gibi, ?slâm'?n iki kahraman kardeşi olan Türk ve Arab'? birleştirmeye, bu Kur'an?n kanun-u esasîlerini neşretmeğe vesile olduğunu düşmanlar da tasdik ediyorlar.

    Madem bu zamanda küfr-ü mutlak Kur'an'a karş? ç?k?yor. Küfr-ü mutlakta cehennemden ziyade dünyada da daha büyük bir cehennem var. Çünki ölüm madem öldürülmüyor. Her gün beşerde otuzbin cenaze ölümün devam?na şehadet ediyor. Bu ölüm küfr-ü mutlaka düşenlere, yahut taraftar olanlara; hem şahs?n idam-? ebedîsi ve bütün geçmiş, gelecek akrabalar?n?n da idam-? ebedîsi olarak düşündüğü için, cehennemden o­n defa daha fazla dehşetli cehennem azab? çeker. Demek o cehennem azab?n? küfr-ü mutlakla kalbinde duyuyor. Çünki herbir insan akrabas?n?n saadetiyle mes'ud, azab?yla muazzeb olduğu gibi; Allah'? inkâr edenlerin itikadlar?nca bütün o saadetleri mahvoluyor, yerine azablar geliyor. ?şte bu zamanda, bu dünyada bu manevî cehennemi insanlar?n kalbinden izale eden tek bir çaresi var: O da Kur'an-? Hakîm'dir. Ve bu zaman?n fehmine göre o­nun bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur eczalar?d?r. Şimdi Allah'a şükrediyoruz ki, siyasî partiler içinde bir parti, bir parça bunu hissetti ki; o eserlerin neşrine mani' olmad?; hakaik-i imaniyenin dünyada bir cennet-i maneviyeyi ehl-i imana kazand?rd?ğ?n? isbat eden Risale-i Nur'a mümanaat etmedi, neşrine müsaadekâr davrand?; naşirlerine de tazyikattan vazgeçti.

    Kardeşlerim! Hastal?ğ?m pek şiddetli, belki pek yak?nda öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan -bazan men'olduğum gibi- men' edileceğim. o­nun için benim Nur âhiret kardeşlerim, ehvenüşşer deyip baz? bîçare yanl?şç?lar?n hatalar?na hücum etmesinler. Daima müsbet hareket etsinler. Menfî hareket vazifemiz değil. Çünki dâhilde hareket menfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir k?sm? Risale-i Nur'a zarar vermiyor, az müsaadekârd?r; ehvenüşşer olarak bak?n?z. Daha azamüşşerden kurtulmak için; o­nlara zarar?n?z dokunmas?n, o­nlara faideniz dokunsun.

    Hem dâhildeki cihad-? manevî; manevî tahribata karş? çal?şmakt?r ki; maddî değil, manevî hizmetler lâz?md?r. o­nun için ehl-i siyasete kar?şmad?ğ?m?z gibi, ehl-i siyaset de bizimle meşgul olmaya hiçbir haklar? yok.

    Meselâ: Bir parti bana binler vecihle s?k?nt? verdiği halde, hattâ otuz senede hapisler de tazyikler de olduğu halde, hakk?m? helâl ettim. Ve azablar?na mukabil, o bîçarelerin yüzde doksanbeşini tezyif ve itirazlara, zulümlere maruz kalmaktan kurtulmaya vesile oldum ki, وَ لاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى âyeti hükmünce kabahat ancak yüzde beşe verildi. O aleyhimizdeki partinin şimdi hiçbir cihetle aleyhimizde şekvaya haklar? yoktur.

    Hattâ bir mahkemede yanl?ş muhbirlerin ve casuslar?n evhamlar? ile; bizi, yetmiş kişiyi, mahkûm etmek için sû'-i fehmiyle, dikkatsizliği ile Risale-i Nur'un baz? k?s?mlar?na yanl?ş mana vererek seksen yanl?şla beni mahkûm etmeye çal?şt?ğ? halde, mahkemelerde isbat edildiği gibi, en ziyade hücuma maruz bir kardeşiniz, mahpus iken pencereden o müddeiumumînin üç yaş?ndaki çocuğunu gördü, sordu, dediler: "Bu müddeiumumînin k?z?d?r." O masumun hat?r? için o müddeîye beddua etmedi. Belki o­nun verdiği zahmetler; o Risale-i Nur'un, o mu'cize-i maneviyenin intişar?na, ilân?na bir vesile olduğu için rahmetlere ink?lab etti.

    Kardeşlerim, belki ben öleceğim. Bu zaman?n bir hastal?ğ? daha var; o da benlik, enaniyet, hodfüruşluk, hayat?n? güzelce medeniyet fantaziyesiyle geçirmek iştihas?, tiryakilik gibi hastal?klard?r. Risale-i Nur'un Kur'andan ald?ğ? dersin en birinci esas?: Benlik, enaniyet, hodfüruşluğu terk etmek lüzumudur. Tâ ihlas-? hakikî ile iman?n kurtar?lmas?na hizmet edilsin. Cenab-? Hakk'a şükür, o azamî ihlas? kazananlar?n pek çok efrad? meydana ç?km?ş. Benliğini, şan ü şerefini en küçük bir mes'ele-i imaniyeye feda eden çoktur. Hattâ Nur'un bîçare bir şakirdinin düşmanlar? dost olduğu vakit o­nunla sohbet etmek çoğald?ğ? için, rahmet-i ?lahiye cihetinde sesi kesilmiş. Hem de o­na takdirle bakanlar, isabet-i nazar hükmüne geçip o­nu incitiyor. Hattâ musafaha etmek de tokat vurmak gibi s?k?nt? veriyor. "Senin bu vaziyetin nedir?" diye soruldu, "Madem milyonlar kadar arkadaşlar?n var, neden bunlar?n hat?rlar?n? muhafaza etmiyorsun?" Cevaben dedi:

    -Madem mesleğimiz azamî ihlast?r; değil benlik, enaniyet, dünya saltanat? da verilse, bâki bir mes'ele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek azamî ihlas?n iktizas?d?r. Meselâ: Harb içinde, avc? hatt?nda, düşman?n top gülleleri aras?nda Kur'an-? Hakîm'in tek bir âyetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine "Defteri ç?kar!" diyerek at üstünde o nükteyi yazd?rm?ş. Demek Kur'an?n bir harfinin bir nüktesini, düşman?n güllelerine karş? terketmemiş; ruhunun kurtulmas?na tercih etmiş.

    O kardeşimize sorduk: "Bu acib ihlas? nereden ders alm?şs?n?"

    Demiş:

    -?ki noktadan:

    Birisi: Âlem-i ?slâmiyetin en acib harbi olan Bedir Harbi'nde namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için, düşman?n hücumu ile beraber mücahidlerin yar?s? silâh?n? b?rak?p cemaat hayr?na şerik olmak, iki rek'at sonra o­nlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadîs-i şerifiyle emretmiş olmas?d?r. Madem harbde bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayr? da sünnet olduğu halde, o sünnete riayet etmek en büyük bir hâdise-i dünyeviyeye tercih edilmiş. Üstad-? Mutlak'?n böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh u can?m?zla ittiba' ediyoruz.

    ?kincisi: Kahraman-? ?slâm ?mam-? Ali Rad?yallahü Anhü Celcelutiye'nin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanlar? taraf?ndan o­na bir hücum manas? hat?r?na gelmemek, s?rf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanlar? taraf?ndan bir hücum tasavvuruyla namazdaki huzuruna mani' olunmamak için bir muhaf?z ifriti dergâh-? ?lahîden niyaz etmiş.

    ?şte bu bîçâre, ömrü bu zamanda hodfüruşluk içinde yuvarlanan bîçare kardeşiniz de; hem Sebeb-i Hilkat-? Âlem'den, hem Kahraman-? ?slâm'dan bu iki küçük nükteyi ders ald?m. Ve bu zamanda çok lâz?m olan Kur'an?n esrar?na ehemmiyet vermekle, harb içinde ruhunun muhafazas?n? dinlemeyerek, Kur'an?n bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş.


    Said Nursî
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 01:14 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Neden Din Dersi Var?
    By atillae in forum Eğitim
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 26.09.09, 00:24
  2. Üstadın Tedbir Dersi
    By BiKeS_ in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 40
    Son Mesaj: 14.01.09, 20:46
  3. 6. Şua Dersi
    By Abd-iAziz in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.03.08, 18:44
  4. Din Dersi
    By sadin in forum Mizah
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 26.10.07, 15:42

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0