+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: Bediüzzaman'a Göre Tarikat

  1. #1
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Alıntı BERXUDANZLN Nickli Üyeden Alıntı


    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم
    اَلاَ اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَهُمْ يَحْزَنُونَ
    [Şu k?s?m, turuk-u velayet hakk?nda olup "Dokuz Telvih"tir.]

    B?R?NC? TELV?H: "Tasavvuf", "tarîkat", "velayet", "seyr ü sülûk" namlar? alt?nda şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-? kudsiye vard?r ki; o hakikat-? kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cild kitab ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazm?şlar, o hakikat? ümmete ve bize söylemişler. جَزَاهُمُ اللّهُ خَيْرًا كَثِيرًا Biz, o muhit denizinden birkaç katre hükmünde birkaç reşhalar?n? şu zaman?n baz? ilcaat?na binaen göstereceğiz.

    Sual: Tarîkat nedir?

    Elcevap: Tarîkat?n gaye-i maksad?, mârifet ve inkişaf-? hakaik-i îmaniye olarak, Mi'raç-? Ahmedî'nin (A.S.M.) gölgesinde ve sayesi alt?nda kalb ayağ?yla bir seyr ü sülûk-u ruhanî neticesinde, zevkî, halî ve bir derece şuhudî hakaik-i îmaniye ve Kur'aniyeye mazhariyet; "tarîkat", "tasavvuf" nam?yla ulvî bir s?rr-? insanî ve bir kemâl-i beşerîdir.

    Evet şu kâinatta insan bir fihriste-i câmia olduğundan, insan?n kalbi binler âlemin harita-i maneviyesi hükmündedir. Evet insan?n kafas?ndaki dimağ?, hadsiz telsiz telgraf ve telefonlar?n santral denilen merkezi misillü, kâinat?n bir nevi merkez-i manevîsi olduğunu gösteren hadsiz fünun ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi, insan?n mahiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakaik-i kâinat?n mazhar?, medar?, çekirdeği olduğunu; hadd ve hesaba gelmeyen ehl-i velayetin yazd?klar? milyonlarla nuranî kitablar gösteriyorlar.

    ?şte mâdem kalb ve dimağ-? insanî bu merkezdedir; çekirdek haletinde bir şecere-i azîmenin cihazat?n? tazammun eder ve ebedî, uhrevî, haşmetli bir makinenin âletleri ve çarklar? içinde dercedilmiştir. Elbette ve her halde o kalbin Fât?r?, o kalbi işlettirmesini ve bilkuvve tav?rdan bilfiil vaziyetine ç?karmas?n? ve inkişaf?n? ve hareketini irade etmiş ki, öyle yapm?ş. Mâdem irade etmiş, elbette o kalb dahi ak?l gibi işleyecek. Ve kalbi işlettirmek için en büyük vas?ta, velayet meratibinde zikr-i ?lâhî ile tarîkat yolunda hakaik-i îmaniyeye teveccüh etmektir.

    ?K?NC? TELV?H: Bu seyr ü sülûk-u kalbînin ve hareket-i ruhaniyenin miftahlar? ve vesileleri, zikr-i ?lâhî ve tefekkürdür. Bu zikir ve fikrin mehasini, ta'dad ile bitmez. Hadsiz fevaid-i uhreviyeden ve kemalât-? insaniyeden kat-? nazar, yaln?z şu dağdağal? hayat-? dünyeviyeye ait cüz'î bir faidesi şudur ki: Her insan, hayat?n dağdağas?ndan ve ağ?r tekâlifinden bir derece kurtulmak ve teneffüs etmek için; herhalde bir teselli ister, bir zevki arar ve vahşeti izale edecek bir ünsiyeti taharri eder. Medeniyet-i insaniye neticesindeki içtimaat-? ünsiyetkârane, on insanda bir ikisine muvakkat olarak, belki gafletkârane ve sarhoşças?na bir ünsiyet ve bir ülfet ve bir teselli verir. Fakat yüzde sekseni ya dağlarda, derelerde münferid yaş?yor, ya derd-i maişet onu hücra köşelere sevkediyor, ya musibetler ve ihtiyarl?k gibi âhireti düşündüren vas?talar cihetiyle insanlar?n cemaatlerinden gelen ünsiyetten mahrumdurlar. O hal onlara ünsiyet verip teselli etmez.

    ?şte böylelerin hakikî tesellisi ve ciddî ünsiyeti ve tatl? zevki; zikir ve fikir vas?tas?yla kalbi işletmek, o hücra köşelerde, o vahşetli dağ ve s?k?nt?l? derelerde kalbine müteveccih olup "Allah!" diyerek kalbi ile ünsiyet edip, o ünsiyet ile, etraf?nda vahşetle ona bakan eşyay? ünsiyetkârane tebessüm vaziyetinde düşünüp, "Zikrettiğim Hâl?k?m?n hadsiz ibad? her tarafta bulunduğu gibi, bu vahşetgâh?mda da çokturlar. Ben yaln?z değilim, tevahhuş manas?zd?r." diyerek, îmanl? bir hayattan ünsiyetli bir zevk al?r. Saadet-i hayatiye mânas?n? anlar, Allah'a şükreder.

    ÜÇÜNCÜ TELV?H: Velayet, bir hüccet-i risalettir; tarîkat, bir bürhan-? şeriatt?r. Çünki risaletin tebliğ ettiği hakaik-i îmaniyeyi, velayet bir nevi şuhud-u kalbî ve zevk-i ruhanî ile aynelyakîn derecesinde görür, tasdik eder. Onun tasdiki, risaletin hakkaniyetine kat'î bir hüccettir. Şeriat ders verdiği ahkâm?n hakaikini, tarîkat zevkiyle, keşfiyle ve ondan istifadesiyle ve istifazas?yla o ahkâm-? şeriat?n hak olduğuna ve Hak'tan geldiğine bir bürhan-? bâhirdir. Evet nas?lki velayet ve tarîkat, risalet ve şeriat?n hücceti ve delilidir; öyle de ?slâmiyetin bir s?rr-? kemali ve medar-? envar? ve insaniyetin ?slâmiyet s?rr?yla bir maden-i terakkiyat? ve bir menba-? tefeyyüzat?d?r.

    ?şte bu s?rr-? azîmin bu derece ehemmiyetiyle beraber, baz? f?rak-? dâlle onun inkâr? taraf?na gitmişler. Kendileri mahrum kald?klar? o envardan, başkalar?n?n mahrumiyetine sebeb olmuşlar. En ziyade medar-? teessüf şudur ki: Ehl-i Sünnet ve Cemaatin bir k?s?m zâhirî ulemas? ve Ehl-i Sünnet ve Cemaate mensub bir k?s?m ehl-i siyaset gafil insanlar; ehl-i tarîkat?n içinde gördükleri baz? sû'-i istimalât? ve bir k?s?m hatiat? bahane ederek, o hazine-i uzmay? kapatmak, belki tahrib etmek ve bir nevi âb-? hayat? dağ?tan o kevser menba'?n? kurutmak için çal?ş?yorlar. Halbuki eşyada, kusursuz ve her ciheti hay?rl? şeyler, meşrebler, meslekler az bulunur. Alâküllihal baz? kusurlar ve sû'-i istimalât olacak. Çünki ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette sû'-i istimal ederler. Fakat Cenâb-? Hak âhirette muhasebe-i a'mal düsturuyla, adalet-i Rabbaniyesini, hasenat ve seyyiat?n müvazenesiyle gösteriyor. Yani hasenat racih ve ağ?r gelse, mükâfatland?r?r, kabul eder; seyyiat racih gelse cezaland?r?r, reddeder. Hasenat ve seyyiat?n müvazenesi, kemmiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Baz? olur, birtek hasene bin seyyiata tereccuh eder, afvettirir. Mâdem adalet-i ?lâhiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür; tarîkat, yani Sünnet-i Seniye dairesinde tarîkat?n hasenat?, seyyiat?na kat'iyen müreccah olduğuna delil: Ehl-i tarîkat, ehl-i dalaletin hücumu zaman?nda îmanlar?n? muhafaza etmesidir. Âdi bir samimî ehl-i tarîkat; sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarîkat vas?tas?yla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle îman?n? kurtar?r. Kebairle fâs?k olur, fakat kâfir olmaz; kolayl?kla z?nd?kaya sokulmaz. Şedid bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsile-i meşayihi, onun nazar?nda hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütmediği için, onlardan itimad?n? kesemez. Onlardan itimad? kesilmezse, z?nd?kaya giremez. Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki z?nd?klar?n desiselerine karş? kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir.

    Birşey daha var ki: Daire-i takvadan hariç, belki daire-i ?slâmiyetten hariç bir suret alm?ş baz? meşreblerin ve tarîkat nam?n? haks?z olarak kendine takanlar?n seyyiat?yla, tarîkat mahkûm olamaz. Tarîkat?n dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-? nazar, yaln?z âlem-i ?slâm içindeki kudsî bir rab?ta olan uhuvvetin inkişaf?na ve inbisat?na en birinci, te'irli ve hararetli vas?ta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i H?ristiyaniyenin, nur-u ?slâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlar?na karş? dahi, üç mühim ve sars?lmaz kal'a-i ?slâmiyeden bir kal'as?d?r. Merkez-i Hilafet olan ?stanbul'u beşyüz elli sene bütün âlem-i H?ristiyaniyenin karş?s?nda muhafaza ettiren, ?stanbul'da beşyüz yerde f?şk?ran envar-? tevhid ve o merkez-i ?slâmiyedeki ehl-i îman?n mühim bir nokta-i istinad?, o büyük câmilerin arkalar?ndaki tekyelerde "Allah Allah!" diyenlerin kuvvet-i îmaniyeleri ve marifet-i ?lâhiyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cûş u huruşlar?d?r.

    ?şte ey ak?ls?z hamiyet-füruşlar ve sahtekâr milliyetperverler! Tarîkat?n, hayat-? içtimaiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiatlard?r söyleyiniz?





    Alıntı BERXUDANZLN Nickli Üyeden Alıntı
    ..........................................


    DOKUZUNCU TELV?H: Tarîkat?n pek çok semerat?ndan ve faidelerinden yaln?z burada "Dokuz Adedi"ni icmalen beyan edeceğiz:

    Birincisi: ?stikametli tarîkat vas?tas?yla, saadet-i ebediyedeki ebedî hazinelerin anahtarlar? ve menşe'leri ve madenleri olan hakaik-i îmaniyenin inkişaf? ve vuzuhu ve aynelyakîn derecesinde zuhurlar?d?r.

    ?kincisi: Makine-i insaniyenin merkezi ve zenbereği olan kalbi, tarîkat vas?ta olup işletmesiyle ve o işletmekle, sair letaif-i insaniyeyi harekete getirip, netice-i f?tratlar?na sevkederek hakikî insan olmakt?r.

    Üçüncüsü: Âlem-i berzah ve âhiret seferinde, tarîkat silsilelerinden bir silsileye iltihak edip ve o kafile-i nuraniye ile ebed-ül âbâd yolunda arkadaş olmak ve yaln?zl?k vahşetinden kurtulmak ve onlarla, dünyada ve berzahta manen ünsiyet etmek ve evham ve şübehat?n hücumlar?na karş?, onlar?n icma?na ve ittifak?na istinad edip, herbir üstad?n? kavî bir sened ve kuvvetli bir bürhan derecesinde görüp, onlarla o hat?ra gelen dalalet ve şübehat? def'etmektir.

    Dördüncüsü: Îmandaki marifetullah ve o marifetteki muhabbetullah?n zevkini, sâfi tarîkat vas?tas?yla anlamak ve o anlamakla dünyan?n vahşet-i mutlakas?ndan ve insan?n kâinattaki gurbet-i mutlakas?ndan kurtulmakt?r. Çok Sözlerde isbat etmişiz ki: Saadet-i dâreyn ve elemsiz lezzet ve vahşetsiz ünsiyet ve hakikî zevk ve ciddî saadet, îman ve ?slâmiyetin hakikat?ndad?r. ?kinci Söz'de beyan edildiği gibi: Îman, şecere-i tûba-i Cennet'in bir çekirdeğini taş?yor. ?şte tarîkat?n terbiyesiyle, o çekirdek neşvünema bulur, inkişaf eder.

    Beşincisi: Tekâlif-i şer'iyedeki hakaik-i latifeyi, tarîkattan ve zikr-i ?lâhîden gelen bir intibah-? kalbî vas?tas?yla hissetmek, takdir etmek... O vakit taate, suhre gibi değil, belki iştiyakla itaat edip ubudiyeti îfa eder.

    Alt?nc?s?: Hakikî zevke ve ciddî teselliye ve kedersiz lezzete ve vahşetsiz ünsiyete, hakikî medar ve vas?ta olan tevekkül makam?n? ve teslim rütbesini ve r?za derecesini kazanmakt?r.

    Yedincisi: Sülûk-u tarîkat?n en mühim şart?, en ehemmiyetli neticesi olan ihlas vas?tas?yla, şirk-i hafîden ve riya ve tasannu' gibi rezailden halâs olmak ve tarîkat?n mahiyet-i ameliyesi olan tezkiye-i nefs vas?tas?yla, nefs-i emmarenin ve enaniyetin tehlikelerinden kurtulmakt?r.

    Sekizincisi: Tarîkatta, zikr-i kalbî ile ve tefekkür-ü aklî ile kazand?ğ? teveccüh ve huzur ve kuvvetli niyetler vas?tas?yla, âdetlerini ibadet hükmüne çevirmek ve muamelât-? dünyeviyesini, a'mal-i uhreviye hükmüne getirip sermaye-i ömrünü hüsn-ü istimal etmek cihetiyle, ömrünün dakikalar?n? hayat-? ebediyenin sünbüllerini verecek çekirdekler hükmüne getirmektir.

    Dokuzuncusu: Seyr-i sülûk-u kalbî ile ve mücahede-i ruhî ile ve terakkiyat-? maneviye ile, insan-? kâmil olmak için çal?şmak; yani hakikî mü'min ve tam bir müslüman olmak; yani yaln?z sûrî değil, belki hakikat-? îman? ve hakikat-? ?slâm? kazanmak; yani şu kâinat içinde ve bir cihette kâinat mümessili olarak, doğrudan doğruya kâinat?n Hâl?k-? Zülcelâline abd olmak ve muhatab olmak ve dost olmak ve halil olmak ve âyine olmak ve ahsen-i takvimde olduğunu göstermekle, benî-Âdemin melâikeye rüchaniyetini isbat etmek ve şeriat?n îmanî ve amelî cenahlar?yla makamat-? âliyede uçmak ve bu dünyada saadet-i ebediyeye bakmak, belki de o saadete girmektir.

    سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
    اَللّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلَى الْغَوْثِ اْلاَكْبَرِ فِى كُلِّ الْعُصُورِ وَ الْقُطْبِ اْلاَعْظَمِ فِى كُلِّ الدُّهُورِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِى تَظَاهَرِتْ حِشْمَةُ وَ لاَيَتِهِ وَ مَقَامُ مَحْبُوبِيَّتِهِ فِى مِعْرَاجِهِ وَ اِنْدَرَجَ كُلُّ الْوَلاَيَاتِ فِى ظِلِّ مِعْرَاجِهِ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ آمِينَ وَ الْحَمْدُ ِاللّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

    * * *





    BED?ÜZZAMAN'IN TASAVVUFA YAKLAŞIMI

    Nursi, tasavvufa karş? sayg?l?yd?, fakat tasavvufa girmiş baz? düşünce ve uygulamalar? da eleştiriyordu. ?bn Arabi'nin vahdet-i vücûd anlay?ş?n? dünyay? münferit bir gerçeklik olarak kabul etmediği için eleştiriyordu.

    Nursi, bir Sufi değildi, ama Sufiymiş gibi yaşad?. Basit yaş?yor ve düzenli olarak zikrediyordu. Kendisini bir üstad (mürşid) olarak görüyordu ve öğretisinin büyük eseri Risale-i Nur vesilesiyle yaşayacağ?n? biliyordu. Risale'nin tarz? müziğe benziyordu ve Türkler onu geç saatlere kadar yorulmaks?z?n dinleyebiliyorlard?. Bu kitap Türk toplumunun zihni ve ruhani g?das? olmuştu.

    Nursi için tasavvuf bir meyve, iman ise ekmek gibiydi. Hepimizin ekmeğe ihtiyac? vard?r, fakat meyve yemek zorunluluk değildir. Sufizmin hedeflerinden biri olan Allah ile birlik tecrübesi bütün Müslümanlardan beklenemez. Bütün Müslümanlar için daha önemli ihtiyaç imand?r ve ak?l çağ?nda iman?n anlaş?lmas? çok daha acil bir ihtiyaçt?. Bu da Nursi'nin neden bir tarikat? başlatmad?ğ?n? k?smen aç?kl?yor. Tasavvufun meyvesinin vakti geçtiğinde, taşk?nl?ğ?n? daha fazla tutamayacak ve dini ve sosyal olarak caiz görülemeyecek yollara taşacakt?r. Hallac: 'Ben mutlak hakikatim' diyordu ve fena (Tanr?'da yok olma) halinde dile getirdiği bu aşk?n ifadelerinden ötürü ölüm cezas?na çarpt?r?ld?. ?bn-i Arabi de vahdet-i vücud doktrininden dolay? k?nanm?şt?. Temel olarak Allah'?n tek bir hakikat olduğunu ve dünyan?n da bu hakikatin yans?mas? olduğunu ve bu nedenle de zahiri dünyan?n bağ?ms?z bir varl?ğ?n?n olamayacağ?n? kastetmektedir.

    Şimdi de Nursi'nin hoşgörü anlay?ş?n?, ?bn-i Arabi'nin tasavvuf anlay?ş?na yönelttiği eleştiri dolay?s?yla inceleyelim. Nursi tasavvufi tarikatlerden ilham alm?şt?, fakat onlar?n çerçevesiyle hareket etmedi. 'Said Nursi'nin hocalar?n?n çoğu Halidi-Nakşibendi tarikatine mensuptu, ama o ayn? zamanda Kadiri tarikatinin kurucusu Abdülkadir Geylani'nin kitaplar?n? da okuyordu. Hindistan'daki Ahmed Sirhindi ve Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî gibi Nakşibendi liderlerinin yaz?lar?ndan çok fazla etkilenmişti.'6 Nursi meyve olarak tan?mlad?ğ? tasavvufa muhalif değildi. Faydalar?n? da şu şekilde s?ral?yordu: Tasavvuf nefisten kurtulmak ve evliya mertebesine ulaşmak için zikri öngörür, ac? çekme yerine teselli sağlar, tasavvuf ehli iman?nda ilim ehlinden daha kavidir, tasavvuf Müslüman dünyas?ndaki kutsal bağ olan kardeşlik terbiyesini getirir.7 Tasavvuf iman?, kardeşliği korur ve bütün seküler ve milli ideolojilerden daha asildir.

    Diğer yandan, tasavvuftaki suiistimalleri eleştirmekteydi. Şeyhlerin kişisel veya dini meselelerde mutlak otorite sahibi görünmesi ve öğretilerinin s?k s?k Kur'an ve dört imam?nkilerle çelişmesi, baz?lar?n?n tasavvufu kendilerine bir amaç haline getirmeleri ve bu yüzden zikirlerinin kibri ortadan kald?rmamas?, diğer baz?lar?n?n ilahi aşk ile zehirlenip, aş?r? iddialarda bulunarak (şatahat) kendilerine ve başkalar?na zarar vermeleri, aşk?n ilham?n 'vahyi ayetlerle' ayn? dereceye ç?kar?ld?ğ?nda tehlikeli olduğu itham?n? beraberinde getiriyor.

    Nursi'ye göre iman?, insanlar?n tahayyülleri ve yan?lmalar? üzerine bina edemeyiz. Bu ak?lla çelişir ve ?slam'da bir temeli yoktur. 'Ne dört halife, ne büyük imamlar, ne de hakiki alimler bu okula ciddi at?flarda bulunmam?şlard?r'.8 Nursi'nin desteklediği tasavvuf Şeyh Abdülkadir el-Geylani'ninki gibi dengeli bir tasavvuf idi.9

    Düşmanl?k beslemeksizin Nursi ?bn-i Arabi'nin metafizik doktrinine muhaliftir. Zikredildiği gibi, ne Selefi ne de Sufiydi, orta yolu tutmuş idi. Nursi Selefi ve Sufi ak?mlar?n sürekliliğinde bulunuyordu. F?kh? fakihlere b?rakm?şlard? ve Kur'an'?n anlam? üzerine yoğunlaşm?şlard?. Selefiler gibi tarikata müntesip değildi ve mutasavv?flar gibi zikir ve zühd hayat?na devam ediyordu.

    Zikir ve niyaz el kitab? olan Cevşeni yazd?. Mosher: 'Ali üzerinden Cevşenü'l-Kebir'in aktar?m zincirinin izleri görülebiliyor. Bu Şia kaynaklar?ndan bir duad?r ve uzun vakitlerdir Türkçe'de bulunur ve Sünnilerce de kullan?l?r' ifadesini kullan?yor.10 Bu yakar?şlar Tanr?ya karş? eşit olmayan bir ilişki öngörüyorlar; ondan hiçbir şey isteyemeyiz ve dualar?m?z?n kabulü noktas?nda sab?rl? olmak zorunday?z.11 Cevşen manevi g?day?, Risale ise entelektüel g?day? sağl?yordu ve Nursi'nin bütün hayranlar? onu kullan?yordu.

    Nursi Selefilerden ve Sufilerden bir noktada farkl?laş?yordu. O anti-entelektüel değildi ve dine rasyonel bir yaklaş?m olan kelam? ihya etmeye çal?ş?yordu. Bu onun basitçe entelektüel olduğu anlam?n? taş?maz, ayn? zamanda da ameli olduğunu gösterir. Mesela, kader konusunda kendi pozisyonunu rasyonel olarak savunan klasik kelamc?lar gibi tart?şmay?p, ayn? zamanda Müslümanlar? itimada lay?k olarak hareket etmeleri gerektiği konusunda uyar?yordu.

    O, Selefilik ve tasavvuf aras?nda orta yolu tutmuştu ve bu bağlamda kutuplaşmadan ziyade bir arada olmay? teşvik ediyordu. Dersaneler de bu ak?mlardan herhangi birine mensup olanlar için dönüşüm mekanlar?yd?. Hiç kimse yabanc?laşm?ş ya da itaate mecbur hissetmemeliydi kendilerini.

    Hoşgörünün ihtilaf? ima ettiğini Nursi'nin ?bn Arabi eleştirisinde görmüştük. Her ne kadar onun görüşüyle uyuşmasa da birçok kimsenin yapt?ğ? gibi kafir yaftas?n? ?bn Arabi'ye ithaf etmiyordu. Onun eleştirisi sadece duygusal bir eleştiri değil de akli ve Kur'an'?n rehberliğinde bir eleştiriydi.

    Hoşgörü ne olmad?ğ?na bak?larak da tan?mlanabilir. Başkalar?n?n görüşlerine sayg?l? olmak için, bir kimse kendi görüşünden taviz vermek zorunda kalmamal?d?r. Akl?n bu işe uygulanmas? da ne bir kimsenin saf rasyonalist olmas?n? ne de vahye geri dönmemesini gerekli k?lm?yor. Hoşgörü aç?k ve net olarak ifade edilmiş Tanr?'n?n Birliği (tevhid) kavramlara uygulanmaz. Yaln?zca bunun yorumlar?na uygulanabilir. Nursi'nin yorumu, ?bn Arabi'ninkinden farkl?d?r. Önceki onun aşk?nl?ğ?n? vurgularken, sonraki her yerde var oluşunu vurgulamaktad?r.

    Müslümanlar tart?şmal?d?r, ama bu farklar üzerinde bizi bölecek kavgalara girişmemelidirler. Biz ortak düşman olan sekülerizm doktrinine karş? birleşmeliyiz. ?man?m?z? ve ahlak?m?z? bozan bir zehirdir sekülerizm. "?nsan mutluluğunun ve ahlaki doğruluğun düşman? inançs?zl?k ve dinsizliktir." Sekülerizme dinsel fanatizmle karş? gelinir, fakat bu bizi yanl?ş yere götürür; çünkü biz bu ikisi aras?ndaki bir konumu seçmeliyiz. Dini fanatizm kör bir imana dayan?r, fakat tanr?s?zl?ktan daha iyidir. Ama gerçek Müslümanlar orta yolu takip ederler.

    Zarar verici ve gayr? makulane adanm?şl?k olan fanatiklik ?slam'a uymaz. Ne kadar derinlerde olursa olsun, Müslüman?n adanm?şl?ğ? bilgiye ve akl? kullanmaya bağl?d?r. Böyle olmasa bile fanatizm olarak adland?r?lamaz. Bir Müslüman?n iman? ve adanm?şl?ğ? ne kadar derinlerde ve ciddi olursa olsun, bilgiye dayans?n ya da dayanmas?n, o Müslüman fanatizmden o kadar uzakta olur. Bunun nedeni ?slam'?n bar?şa, dengeye, adalet ve tevazuya dayanan 'orta yol' olmas?ndand?r.

    Ak?l önemlidir, fakat her Müslüman?n filozof ?bni Sina ya da kelamc? al-Bakillani gibi olmas? gerekmez. ?man? temel olarak bilen adanm?ş bir Müslüman olmak yeterlidir. Velayet önemlidir ama her Müslüman?n veli olmas? gerekmez. Ayr?ca, veliler yaln?zca tasavvuf tarikatlerinde bulunmazlar, ayn? zamanda dindar kişiler de mistik aşk?nl?k durumlar? yaşayabilirler. Ama bu manevi tecrübeler umuma anlat?lmamal?d?r.

    ?man?n temellerini sorgulamamak gerektiği gibi, vahyi hukukun temellerini de sorgulamamal?y?z. Dinin temelleri ve onun değişmez prensipleri hiç bir zaman tart?şma veya değişim konusu olmaz. Bunlar? tart?şmay? ya da değiştirmeyi deneyen bir kimse mürted olur. Hukukun detaylar? zamana göre değişebilir ve biz bunlar? tart?şabiliriz. Bu farkl?l?klar insan?n içtihatlar?n?n sonucudur ve bunlar Sünnet'in bildirdiği gibi rahmettirler; 'Ümmetimin ihtilaf? rahmettir'. Buna göre bir Müslüman?n samimiyetini küçük bir detaydaki farkl?l?k yüzünden sorgulamak yanl?şt?r. Elbiselerini ayak bileklerinin üstüne kadar giyenleri uyaran hadisin ahlaki bir mesaj? vard?r. O kibirli olanlar? uyarmaktayd?, çünkü ?slam öncesi Araplar bu şekilde giyinerek kendi statülerini gösteriyorlard?. Bugün Müslümanlar ahlaki mesaj? kaybettiler ve bir Müslüman?n samimiyetine, onun giyiniş kodlar?na göre hükmetmekteler. Giyiniş tarz? insanlar için dini bir konudur. Bu nedenle de bizim hoşgörümüzü test etmektedir, yoksa düşmanl?k ve bölünme için bir neden değildir. Bu meseleler detayd?r, as?l değildir. Detaylarda mutlak hakikat mevcut değildir. Bunlar? mutlak hale getirerek dini kanaatler üzerine tekel kurma tehlikesine düşebiliriz. Bu kendini hakl? ç?karmad?r ve de çok kültürlü, çok mezhepli bir toplumda buna yer yoktur.

    Yasien Mohamed

    Prof. Dr., Western Cape Üniversitesi, Güney Afrika., Çeviren: Haşim Koç

    Yaz?n?n tamam? için;
    http://www.koprudergisi.com/index.as...azi&YaziNo=628
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 01:13 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman'a Göre Mutluluk Kriterleri
    By serab in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 26.10.09, 01:19
  2. Bediüzzaman Said Nursi'ye Göre Diyalog
    By nurlu dağ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 25.08.08, 22:34
  3. Bediüzzaman'a Göre Mutluluk Kriterleri
    By asamet in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.01.07, 10:00
  4. Bediüzzaman'a Göre Eğitimin İlkeler
    By Meyvenin Zeyli in forum Eğitim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.09.06, 20:16
  5. Bediüzzaman'a Göre Tevekkül
    By EnVaR in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.07.06, 02:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0