+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: 26. Söz / İkinci mebhas 'dan

  1. #1
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart 26. Söz / İkinci mebhas 'dan

    Ehl-i ilme mahsus, {(Haşiye): Bu ikinci mebhas, en derin ve en müşkil bir sırr-ı kader mes'elesidir. Bütün ülema-i muhakkikînce en ehemmiyetli ve münazaralı bir mes'ele-i akaid-i Kelâmiyedir. Risale-i Nur tam halletmiş.} ince bir tedkik-i ilmîdir.

    Eğer desen: "Kader ile cüz'-i ihtiyarî, nasıl tevfik edilebilir?"

    Elcevab: Yedi vecihle...

    Birincisi: Elbette kâinatın intizam ve mizan lisanıyla hikmet ve adaletine şehadet ettiği bir Âdil-i Hakîm, insan için medar-ı sevab ve ikab olacak, mahiyeti meçhul bir cüz'-i ihtiyarî vermiştir. O Âdil-i Hakîm'in pek çok hikmetini bilmediğimiz gibi, şu cüz'-i ihtiyarînin kaderle nasıl tevfik edildiğini bilmediğimiz, olmamasına delalet etmez.


    Ehl-i ilm: İlim sahipleri
    Mebhas: Bölüm, kısım.
    Müşkil: Zor, güç, çetin.
    Sırr-ı kader: Allah'ın (cc) herşeyi sonsuz ilmiyle önceden belirlemesindeki derin mana ve gizli gerçek.
    Ülema-i muhakkikîn: Konuları derinlemesine inceleyen araştırmacı islam dini alimleri.
    Münazara: Kurallarına uygun yapılan münakaşa, tartışma.
    Mes'ele-i akaid-i Kelâmiye: İslâm dininin temel kurallarını bulma ve ispat etme ile uğraşan ilmin inanç kuralları konusu.
    Risale-i Nur: Bediüzzaman Said Nursinin (ra) Kur'anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim.
    Tedkik-i ilmî: İlmî araştırma.
    Kader: Herşeyin Allah'ın (cc) sonsuz ilmiyle belirlenmesi, bütün varlıkların ve olayların bütün ayrıntılarıyla Allah'ın (cc) sonsuz ilmiyle önceden belirlemesi.
    Cüz'-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Âdil-i Hakîm: Hikmet ve adalet sahibi olan Allah (cc).
    İkab: Eziyet, ceza, şiddetli azab.

  2. #2
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    İkincisi: Bizzarure herkes kendisinde bir ihtiyar hisseder. O ihtiyarın vücudunu vicdanen bilir. Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler var; vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul... İşte şu cüz'-i ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Herşey, malûmatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delalet etmez.

    Üçüncüsü: Cüz'-i ihtiyarî, kadere münafî değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder. Çünki kader, ilm-i İlahînin bir nev'idir. İlm-i İlahî, ihtiyarımıza taalluk etmiş. Öyle ise, ihtiyarı teyid ediyor, ibtal etmiyor.


    Bizzarure: Zorunlu olarak, ister istemez.
    Vicdanen: Vicdan olarak, vicdan bakımından.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Bedihî: Açık, belli.
    Malûmat: Bilinenler, bilgiler.
    Münhasır: Mahsus, sınırlı, ait.
    Adem-i ilm: İlimsizlik, bilgisizlik, bilmemek.
    Cüz'-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
    Adem: Yokluk, hiçlik.
    Münafî: Zıt, ters, aykırı.
    İlm-i İlahî: Allah'ın (cc) ilmi.
    Taalluk: Alakalı olma, ilgili olma, ilgilenme.

  3. #3
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Dördüncüsü: Kader, ilim nev'indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani nasıl olacak, öyle taalluk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil. Yani ilim desâtiri; malûmu, haricî vücud noktasında idare etmek için esas değil. Çünki malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder.

    Hem ezel; mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel; mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona ezel deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertib ile girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir.

    Şu sırrın keşfi için şu misale bak: Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farzedilse; o âyine yalnız mukabilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertib ile tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukabil dairesi genişlenir. Gitgide, bütün iki taraf mesafeyi birden bir anda tutar. İşte şu âyine şu vaziyette onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez.

    İşte kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadîsin tabiriyle "Manzar-ı a'lâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı a'lâdadır." Biz ve muhakematımız, onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun.


    Malûm: Bilinen, belli olan.
    Desâtir: Düsturlar, kaideler.
    Vücud-u haricî: Haricî vücud, yaratılmış varlık.
    İstinad: Dayanma.
    Silsile: Zincir, dizi, ardarda gelenlerin oluşturduğu sıra.
    Âyine-misal: Ayna gibi.
    Tahayyül: Hayale getirmek, hayalde canlandırmak.
    Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş zaman.
    Tevehhüm: Evhamlanma, kuruntuya kapılma.
    Muhakeme: Düşünce, akıl yürütme, değerlendirme. *Sorgulama, yargılama.
    Mukabil: Krşılık.
    İrtisamında: Görüntüsünde, resminin çıkmasında.
    Hâlât: Haller, durumlar.
    Mukaddem: Evvel, önce.
    Muahhar: Sonraya bırakılmış.
    İlm-i ezelî: Ezeli ilim, Allah'ın (cc) sonsuz ilmi.
    Manzar-ı a'lâ: En yüksek bakış yeri, en yüksek görüş noktası.
    İhata: Kuşatma, içine alma.
    Makam-ı a'lâ: En yüksek makam.
    Muhakemat: Düşünceler, zihinde yapılan değerlendirmeler.

  4. #4
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Beşincisi: Kader, sebeble müsebbebe bir taalluku var. Yani, şu müsebbeb, şu sebeble vukua gelecek. Öyle ise denilmesin ki: "Madem filan adamın ölmesi, filan vakitte mukadderdir. Cüz'-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var, atmasaydı yine ölecekti?"

    Sual: Niçin denilmesin?

    Elcevab: Çünki kader, onun ölmesini onun tüfeğiyle tayin etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farzetsen, o vakit kaderin adem-i taallukunu farzediyorsun. O vakit ölmesini ne ile hükmedeceksin? Ya Cebrî gibi sebebe ayrı, müsebbebe ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mu'tezile gibi kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet ve Cemaati bırakıp fırka-i dâlleye girersin. Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: "Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul." Cebrî der: "Atmasaydı yine ölecekti." Mu'tezile der: "Atmasaydı ölmeyecekti."


    Müsebbeb: Netice, sebebe bağlı olan, sebepten ortaya çıkan.
    Taalluk: Alakalı olma, ilgili olma, ilgilenme.
    Adem-i taalluk: İlgisi ve bağı bulunmama.
    Cebrî: Cebriye Mezhebinden olan.
    Mu'tezile: Akla güvenerek ve "kul kendi işlerinin yaratıcısıdır" diyerek hak mezheplerden ayrılan bir gurup.
    Ehl-i Sünnet ve Cemaat: İnanç ve yaşayışın bütün yönleriyle Kur'an ve sünnet yolundan gidenler.
    Fırka-i dâlle: Doğru yoldan sapmış topluluk.
    Ehl-i hak: İman, islâm ve Kur'anın gerçek ve doğru yolunda olanlar.

  5. #5
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Altıncısı: {(Haşiye): Gayet müdakkik âlimlere mahsus bir hakikattır.}Cüz'-i ihtiyarînin üss-ül esası olan meyelan, Matüridîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş'arî, ona mevcud nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Fakat o meyelandaki tasarruf, Eş'ariyece bir emr-i itibarîdir. Öyle ise o meyelan, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tâmme istemez ki; illet-i tâmme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı ref'etsin. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüchaniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir. Öyle ise o anda onu terkedebilir. Kur'an ona o anda diyebilir ki: "Şu şerdir, yapma."

    Evet eğer abd hâlık-ı ef'ali bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref' olurdu. Çünki ilm-i usûl ve hikmette ﻣَﺎ ﻟَﻢْ ﻳَﺠِﺐْ ﻟَﻢْ ﻳُﻮﺟَﺪْ kaidesince mukarrerdir ki: "Bir şey vâcib olmazsa, vücuda gelmez." Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise; ma'lulü, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz.

    Eğer desen: Tercih bilâ müreccih muhaldir. Halbuki, o emr-i itibarî dediğimiz kesb-i insanî; bazan yapmak ve bazan yapmamak; eğer mûcib bir müreccih bulunmazsa tercih bilâ müreccih lâzım gelir. Şu ise, usûl-ü kelâmiyenin en mühim bir esasını hedmeder?

    Elcevab: Tereccuh bilâ müreccih muhaldir. Yani: Müreccihsiz, sebebsiz rüchaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vaki'dir. İrade bir sıfattır; onun şe'ni, böyle bir işi görmektir.

    Eğer desen: Madem katli halkeden Hak'tır. Niçin bana kàtil denilir?

    Elcevab: Çünki İlm-i Sarf kaidesince ism-i fâil, bir emr-i nisbî olan masdardan müştaktır. Yoksa bir emr-i sabit olan hasıl-ı bilmasdardan inşikak etmez. Masdar kesbimizdir, kàtil ünvanını da biz alırız. Hasıl-ı bilmasdar, Hakk'ın mahlukudur. Mes'uliyeti işmam eden birşey, hasıl-ı bilmasdardan müştak kılınmaz.


    Müdakkik: Tetkik eden, inceleyen, dikkatle araştıran.
    Cüz'-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
    Üss-ül esas: Esasın esası, en önemli ve sağlam temel, asıl temel.
    Meyelan: Meyil gösterme, yönelmek, istek, eğilim.
    Matüridîce: İtikatta (inançta) iki hak mezhepten biri olan matüridi mezhebince.
    Emr-i itibarî: Gerçekleşmiş olarak varlığı olmayıp düşünce durumunda varlığı bulunan iş.
    Eş'ariyece: Eş'arî mezhebi veya o mezhepte olana göre.
    Emr-i nisbî: Kıyaslama ile ilgili iş, karşılaştırma ile düşünce ve anlayışta ortaya çıkan ve gerçekleşmiş varlığı olmayan olay.
    Vücud-u haricî: Haricî vücud, yaratılmış varlık.
    İllet-i tâmme: Tam illet, bir şeyin meydana gelebilmesi için yeter sebep.
    Ref': Kaldırma, geçersiz bırakma.
    Rüchaniyet: Üstünlük, üstün oluş.
    Sübut: Sabitleşme, kesin olarak ortaya çıkma, kesinleşme.
    Hâlık-ı ef'al: Fiillerin halikı, iş ve hareketlerin yaratıcısı.
    İlm-i usûl: Delillerden nasıl sonuç çıkarılacağını öğreten ilim.
    Mukarrer: Kesinlik kazanmış, kesin ve şüphesiz kabul edilmiş.
    Ma'lul: İlletli, hasta, sakat, kötürüm.
    Bizzarure: Zorunlu olarak, ister istemez.
    Bilvücub: Mecburiyetle, zorunlu olarak.
    Müreccih: Tercih eden, üstün tutan.
    Muhal: İmkansız, mümkün olmayan, olamaz.
    Emr-i itibarî: Gerçekleşmiş olarak varlığı olmayıp düşünce durumunda varlığı bulunan iş.
    Kesb-i insanî: İnsandaki bir işi gerçekleştirme isteği ve niyeti.
    Mûcib: İcab eden, lazım gelen.
    Usûl-ü kelâmiye: İslam dinindeki inanç konusunu ele alan ilmin temel kuralları.
    Rüchaniyet: Üstünlük, üstün oluş.
    İlm-i Sarf: Sarf ilmi, dilbilgisi, Arapçada kelimelerin değişmesi çekimi ve türemesini inceleyen ilim (morfoloji).
    İsm-i fâil: İşi yapanı gösteren isim (özne).
    Emr-i sabit: Olmuş iş, gerçekleşmiş olay.
    Hasıl-ı bilmasdar: Masdardan meydana gelen sonuç, yapılan işe bağlı olarak ortaya çıkan sonuç.
    İnşikak: Yarılma, çatlama, ikiye ayrılma.

  6. #6
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.933

    Standart

    güncel

  7. #7
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani 'Her şey, Cenab-ı Hakk’ın takdiriyledir.' Sözler

  8. #8
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    En yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor. Evet nasıl katreler, buluttan haber verir; reşhalar, su menbaını gösterir; senetler, cüzdanlar, bir defter-i kebirin vücuduna işaret ederler. Öyle de şu meşhudumuz olan, zîhayatlardaki intizam-ı maddî olan bedihî kader ve intizam-ı manevî ve hayatî olan nazarî kaderin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekirdekler, suretler, şekiller; bilbedahe “Kitab-ı Mübin” denilen irade ve evamir-i tekviniyenin defterini ve “İmam-ı Mübin” denilen ilm-i İlahînin bir divanı olan Levh-i Mahfuz’u gösterir. Sözler

  9. #9
    Pürheves duaşart2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2018
    Mesajlar
    192

    Standart

    Kader, ilim nevindendir. İlim, malûma tabidir. Yani nasıl olacak, öyle taalluk ediyor. Said Nursi

  10. #10
    Vefakar Üye *ERCAN* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2019
    Mesajlar
    360

    Standart

    Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret o maânî kitabını, o mistar üstünde yazar. Sözler

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 26. Söz / Birinci mebhas
    By *AHMET* in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 21.10.19, 10:40
  2. 23.Söz 2 Mebhas 2 Nükte
    By elifnuray in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.12.09, 15:04
  3. 23.Söz 2.Mebhas 2.Nükte.
    By beylikdüzü73 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 26.10.08, 18:09
  4. 23. Söz İkinci Mebhas 1. Nükte
    By muhayrık in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 07.10.08, 13:30
  5. Yirmi İkinci Sözün, İkinci Makamı
    By sliha87 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.08.06, 19:42

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0