+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: 26. Söz / Birinci mebhas

  1. #1
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart 26. Söz / Birinci mebhas

    Kader ve cüz'-i ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüz'lerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani mü'min herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenab-ı Hakk'a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için "Cüz'-i ihtiyarî" önüne çıkıyor. Ona "Mes'ul ve mükellefsin" der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemalât ile mağrur olmamak için, "Kader" karşısına geliyor. Der: "Haddini bil, yapan sen değilsin."

    Cüz'-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
    Mes'ele-i mühimme: Mühim mesele, önemli konu.
    Mebhas: Bölüm, kısım.
    Hâlî: Boş, ıssız, tenha.
    Vicdanî: Vicdana ait, vicdanla ilgili.
    Sudûr: Çıkma, meydana gelme, kaynaklanma.
    Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, üstünlükler.



    Evet kader, cüz'-i ihtiyarî; iman ve İslâmiyetin nihayet meratibinde.. kader, nefsi gururdan ve cüz'-i ihtiyarî, adem-i mes'uliyetten kurtarmak içindir ki, mesail-i imaniyeye girmişler. Yoksa mütemerrid nüfus-u emmarenin işledikleri seyyiatının mes'uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara in'am olunan mehasinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz'-i ihtiyarîye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz'-i ihtiyariyeye zıd bir harekete sebebiyet veren ilmî mes'eleler değildir.

    Meratib: Mertebeler, dereceler.
    Adem-i mes'uliyet: Mesuliyetsizlik, sorumsuzluk, sorumlu olmama.
    Mesail-i imaniye: İmana ait meseleler, imanla ilgili konular.
    Mütemerrid: İnat eden, inatçı, dikkafalılık eden.
    Nüfus-u emmare: Emmare nefisler, kötü ve çirkin duygular ve arzular.
    Seyyiat: Günahlar, kötülükler, suçlar.
    İn'am: Nimetlendirme.
    Mehasin: İyilikler, güzellikler, iyi ahlaklar.
    İstinad: Dayanma.
    Sırr-ı kader: Allah'ın (cc) herşeyi sonsuz ilmiyle önceden belirlemesindeki derin mana ve gizli gerçek.
    Hikmet-i cüz'-i ihtiyariye: Cüz-i ihtiyarinin hikmeti, insanın iradesinin gayesi.

  2. #2
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Evet, manen terakki etmeyen avam içinde kaderin cây-ı istimali var. Fakat o da maziyat ve mesaibdedir ki, ye'sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa maasi ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atalete sebeb olsun. Demek kader mes'elesi, teklif ve mes'uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş. Cüz'-i ihtiyarî, seyyiata merci' olmak içindir ki, akideye dâhil olmuş. Yoksa mehasine masdar olarak tefer'un etmek için değildir.

    Terakki: İlerleme, yükselme, yükseliş.
    Avam: Halktan olan. Fakirler sınıfından olan. Cahil tabakadan olan.
    Cây-ı istimal: Kullanış yeri.
    Maziyat: Geçmiş zamanlar, geçmiştekiler.
    Mesaib: Musibetler, felaketler, belalar.
    Ye's: Ümitsizlik.
    Maasi: Günahlar.
    İstikbaliyat: Gelecekler, gelecek zamanlar.
    Sefahet: Günah olan zevk ve eğlencelere düşkünlük.
    Atalet: Tembellik, işsizlik, boş durma.
    Fahr: Övünme, şeref duyma.
    Cüz'-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
    Merci': Merkez. Kaynak. Baş vurulacak yer.
    Mehasin: İyilikler, güzellikler, iyi ahlaklar.
    Tefer'un: Firavunlaşmak, çok fazla kibirlenmek ve büyüklenmek.

  3. #3
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Evet Kur'anın dediği gibi, insan seyyiatından tamamen mes'uldür. Çünki seyyiatı isteyen odur. Seyyiat tahribat nev'inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir. Müdhiş bir cezaya kesb-i istihkak eder. Bir kibrit ile bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünki hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlahiye ve icad eden kudret-i Rabbaniyedir. Sual ve cevab, dâî ve sebeb, ikisi de Hak'tandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahib olur.

    Seyyiat: Günahlar, kötülükler, suçlar.
    Tahribat: Tahripler, yıkımlar, bozmalar.
    Seyyie: Günah, kötülük.
    Kesb-i istihkak: Hak kazanma.
    Hasenat: Güzellikler, iyilikler. İyi ameller.
    İktiza: Gerekme, lazım gelme.
    Rahmet-i İlahiye: İlahî rahmet, Allah'ın (cc) merhameti.
    Kudret-i Rabbaniye: Herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın (cc) gücü.
    Dâî: Davet eden, sebep olan. *Dua eden.


    Fakat seyyiatı isteyen, nefs-i insaniyedir (ya istidad ile, ya ihtiyar ile). Nasılki beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiatı, çok mesalihi tazammun eden bir kanun-u İlahî ile icad eden yine Hak'tır. Demek sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker. Hakk'a ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır.

    Nefs-i insaniye: İnsanlığın nefsi, insanlıktaki, nefis.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Taaffün: Çürüyüp kokuşma.
    Mesalih: Maslahatlar, faydalar. İşler.
    Tazammun: İçine almak.
    Kanun-u İlahî: İlahî kanun, Allah'ın (cc) kanunu.
    Sebebiyet: Sebeplik, sebep olma.

  4. #4
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    İşte şu sırdandır ki: Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasılki pekçok mesalihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tenbel bir adam diyemez: "Yağmur rahmet değil." Evet halk ve icadda bir şerr-i cüz'î ile beraber hayr-ı kesîr vardır. Bir şerr-i cüz'î için hayr-ı kesîri terketmek, şerr-i kesîr olur. Onun için o şerr-i cüz'î, hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlahîde şer ve çirkinlik yoktur. Belki, abdin kesbine ve istidadına aittir.

    Kesb-i şer: Kötülüğü kazanmak, kötülüğü elde etmek için yönelmek.
    Halk-ı şer: Kötülük ve fenalıkların yaratılması.
    Şerr-i cüz'î: Cüz'î şer, az ve küçük kötülük.
    Hayr-ı kesîr: Çok hayır, çok iyilik.
    Şerr-i kesîr: Çok kötülük.
    İcad-ı İlahî: Allah'ın (cc) icad etmesi, Allah'ın (cc) yaratması.
    Kesb: Kazanma, edinme, işi gerçekleştirmek için yönelme.


    Hem nasıl kader-i İlahî, netice ve meyveler itibariyle şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de: İllet ve sebeb itibariyle dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünki kader, hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zahirî gördükleri illetlere, hükümlerini bina eder; kaderin aynı adaletinde zulme düşerler. Meselâ: Hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte kader-i İlahî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlahînin adaleti ve insan kesbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek kader ve icad-ı İlahî; mebde' ve münteha, asıl ve fer', illet ve neticeler itibariyle şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir.

    Kader-i İlahî: Allah'ın (cc) takdiri, Allah'ın (cc) herşeyi sonsuz ilmiyle belirlemesi.
    Münezzeh: Temiz, pak, arınmış.
    Kubuh: Kubh, çirkinlik, kötülük.
    Zahirî: Görünüşte olan, görünen, dış görünüşle ilgili.
    Sirkat: Hırsızlık.
    Sârık: Hırsız.
    Şey-i vâhid: Tek şey, tek nesne.
    Mebde': Başlangıç, baş taraf. *Kök, temel, kaynak.
    Münteha: Son, sonuç.
    Fer': Şube, kol. İkinci derecede olan. Dal budak.

  5. #5
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Eğer denilse: "Madem cüz'-i ihtiyarînin icada kabiliyeti yok. Bir emr-i itibarî hükmünde olan kesbden başka insanın elinde birşey bulunmuyor. Nasıl oluyor ki, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'da, Hâlık-ı Semavat ve Arz'a karşı, insana âsi ve düşman vaziyeti verilmiş. Hâlık-ı Arz ve Semavat, ondan azîm şikayetler ediyor. O âsi insana karşı abd-i mü'mine yardım için kendini ve melaikesini tahşid ediyor. Ona azîm bir ehemmiyet veriyor."

    Emr-i itibarî: Aslında olmadığı halde var olduğu kabul edilen emir, iş.
    Kesb: Kazanma, edinme, işi gerçekleştirmek için yönelme.
    Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan: Anlatma tarzı mucize olan Kur'an.
    Hâlık-ı Semavat: Göklerin yaratıcısı.
    Azîm: Büyük, yüce.
    Abd-i mü'min: İmanlı kul, inançlı kul.
    Melaike: Melekler.
    Tahşid: Yığma. Toplama. Biriktirme.


    Elcevab: Çünki küfür ve isyan ve seyyie, tahribdir, ademdir. Halbuki azîm tahribat ve hadsiz ademler, bir tek emr-i itibarîye ve ademîye terettüb edebilir. Nasılki bir azîm sefinenin dümencisi, vazifesinin adem-i îfasıyla, sefine gark olup bütün hademelerin netice-i sa'yleri ibtal olur. Bütün o tahribat, bir ademe terettüb ediyor. Öyle de: Küfür ve masiyet, adem ve tahrib nev'inden olduğu için, cüz'-i ihtiyarî bir emr-i itibarî ile onları tahrik edip müdhiş netaice sebebiyet verebilir. Zira küfür, çendan bir seyyiedir. Fakat, bütün kâinatı kıymetsizlikle ve abesiyetle tahkir ve delail-i vahdaniyeti gösteren bütün mevcudatı tekzib ve bütün tecelliyat-ı esmayı tezyif olduğundan, bütün kâinat ve mevcudat ve esma-i İlahiye namına Cenab-ı Hak kâfirden şedid şikayet ve dehşetli tehdidat etmek; ayn-ı hikmettir ve ebedî azab vermek, ayn-ı adalettir.

    Seyyie: Günah, kötülük.
    Adem: Yokluk, hiçlik.
    Tahribat: Tahripler, yıkımlar, bozmalar.
    Ademî: Yokluğa ait, hiçlikle ilgili.
    Sefine: Gemi.
    Netice-i sa'yleri: Çalışmalarının sonucu.
    Masiyet: Günah, isyan, emre karşı gelme.
    Netaic: Neticeler, sonuçlar.
    Çendan: Gerçi, her ne kadar.
    Abesiyet: Faydasızlık ve gayesizlik.
    Tahkir: Hor görmek, küçük görmek, küçümsemek.
    Delail-i vahdaniyet: Birliğin delilleri, Allah'ın (cc) kainattaki birliğinin delilleri.
    Tekzib: Yalanlamak.
    Tecelliyat-ı esma: Allah'ın (cc) isimlerinin kendilerini eserleriyle belli edip göstermesi.
    Tezyif: Küçük düşürme, küçümseme.
    Esma-i İlahiye: Allah'a (cc) ait isimler.
    Tehdidat: Tehditler, korkutmalar.
    Ayn-ı hikmet: Gayeler ve faydalar gözetmenin ta kendisi.
    Ayn-ı adalet: Adaletin ta kendisi, tam adalet.


    Madem insan, küfür ve isyanla tahribat tarafına gidiyor. Az bir hizmetle pek çok işleri yapar. Onun için ehl-i iman, onlara karşı Cenab-ı Hakk'ın inayet-i azîmine muhtaçtır. Çünki on kuvvetli adam, bir evin muhafazasını ve tamiratını deruhde etse, haylaz bir çocuğun o haneye ateş vermeğe çalışmasına karşı, o çocuğun velisine, belki padişahına müracaata, yalvarmağa mecbur olması gibi; mü'minlerin de, böyle edebsiz ehl-i isyana karşı dayanmak için Cenab-ı Hakk'ın çok inayatına muhtaçtırlar.


    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    İnayet-i azîm: Büyük iyilik ve yardım.
    Deruhde: Üstlenme.
    Ehl-i isyan: İsyan edenler.
    İnayat: İnayetler, iyilikler, lütuflar, yardımlar.

  6. #6
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Elhasıl: Eğer kader ve cüz'-i ihtiyarîden bahseden adam, ehl-i huzur ve kemal-i iman sahibi ise, kâinatı ve nefsini Cenab-ı Hakk'a verir, onun tasarrufunda bilir. O vakit hakkı var, kaderden ve cüz'-i ihtiyarîden bahsetsin. Çünki madem nefsini ve herşeyi Cenab-ı Hak'tan bilir, o vakit cüz'-i ihtiyarîye istinad ederek mes'uliyeti deruhde eder. Seyyiata merciiyeti kabul edip, Rabbini takdis eder. Daire-i ubudiyette kalıp, teklif-i İlahiyeyi zimmetine alır. Hem kendinden sudûr eden kemalât ve hasenat ile gururlanmamak için kadere bakar, fahr yerine şükreder. Başına gelen musibetlerde kaderi görür, sabreder.

    Ehl-i huzur: Allah'ın (cc) manevî yakınlığını kazanan ve Allah'ın (cc) sürekli gözetimi altında olduğunu unutmayanlar.
    Kemal-i iman: Tam iman, mükemmel ve eksiksiz iman.
    Tasarrufunda: İdaresinde, yönetiminde.
    Cüz'-i ihtiyarî: Serbest ve hür hareket edebilme yeteneği.
    Merciiyet: Mercilik, başvuru yeri olma.
    Daire-i ubudiyet: Ubudiyet dairesi, kulluk sahası.
    Sudûr: Çıkma, meydana gelme, kaynaklanma.
    Hasenat: İyilikler, sevaplar.
    Fahr: Övünme.


    Eğer kader ve cüz'-i ihtiyarîden bahseden adam, ehl-i gaflet ise; o vakit kaderden ve cüz'-i ihtiyarîden bahse hakkı yoktur. Çünki nefs-i emmaresi, gaflet veya dalalet saikasıyla kâinatı esbaba verip, Allah'ın malını onlara taksim eder, kendini de kendine temlik eder. Fiilini kendine ve esbaba verir. Mes'uliyeti ve kusuru kadere havale eder. O vakit, nihayette Cenab-ı Hakk'a verilecek olan cüz'-i ihtiyarî ve en nihayette medar-ı nazar olacak olan kader bahsi manasızdır. Yalnız, bütün bütün onların hikmetine zıd ve mes'uliyetten kurtulmak için bir desise-i nefsiyedir.

    Ehl-i gaflet: Gafiller, Allah'a (cc) ve ahirete inandıkları halde ilgisiz kalanlar.
    Nefs-i emmare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    Esbab: Sebepler.
    Temlik: Mal sahibi etmek, mülk olarak vermek, sahiplendirmek.
    Medar-ı nazar: Bakmaya sebep, bakıp değer vermeye göz önünde bulundurmaya sebep.
    Desise-i nefsiye: İnsandaki kötü zevklerin ve isteklerin hile ve aldatması.

  7. #7
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    "Evet, kader, cüz-ü ihtiyarî, iman ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imaniyeye girmişler." cümlesini izah eder misiniz? Yazar: Sorularla Risale, 10-4-2009


    “Kader, nefsi gururdan ve cüz’-i ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesail-i imaniyeye girmişler.”(1)


    Bu cümlede iki ayrı hakikat birlikte sunuluyor: Birisi, “Kader, nefsi gururdan kurtarır.” Diğeri,“İnsan cüz’i irade ile, sorumluluğu üzerine alır ve günahlarının cezasını çekmeyi hak eder.”

    Dünya işlerindeki başarılarımız gibi ibadetlerimiz de birer İlâhî lütuftur. Bunlarda da bizim hissemiz çok azdır. Mesela, namazı Allah emretmiş, nasıl kılınacağını Allah Resulü (asm) öğretmiştir. Dünyayı döndürmekle namaz vakitlerimizi getiren O olduğu gibi, namazda okuduğumuz âyetleri de O inzâl buyurmuştur. İnsana, sadece “namaz kılmaya yahut kılmamaya karar vermek” kalır.

    O halde insan, yaptığı ibadet ile övünemez, ancak bu şerefe mazhar olduğu için Rabb’ine şükreder.


    “Manen terakki etmeyen avam içinde kaderin cây-ı istimali var. Fakat o da maziyat ve mesaibdedir ki, ye’sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa maasi ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atalete sebeb olsun.”(2)


    Manen terakki eden ermiş insanlar, evliya ve asfiya, lütufla kahır arasında fark görmezler; Allah’ın her türlü takdirine karşı tam bir teslimiyet ve rıza içindedirler. Bu özel bir durumdur. Bediüzzaman, geniş halk kitlelerine, musibetlerde ve maziye gömülmüş olaylarda kaderi hatırlamalarını tavsiye eder ve bunun faydasını da ümitsizliğe düşmemek ve gereksiz yere üzülmemek şeklinde belirler.

    Mazide
    kaçırdığı fırsatlar için bir ömür boyu üzülüp dövünmenin insana hiç faydası yoktur, ama zararı kesindir. Böyle bir insan, maziyi kadere havale etmeli, “Bunda da bir hayır vardır” diyerek hayatını çileden, azaptan kurtarmalıdır.

    İstikbâle gelince,
    insan, kaderinin ne olduğunu bilmediğine göre, cüz’i iradesini kullanmak mecburiyetindedir. Üzerine düşen görevi yaptıktan sonra, tevekkül yoluna girebilir. Yoksa tembelce oturamaz.


    (1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz
    (2) bk. a.g.e.


  8. #8
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Kaderin, imanın şartlarından olmadığını iddia edenler, Amene'r-Resulü'de geçmemesini delil olarak gösteriyorlar; bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Yazar: Sorularla Risale, 18-2-2010

    Kader konusunda o kadar çok ayet ve hadis var ki!.. Bunlardan bazılarını aşağıya alıyoruz:

    "Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Her şeyi Biz belirli bir miktarla indiririz." (Hicr Sûresi, 15/21).

    "Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır." (Yâsin Sûresi, 36/12)

    "Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır."(En'âm Sûresi, 6/59).

    "Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz." (Al’i İmran, 3/145)

    "Sizi çamurdan yaratan sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel O'nun katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz." (Enam, 6/2)

    "Her ümmet için bir ecel vardır Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler)." (A’raf, 7/34)

    "De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez O bizim mevlamızdır Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe, 9/51)

    "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Hud, 11/6)

    "Allah, dilediği hükmü iptal eder, dilediğini sabit bırakır. Ana kitap O’nun yanındadır." (Ra’d, 13/39)

    Hiçbir sûrette değişmeyecek olan ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır. Değişecek ve değişmeyecek olan her şey orada kayıtlıdır. Bundan ötürü, şeriatlar arasında, hatta aynı kitapta dinin temel ilkelerinden olmayan bazı fer’i hükümlerin neshedilmesi, bedâ mânasına gelmez, yani Allahuteâla'nın önce bilmediği bir şeyin sonradan farkına varması anlamına gelmez. Tekvin ve teşrîde mahv ve isbat (iptal ve ibka) cereyan ettiği halde, ana kitaptaki hüküm değişmez.

    "Hiç şüphesiz, Biz her şeyi kader ile yarattık. Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük büyük herşey satır satır (yazılı)dır." (Kamer Suresi, 54/49, 52 ve 53)

    "Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir." (Ahzap Suresi, 33/38)

    "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Hud Suresi, 11/6)

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den Hz.Ömer (r.a.)'ın rivayet ettiği, Cibril hadisi diye bilinen hadis-i şerifte, iman, İslâm ve ihsanın ne olduğunu Cebrail’e anlatırken iman konusunda şu ifadeyi kullanmıştır:

    "İman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmaktır."
    (Müslim/İman),

    Ebu hüreyre (ra) den rivayet olunmuştur: Bir gün biz kader hakkında konuşuyorken peygamber çıkageldi. Bize kızdı. Kızgınlığından yüzü kızardı. Hatta nar gibi kızardı. Ve dedi ki: "Siz bununla mı emrolundunuz? Veya ben bunun için mi peygamber olarak gönderildim? Şunu biliniz ki sizden önceki ümmetler bu tür tartışmalara başladıkları zaman helak olmuşlardır. Böyle tartışmalara girmemelisiniz." (Tirmizî, Kader, l.)

    Peygamberimiz (asv)'in ashabını ve bizi uğraşmaktan alıkoyduğu kader, insanın iradesi ve gücü dışında meydana gelen olay ve durumlara bağlı olan kaderidir. İnsanın iradesi ve gücü ile hareketlere bağlı olan kaderi ile ilgili İslâm Akaid âlimleri büyük çalışmalar yapmışlar ve eserler vermişlerdir.

    Ali (ra) dan: Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur:

    “ Bir kul şu dört şeye inanmadıkça iman etmiş olamaz. 1. Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın göndermiş olduğu hak rasulü olduğuma 2. Ölüme 3. Öldükten sonra dirilmeye 4. Kadere.” (
    Tirmizi, Kader, 10.)

    Sa’d (ra) dan: Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kazasına kulun rıza göstermesi âdemoğlunun mutluluğundandır. Allah’tan hayır istemeyi terk etmesi ve Allah’ın kendisi ile ilgili olarak hükmettiği şeye kızması insanoğlunun şakiliğindendir.” (Tirmizi, Kader, 15.)

    "Kader ve cüz-ü ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani, mü'min, herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için, cüz-ü ihtiyarî önüne çıkıyor; ona "Mes'ul ve mükellefsin" der. Sonra, ondan sudur eden iyilikler ve kemâlâtla mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: "Haddini bil, yapan sen değilsin."(1)Bütün bu ayet ve hadislerden sonra, "kader imanın rükünleri içinde yok" demek gerçekten hamakattan başka bir şey değildir. Kaderin iman rükünlerinden olduğunu bütün ehlisünnet alimleri ittifak ile kabul etmişler. Bunun haricinde birkaç müfsit ve bidat ehlinin sözleri bir değer taşımaz.

    (1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.


  9. #9
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin. - Mesnevî-i Nuriye

  10. #10
    Ehil Üye *AHMET* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2016
    Mesajlar
    3.440

    Standart

    Kader, ilmin bir nevidir ki, herşeyin manevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir mikdar tayin eder. Ve o mikdar-ı kaderî, o şey’in vücuduna bir plân, bir model hükmüne geçer. Lem'alar

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 23.Söz 2 Mebhas 2 Nükte
    By elifnuray in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.12.09, 15:04
  2. 21. Söz Birinci Makam ve Birinci ile İkinci İkazı Açabilirmisiniz
    By pırlanta in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 27.02.09, 09:08
  3. 23.Söz 2.Mebhas 2.Nükte.
    By beylikdüzü73 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 26.10.08, 18:09
  4. 23. Söz İkinci Mebhas 1. Nükte
    By muhayrık in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 07.10.08, 13:30
  5. Yirmi Ikinci Soz/Birinci Makam/Birinci Burhan
    By yakaza in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.09.08, 13:34

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0