+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8
Like Tree14Beğeni
  • 2 tarafından CEVELAN
  • 2 tarafından CEVELAN
  • 2 tarafından CEVELAN
  • 2 tarafından CEVELAN
  • 2 tarafından CEVELAN
  • 2 tarafından CEVELAN
  • 2 tarafından CEVELAN

Konu: âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.

  1. #1
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.

    Kat'iyyen bil ki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cinn ü insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
    Kat'iyyen: Kesinlikle.
    Hilkat: Yaratılış.
    İman-ı billah: Allah’a(cc) inanmak.
    İnsaniyet: İnsanlık.
    Âlî: Büyük, yüksek, yüce, üstün, şerefli.
    Marifetullah: Allah’ı(cc) isim ve sıfatlarıyla bilme ve tanıma.
    Muhabbetullah: Allah(cc) sevgisi.
    Ruh-u beşer: İnsan ruhu.
    Sürur: Sevinç, neşe.
    Kalb-i insan: İnsan Kalbi
    Safi: Temiz, duru.
    Lezzet-i ruhaniye: Ruhla ilgili zevk.


    Evet bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakk'ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen; nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten mübtela olur.
    Bilkuvve: Daha fiile geçmemiş, düşünce olarak.
    Bilfiil: Fiilen, uygulamada, kendi çalışması ile.
    Mazhar: Sahip olma, ulaşma, erişme.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    Şekavet: Her türlü kötülükler içinde olma, bela ve sıkıntılara düşme.
    Âlâm: Acılar.
    Evham: Kuruntular, olmayanı var zannetme.
    Manen: Manaca, manevi olarak.
    Maddeten: Madde olarak.


    Evet şu perişan dünyada, âvâre nev'-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev'-i beşer içinde, bu perişan fâni dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.
    Âvâre: Başıboş, boş gezen, işsiz güçsüz.
    Nev'-i beşer: İnsan türü, insan cinsi, insanlar.
    Semere: Netice, sonuç.
    Hâmî: Koruyucu, koruyan.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Mâlik: Sahip, mal sahibi.
    Bîçare: Çaresiz.
    Sergerdan: Başı dönmüş, şaşkın.
    İltica: Sığınma.
    Kudret: Güç.
    İstinad: Dayanma.
    Vahşetgâh: Kokutucu ıssız yer.
    Tenezzühgâh: Gezinti yeri.
    Ticaretgâh: Alışveriş yeri.

    Asa-yı Musa / Hüccetullah-il Baliğa Risalesi …
    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  2. #2
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    BİRİNCİ KELİME:
    ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّ ﺍﻟﻠَّﻪُ da şöyle bir müjde var ki: Hadsiz hacata mübtela, nihayetsiz a'danın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hacatını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a'dasının şerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mabudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, Mâliki kim olduğunu irae eder. Ve o irae ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.

    Hacat: İhtiyaçlar.
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    A'da: Düşmanlar.
    Ruh-u insanî: İnsana ait ruh.
    Nokta-i istimdad: Yardım isteme noktası(yeri), yardım istenecek yer.
    Nokta-i istinad: Dayanma noktası, dayanılacak yer.
    Şerr: Kötülük fena.
    Kudret-i mutlaka: Sınırsız ve sonsuz kudret(güç).
    Mabud: İbadet edilen, kulluk yapılan (Allah(cc)).
    Hâlık: Yaratıcı Allah(cc), yoktan en güzel şekilde yaratan Allah.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi.
    Vahşet-i mutlaka: Tam vahşilik, sonsuz yalnızlık ve korku ve ürkeklik.
    Hüzn-ü elîm: Acı veren üzüntü ve sıkıntı.
    Ebedî: Sonsuz, sonsuzlukla ilgili.
    Sürur: Sevinç, neşe.


    Asa-yı Musa

    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  3. #3
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    İKİNCİ KELİME
    ﻭَﺣْﺪَﻩُ Şu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki:

    Kâinatın ekser enva'ıyla alâkadar ve o alâkadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-u beşer ve kalb-i insan
    ﻭَﺣْﺪَﻩُ kelimesinde bir melce', bir halaskâr bulur ki; onu bütün o keşmekeşten, o perişaniyetten kurtarır. Yani, ﻭَﺣْﺪَﻩُ manen der: "Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun."

    Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
    Ekser: Çoğunluk, çoğu.
    Enva': Nevler, türler, çeşitler.
    Alâkadar: Alakalı, ilgili.
    Keşmekeş: Karmakarışık, karışıklık.
    Ruh-u beşer: İnsan ruhu.
    Melce': Sığınılacak yer, sığınak, kurtulacak yer.
    Halaskâr: Kurtarıcı.
    Perişaniyet: Perişanlık.
    Manen: Manaca, mana bakımından, manevi olarak.
    Tezellül: Alçalmak, kendini alçak tutmak, aşağı düşme, küçülme.
    Minnet: İyilik karşısında duyulan memnunluk duygusu, iyiliğe karşı duyulan şükür hissi.
    Sultan-ı Kâinat: Kâinatın sultanı, kâinatın padişahı, kâinatın idarecisi
    Matlub: İstenen, istenilen.

    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  4. #4
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    ÜÇÜNCÜ KELİME
    ﻻ َ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ Yani: Nasılki uluhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; "Allah" bir olur, müteaddid olamaz. Öyle de; rububiyetinde ve icraatında ve icadatında dahi şeriki yoktur. Bazan olur ki; sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz.. fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mani olurlar. "Bize de müracaat et" derler. Fakat Ezel, Ebed Sultanı olan Cenab-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi; icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emr u iradesi, havl ü kuvveti olmazsa hiçbir şey, hiçbir şey'e müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama "Yasaktır, onun huzuruna giremezsin" denilmez.
    Uluhiyet: İlahlık, Allah'ın(cc) ibadet edilirlik vasfı, Allah'ın kainattaki bütün varlıkları emir ve idaresi altına alıp kendine kulluk ettirmesi.
    Şerik: Ortak.
    Müteaddid: Çok sayıda, birçok, çeşitli.
    Rububiyet: Allah'ın(cc) terbiyecilik sıfatı, Allah'ın herşeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması.
    İcadat: İcadlar, yaratmalar.
    Ezel: Başlangıcı olmayan geçmiş zaman.
    Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
    İcraat-ı rububiyet: Allah'ın(cc) herşeyin sahibi ve terbiyecisi sıfatı ile yaptığı işler.
    Muin: Yardımcı.
    Emr u irade: Emir ve irade, emretme ve isteme.

    İşte şu kelime, ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki: İmanı elde eden ruh-u beşer; manisiz, müdahalesiz, hailsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazain-i rahmet mâliki ve defain-i saadet sahibi olan Cemil-i Zülcelal, Kadîr-i Zülkemal'in huzuruna girip, hacatını arzedebilir. Ve rahmetini bulup, kudretine istinad ederek, kemal-i ferah ve süruru kazanabilir.
    Ruh-u beşer: Beşer ruhu, insan ruhu.
    Hail: Perde, engel.
    Mümanaat: Mani olma, önleme, engelleme.
    Hazain-i rahmet: Rahmet hazineleri.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    Defain-i saadet: Mutluluk hazineleri.
    Cemil-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi olan Allah(cc).
    Kadîr-i Zülkemal: Her türlü kusur ve noksanlıklardan uzak ve sonsuz üstünlüklerin sahibi ve her şeye kudreti(gücü) yeten Allah(cc).
    Hacat: İhtiyaçlar.
    Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
    Kudret: Güç.
    İstinad: Dayanma.
    Kemal-i ferah: Tam rahatlık, Mükemmel bir iç rahatlığı.
    Sürur: Sevinç, neşe.
    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  5. #5
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    DÖRDÜNCÜ KELİME:
    ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ Yani: Mülk umumen onundur. Sen, hem onun mülküsün, hem memluküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor: Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünki sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır. O Mâlik, hem Kadîr'dir, hem Rahîm'dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul.

    Hem der ki: Manen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm'in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, ona bırak.. cefasını değil, safasını çek. O hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

    BEŞİNCİ KELİME:
    ﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ Yani: Hamd ü sena, medih ve minnet ona mahsustur, ona lâyıktır. Demek nimetler onundur ve onun hazinesinden çıkar. Hazine ise, daimîdir. İşte şu kelime, şöyle müjde verip diyor ki: Ey insan! Nimetin zevalinden elem çekme. Çünki rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetin zevalini düşünüp, o elemden feryad etme. Çünki o nimet meyvesi, bir rahmet-i bînihayenin semeresidir. Ağacı bâki ise, meyve gitse de yerine gelen var. Nimetin lezzeti içinde, o lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir iltifat-ı rahmeti hamd ile düşünüp, lezzeti birden yüz derece yapabilirsin. Nasılki bir padişah-ı zîşanın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde yüz belki bin elmanın lezzetinin fevkinde, bir iltifat-ı şahane lezzetini sana ihsas ve ihsan eder. Öyle de: ﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ
    kelimesiyle, yani hamd ve şükür ile, yani nimetten in'amı hissetmekle, yani Mün'imi tanımakla ve in'amını düşünmekle, yani onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve in'amının devamını düşünmekle; nimetten bin derece daha leziz, manevî bir lezzet kapısını sana açar.
    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  6. #6
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    ALTINCI KELİME
    ﻳُﺤْﻴِﻰ
    Yani: Hayatı veren odur. Ve hayatı rızık ile idame eden de odur. Ve levazımat-ı hayatı da ihzar eden yine odur. Ve hayatın âlî gayeleri ona aittir ve mühim neticeleri ona bakar, yüzde doksandokuz meyvesi onundur. İşte şu kelime; şöyle fâni ve âciz beşere nida eder, müjde verir ve der:
    İdame: Devam ettirme.Levazımat-ı hayat: Hayat için gerekenler.
    İhzar: Hazırlama, hazır etme, huzura(yanına) getirme.
    âlî: Büyük, yüksek, yüce, üstün şerefli.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Beşer: İnsan.
    Nida: Seslenme, çağırma, bağırma, haykırma.

    Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenasını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-u Kayyum'a aittir. Masarıf ve levazımatını, o tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve ona aittir. Sen, o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi, ne kadar kıymetdar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi zâtın, ne kadar Kerim ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret ve anla ki: Vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netaic; bir cihetle senin defter-i a'maline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihya eder.Tekâlif: Teklifler, verilen görevler, yükümlülükler.
    Dünyevi: Dünya hayatına ait, dünyadaki yaşantıyla ilgili.
    Ehemmiyetsiz: Önemsiz.
    Sefine-i Vücud: Vücud gemisi, beden gemisi.
    Masarıf: Masraflar, giderler, harcamalar.
    Levazımat: Gerekli şeyler, gerekliler, gerekenler.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Nefer: Asker, er.
    Sefine: Gemi.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Kerim: Kerem sahibi, bağış, iyilik, lütuf ve cömertlik sahibi.
    Rahîm: Çok merhametli, çok acıyan, çok şefkatli.
    İstikamet: Doğruluk.
    Netaic: Neticeler, sonuçlar.
    Defter-i a'mal: Amellerin defteri, herkesin bütün yaptıklarının meleklerce yazılıp kayıt edildiği manevi defter.
    Hayat-ı bâkiye: Baki hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat(Ahiret hayatı).
    Ebedî: Sonsuz, sonsuzlukla ilgili.
    İhya: Hayatlandırma, canlandırma, diriltme.

    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  7. #7
    Müdakkik Üye CEVELAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2016
    Mesajlar
    828

    Standart

    YEDİNCİ KELİME
    ﻭَ ﻳُﻤِﻴﺖُ Yani: Mevti veren odur. Yani: Hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzad eder. Yani: Hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır. İşte şu kelime, şöylece fâni cinn ü inse bağırır, der ki:
    Mevt: Ölüm.
    Tebdil: Değiştirmek.
    Külfet-i hizmet: Hizmet zorluğu.
    Hayat-ı fâniye: Geçici hayat.
    Hayat-ı bâkiye: Baki hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat(Ahiret hayatı).
    Cinn ü ins: Cin ve insan.

    Sizlere müjde! Mevt i'dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in'idam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksandokuz ahbabın mecma'ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.
    İnkıraz: Sönme, son bulma, yıkılma.
    Firak-ı ebedî: Sonsuz ayrılık.
    Adem: Yokluk, hiçlik.
    İn'idam: Yok olma, mahvolma.
    Belki: Kat'iyyetle. Dahi. Şüpehesiz. *Hattâ. *Olabilir, ihtimal.
    Fâil-i Hakîm-i Rahîm: Rahîm ve hakîm olan fail, çok merhametli ve şefkatli olan ve gayeli ve faydalı iş yapan Allah(cc).
    Tebdil-i mekân: Mekan değiştirme, yer değiştirme.
    Saadet-i Ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Vatan-ı aslî: Bir insanın doğup büyüdüğü , başka yere gitmek istemediği yerdir. Asıl vatan.
    Sevkiyat: Gönderme işleri, göndermeler.
    Mecma': Toplanılacak yer, toplama yeri.
    Âlem-i berzah: Ölmüşlerin ruhlarının kıyamet kopuncaya kadar bulunduğu âlem.
    Visal: Kavuşma.
    *SAHRA* ve Dânişcu bunu beğendi.

  8. #8
    Vefakar Üye Dânişcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2015
    Mesajlar
    452

    Standart

    Alıntı CEVELAN Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    [FONT=arial]DÖRDÜNCÜ KELİME:ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ Yani: Mülk umumen onundur. Sen, hem onun mülküsün, hem memluküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor: Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünki sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır. O Mâlik, hem Kadîr'dir, hem Rahîm'dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul.[SIZE=3][COLOR=#000000][I]Hem der ki: Manen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm'in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, ona bırak.. cefasını değil, safasını çek. O hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler" de
    Huzur.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.
    By gerceklervebiz in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 16.12.15, 13:21
  2. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse önemi yok
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.01.15, 15:45
  3. Âciz, miskin bir insan , bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.12.14, 07:10
  4. âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.09.14, 15:43
  5. âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder.
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 09.05.14, 06:25

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0