Küfür, manevî bir cehennemin çekirdeği olduğunu İkinci Söz'de ve Sekizinci Söz'de ve başka Sözler'de isbat edildiği gibi, maddî bir cehennem dahi onun meyvesidir. Cehennem'e duhûlüne sebeb olduğu gibi, Cehennem'in vücuduna dahi sebebdir. Zira küçük bir hâkim, küçük bir izzet, küçük bir gayret, küçük bir celali bulunsa; bir edebsiz ona dese: "Beni te'dib etmezsin ve edemezsin." Herhalde o yerde hapishane yoksa da, onun için bir hapishane icad edecek, onu içine atacaktır. Halbuki kâfir, Cehennem'i inkâr ile, nihayetsiz gayret ve izzet ve celal sahibi ve gayet büyük bir zâtı tekzib ve taciz ediyor, yalancılıkla ve acz ile ittiham ediyor. İzzetine şiddetli dokunuyor, celaline serkeşane ilişiyor. Elbette farz-ı muhal olarak Cehennem'in hiçbir sebeb-i vücudu bulunmazsa, o derece tekzib ve tacizi tazammun eden küfür için Cehennem'i halk edecek, o kâfiri içine atacaktır.


Said Nursî




Duhûl: Girmek.
Zira: Çünkü.
İzzet: Üstünlük, güçlülük, şeref, değer, yücelik.
Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
Te'dib: Edeblendirme, terbiye etme, terbiye verme.
Nihayetsiz: Sonsuz.
Tekzib: Yalanlamak.
Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
İttiham: Suçlama.
Serkeşane: Dikkafalılık edercesine, kafa tutarcasına, isyan eder şekilde.
Farz-ı muhal: Olmayacak şeyi, olmuş gibi düşünmek.
Sebeb-i vücud: Varolma sebebi.
Tazammun: İçine almak.
Halk etmek: Yaratmak.