... S- Mezkûr hadîse göre; Cehennem Arz'ın merkezindedir. Halbuki Arz, Cehennem'e nisbeten bir yumurta kadardır. O kocaman Cehennem, Arz'ın karnında nasıl yerleşir?

Mezkûr: Bahsedilmiş.
Arz: Yeryüzü.
Nisbeten: Kıyasla, oranla.

C- Evet âlem-i mülk yani âlem-i şehadet, yani bu görmekte olduğumuz âleme göre, Cehennem Arz'ın içindedir diye, Cehennem'i küçük gösteriyoruz. Amma âlem-i âhirete nazaran, Cehennem öyle azamet peyda eder ki, binlerce Arzları içine alır, doymaz. Bu âlem-i şehadet, bir perde gibi onun tevessüüne mani olmuştur. Binaenaleyh Arz'ın içindeki Cehennem'den maksad, Cehennem'in kalbi ve Cehennem'in çekirdeğidir. Ve keza Cehennem'in Arz'ın altında bulunması, Arz'ın karnında veya Arz ile muttasıl, yapışık olmasını istilzam etmez. Zira şems, kamer, yıldız, Arz gibi küreler, hep şecere-i hilkatin meyveleridir. Malûmdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına şümulü vardır. Binaenaleyh Allah'ın mülkü pek geniştir. Şecere-i hilkatin dalları da, her tarafa uzanıp gitmiştir; Cehennem nereye giderse yeri vardır. Ve keza bir hadîse göre Cehennem matvîdir, yani bükülmüştür, yani tam açık değildir. Demek Cehennem'in bir yumurta gibi Arz'ın merkezinde mevcud ve bilâhere tezahür edeceği mümkinattandır.

Âlem-i şehadet: Beş duyu organımızla açılabildiğimiz dünya.
Âlem-i âhiret: Ahiret âlemi, öbür dünya.
Azamet: Büyüklük.
Peyda: Ortaya çıkma, olma, belirme.
Tevessüü: Genişlemesi, yayılması.
Binaenaleyh: Bundan dolayı.
Keza: Böylece, bunun gibi.
Muttasıl: Bitişik, yapışık, aralıksız.
İstilzam: Gerektirme, gerekli olma.
Zira: Çünkü.
Şems: Güneş.
Kamer: Ay.
Şecere-i hilkat: Yaratılış ağacı.
Şümul: Kapsama, kaplama, içine alma.
Bilâhere: Sonra, daha sonra, sonunda, sonradan.
Tezahür: Görünme, belirme, ortaya çıkma.
Mümkinat: Mümkün olanlar, olabilir olanlar.

İşarat-ül İ'caz