Ey Üstad-ı Muazzam!
Atabey'e gelen Ramazan meyvesi olan ve Ramazan-ı Şerifin hikmetlerini bildiren Söz, bizi ikaz ve bilmediğimiz hikmetleri tasrih ediyor. Okuduğum her söz, neşrettiğiniz o ulvî hakikatler için âciz lisanım tavsif ve takdirden âciz kalıyor. Ve görüyor ve anlıyorum ve öyle iman ediyorum ki; bir zaman gelecek, bu Risalât-ül Envâr ve Mektubat-ün Nur, için için ateşlenen, feveran eden bir dağ gibi hararetle nur-feşan bir menba' kuvvetine tesahub edecek. Ve belki de etmiştir. Bir düğmesine basmakla her tarafı ziyaya müstağrak eden bir elektrik dinamosu gibi, kendinden çok uzak mesafeleri ikaz ve irşad nuruyla ihata edecektir.


Nur'un eski talebesi merhum
Lütfü'nün arkadaşı Zeki
Barla Lahikası


Üstad-ı Muazzam: Muazzam üstad, büyük üstad.
Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
Tasrih: Açıklama, belirtme, açıkça anlatma, açık açık söyleme.
Neşrettiğiniz: Herkese duyurduğunuz, yaydığınız.
Ulvî: Yüksek, yüce.
Hakikatler: Gerçekler.
Tavsif: Vasıflandırma, niteleme, özelliklerini belirtme.
Risalât-ül Envâr: Karanlıklardan aydınlıklara çıkaran Risale-i Nur eserleri.
Mektubat-ün Nur: Risale-i Nur Külliyatından Mektubat isimli kitab.
Feveran: Coşma, kaynayıp fışkırma.
Nur-feşan: Nur saçan, etrafı aydınlatan.
Menba': Kaynak.
Tesahub: Sahiplenme, sahip çıkma, benimseme.
Ziya: Işık.
Müstağrak: Gark olmuş, dalmış, batmış, boğulmuş.
İrşad: Doğru yolu gösterme.
İhata: Kuşatma, içine alma.
Merhum: Rahmetli, ölmüş.