+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Otuzüçüncü Söz / 10. Pencere

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Otuzüçüncü Söz / 10. Pencere

    ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻓَﺎَﺧْﺮَﺝَ ﺑِﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻔُﻠْﻚَ ﻟِﺘَﺠْﺮِﻯَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﺑِﺎَﻣْﺮِﻩِ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﺎَﻧْﻬَﺎﺭَ ٭ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﺩَٓﺍﺋِﺒَﻴْﻦِ ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَ ٭ ﻭَﺍَﺗَﻴﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﻣَﺎ ﺳَﺎَﻟْﺘُﻤُﻮﻩُ ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻌُﺪُّﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺖَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻟﺎَ ﺗُﺤْﺼُﻮﻫَﺎ
    O Allah ki, gökten bir su indirdi ki, onunla sizin için rızık olarak meyveleri yetiştirdi. Birbiri ardınca dönüp duran güneşi ve ayı da sizin hizmetinize verdi. O, sözünüz ve halinizle istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, saymakla bitiremezsiniz. (İbrahim Suresi: 32-34)

    Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teavünü, tecavübü, tesanüdü gösterir ki; umum mahlukat bir tek Mürebbi'nin terbiyesindedirler, bir tek Müdebbir'in idaresindedirler, bir tek Mutasarrıf'ın taht-ı tasarrufundadırlar, bir tek Seyyid'in hizmetkârlarıdırlar.

    Çünki zemindeki zîhayatlara levazımat-ı hayatiyeyi emr-i Rabbanî ile pişiren Güneş'ten ve takvimcilik eden Kamer'den tut, tâ ziya, hava, mâ, gıdanın zîhayatların imdadına koşmalarına ve nebatatın dahi hayvanatın imdadına koşmalarına ve hayvanat dahi insanların imdadına koşmalarına, hattâ a'zâ-yı bedenin birbirinin muavenetine koşmalarına ve hattâ gıda zerratının hüceyrat-ı bedeniyenin imdadına koşmalarına kadar cari olan bir düstur-u teavün ile, camid ve şuursuz olan o mevcudat-ı müteavine, bir kanun-u kerem, bir namus-u şefkat, bir düstur-u rahmet altında gayet hakîmane, kerimane birbirine yardım etmek, birbirinin sadâ-yı hacetine cevab vermek, birbirini takviye etmek, elbette bilbedahe bir tek, yekta, Vâhid-i Ehad, Ferd-i Samed, Kadîr-i Mutlak, Alîm-i Mutlak, Rahîm-i Mutlak, Kerim-i Mutlak bir Zât-ı Vâcib-ül Vücud'un hizmetkârları ve memurları ve masnuları olduklarını gösterir.

    İşte ey bîçare müflis felsefî! Bu muazzam pencereye ne diyorsun? Senin tesadüfün buna karışabilir mi?...

    Sözler


    Teavün: Yardımlaşmak.
    Tecavüb: Cevaplaşma, karşılıklı birbirinin ihtiyaçlarına cevap verme.
    Tesanüd: Dayanışma.
    Mürebbi: Terbiyeci, terbiye eden.
    Müdebbir: Tedbir alıcı.
    Mutasarrıf: İdare eden, işleri yürüten, yönetici.
    Taht-ı tasarrufunda: Tasarrufu altında, idaresi ve kullanması altında.
    Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
    Levazımat-ı hayatiye: Hayata ait levazımat.
    Emr-i Rabbanî: Herşeyin sahibi ve terbiye edicisi olan Allah'ın (cc) emri.
    Kamer: Ay.
    Ziya: Işık.
    Mâ: Su.
    Nebatat: Bitkiler.
    Muavenet: Yardım.
    Zerrat: Zerreler.
    Hüceyrat-ı bedeniye: Bedene ait hücreler.
    Cari: Geçerli.
    Düstur-u teavün: Yardımlaşma kuralı.
    Camid: Cansız. *Donuk.
    Mevcudat-ı müteavine: Birbiriyle yardımlaşan varlıklar.
    Kanun-u kerem: Kerem konunu, iyilik ve yardım kanunu, Allah'ın (cc) her şeye iyilik ve yardımda bulunması kanunu.
    Düstur-u rahmet: Merhamet ve acıma kuralı.
    Hakîmane: Hikmetli olarak, herşeyde faydalar ve gayeler gözetircesine.
    Kerimane: Kerimce, cömertçe.
    Sadâ-yı hacet: İhtiyaç sesi.
    Bilbedahe: Apaçık, açık olarak, besbelli.
    Yekta: Tek, yalnız, eşsiz.
    Vâhid-i Ehad: Her bir varlıkta ve bütün kainatta birliğini gösteren Allah (cc). Bir tek olup eşi benzeri olmayan Allah (cc).
    Ferd-i Samed: Herşey her an kendisine muhtaç olup kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan tek ve eşsiz Allah (cc).
    Kadîr-i Mutlak: Sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah (cc).
    Alîm-i Mutlak: Herşeyi bilen sonsuz ilim sahibi olan Allah (cc).
    Kerim-i Mutlak: Sonsuz cömertlik ve bağış sahibi olan Allah (cc).
    Zât-ı Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah (cc).
    Masnu: Sanatlı yaratılmış varlık, sanatlı eser.
    Bîçare: Çaresiz.
    Müflis: İflas etmiş, elindekileri batırmış.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart 11. Pencere

    ﺍَﻟﺎَ ﺑِﺬِﻛْﺮِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺗَﻄْﻤَﺌِﻦُّ ﺍﻟْﻘُﻠُﻮﺏُ Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur. (Ra’d Sûresi: 28.)

    Bütün ervah ve kulûbün dalaletten neş'et eden ızdırabat ve keşmekeş ve ızdırabattan neş'et eden manevî elemlerden kurtulmaları, bir tek Hâlık'ı tanımakla olur. Bütün mevcudatı, bir tek Sâni'a vermekle necat buluyorlar, bir tek Allah'ın zikriyle mutmain olurlar.

    Çünki hadsiz mevcudat bir tek zâta verilmezse (Yirmiikinci Söz'de kat'î isbat edildiği gibi) o zaman her bir tek şeyi, hadsiz esbaba isnad etmek lâzım gelir ki, o halde bir tek şeyin vücudu, umum mevcudat kadar müşkil olur.

    Çünki Allah'a verse, hadsiz eşyayı bir zâta verir. Ona vermezse, herbir şeyi hadsiz esbaba vermek lâzım gelir. O vakit bir meyve, kâinat kadar müşkilât peyda eder, belki daha ziyade müşkil olur. Çünki nasıl bir nefer yüz muhtelif adamın idaresine verilse, yüz müşkilât olur. Ve yüz nefer, bir zabitin idaresine verilse, bir nefer hükmünde kolay olur. Öyle de: Çok muhtelif esbabın bir tek şeyin icadında ittifakları, yüz derece müşkilâtlı olur. Ve pek çok eşyanın icadı, bir tek zâta verilse yüz derece kolay olur.

    İşte mahiyet-i insaniyedeki merak ve taleb-i hakikat cihetinden gelen nihayetsiz ızdırabdan kurtaracak yalnız tevhid-i Hâlık ve marifet-i İlahiyedir.

    Madem küfürde ve şirkte nihayetsiz müşkilât ve ızdırabat var. Elbette o yol muhaldir, hakikatı yoktur. Madem tevhidde, mevcudatın yaratılışındaki sühulete ve kesrete ve hüsn-ü san'ata muvafık olarak nihayetsiz sühulet ve kolaylık var. Elbette o yol vâcibdir, hakikattır.

    İşte ey bedbaht ehl-i dalalet! Bak: Dalalet yolu ne kadar karanlıklı ve elemli!. Ne zorun var ki, oradan gidiyorsun? Hem bak: İman ve tevhid yolu ne kadar kolay ve safalı... Oraya gir, kurtul.

    Sözler

    Ervah: Ruhlar.
    Kulûb: Kalpler.
    Neş'et: Meydana gelme, ortaya çıkma, var olma.
    Izdırabat: Sıkıntılar, acılar.
    Hâlık: Yaratıcı Allah (cc), yoktan en güzel şekilde yaratan Allah (cc).
    Sâni'a: Sanatkar yaratıcıya.
    Necat: Kurtuluş.
    Mutmain: Gönlü rahat, içi rahat, şüphesi kalmamış, emin.
    Kat'i: Kesin.
    Esbab: Sebepler.
    Müşkil: Zor, güç, çetin.
    Müşkilât: Zorluklar, güçlükler.
    Nefer: Asker, er.
    Zabit: Subay.
    Mahiyet-i insaniye: İnsanın temel yapısı ve iç yüzü.
    Taleb-i hakikat: Hakikatı talep etme, gerçeği isteme.
    Tevhid-i Hâlık: Yaratıcının birliğine ve ortağı olmadığına inanmak.
    Marifet-i İlahiye: Allah'ı (cc) bilme ve tanıma.
    Muhal: İmkansız, mümkün olmayan, olamaz.
    Sühulet: Kolaylık.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Hüsn-ü san'at: Sanat güzelliği.
    Muvafık: Uygun, yerinde.
    Bedbaht: Bahtı kara, mutsuz, talihsiz.
    Ehl-i dalalet: Kur'anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve islâm yolundan sapanlar.
    Sefa: Gönül rahatlığı, iç huzuru, ferahlık.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart 12. Pencere

    ﺳَﺒِّﺢِ ﺍﺳْﻢَ ﺭَﺑِّﻚَ ﺍﻟْﺎَﻋْﻠَﻰ ٭ ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﻓَﺴَﻮَّﻯ ٭ ﻭَﺍﻟَّﺬِﻯ ﻗَﺪَّﺭَ ﻓَﻬَﺪَﻯ Her şeyden yüce olan Rabbinin ismini tesbih et. • O Rabbin ki, herşeyi yaratıp düzene koymuştur. • O Rabbin ki, her şeye lâyık bir şekil ve ölçü tâyin etmiş ve onu yaratılış gàyesine yöneltmiştir. (A’lâ Sûresi: 1-3)

    sırrınca: Umum eşyada hususan zîhayat masnularda hikmetli bir kalıbdan çıkmış gibi her şeye bir miktar-ı muntazam ve bir suret, hikmetle verildiği ve o suret ve o miktarda maslahatlar ve faideler için eğri büğrü hududlar bulunması; hem müddet-i hayatlarında değiştirdikleri suret-i libasları ve miktarları yine hikmetlere, maslahatlara muvafık bir tarzda mukadderat-ı hayatiyeden terkib edilen manevî ve muntazam birer suret, birer miktar bulunması, bilbedahe gösterir ki: Bir Kadîr-i Zülcelal'in ve bir Hakîm-i Zülkemal'in kader dairesinde suretleri ve biçimleri tertib edilen ve kudretin destgâhında vücudları verilen o hadsiz masnuat, o zâtın vücub-u vücuduna delalet ve vahdetine ve kemal-i kudretine hadsiz lisan ile şehadet ederler.

    Sen kendi cismine ve a'zâlarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin meyvelerine ve faidelerine bak! Kemal-i hikmet içinde kemal-i kudreti gör.

    Sözler


    Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
    Masnu: Sanatlı yaratılmış varlık, sanatlı eser.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Miktar-ı muntazam: Muntazam miktar, düzgün ve tertipli miktar.
    Maslahat: Fayda, yarar.
    Müddet-i hayat: Hayat müddeti, ömür süresi.
    Suret-i libas: Libas sureti, elbise şekli.
    Muvafık: Uygun, yerinde.
    Mukadderat-ı hayatiye: Hayatla ilgili belirlenenler.
    Terkib: Bir araya getirip karıştırma, bir araya getirip birleştirme.
    Bilbedahe: Apaçık, açık olarak, besbelli.
    Kadîr-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi ve herşeye kudreti (gücü) yeten Allah (cc).
    Hakîm-i Zülkemal: Kusursuz üstün sıfatların sahibi olan ve herşeyi gayelerle ve faydalarla düzenleyen Allah (cc).
    Destgâh: Tezgah.
    Masnuat: Sanatlı eserler.
    Vahdet: Birlik, teklik, Allah'a (cc) ait birlik.
    Kemal-i kudret: Kudretin mükemmelliği, mükemmel ve kusursuz güç ve kuvvet.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Onüçüncü Pencere

    ﻭَ ﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩِ Hiçbir şey yoktur ki, Onu övüp, Onu tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi: 44.) sırrınca: Herşey lisan-ı mahsusuyla Hâlıkını yâdeder, takdis eder.

    Evet bütün mevcudatın lisan-ı hal ve kal ile ettiği tesbihat, bir tek Zât-ı Mukaddes'in vücudunu gösteriyor. Evet fıtratın şehadeti reddedilmez. Delalet-i hal ise, hususan çok cihetlerle gelse, şübhe getirmez.

    Bak hadsiz fıtrî şehadeti tazammun eden ve nihayetsiz tarzlarda lisan-ı hal ile delalet eden ve mütedâhil daireler gibi bir tek merkeze bakan şu mevcudatın muntazam suretleri, herbiri birer dildir. Ve mevzun heyetleri, herbiri birer lisan-ı şehadettir. Ve mükemmel hayatları, herbiri birer lisan-ı tesbihtir ki, Yirmidördüncü Söz'de kat'î isbat edildiği gibi, o bütün diller ile pek zahir bir surette tesbihatları ve tahiyyatları ve bir tek mukaddes zâta şehadetleri, ziya güneşi gösterdiği gibi bir Zât-ı Vâcib-ül Vücud'u gösterir ve kemal-i uluhiyetine delalet eder.

    Sözler


    Lisan-ı mahsus: Mahsus lisan, özel dil.
    Hâlık: Yaratıcı Allah (cc), yoktan en güzel şekilde yaratan Allah (cc).
    Takdis: Allah'ın (cc) her türlü noksanlıklardan uzak ve kusursuz olduğunu belirtmek.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Lisan-ı hal: Hal lisanı, durum ve görünüş konuşması.
    Zât-ı Mukaddes: Mukaddes zat, kutsal ve kusursuz olan Allah (cc).
    Delalet-i hal: Duruş ve görünüşün ve durum ve vaziyetin delil olması.
    Fıtrî: Yaratılışa uygun.
    Tazammun: İçine almak.
    Mütedâhil: İç içe, birbiri içine girmiş durumda.
    Mevzun: Ölçülü.
    Lisan-ı tesbih: Allah'ın (cc) kusursuzluğunu bildiren dil.
    Zahir: Açık, görünür, görünen, belli. * Dış yüz, görünüş.
    Tahiyyat: Selamlar, dualar, hayat hediyeleri.
    Ziya: Işık.
    Zât-ı Vâcib-ül Vücud: Vücudu vacib olan zat, varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah(cc).
    Kemal-i uluhiyet: Bütün varlıkları kendine ibadet ve itaat ettirmedeki kusursuz mükemmellik.
    Delalet: Delil olma, yol gösterme.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Ondördüncü Pencere

    ﻗُﻞْ ﻣَﻦْ ﺑِﻴَﺪِﻩِ ﻣَﻠَﻜُﻮﺕُ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ٭ ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻋِﻨْﺪَﻧَﺎ ﺧَﺰَٓﺍﺋِﻨُﻪُ ٭ ﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﺩَٓﺍﺑَّﺔٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻫُﻮَ ﺍَﺧِﺬٌ ﺑِﻨَﺎﺻِﻴَﺘِﻬَﺎ ٭ ﺍِﻥَّ ﺭَﺑِّﻰ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﺣَﻔِﻴﻆٌ De ki: "Her şeyin mülkü ve tasarrufu elinde olan kimdir, biliyorsanız söyleyin". (Mü’minun Suresi: 88.) Hiç bir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. (Hicr Suresi: 21) Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın. Muhakkak ki, Rabbim her şeye hakkıyla koruyucudur ve yapılan herşeyi kaydeder. (Hûd Suresi: 56-57)

    sırlarınca: Herşey herşeyinde ve her şe'ninde tek bir Hâlık-ı Zülcelal'e muhtaçtır.

    Evet kâinattaki mevcudata bakıyoruz ve görüyoruz ki: Za'f-ı mutlak içinde bir kuvvet-i mutlaka tezahüratı var. Ve acz-i mutlak içinde bir kudret-i mutlakanın âsârı görünüyor. Meselâ nebatatın tohumlarında ve köklerindeki ukde-i hayatiyelerinin intibahları zamanında gösterdikleri hârika vaziyetleri gibi.

    Hem fakr-ı mutlak ve kuruluk içinde bir gına-i mutlakın tezahüratı var: Kıştaki toprağın ve ağaçların vaziyet-i fakiraneleri ve baharda şaşaalı servet ve gınaları gibi.

    Hem cümud-u mutlak içinde bir hayat-ı mutlakanın tereşşuhatı görünüyor: Anasır-ı camidenin zîhayat maddelere inkılabı gibi.

    Hem bir cehl-i mutlak içinde muhit bir şuurun tezahüratı görünüyor: Zerrelerden yıldızlara kadar herşeyin harekâtında nizamat-ı âleme ve mesalih-i hayata ve metalib-i hikmete muvafık bir tarzda hareket etmeleri ve şuurkârane vaziyetleri gibi.

    İşte bu acz içindeki kudret ve za'f içindeki kuvvet ve fakr içindeki servet ve gına ve cümud ve cehil içindeki hayat ve şuur; bilbedahe ve bizzarure bir Kadîr-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak ve Hayy-u Kayyum bir zâtın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar. Heyet-i mecmuasıyla büyük bir mikyasta bir cadde-i nuraniyeyi gösterir.

    İşte ey tabiat bataklığına düşen gafil! Eğer tabiatı bırakıp kudret-i İlahiyeyi tanımazsan; herbir şeye, hattâ herbir zerreye, hadsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve meharet, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, idare edecek bir iktidar, herşeyde bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir.

    Sözler

    Şe'n: İş. *Hal, tavır. *Hadise, olay.
    Za'f-ı mutlak: Mutlak zayıflık, tam ve sınırsız bir zayıflık.
    Kuvvet-i mutlaka: Sınırsız ve sonsuz güç.
    Tezahürat: Tezahürler, görünmeler, meydana çıkmalar.
    Acz-i mutlak: Sınırsız güçsüzlük, sonsuz güçsüzlük.
    Kudret-i mutlaka: Sınırsız ve sonsuz kudret (güç).
    Âsâr: Eserler, işaretler.
    Nebatat: Bitkiler.
    Ukde-i hayatiye: Hayat ukdesi, hayat düğümü, can noktası.
    İntibah: Uyanıklık, uyanma.
    Fakr-ı mutlak: Son derece fakirlik, sınırsız ve sayısız yoksulluk, sayısız ihtiyaçları olup hiçbirini elde edemeyerek Allah'ın (cc) sonsuz zenginliğine sonsuz muhtaç olma durumu.
    Gına-i mutlak: Sonsuz zenginlik, tam zenginlik.
    Tezahürat: Tezahürler, görünmeler, meydana çıkmalar.
    Vaziyet-i fakirane: Fakirane vaziyet, fakirce durum.
    Cümud-u mutlak: Tam cansızlık, tam donukluk.
    Hayat-ı mutlaka: Sınırsız ve kayıtsız hayat.
    Tereşşuhat: Sızmalar, sızıntılar.
    Anasır-ı camide: Camid unsurlar, cansız maddeler.
    Cehl-i mutlak: Sınırsız, tam bir bilgisizlik.
    Muhit: İhata eden, kuşatan, çevreleyen.
    Nizamat-ı âlem: Kâinatın düzenlemeleri.
    Mesalih-i hayat: Hayat faydaları, hayata faydalı işler.
    Metalib-i hikmet: Gözetilen gaye ve faydaların gerekleri.
    Şuurkârane: Şuurlucasına, bilinçli şekilde.
    Cümud: Kupkuru ve cansız, katı, sert, donuk.
    Bilbedahe: Apaçık, açık olarak, besbelli.
    Bizzarure: Zorunlu olarak, ister istemez.
    Kadîr-i Mutlak: Sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah (cc).
    Kaviyy-i Mutlak: Sonsuz kuvvet sahibi.
    Ganiyy-i Mutlak: Sonsuz zenginliklerin sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah (cc).
    Alîm-i Mutlak: Herşeyi bilen sonsuz ilim sahibi olan Allah (cc).
    Vücub-u vücud: Vücudun vücubu, varlığının zorunlu olması, olmaması imkansız olan varlık.
    Heyet-i mecmua: Bütünündeki durum, toplamının durumu.
    Gafil: Gaflette olan. Düşüncesiz, ilgisiz ve habersiz.
    Kudret-i İlahiye: Allah'a (cc) ait kudret, Allah'ın (cc) sonsuz gücü.
    Ekser: Çoğunluk, çoğu.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart 15. Pencere

    ﺍَﻟَّﺬِٓﻯ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﻛُﻞَّ ﺷَﻲْﺀٍ ﺧَﻠَﻘَﻪُ O herşeyi en güzel şekilde yarattı. (Secde Suresi: 7.)
    sırrınca: Herşeye, o şeyin kabiliyet-i mahiyetine göre kemal-i mizan ve intizam ile biçilip hüsn-ü san'at ile tertib edilip, en kısa yolda, en güzel bir surette, en hafif bir tarzda, istimalce en kolay bir şekilde, (meselâ kuşların elbiselerine ve her vakit tüylerini kolayca oynatmalarına ve istimal etmelerine bak) hem israfsız hikmetli bir tarzda vücud vermek, suret giydirmek, eşya adedince diller ile bir Sâni'-i Hakîm'in vücub-u vücuduna şehadet ve bir Kadîr-i Alîm-i Mutlak'a işaret ederler.

    Sözler


    Kabiliyet-i mahiyet: Mahiyetin kabiliyeti.
    Kemal-i mizan: Tam ölçü, mükemmel ölçü.
    Hüsn-ü san'at: Sanat güzelliği.
    İstimalce: Kullanımca, kullanma bakımından.
    Sâni'-i Hakîm: Hiçbir şeyi gayesiz ve faydasız bırakmayıp herşeyde sayısız gayeler ve faydalar gözeten sanatkar yaratıcı.
    Kadîr-i Alîm-i Mutlak: Sınırsız ve sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah (cc).

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Onaltıncı Pencere

    Rûy-i zeminde mevsim be-mevsim tazelenen mahlukatın icad ve tedbirlerindeki intizamat ve tanzimat, bilbedahe bir hikmet-i âmmeyi gösterir. Sıfat, mevsufsuz olmadığından; elbette o hikmet-i âmme, bizzarure bir Hakîm'i gösterir. Hem o perde-i hikmet içinde hârika tezyinat, bilbedahe bir inayet-i tâmmeyi gösterir. Ve o inayet-i tâmme, bizzarure inayetkâr bir Hâlık-ı Kerim'i gösterir. Ve o perde-i inayette umuma şamil bir taltifat ve ihsanat, bilbedahe bir rahmet-i vasiayı gösterir. Ve o rahmet-i vasia, bizzarure bir Rahman-ı Rahîm'i gösterir. Ve o perde-i rahmet üstünde dahi bütün rızka muhtaç zîhayatların lâyık ve mükemmel bir tarzda iaşeleri ve irzakları, bilbedahe terbiyekârane bir rezzakıyet ve şefkatkârane bir rububiyeti gösterir. Ve o terbiye ve idare, bizzarure bir Rezzak-ı Kerim'i gösterir.

    Evet zeminin yüzünde kemal-i hikmetle terbiye edilen ve kemal-i inayetle tezyin edilen ve kemal-i rahmetle taltif edilen ve kemal-i şefkatle iaşe edilen bütün mahlukat, birer birer bir Sâni'-i Hakîm, Kerim, Rahîm, Rezzak'ın vücubuna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, yeryüzünün mecmuunda tezahür eden ve umumunda görülen ve kasd ve iradeyi bilbedahe gösteren hikmet-i âmme; ve hikmeti dahi tazammun eden umum masnuata şamil inayet-i tâmme; ve inayet ve hikmeti tazammun eden ve umum mevcudat-ı arziyeye şamil olan rahmet-i vasia; ve rahmet ve hikmet ve inayeti de tazammun eden umum zîhayata şamil bir surette ve gayet kerimane bir tarzda olan rızk ve iaşe-i umumiyeyi birden nazara al, bak! Nasılki elvan-ı seb'a, ziyayı teşkil eder. Ve yeryüzünü tenvir eden o ziya, nasıl şübhesiz güneşi gösterir. Öyle de; o hikmet içindeki inayet ve inayet içindeki rahmet ve rahmet içindeki iaşe-i rızkî, nihayet derecede Hakîm, Kerim, Rahîm, Rezzak bir Vâcib-ül Vücud'un vahdetini ve kemal-i rububiyetini büyük bir mikyasta, yüksek bir derecede, parlak bir surette gösterir.

    İşte ey sersem münkir-i gafil! Göz önündeki bu hakîmane, kerimane, rahîmane, rezzakane terbiyeti ve bu acib ve hârika ve mu'cize keyfiyeti ne ile izah edebilirsin? Senin gibi serseri tesadüfle mi? Ve kalbin gibi kör kuvvetle mi? Ve kafan gibi sağır tabiatla mı? Ve senin gibi âciz, camid, cahil esbabla mı? Yoksa nihayetsiz derecede mukaddes, münezzeh ve müberra, muallâ ve nihayetsiz derecede Kadîr, Alîm, Semi', Basîr olan Zât-ı Zülcelal'e nihayetsiz derecede âciz, cahil, sağır, kör, mümkin, miskin olan "tabiat" namını verip nihayetsiz hata işlemek mi istersin? Hem güneş gibi parlak şu hakikatı, hangi kuvvet ile söndürebilirsin? Hangi perde-i gaflet altında saklayabilirsin?

    Sözler


    Rûy-i zemin: Zemin yüzü, yeryüzü.
    Mahlukat: Mahluklar, yaratılmış varlıklar.
    Bilbedahe: Apaçık, açık olarak, besbelli.
    Hikmet-i âmme: Herşeyi kapsayan ve herşeyde görünen gaye ve fayda.
    Mevsuf: Vasıflanan, vasıflanmış, nitelenmiş.
    Bizzarure: Zorunlu olarak, ister istemez.
    Perde-i hikmet: Hikmet perdesi.
    Tezyinat: Tezyinler, süslemeler.
    İnayet-i tâmme: Tam ve eksiksiz iyilik ve yardım.
    İnayetkâr: İyilik yapan, yardım eden.
    Hâlık-ı Kerim: Çok cömert, iyilik sever ve bağışlayıcı olan yaratıcı.
    Perde-i inayet: Yardım ve iyilik perdesi.
    Şamil: Çevreleyen, içine alan, kaplayan, içeren.
    Taltifat: Taltifler, lütuflar, bağışlar, iyilikler.
    İhsanat: İhsanlar, iyilikler, bağışlar.
    Rahmet-i vasia: Geniş rahmet, herşeyi içine alan geniş merhamet.
    Rahman-ı Rahîm: Rahîm olan Rahman, çok acıyıcı ve şefkatli olup sayısız nimetlerin sahibi ve vericisi olan Allah (cc).
    Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
    İrzak: Rızıklandırma, her türlü ihtiyaçlarını verme.
    Terbiyekârane: Terbiye edercesine.
    Rezzak: Rızık verici, bütün varlıkların rızıklandırıcısı olan Allah (cc).
    Şefkatkârane: Şefkatlicesine, şefkatli şekilde.
    Rububiyet: Allah'ın (cc) herşeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması.
    Rezzak-ı Kerim: İkram sahibi Rezzak, çok cömert ve bağış sahibi olan rızık verici Allah (cc).
    Kemal-i hikmet: Tam bir hikmet, kusursuz ve mükemmel olarak gayeleri ve faydaları gözetmek.
    Tezyin: Süsleme, bezemek.
    Kemal-i rahmet: Rahmetin mükemmelliği, acımanın son derecesi.
    İaşe: Besleme, geçindirmek.
    Vücub: Zorunlu olmak, olmaması imkansız olmak, yaratılma ve yok olma hakkında düşünülemez olmak.
    Mecmuunda: Toplamında, Bütününde.
    Tezahür: Görünme, belirme, meydana çıkma, ortaya çıkma.
    Tazammun: İçine almak.
    Mevcudat-ı arziye: Arza ait mevcudat, yerdeki varlıklar.
    Kerimane: Kerimce, cömertçe.
    İaşe-i umumiye: Bütün canlıların yiyecek ve içeceklerinin verilmesi.
    Elvan-ı seb'a: Yedi renk.
    İaşe-i rızkî: Rızıkla besleme, yiyecek ve içecek ile besleme, her türlü ihtiyaçların karşılığı olan nimetlerle beslemek.
    Münkir-i gafil: Gafil münkir, Allah'ı (cc) unutmuş olan inkarcı.
    Hakîmane: Hikmetli olarak, herşeyde faydalar ve gayeler gözetircesine.
    Rahîmane: Çok merhametlice.
    Rezzakane: Rızıklandırır şekilde, her türlü ihtiyaçları karşılar şekilde.
    Keyfiyet: Özellik, nitelik, kıymet.
    Camid: Cansız. *Donuk.
    Esbab: Sebepler.
    Müberra: Fenalıktan uzak kalmış. Münezzeh. Temiz. Noksansız.
    Kadîr: Sonsuz güç ve kuvvet.
    Alîm: Sonsuz ilim sahibi.
    Semi': İşiten, duyan.
    Basîr: Herşeyi herşeyiyle ve herşeyle gören Allah (cc).
    Zât-ı Zülcelal: Celal sahibi zat, sonsuz yücelik ve gücün sahibi olan Allah (cc).

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Otuzüçüncü Söz 'den
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 17.01.16, 16:33
  2. Otuzüçüncü Söz / 8. Pencere
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.10.15, 16:42
  3. 33.Söz / 9.Pencere
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.07.15, 08:45
  4. Pencere...
    By m_safiturk in forum Şiirler
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 29.07.09, 12:01
  5. 33.Söz 25.Pencere
    By sultanhani in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 06.11.07, 10:56

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0