Nev'-i beşerdeki bütün ervah-ı neyyire ashabı olan Enbiyalar (Aleyhimüsselâm), bahir ve zahir mu'cizatlarına istinad ederek ve bütün kulûb-u münevvere aktabı olan evliyalar, keşf ü kerametlerine itimad ederek ve bütün ukûl-ü nuraniye erbabı olan asfiyalar, tahkikatlarına istinad ederek, bir tek Vâhid-i Ehad, Vâcib-ül Vücud, Hâlık-ı Külli Şey'in vücub-u vücuduna ve vahdetine ve kemal-i rububiyetine şehadetleri, pek büyük ve nurani bir penceredir. Hem her vakit o makam-ı rububiyeti göstermektedir.

Ey bîçare münkir! Kime güveniyorsun ki, bunları dinlemiyorsun? Veyahut gündüz içinde gözünü kapamakla, dünyayı gece mi oldu zannediyorsun?

Sözler



Nev'-i beşer: Beşer nevi, insan türü, insanlar.
Ervah-ı neyyire: Çok nurlu ruhlar, manevî olgunluğa erişmiş çok yüksek ruhlar.
Ashab: Sahipler, sahip olanlar.
Enbiya: Peygamberler.
Aleyhimüsselâm: Selâm onların üzerine olsun.
Bahir: Apaçık, belirli, açık.
Zahir: Açık, görünür, görünen.
Mu'cizat: Mu'cizeler.
İstinad: Dayanma.
Kulûb-u münevvere: Nurlanmış kalpler, manevî aydınlanmış kalpler.
Aktab: Kutuplar, ermiş kişi olan velilerin başları.
Keşf ü keramet: Keşif ve kerametler, gizli gerçeklere açılıp ortaya çıkarma ve olağanüstü işler gösterme.
İtimad: Güvenmek.
Ukûl-ü nuraniye: Nuranî akıllar, nurlu akıllar, iman ve Kur'anla aydınlanmış akıllar.
Tahkikat: Araştırmalar, incelemeler.
Vâhid-i Ehad: Her bir varlıkta ve bütün kainatta birliğini gösteren Allah(cc). Bir tek olup eşi benzeri olmayan Allah.
Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah(cc).
Hâlık-ı Külli Şey: Kâinatta mevcud olan herşeyin yaratıcısı, Allah (cc).
Vahdet: Birlik, teklik, Allah'a (cc) ait birlik.
Kemal-i rububiyet: Rubûbiyetin mükemmeliği, Cenâb-ı Allah'ın mahlûkunu terbiye edip besleme ve gözeticilik vasfının mükemmelliği.
Makam-ı rububiyet: Rububiyet makamı, bütün varlıkları yetiştirme ve terbiye etme makamı.
Bîçare: Çaresiz.
Münkir: İnkar eden, inkarcı.