Kavaid-i usûliyedendir ki: Bir mes'ele hakkında isbat edenin sözü nefyedenin sözüne müreccahtır. Çünki isbat edenin yardımcıları var, sözünde kuvvet olur. Nefyedenin yardımcısı olmadığından tek kalır, sözünde kuvvet yoktur. Hattâ bin adam bir şeyi nefyederse, bir adam gibidir. Bin adam da isbat ederse, isbat edenlerin her birisi bin olur. Çünki hepsi bir şeye bakıyorlar. Ve bir noktaya parmak bastıklarından birbirini takviye ediyorlar. Nefyedenlerde birbirini takviye etmek yoktur, her birisi tek kalır.

Meselâ: Bin pencereden bir yıldızı görüp isbat eden bin adamın her birisi ötekisine yardımcı olur, sözünü takviye eder. Çünki o bin adam, parmakla işaret eder gibi, o şeyi isbat ediyorlar. Nefyedenler öyle değildir. Çünki nefy için sebeb lâzımdır. Sebebler de ayrı ayrı olur. Meselâ: Birisi "Gözümde za'fiyet var, göremedim", ötekisi "Evimizde pencere yok", ötekisi "Soğuktan başımı kaldırıp bakamadım" der. Ve hâkeza... Her birisi nefyine, müddeasına ayrı bir sebeb gösterdiğinden, kendisince yıldızın bulunmaması, nefs-ül emirde de yıldızın bulunmamasına delalet etmez ki birbirine yardımcı olsun.

Binaenaleyh bir mes'ele-i imaniyenin nefyi hakkında ehl-i dalaletin ittifakları haber-i vâhid hükmündedir, tesiri yoktur. Amma ehl-i hidayetin mesail-i imaniyede olan sözleri, her birisi ötekisine yardımcıdır, takviye eder...

Mesnevi-i Nuriye



Kavaid-i usûliye: Usule ait kaideler, asılla ve temelle ilgili kurallar.
Müreccah: Üstün.
Nefy: Yok saymak, inkar.
Hâkeza: Bunlar gibi, bunun gibi.
Müddea: İddia edilen, dava olunan.
Nefs-ül emir: Gerçeğin kendisi, işin gerçeği.
Delalet: Delil olma, yol gösterme.
Binaenaleyh: Bundan dolayı.
Mes'ele-i imaniye: İmana ait mesele, inançla ilgili konu.
Ehl-i dalalet: İman ve islâm yolundan sapanlar.
Haber-i vâhid: Tek kaynaklı haber, bir kaynaktan gelen haber.
Ehl-i hidayet: Hidayet sahipleri, Kur'anın gösterdiği doğru yolda olanlar.