+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 37
Like Tree30Beğeni

Konu: İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)

    İnsan seyyiatıyla, Allah'a zarar vermiş olmuyor. Ancak nefsine zarar eder. Meselâ: Hariçte, vaki'de ve hakikatte Allah'ın şeriki yoktur ki, onun hizbine girmekle Cenab-ı Hakk'ın mülküne ve âsârına müdahale edebilsin. Ancak, şeriki zihninde düşünür, boş kafasında yerleştirir. Çünki hariçte şerikin yeri yoktur. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.

    Mesnevi-i Nuriye

    Seyyiat: Günahlar, kötülükler, suçlar.
    Şerik: Ortak.
    Âsâr: Eserler, işaretler.
    Dânişcu bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)

    Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, kâmil-i mutlak olduğundan lizâtihî mahbubdur. Allah mûcid, vâcib-ül vücud olduğundan kurbiyetinde vücud nurları, bu'diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya zînetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence odur. Allah bâkidir, âlemin bekası ancak onun bekasıyladır. Allah mâliktir, sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah ganiyy-i mugnidir, her şeyin anahtarı ondadır. Bir insan Allah'a hâlis bir abd olursa, Allah'ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.

    Mesnevi-i Nuriye





    Tevekkül: Allah'a (cc) güvenmek, Allah'a (cc) dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah'a (cc) bırakma.
    Kâmil-i mutlak: Sınırsız ve sonsuz üstünlük ve kusursuzluk sahibi.
    Lizâtihî: Bizzat, kendisi için, onun kendisi için.
    Mahbub: Muhabbet edilen, sevilen, segili.
    Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah (cc).
    Kurbiyet: Yakınlık.
    Bu'diyet: Uzaklık.
    Zulmet: Karanlık. *Sıkıntı.
    Melce: Sığınılacak yer, sığınak, kurtulacak yer.
    Mence: Kurtuluş yer.
    Zînet: Süs, güzellik.
    Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan.
    Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    Ganiyy-i mugni: Bütün zenginliklerin gerçek vericisi ve sonsuz zenginlik sahibi olan Allah (cc).
    Abd: Kul.



    Dânişcu bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart ...

    Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû' etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahâza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!

    Mesnevi-i Nuriye



    Umûr: İşler, emirler, hususlar.
    Mesrur: Sürurlu, sevinçli.
    Mahzun: Hüzünlü, kederli.
    Tulû': Doğma, doğuş, ortaya çıkma.

    Tavattun: Vatan edinmek, yerleşmek.
    Maahâza: Bununla beraber.
    Ömr-ü bâki: Ölümsüz ve sonsuz ömür.
    Sekerat: Can çekişme, kendinden geçme.
    Dânişcu bunu beğendi.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Bu güzel âlemin bir mâliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir. Çünki insan mâlikin kemalâtına delalet eden âlemin hüsnünü görüyor; ve kendisine beşik olarak yaratılan Küre-i Arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hattâ sema-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, za'fiyetiyle beraber hârika tasarrufat-ı acibesiyle eşref-i mahlukat ünvanını almıştır. Ve elinde cüz-ü ihtiyarî bulunduğundan bütün esbab içerisinde en geniş bir salahiyet sahibidir. Binaenaleyh Mâlik-i Hakikî'nin rusül vasıtasıyla böyle yüksek fakat gafil abdlerine kendisini bildirip tarif etmesi zarurîdir ki, o Mâlik'in evamirine ve marziyatına vâkıf olsunlar.

    Mesnevi-i Nuriye



    Muhal: İmkansız, mümkün olmayan.
    Kemalât: Mükemmellikler, kemaller.
    Delalet: Delil olma, yol gösterme.
    Sema-i dünya: Dünya seması.
    Za'fiyet: Zayıflık.
    Eşref-i mahlukat: Yaratılmış varlıkların en şereflisi.
    Salahiyet: Yetki.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Mâlik-i Hakikî: Gerçek sahip, herşeyin gerçek sahibi olan Allah (cc).
    Rusül: Peygamberler, resuller.
    Evamir: Emirler.
    Marziyat: Beğenilen ve hoşnut olunan hal ve hareketler.
    Dânişcu bunu beğendi.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Cenab-ı Hakk'a malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünki bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikatı i'lam edecek bir ifade de değildir. Maahâza, o ünvan ile fehme gelen mana, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak Zât-ı Akdes'i mülahaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû' etmesi ağır gelmez.

    Mesnevi-i Nuriye

    Maruf: Bilinen, tanınan, meşhur.
    Malûmiyet: Bilinirlik, belli olmaklık.
    Ülfet: Alışma, alışkanlık.
    İ'lam: Bildirme, anlatma.
    Maahâza: Bununla beraber.
    Sıfât-ı mutlaka: Sınırsız ve sonsuz sıfatlar (nitelikler).
    İlka: Koyma, bırakma, atma.
    Zât-ı Akdes: Hiçbir kusuru ve noksanı bulunmayan en kutsal zat (Allah (cc)).
    Mülahaza: Düşünme, düşünce.
    Mevcud-u meçhul: Bilinmeyen ve belli olmayan varlık, bilinmez varlık.
    Marufiyet: Bilinirlik, tanınırlık.
    Tebarüz: Belli olma, belirme.
    Tecelli: Görünme, bilinme, kendini belli etme.
    Sıfat-ı mutlaka-i muhita: Herşeyi kuşatan sınırsız ve sonsuz sıfatlar.
    Mevsuf: Vasıflanan, vasıflanmış, nitelenmiş.
    Tulû': Doğma, doğuş, ortaya çıkma.
    Dânişcu bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Tavus kuşu gibi pek güzel bir kuş, yumurtadan çıkar, tekâmül eder, semalarda tayarana başlar. Âfâk-ı âlemde şöhret kazandıktan sonra, yerde kalan yumurtasının kabuğu içerisinde o kuşun güzelliğini, kemalâtını, terakkiyatını arayıp bulmak isteyen adamın ahmak olduğunda şübhe yoktur. Binaenaleyh tarihlerin naklettikleri Peygamberimizin (A.S.M.) bidayet-i hayatına maddî, sathî, surî bir nazar ile bakan bir adam şahsiyet-i maneviyesini idrak edemez ve derece-i kıymetine vâsıl olamaz. Ancak bidayet-i hayatına ve levazım-ı beşeriyetine ve ahval-i zahiriyesine ince bir kışır, nazik bir kabuk nazarıyla bakılmalıdır ki, o kışır içerisinden, iki âlemin güneşi ve tûbâ gibi şecere-i Muhammediye (A.S.M.) çıkmıştır. Ve feyz-i İlahî ile sulanmış ve fazl-ı Rabbanî ile tekâmül etmiştir. Binaenaleyh Nebiyy-i Zîşan'ın (A.S.M.) mebde-i hayatına ait ahval-i suriyesinden zaîf bir şey işitildiği zaman üstünde durmamalı; derhal başını kaldırıp etraf-ı âleme neşrettiği nurlara bakmalı.

    Maahâza mebde-i hayatına şek ve şübhe ile bakan adam herhalde masdar ile mazhar, menba' ile makes, zâtî ile tecelli aralarını fark edemiyor. Ve bu yüzden şübheye düşer. Evet Nebiyy-i Zîşan (A.S.M.) tecelliyat-ı İlahiyeye mazhar ve makestir; masdar ve menba' değildir. Çünki o zât yalnız âbiddir ve ibadetçe herkesten ileridir. Demek bu kadar görünen terakkiyat, kemalât onun zâtî malı değildir. Ancak hariçten verilen Rahman-ı Rahîm'in tecellileridir. Evvelce beyan edildiği gibi, hiçbir şey, bir zerreye bile, mana-yı ismiyle masdar olamaz. Amma bir zerre, mana-yı harfiyle semanın yıldızlarına mazhar olur. Yalnız gaflet ile o zerrenin masdar olduğu zannıyla bakıldığından, san'at-ı İlahiyeyi tagutî bir tabiata malederler.

    Mesnevi-i Nuriye


    Tekâmül: Olgunlaşma, gelişme.
    Tayaran: Uçuş, uçma.
    Âfâk-ı âlem: Âlemin ufukları, dünyanın uzak çevreleri.
    Kemalât: Kemâller, olgunluklar, mükemmellikler.
    Terakkiyat: Terakkiler, ilerlemeler, yükselmeler.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Bidayet-i hayat: Hayatın başlangıcı.
    Maddî: Maddeye ait, madde cinsinden.
    Sathî: Yüzeysel, üstün körü.
    Şahsiyet-i maneviye: Manevî kişilik.
    Derece-i kıymet: Kıymet derecesi, değer derecesi.
    Levazım-ı beşeriyet: İnsan olmanın gerekenleri.
    Ahval-i zahiriye: Görünün vaziyetler, zahirî haller.
    Kışır: Kabuk, dış taraf.
    Şecere-i Muhammediye: Hz. Muhammedin manevî kişiliği.
    Feyz-i İlahî: Allah'ın(cc) iyilik ve ikramının bolluk ve bereketi.
    Fazl-ı Rabbanî: Herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın(cc) iyilik ve ihsanı.
    Nebiyy-i Zîşan: Şanlı peygamber.
    Mebde-i hayat: Hayatın başlangıcı, hayatın başlaması.
    Ahval-i suriye: Surî haller, görünüşteki durumlar.
    Makes: Akis yeri, ayna, yansıtıcı.
    Tecelliyat-ı İlahiye: Allah'ın(cc) kendini belli edip tanıtmaları.
    Âbid: İbadet eden, kulluk görevi yapan.
    Rahman-ı Rahîm: Çok acıyıcı ve şefkatli olup sayısız nimetlerin sahibi ve vericisi olan Allah(cc).
    San'at-ı İlahiye: Allah'ın(cc) sanatı.
    Tagutî: Allah'ı(cc) inkar ve emir ve yasaklarına isyanla ilgili.
    Dânişcu bunu beğendi.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart İ'lem

    Mesail-i diniyeden olan içtihad kapısı açıktır. Fakat, şu zamanda oraya girmeğe altı mani vardır:
    Mesail-i diniye: Dinle ilgili meseleler.
    İçtihad: Ayet ve hadislere dayanarak yeni çıkan durumlara cevap olacak hüküm ve kuralları çıkarma.


    Birincisi:
    Nasılki kışta fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapılar açmak hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasılki büyük bir selin hücumunda tamir için duvarlarda delikler açmak gark olmağa vesiledir. Öyle de: Şu münkerat zamanında ve âdât-ı ecanibin istilası ânında ve bid'aların kesreti vaktinde ve dalaletin tahribatı hengâmında, içtihad nâmıyla kasr-ı İslâmiyetten yeni kapılar açıp duvarlarında muharriblerin girmesine vesile olacak olan delikler açmak, İslâmiyete cinayettir.

    Kâr-ı akıl: Akıl işi, aklın kabul edeceği iş.
    Gark: Suya batma, boğulma.
    Münkerat: Münkerler, haramlar, islam dininin yasakladığı ve Allah'ın(cc) razı olmadığı şeyler.
    Âdât-ı ecanib: Ecnebilerin âdetleri.
    Bid'a: Dine aykırı olarak sonradan uydurulan âdet ve davranışlar, anlayışlar ve hareketler. ibadetle ilgili hükümlerde yeni uydurmalar.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    Tahribat: Tahripler, yıkımlar, bozmalar.
    Hengâmında: Zamanında, anında.
    Kasr-ı İslâmiyet: İslâmiyet sarayı veya binası.


    İkincisi:

    Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez. Çünki kat'î ve muayyendirler. Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler; şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler. Ve bütün himmet ve gayreti onların ikamesine ve ihyasına sarfetmek lâzım gelirken, İslâmiyetin nazariyat kısmında ve selefin içtihadat-ı safiyane ve hâlisanesiyle bütün zamanların hacatına dar gelmeyen efkârları olduğu halde, onları bırakıp, heveskârane yeni içtihadlar yapmak; bid'atkârane bir hıyanettir.

    Zaruriyat: Zaruriler, zorunlu olanlar.
    Kat'î: Kesin.
    Muayyen: Kesin olarak belli olan.
    Tezelzül: Sarsıntı, sarsılma.
    Nazariyat: Nazarî bilgiler, görüşler, görüş ve düşünce durumunda olanlar, uygulanmamış bilgiler.
    İçtihadat-ı safiyane ve hâlisane: İyi niyetli ve Allah(cc) rızası için yapılan içtihatlar.
    Efkâr: Fikirler, düşünceler.
    Heveskârane: Heveslicesine, arzulu şekilde.
    Bid'atkârane: Dine aykırı düşen uydurmalar ortaya çıkarıp dine sokmaya çalışırcasına.


    Üçüncüsü:

    Her zamanın insanlarınca, kıymetli addedilerek efkârı celbeden cazibedar bir meta mergubdur. Meselâ: Bu zamanda en rağbetli, en iftiharlı, siyasetle iştigal ve dünya hayatını temin etmektir. Selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en mergub meta, Hâlık-ı Semavat ve Arz'ın marziyatlarını ve bizden arzularını kelâmından istinbat etmek ve nur-u nübüvvet ve Kur'an ile kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak ve vesailini elde etmek idi. Bu itibarla, o zamanlarda bütün fikirler, kalbler, ruhlar marziyat-ı İlahiyeyi bilmek ve öğrenmeğe müteveccih idi. Bunun için, istidad ve iktidarı olanlar o zamanlarda vukua gelen bütün ahval ve vukuat ve muhaverattan ders almakla, içtihadlara zemin teşkil eden yüksek istidadlar vücuda gelirdi.

    Cazibedar: Çekici, beğenilen, hoş.
    Mergub: Rağbet edilmiş, beğenilmiş, çok değer verilen.
    Selef-i sâlihîn: Geçmişteki sâlih müslümanlar.
    Hâlık-ı Semavat: Göklerin yaratıcısı.
    Marziyat: Razı olunanlar, beğenilen ve hoşnut olunan hal ve hareketler.
    İstinbat: Gizli mana çıkarmak.
    Nur-u nübüvvet: Peygamberlik ışığı.
    Saadet-i ebediye: Ebedî saadet, bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Marziyat-ı İlahiye: Allah'ın(cc) razı olduğu hal ve hareketler.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    İktidar: Güç, kuvvet.
    Ahval: Haller, vaziyetler.
    Muhaverat: Muhavereler, konuşmalar.
    İçtihad: Ayet ve hadislere dayanarak yeni çıkan durumlara cevap olacak hüküm ve kuralları çıkarma.


    Şimdi ise, fikir ve kalblerin teşettütü, inayet ve himmetlerin za'fiyeti, insanların siyaset ve felsefeye ibtilâ ve rağbetleri yüzünden, bütün istidadlar fünun-u hazıra ve hayat-ı dünyeviyeye müteveccihtir. Ahkâm-ı diniyeye sarfedilecek müstakim bir içtihad yoktur.
    Teşettüt: Dağınıklık, perişanlık, dağılma, perişan olma.
    İnayet: İyilik, yardım, lütuf.
    İbtilâ: Tiryakilik, düşkünlük.
    Fünun-u hazıra: Zamanımızın ilim ve teknikleri, şimdiki fenler.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyadaki yaşantı.
    Müteveccih: Yönelmiş, dönmüş, bakan, dönük.
    Ahkâm-ı diniye: Dindeki hükümler, dinin kanunları.
    Müstakim: İstikametli, doğru.


    Dördüncüsü:
    İçtihad kapısından İslâmiyete girip mesailini genişlendirmeğe meyleden adamın maksadı, zaruriyata imtisal ile takva ve kemale mazhariyet ise güzeldir. Amma zaruriyatı terk ve hayat-ı dünyeviyeyi, hayat-ı uhreviyeye tercih eden adam ise, onun içtihada meyli, meyl-üt tahribdir. Tekliften çıkıp kaçmak için bir yol bulmaktır.

    Mesaili: Meseleleri, konuları.
    Zaruriyat: Zorunlu olanlar, zaruriler.
    İmtisal: Uyma.
    Mazhariyet: Mazhar olma, nail olma, şereflenme.
    Hayat-ı uhreviye: Ahirete ait hayat.
    Meyl-üt tahrib: Tahrib meyli, yıkma ve bozma isteği.


    Beşincisi:
    Her şeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tâbi'dir. Fakat maslahat, illet değildir. Ancak tercih edici bir hikmettir. Bu zamanın efkârı, bizzât saadet-i dünyaya müteveccihtir. Şeriatın nazarı ise, bizzât saadet-i uhreviyeye müteveccih olup, bittabi dünyaya da nâzırdır. Çünki dünya âhirete vesiledir.

    Maslahat: Fayda, yarar.
    İllet: Asıl sebep, temel sebep.
    Müteveccih: Yönelmiş, dönmüş, bakan, dönük.
    Bittabi: Tabiatıyla.


    Umumî bir beliyye olan ve nâsın ona mübtela olduğu çok işler vardır ki zaruriyattan olmuştur. O gibi işler sû'-i ihtiyar ile gayr-ı meşru meyillerden doğmuş olduklarından, mahzuratı ibahe eden zaruriyattan değildir. Ve ruhsat ve müsaade-i şer'iyenin şümulüne dâhil olamazlar. Meselâ: Bir adam sû'-i ihtiyarıyla haram bir tarzda kendini sarhoş etse, hal-i sekirde yaptığı tasarrufatta mazur olamaz. Bu zamanda bu gibi içtihadlar, semavî değil ancak arzî içtihadlardır. Bu gibi içtihadlar ile Hâlık-ı Semavat ve Arz'ın hükümlerinde yapılan tasarrufat merduddur.
    Beliyye: Bela, âfet, musibet, sıkıntı.
    Nâs: İnsanlar.
    Sû'-i ihtiyar: Kötü seçim, aradeyi kötüye kullanmak.
    Gayr-ı meşru: Meşru olmayan, helal olmayan, dine aykırı.
    Mahzurat: Yasaklar, haramlar, müsaade olmayanlar.
    İbahe: Helal kılma, izin verme.
    Müsaade-i şer'iye: İslam dininin izni.
    Şümul: Kapsama.
    Tasarrufat: İşleri idare etme ve yürütme.
    Arzî: Yere ait, dünyayayla ilgili.
    Hâlık-ı Semavat: Göklerin yaratıcısı.
    Merdud: Reddedilmiş, kabul edilmemiş.


    Meselâ: Bazı gafiller, hutbenin Türkçe okunmasını istihsan ediyorlar ki, halkın bilhâssa siyasî ahvalden haberleri olsun. Halbuki bu gibi ahval-i siyasiye yalandan, hileden, şeytanî fikirlerden hâlî değildir. Hutbe makamı ise, ahkâm-ı İlahiyenin tebliği için ittihaz edilmiş bir makamdır.
    İstihsan: Beğenme, güzel bulma.
    Ahval: Haller, vaziyetler.
    Hâlî: Boş, ıssız, tenha.
    Ahkâm-ı İlahiye: Allah'ın (cc) kanunları.
    İttihaz: Edinme, kabul etme.

    Sual:
    Avam-ı nâs Arabîden haberdar değildir, fehmedemez?

    Avam-ı nâs: İnsanların halk tabkası.
    Arabî: Arapça.


    Cevab:
    Avam-ı nâs, zaruriyat ve müsellemat-ı diniyeye muhtaçtır. Ve hutbe makamı da bu gibi hükümlerin tebliği içindir. Bu hükümler kisve-i Arabiye içinde tafsilen değilse de icmalen avam-ı nâsa malûm ve maruftur. Maahâza lisan-ı Arabda bulunan şehamet, yükseklik, meziyet, satvet diğer lisanlarda yoktur...

    Zaruriyat: Mecburi olanlar, zorunlu olanlar.
    Müsellemat-ı diniye: Dinde doğruluğu kesin ve şüphesiz kabul edilenler.
    Kisve-i Arabiye: Arapça elbise, arapça kıyafet (arapça dili).
    Tafsilen: Açıklayarak, geniş olarak, ayrıntılı olarak.
    İcmalen: Kısaca, özet olarak.
    Maruf: Bilinen, tanınan meşhur.
    Maahâza: Bununla beraber.
    Lisan-ı Arab: Arap dili.
    Şatvet: Ezici kuvvet.


    Mesnevi-i Nuriye

    Dânişcu bunu beğendi.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey saygıdeğer şerefli bil!)

    Sen şecere-i hilkatin ya bir semeresi veya bir çekirdeğisin. Cismin itibariyle küçük, âciz, zaîf bir cüzsün. Lâkin Sâni'-i Hakîm lütfuyla, latif san'atıyla seni cüzlükten küllüğe çıkartmıştır.

    Evet cismine verilen hayat sayesinde, geniş duyguların ile âlem-i şehadet üzerinde cevelan etmekle filcümle cüz'iyet kaydından kurtulmuşsun. Ve keza insaniyet i'tasıyla bilkuvve "küll" hükmündesin. Ve keza iman ve İslâmiyet ihsanıyla bilkuvve "küllî" olmuşsun. Ve keza marifet ve muhabbetin in'amıyla muhit bir nur olmuşsun.

    Binaenaleyh dünyaya ve cismanî lezaize meyledersen, âciz, zelil bir cüz'î olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübra denilen İslâmiyet hesabına sarfedersen, bir küllî ve bir küll olursun.

    Mesnevi-i Nuriye



    Şecere-i hilkat: Hilkat şeceresi, yaratılış ağacı.
    Semere: Meyve, netice, sonuç.
    Cüz: Kısım, parça.
    Sâni'-i Hakîm: Hiçbir şeyi gayesiz ve faydasız bırakmayıp herşeyde sayısız gayeler ve faydalar gözeten sanatkar yaratıcı.
    Küll: Bütün.
    Âlem-i şehadet: Beş duyu organımızla açılabildiğimiz dünya.
    Cevelan: Dolaşma.
    Filcümle: Genellikle, bir hayli, çoğunlukla, oldukça.
    Cüz'iyet: Azlık, sınırlılık, teklik, küçüklük.
    Keza: Böylece, bunun gibi, bu dahi öyle.
    Küllî: Kapsamlı, genel.
    İn'am: Nimetlendirme.
    Muhit: İhata eden, kuşatan, çevreleyen.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Cismanî: Cisimle ilgili, cisim halinde.
    Lezaiz: Lezzetler, zevk veren şeyler.
    İnsaniyet-i kübra: Büyük insanlık.
    Dânişcu bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart ...

    Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara maruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünki o muhabbetleri gayr yerinde sarfediyorsun. Eğer o muhabbetleri cem' edip Vâhid-i Ehad'e tevcih ve Onun hesabıyla, izniyle sarfedersen, bütün mahbubların ile beraber bir anda birleşip sevinçlere, memnuniyetlere mazhar olacaksın.

    Evet bir sultana intisab eden bir adam, o sultanın, her şeyle alâkadar, her mekânda herkesle muhaberesi, alâkası zımnında, o adam da bir cihette, bir derece alâkadar olabilir.

    Mesnevi-i Nuriye


    Elîm: Acı veren.
    Firak: Ayrılık, ayrılma.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Vâhid-i Ehad: Bir olan ve birliği herbir şeyde tecelli eden Allah(cc).
    Mahbub: Muhabbet edilen, sevilen, sevgili.
    İntisab: Bağlılık.
    Alâkadar: Alakalı, ilgili.
    Dânişcu bunu beğendi.

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ey insan! Senin vücudunun sahasında yapılan fiiller ve işlerden senin yed-i ihtiyarında bulunan, ancak binde bir nisbetindedir. Bâki kalan Mâlik-ül Mülk'e aittir. Binaenaleyh kendi kuvvetine göre yük al. Yoksa altında ezilirsin. Kıl kadar bir şuur ile, büyük taşları kaldırmak teşebbüsünde bulunma. Mâlikinin izni olmaksızın, O'nun mülküne el uzatma. Binaenaleyh gafletle, kendi hesabına bir iş yaptığın zaman, haddini tecavüz etme. Eğer Mâlikin hesabına olursa istediğin şeyi al ve yap. Fakat izin ve meşiet ve emri dairesinde olmak şartıyla. İzin ve meşietini de şeriatından öğrenirsin.

    Mesnevi-i Nuriye


    Yed-i ihtiyar: İhtiyarın eli, serbest hareket edebilme ve dilediğini yapabilme gücü.
    Mâlik-ül Mülk: Mülkün sahibi, kainatın ve içindekilerin gerçek sahibi.
    Binaenaleyh: Bundan dolayı.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Meşiet: İsteme, dileme, istediğini yapma.
    Şeriat: Allah'ın (cc) kanunları.
    Dânişcu bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İ'lem Eyyühel-Aziz! (Ey aziz bil, ey saygıdeğer şerefli bil!)
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.04.14, 15:16
  2. Ey Aziz!
    By gamze-i_dilruzum in forum Dualar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.06.13, 11:32
  3. İ'lem Eyyühel-Aziz!
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.12, 12:20
  4. I'lem Eyyühel Aziz!
    By İ'LEM EYYÜ'HEL AZİZ! in forum Tanışma
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 11.07.09, 10:58
  5. Eyyühel Üstad....
    By Ararat in forum Şiirler
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 11.11.08, 17:11

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0