+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle ..

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle ..

    Ey dünyaperest nefsim! Acaba ibadetteki füturun ve namazdaki kusurun meşagil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derd-i maişetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! Sen istidad cihetiyle bütün hayvanatın fevkinde olduğunu ve hayat-ı dünyeviyenin levazımatını tedarikte iktidar cihetiyle, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazife-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil; belki hakikî bir insan gibi, hakikî bir hayat-ı daime için sa'y etmektir. Bununla beraber meşagil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana ait olmayan ve fuzulî bir surette karıştığın ve karıştırdığın malayani meşgalelerdir. En elzemini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun. Meselâ: Zühal'in etrafındaki halkaların keyfiyeti nasıldır ve Amerika tavukları ne kadardır? gibi kıymetsiz şeylerle kıymetdar vaktini geçiriyorsun. Güya kozmoğrafya ilminden ve istatistikçi fenninden bir kemal alıyorsun.
    Dünyaperest: Dünyaya taparcasına önem verip ahireti düşünmeyen.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. *Günahlara itici hisler.
    Fütur: Gevşekik, usanç.
    Meşagil-i dünyeviye: Dünyaya ait işler, dünya ile ilgili uğraşılar.
    Kesret: Çokluk, bolluk.
    Derd-i maişet: Geçim derdi.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Cihet: Yön, taraf.
    Hayvanat: Hayvanlar.
    Fevkinde: Üstünde.
    Hayat-ı dünyeviye: Dünyadaki yaşantı.
    Levazımat: Lüzumlu şeyler, gerekenler, gerekliler.
    İktidar: Güç, kuvvet.
    Vazife-i asliyen: Asıl vazifen, esas görevin.
    Belki: Kat'iyetle, şüphesiz. *Hatta. *İhtimal.
    Hakiki: Gerçek, sahici.
    Hayat-ı daime: Devamlı olan hayat.
    Sa'y: Çalışma, iş.
    Fuzuli: Gereksiz, faydasız, boş yere.
    Malayani: Faydasız, boş, gereksiz.
    Meşgale: Meşguliyet, iş, uğraşı.
    Elzem: Çok gerekli, en gerekli, daha lazım.
    Malûmat: Bilinenler, bilgiler.
    Zuhal: Satürün gezegeni.
    Keyfiyet: Özellik, nitelik, kıymet.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Kozmoğrafya: Astronomi, gök ilmi.

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ey dünyaya tutkun nefsim! Acaba ibadetteki isteksizliğin ve namazdaki ihmalin dünya meşguliyetlerinin çokluğundan mıdır? Veyahut geçim derdiyle ibadete vakit bulamayışından mıdır? Sırf dünya içinmi yaratıldın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

    Sen, kabiliyetlerinle bütün canlılardan üstün olduğunu fakat dünya hayatının devamı için gerekli şeyleri temin etme kudreti bakımından bir serçe kuşuna bile yetişemeyeceğini biliyorsun. Asıl vazifenin hayvanlar gibi çabalamak değil, gerçek bir insan gibi hakiki ve daîmi bir hayat için gayret etmek olduğunu neden anlamıyorsun? Hem dünya işleri dediğin, çoğu sana ait olmayan, boş yere karıştığın ve karıştırdığın faydasız şeylerdir. En lüzumlu işi bırakıp güya binlerce sene ömrün varmış gibi, en lüzumsuz malûmatla vakit geçiriyorsun. Mesela, kıymetli vaktini , "Satürn gezegeninin etrafındaki halkaların mahiyeti nedir? Amerika'da kaç tane tavuk vardır?" gibi kıymetsiz şeyleri düşünmeye harcıyorsun. Güya astronomi ve istatistik bilimleriyle uğraşıyor, onlardan istifade ediyorsun!..

    Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Eğer desen: "Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maişetin zarurî işleridir." Öyle ise ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan; sonra biri gelse, dese ki: "Gel on dakika kadar şurayı kaz, yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın." Sen ona: "Yok, gelmem. Çünki on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak" desen; ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi; sen şu bağında, nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terketsen, bütün sa'yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarfetsen; o vakit, bereketli nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan, iki maden-i manevî bulursun:
    Fütur: Gevşeklik, usanç.
    Derd-i maişet: Geçim derdi.
    Zaruri: Zorunlu, ister istemez yapılması gereken.
    Divanece: Delice.
    Semere: Meyve, netice, sonuç.
    Ehemmiyetsiz: Önemsiz.
    Münhasır: Mahsus, sınırlı, ait.
    Nafaka-i dünyeviye: Dünyaya ait nafaka, dünya geçimliği.
    Zâd-ı âhiret: Ahiret azığı, ahiret hazırlığı, öbür dünya yolculuğu için gerekenler.
    Menba: Kaynak.
    Maden-i manevî: Manevi maden, manevi kaynak.


    Birinci maden:
    Bütün bağındaki
    {(Haşiye): Bu makam, bir bağda bir zâta bir derstir ki, bu tarz ile beyan edilmiş.}
    yetiştirdiğin -çiçekli olsun, meyveli olsun- her nebatın, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyet ile, bir hisse alıyorsun.


    İkinci maden:
    Hem bu bağdan çıkan mahsulâttan kim yese -hayvan olsun, insan olsun; inek olsun, sinek olsun; müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki: Sen, Rezzak-ı Hakikî namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve onun malını, onun mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan...

    Mahsulât: Mahsuller, ürünler.
    Rezzak-ı Hakikî: Gerçek rızık verici olan Allah(cc).
    Namına: Adına.
    Mahlukat: Yaratılmış varlıklar.
    Tevziyat: Dağıtmalar, paylaştırmalar.


    İşte bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasaret eder, ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder ve sa'ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i manevî temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflas eder. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. "Neme lâzım" der. "Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim?" diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: "Daha ziyade ibadetle beraber sa'y-i helâle çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyade ışık göndereceğim, âhiretime daha ziyade zahîre tedarik edeceğim.
    Hasaret: Hasar, zarar, ziyan.
    Sa’y: Çalışma, iş.
    Kuvve-i manevî: Manevi kuvvet(güç).
    Fütur: Gevşeklik, usanç.
    Kabr: Mezar.
    Ziyade: Fazla, çok.
    Zahîre: Azık, yiyecek.


    Elhasıl:
    Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at.
    Lâakal: En azından, hiç olmazsa.
    İhtiyat: Tedbirli olmak, ileriyi düşünerek önlemler alma.
    Akçe: Para.
    Hakikî: Gerçek.
    İstikbal: Gelecek, gelecek zaman. *Karşılama.
    Sandukça-i uhreviye: Öbür dünya ile ilgili kutu.

    Said Nursi

    ***



    Eğer, "Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan, bana usanç veren böyle luzumsuz şeyler değil, geçim derdinin zaruri işleridir." dersen, ben de sana şöyle derim: Bir yerde yüz kuruş gündelikle çalışsan, sonra biri gelse ve sana, "Gel şurayı on dakika kadar kaz, yüz lira değerinde bir pırlanta ve zümrüt bulacaksın." dese, sen de ona, "Hayır gelmem! Çünkü gündeliğimden on kuruş kesilecek, kazancım azalacak." diye cevap versen, bunun ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin.

    Aynen bunun gibi, sen şu bahçende nafakan için çalışıyorsun. Eğer farz namazlarını terk edersen, bütün gayretinin neticesi, yanlız dünyevî, önemsiz ve bereketsiz bir kazançtan ibaret kalır. Fakat eğer istirahat ve teneffüs vaktini, ruhunu rahatlatan ve kalbini ferahlatan namaza sarf edersen, o zaman, bereketli dünya kazancın ile beraber ahiret azığın için çok değerli iki manevî maden bulursun:

    Birinci maden: Güzel bir niyetle, bahçende (HAŞİYE: Bu kısım, bir bahçede bir kardeşime ders olduğu için bu şekile yazılmıştır.) yetiştirdiğin çiçekli ya da meyveli her bitkinin, her ağacın tesbihatından hisse alırsın.

    İkinci maden: Bahçende yetişen mahsullerden kim yese - ister hayvan olsun, ister insan; ister müşteri olsun, ister hırsız - bu senin için sadaka hükmüne geçer. Fakat bahçeni Rızkın Hakiki Sahibi adına ve O'nun izni dairesinde kullanman, kendine O'nun malını O'nun mahlûklarına veren bir dağıtım memuru gözüyle bakman şartıyla...

    İşte bak, namazı terk eden ne kadar zarara uğrar! Ne büyük bir serveti kaybeder! Ve çalışmak için büyük bir şevk veren, amellerde manevî bir kuvvet sağlayan o iki neticeden , o iki madenden mahrum kalır, iflas eder. Hatta ihtiyarladıkça bahçesinde çalışmaktan usanır, yorulur. "Neme lazım! Ben zaten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti niçin çekeceğim?." diyerek kendini tembelliğe bırakır. Fakat evvelki adam derki: "Daha çok ibadet ederek helâl dairede çalışacağım. Böylece kabrime daha çok ışık göndereceğim, ahiretim için daha çok azık hazırlayacağım."

    Kısacası: Ey nefis! Bil ki, dün, senin elinden çıktı. Yarına ulaşacağına dair de güvencen yok.
    Öyleyse asıl ömrünü, içinde bulunduğun gün bil. Günün en az bir saatini, zor zamanlara ayırdığın bir altın gibi, hakiki istikbalin olan ebedî hayatın için birer kumbara hükmündeki
    bir mescide veya bir seccadeye at!

    Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ve bil ki, her yeni gün, herkes için yeni bir âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, o günkü âlemin karanlık ve perişan bir hal alır. Misal âleminde aleyhinde şahitlik eder. Zira herkesin, şu âlem içinde, her günde hususi birer âlemi vardır. O âlemin mahiyeti de, o kişinin kalbine ve ameline göre değişir.

    Nasılki, aynada görünen muhteşem bir saray, o aynanın rengini alır. Ayna siyah ise saray da siyah, kırmızı ise kırmızı görünür. Sarayın sureti, aynanın mahiyetine göre değişir. Ayna düzgünse sarayı güzel, düzgün değilse çirkin gösterir. O ayna en nazik şeyleri kaba gösterdiği gibi, sen de kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi âleminin şeklini değiştirirsin. Ona aleyhinde veya lehinde şahitlik ettirebilirsin.

    Eğer namaz kılarsan, namazınla bu kâinatın Sâni-i Zülcelâl'ine yönelirsen, sana bakan âlemin birden nurlanır. Namazın âdeta bir elektrik lambası , namaza niyetinde onun düğmesine dokunmak gibi, o âlemin karanlığını dağıtır. Ve şu dünya kargaşasında perişanlık içindeymiş gibi görünen hadiselerin, hikmetli bir intizam ve mânâlı bir kudret eseri olduğunu gösterir. Nurlarla dolu
    "Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nûr sûresi, 24/35) ayetinden kalbine bir bir nur verir. O günkü âlemini o nurla ışıklandırır, misal âleminde senin lehinde şahitlik ettirir.

    Sakın, "Benim namazım nerede, hakiki namaz nerede!" deme. Zira bir hurma çekirdeği, hurma ağacının bütün hususiyetlerini içinde taşır ve onu tarif eder. Farkları, birinin çekirdek, ötekinin ise onun dal budak salmış hali olmasıdır. Aynen öyle de, senin benim gibi sıradan bir insanın namazının -hissetmese ve şuurunda olmasa da- büyük bir velinin namazı gibi şu nurdan, şu hakikatten bir hissesi vardır. Fakat o nur dereceye göre açığa çıkar.

    Bir hurma çekirdeği ile mükemmel bir hurma ağacı arasında ne kadar mertebe ve fark varsa, namazda da öyle, hatta daha fazla farklı mertebeler bulunabilir. Fakat bütün o mertebelerde namaza ait nuranî hakikatin bir esası vardır.


    Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İslâmiyet'te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Risale-i Nur

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Namaz, kalblerde azamet-i İlahiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlahiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbanîye imtisal ettirmek için yegâne İlahî bir vesiledir. İşârât-ül İ'caz

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Fabrikasyon Üretimi Tavukları Yemek Caiz mi?
    By buz adam in forum Fıkıh
    Cevaplar: 34
    Son Mesaj: 17.12.16, 01:40
  2. Zamanın Kıymetini Bilmeyen,Zamanla Kıymetsiz Olur
    By Ene-Zerre in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 12.04.09, 15:40
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.01.09, 00:23
  4. İnsan Sorusu Kadardır
    By Müellif-e in forum Eğitim
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 22.12.08, 08:56
  5. Fena Şeylerle Zihnen Meşgul Olmak da Fenadır
    By elff in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.06.07, 08:31

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0