+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 16
Like Tree16Beğeni

Konu: Mesnevi-i Nuriye / Zühre

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart Mesnevi-i Nuriye / Zühre

    BİRİNCİ NOTA:
    Kendi nefsime hitaben demiştim: Ey gafil Said! Bil ki: Şu âlemin fenasından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden müfarakat eden bir şeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terkedip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyi' etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firak ile senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü anında seni terkeden fâni şeylerle kalbini bağlamak, kâr-ı akıl değildir. Eğer aklın varsa; uhrevî inkılabatında, berzahî etvarında ve dünyevî inkılabatının müsadematı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevalinden kederlenme. Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin latifelerin içinde öyle bir latife var ki, ebedden ve ebedî zâttan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor, masivasına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve latifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîm'in emrine muti' olan o sultanına itaat et, kurtul!..

    Mesnevi-i Nuriye



    Nota: Sonradan hatırlamak için konan işaret, kısa ve özlü notlar.
    Nefs: Kendisi, kendi, öz varlık. * Günah sevab ayırmadan, sonucunu düşünmeden devam eden duygular ve hisler.
    Gafil: Gaflette olan. Düşüncesiz, ilgisiz ve habersiz.
    Fena: Yokluk, yok olma, göçüp gitme. *Kötü.
    Refakat: Arkadaşlık, beraberlik.
    Müfarakat: Ayrılık.
    Hususan: Bihassa, özellikle, ayrıca.
    İnkıraz: Sönme, son bulma, yıkılma.
    Bahusus: Özellikle, hele.
    Berzah: Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları âlem.
    Sefer: Yolculuk.
    Kabir: Mezar.
    Teşyi': Uğurlama, yolcu etme.
    Ebedî: Sonsuz, sonsuzlukla ilgili.
    Firak: Ayrılık, ayrılma.
    Rağmına: Aksine, zıttına, istememene karşı.
    Husul: Ortaya çıkma, meydana gelme, olma.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Kâr-ı akıl: Akıl işi, aklın kabul edeceği iş.
    Uhrevî: Ahirete ait, ahiretle alakalı, öbür dünya ile ilgili.
    İnkılabat: Köklü değişiklikler, inkılablar.
    Etvar: Tavırlar, durumlar, davranışlar.
    Dünyevî: Dünyadaki yaşantıyla ilgili.
    Müsademat: Çarpışmalar, vuruşmalar, müsademeler.
    Muktedir: Güçlü. İşe gücü yeten.
    Zeval: Sona erme.
    Mahiyet: İç yüz, esas, asıl, temel özellik, temel gerçek.
    Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
    Razı: Hoşnut.
    Teveccüh: Yönelme, dönme, yöneliş. *Alaka, ilgi gösterme.
    Masiva: O'ndan başkası, Allah'tan(cc) başka herşey. Dünya ile alâkalı şeyler.
    Tenezzül: İnme, düşme, alçalma, kendini düşürme.
    Fıtrî: Yaratılışa uygun.
    Fâtır-ı Hakîm: Herşeyi faydalı ve gayeli yapan yaratıcı.
    Muti': İtaat eden, itaatli, emir ve kanunlara uyan.
    HakanBa, *SAHRA* and nur.okur like this.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İKİNCİ NOTA:
    Hakikatdar bir rü'yada gördüm ki, insanlara diyordum: "Ey insan! Kur'anın desatirindendir ki, Cenab-ı Hakk'ın masivasından hiçbir şeyi ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. Hem sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. Çünki mahlukat, mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukıyet nisbetinde de birdirler."


    Mesnevi-i Nuriye


    Hakikatdar: Hakikatlı, gerçek.
    Desatir: Düsturlar, kaideler, prensipler, genel kurallar.
    Masiva: Allah'tan(cc) başka herşey. Dünya ile alâkalı şeyler.
    Taabbüd: İbadet etmek, kulluk görevini yerine getirmek.
    Tekebbür: Kibirlenmek, büyüklenmek, kendini büyük görmek.
    Mahlukat: Yaratılmış varlıklar, mahluklar.
    Mabudiyet: İbadet edilmeklik, kulluk edilen olma.
    Müsavi: Eşit, denk.
    Mahlukıyet: Mahluk olmak, yaratılmışlık.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ÜÇÜNCÜ NOTA:
    Ey gafil Said! Bil ki: Galat-ı his nev'inden gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fâni nefsini de o nazar ile sabit telakki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun. Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun. Aklını başına al. Sen ve hususî dünyan, daimî zeval ve fena darbesine maruzsunuz. Senin bu galat-ı hissin ve mağlatan şu misale benzer ki:
    -------------------------------
    Gafil: Gaflette olan. Düşüncesiz, ilgisiz ve habersiz.
    Galat-ı his: His yanılması.
    Nev': Tür, çeşit.
    Muvakkat: Geçici, az bir zaman için.
    Lâyemut: Ölümsüz, son bulmaz, sona ermez.
    Müstemir: Devamlı, sürekli, değişmez, devam eden.
    Telakki: Kabul etmek, karşılamak.
    Hususî: Özel.
    Zeval: Sona erme, son bulma.
    Mağlata: Boş ve manasız söz, yanıltmak için söylenen saçma sapan söz.


    Bir adam elinde olan âyinesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa; misalî bir hane, bir şehir, bir bahçe o âyinede görünür. Edna bir hareket ve küçük bir tegayyür âyinenin başına gelse, o hayalî hane ve şehir ve bahçede herc ü merc ve karışıklık düşer. Hariçteki hakikî hane, şehir ve bahçenin devam ve bekası sana faide vermez. Çünki senin elindeki âyinedeki hane ve sana ait şehir ve bahçe, yalnız âyinenin sana verdiği mikyas ve mizan iledir. Senin hayatın ve ömrün, âyinedir. Senin dünyanın direği ve âyinesi ve merkezi, senin ömrün ve hayatındır. Her dakikada o hane ve şehir ve bahçenin ölmesi mümkün ve harab olması muhtemel olduğundan, her dakika senin başına yıkılacak ve senin kıyametin kopacak bir vaziyettedir. Madem öyledir; sen, bu hayatına ve dünyana, çekemedikleri ve kaldıramadıkları yükleri yükletme!..
    --------------------------
    Tegayyür: Değişme, başkalaşma.
    Herc ü merc: Karmakarışık, darmadağınık, alt-üst.
    Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
    Mikyas: Ölçü, ölçek.
    Mizan: Denge, ölçü.
    Faide: Fayda, yarar.


    Mesnevi-i Nuriye

    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    DÖRDÜNCÜ NOTA:
    Bil ki: Ekseriyetle Fâtır-ı Hakîm'in âdetidir, ehemmiyetli ve kıymetdar şeyleri aynıyla iade ediyor. Yani, ekser eşyanın misliyle tazelenmesi, mevsimlerin tebeddülünde, asırların değişmesinde o kıymetdar ehemmiyetli şeyleri aynıyla iade ediyor. Yevmî ve senevî ve asrî haşirlerin umumunda, şu kaide-i âdetullah ekseriyetle muttarid görünüyor. İşte bu sabit kaideye binaen deriz: Madem fünunun ittifakıyla ve ulûmun şehadetiyle, hilkat şeceresinin en mükemmel meyvesi insandır. Ve mahlukat içinde en ehemmiyetli insandır. Ve mevcudat içinde en kıymetdar insandır. Ve insanın bir ferdi, sair hayvanatın bir nev'i hükmündedir. Elbette kat'î bir hads ile hükmedilir ki, haşir ve neşr-i ekberde beşerin herbir ferdi aynıyla, cismiyle, ismiyle, resmiyle iade edilecektir.


    Mesnevi-i Nuriye



    Ekseriyet: Çoğunluk.
    Fâtır-ı Hakîm: Sonsuz hikmet sahibi yaratıcı.
    Ekser: Çoğunluk, çoğu.
    Tebeddül: Başkalaşmak, değişmek.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Yevmî: Günlük, güne ait, günle ilgili.
    Kaide-i âdetullah: Allah'ın(cc) kainatta ve varlıklar üzerinde uyguladığı kural.
    Muttarid: Muntazam devam eden, düzgün, düzenli sıralı.
    Fünun: Fenler, ilimler.
    Ulûm: İlimler, bilgiler.
    Hilkat: Yaratılış.
    Şecere: Ağaç.
    Neşr-i ekber: En büyük neşir.
    Beşer: İnsan.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    BEŞİNCİ NOTA:
    Şu notada Avrupa fünunu ve medeniyeti, Eski Said'in fikrinde bir derece yerleştiği için, Yeni Said harekât-ı fikriyede seyrettiği zaman, Avrupa'nın fünun ve medeniyeti, o seyahat-ı kalbiyede emraz-ı kalbiyeye inkılab ederek ziyade müşkilâta medar olduğundan, bilmecburiye Yeni Said zihnini silkeleyip, müzahref felsefeyi ve sefih medeniyeti atmak isterken, kendi ruhunda Avrupa'nın lehinde şehadet eden hissiyat-ı nefsaniyeyi susturmak için, Avrupa'nın şahs-ı manevîsi ile bir cihette gayet kısa, bir cihette uzun, gelecek muhavereye mecbur olmuştur.

    Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir:

    Birisi,
    İsevînin din-i hakikîden ve İslâmiyetten aldığı feyz ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi' san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takib eden Avrupa'ya hitab etmiyorum.

    Belki felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zannederek, beşeri sefahete ve dalalete sevkeden bozulmuş ikinci Avrupa'ya hitab ediyorum. Şöyle ki:

    O zaman, o seyahat-ı ruhiyede, mehasin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan malayani ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa'nın şahs-ı manevîsine karşı demiştim:

    Bil ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalaletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dava edersin ki, beşerin saadeti bu ikisi iledir. Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin.

    Ey küfr ü küfranı dağıtıp neşreden bedbaht ruh! Acaba hem ruhunda, hem vicdanında, hem aklında, hem kalbinde dehşetli musibetlerle musibet-zede olmuş ve azaba düşmüş bir adamın cismiyle, zahirî bir surette aldatıcı bir zînet ve servet içinde bulunmasıyla saadeti mümkün olabilir mi? Ona mes'ud denilebilir mi? Âyâ görmüyor musun ki, bir adamın cüz'î bir emirden me'yus olması ve vehmî bir emelden ümidi kesilmesi ve ehemmiyetsiz bir işten inkisar-ı hayale uğraması sebebiyle tatlı hayaller ona acılaşıyor, şirin vaziyetler onu tazib ediyor, dünya ona dar geliyor, zindan oluyor. Halbuki senin şeametinle, kalbinin en derin köşelerinde ve ruhunun tâ esasında dalalet darbesini yiyen ve o dalalet cihetiyle bütün emelleri inkıtaa uğrayan ve bütün elemleri ondan neş'et eden bir bîçare insana hangi saadeti temin ediyorsun? Acaba zâil, yalancı bir cennette cismi bulunan ve kalbi, ruhu cehennemde azab çeken bir insana mes'ud denilebilir mi? İşte sen bîçare beşeri böyle baştan çıkardın, yalancı bir cennet içinde cehennemî bir azab çektiriyorsun.

    Mesnevi-i Nuriye

    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ey nev'-i beşerin nefs-i emmaresi! Bu temsile bak, beşeri nereye sevkettiğini bil. Meselâ bizim önümüzde iki yol var. Birisinden gidiyoruz. Görüyoruz ki, her adım başında bîçare âciz bir adam bulunur. Zalimler hücum edip malını, eşyasını gasbederek kulübeciğini harab ediyorlar, bazan da yaralıyorlar. Öyle bir tarzda ki, acınacak haline sema ağlıyor. Nereye bakılsa hal bu minval üzere gidiyor. O yolda işitilen sesler, zalimlerin gürültüleri, mazlumların ağlayışları olduğundan umumî bir matem, o yolu kaplıyor. İnsan, insaniyet cihetiyle gayrın elemiyle müteellim olduğundan, hadsiz bir eleme giriftar oluyor. Halbuki vicdan bu derece teellüme tahammül edemediğinden; o yolda giden, iki şeyden birisine mecbur olur. Ya insaniyetten tecerrüd edip nihayetsiz vahşeti iltizam ederek öyle bir kalbi taşıyacak ki, kendi selâmetiyle beraber umumun helâketi onu müteessir etmesin veyahud kalb ve aklın muktezasını ibtal etsin.

    Ey sefahet ve dalalette bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa! Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehân ile ruh-u beşere bu cehennemî haleti hediye ettin! Sonra anladın ki: Bu öyle ilâçsız bir illettir ki, insanı a'lâ-yı illiyyînden, esfel-i safilîne atar. Hayvanatın en bedbaht derecesine indirir. Bu illete karşı bulduğun ilâç, muvakkaten ibtal-i his hizmeti gören cazibedar oyuncakların ve uyutucu hevesat ve fantaziyelerindir. Senin bu ilâcın, senin başını yesin ve yiyecek! İşte beşere açtığın yol ve verdiğin saadet, bu misale benzer.

    Mesnevi-i Nuriye

    *SAHRA* bunu beğendi.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İkinci yol ki:
    Kur'an-ı Hakîm, hidayetiyle beşere hediye etmiştir. Şöyledir: Görüyoruz ki o yolun her menzilinde, her mekânında, her şehrinde bir Sultan-ı Âdil'in müstakim askerleri her tarafta bulunuyor, geziyorlar. Arasıra o Sultan'ın emriyle o askerlerin bir kısmını terhis ediyorlar. Silâhlarını, atlarını ve mîrî levazımatlarını alıyorlar, onlara izin tezkeresini veriyorlar. O terhis olunan neferler, çendan ünsiyet ettikleri at ve silâhların teslim alınmasından zahiren mahzun oluyorlar. Fakat hakikat noktasında terhisle müferrah olup, Sultan'ın ziyaretine ve padişahın payitahtına dönmesi ve padişahı ziyaret etmesi cihetinde gayet memnun oluyorlar. Bazan terhis memurları acemî bir nefere rastgeliyorlar. Nefer onları tanımıyor. "Silâhını teslim et!" diyorlar. Nefer diyor: "Ben padişahın askeriyim, onun hizmetindeyim; sonra onun yanına gideceğim. Siz neci oluyorsunuz? Eğer onun izin ve rızasıyla gelmiş iseniz, göz ve baş üstüne geldiniz, emrini gösteriniz; yoksa çekiliniz, benden uzak olunuz. Ben tek başımla kalsam, sizler binler dahi olsanız, yine sizinle döğüşeceğim. Kendi nefsim için değil, çünki nefsim benim değil, benim sultanımındır. Belki bendeki nefsim ve silâhım, mâlikimin emanetidir. Emaneti muhafaza ve Sultanımın haysiyetini himaye ve izzetini vikaye için size baş eğmeyeceğim!"

    İşte o ikinci yoldaki medar-ı sürur ve saadet olan binler ahvalden bu hal bir nümunedir. Sair ahvali sen kıyas et. Bütün o ikinci yolun seferinde, "tevellüdat" namında sevinç ve şenlikle bir tahşidat ve sevkiyat-ı askeriye var ve "vefiyat" namında sürur ve muzıka ile terhisat-ı askeriye görünüyor. İşte Kur'an-ı Hakîm beşere bu yolu hediye etmiştir. Bu hediyeyi kim tam kabul etse, böyle iki cihanın saadetine giden bu ikinci yoldan gider. Ne geçmiş şeyden mahzun ve ne de gelecek şeyden havf eder.

    Mesnevi-i Nuriye

    *SAHRA* bunu beğendi.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ey ikinci bozuk Avrupa! Senin çürük ve esassız esaslarının bir kısmı şunlardır ki: "En büyük melekten en küçük semeğe kadar her bir zîhayat kendi nefsine mâliktir ve kendi zâtı için çalışır ve kendi lezzeti için çabalar. Onun bir hakk-ı hayatı var. Gaye-i himmeti ve hedef-i maksadı, yaşamak ve bekasını temin etmektir." diyorsun. Ve Hâlık-ı Kerim'in kerem düsturlarından ve erkân-ı kâinatta kemal-i itaatla imtisal edilen düstur-u teavünle, nebatat hayvanatın imdadına ve hayvanat insanların yardımına koşmasından tezahür eden o umumî kanunun rahîmane, kerimane cilvelerini cidal zannedip, "Hayat bir cidaldir" diye ahmakane hükmetmişsin. Acaba o düstur-u teavünün cilvesinden olan zerrat-ı taamiyenin, kemal-i şevk ile beden hüceyrelerinin gıdalandırılması için koşmaları nasıl cidaldir? Nasıl bir çarpışmaktır? Belki o imdad ve koşmak, Kerim bir Rabb'in emriyle bir teavündür.

    Mesnevi-i Nuriye

    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Hem çürük bir esasın: "Herşey kendi nefsine mâliktir" diyorsun. Hiçbir şey kendi nefsine mâlik olmadığına kat'î bir delil şudur ki: Esbabın içinde en eşrefi ve ihtiyar noktasında en geniş iradelisi, insandır. Halbuki bu insanın düşünmek, söylemek ve yemek gibi en zahir ef'al-i ihtiyariyesinden yüz cüz'ünden onun dest-i ihtiyarına verilen ve daire-i iktidarına giren yalnız meşkuk tek bir cüz'dür. Böyle en zahir fiilin yüz cüz'ünden bir cüz'üne mâlik olmayan, nasıl kendine mâliktir denilir? Böyle en eşref ve ihtiyarı en geniş, bu derece hakikî tasarruftan ve temellükten eli bağlanmış bulunsa; "Sair hayvanat ve cemadat kendine mâliktir" diyen, hayvandan daha ziyade hayvan ve cemadattan daha ziyade camid ve şuursuz olduğunu isbat eder.

    Mesnevi-i Nuriye


    Nefs:Kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi.
    Mâlik: Sahip.
    Kat'î: Kesin.
    Esbab: Sebepler.
    Eşref: En şerefli, çok şerefli.
    İhtiyar: İrade, seçme serbestliği.
    Zahir: Açık, görünür.
    Ef'al-i ihtiyariye: İrade ile yapılan işler.
    Dest-i ihtiyar: İrade eli.
    Daire-i iktidar: Güç ve kuvvet sahası.
    Meşkuk: Şüpheli.
    Tasarruf: İdare etmek, yönetmek, kullanmak.
    Temellük: Mülk edinme, sahiplenme.
    Sair: Diğer, başkası.
    Hayvanat: Hayvanlar.
    Cemadat: Cansızlar.
    Camid: Cansız. *Donuk.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    40
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Seni bu hataya atıp bu vartaya düşüren, bir gözlü dehândır. Yani hârika, menhus zekândır. O kör dehân ile, herşeyin Hâlık'ı olan Rabbini unuttun, mevhum bir tabiata isnad ettin, âsârını esbaba verdin, o Hâlık'ın malını bâtıl mabud olan tagutlara taksim ettin. Şu noktada ve o dehân nazarında her zîhayat, herbir insan, tek başıyla hadsiz a'daya karşı mukavemet etmek ve nihayetsiz hacatın tahsiline çabalamak lâzım geliyor. Ve zerre gibi bir iktidar, ince tel gibi bir ihtiyar, zâil lem'a gibi bir şuur, çabuk söner şu'le gibi bir hayat, çabuk geçer dakika gibi bir ömür ile, o hadsiz a'daya ve hacata karşı dayanmaya mecbur oluyor. Halbuki o bîçare zîhayatın sermayesi, binler matlublarından birisine kâfi gelmiyor. Musibete giriftar olduğu zaman; sağır, kör esbabdan başka derdine derman beklemiyor, "Kâfirlerin duası boşa gider." Ra’d Sûresi, 13:14.)sırrına mazhar oluyor.

    Mesnevi-i Nuriye

    *SAHRA* bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. From the Mesnevi-i Nuriye
    By Ehl-i telvin in forum In All Respects of Islam
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.10.16, 21:49
  2. Mesnevi-i Nuriye DERSLERİ...1.
    By YİĞİDO in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 14.11.11, 14:34
  3. Mesnevi-i Nuriye'den Bir Konu
    By *reşha* in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 12.05.09, 12:38
  4. Mesnevi-i Nuriye'den Niyet
    By Medresetü'zZehra in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 12.08.08, 11:30
  5. Mesnevi-i Nuriye'den...
    By yuksek-Sadakat in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.12.06, 22:14

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0