Ey âlem-i İslâm! Uyan, Kur'ana sarıl; İslâmiyet'e maddî ve manevî bütün varlığınla müteveccih ol!

Ve ey Kur'ana bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde naşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı! Kur'ana yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak, onun bu zamanda bir mu'cize-i maneviyesi olan Nur Risalelerini mütalaa etmeye çalış. Lisanın, Kur'anın âyetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlâkın da onun manasını neşretsin; lisan-ı halin ile de Kur'anı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun!

Said Nursi



Âlem-i İslâm: İslam alemi, İslam dünyası, bütün müslüman milletler ve ülkeler.
Müteveccih: Yönelmiş, dönmüş, bakan, dönük.
Şehadet: Şahitlik, tanıklık.
Hâdim: Hizmetçi, hizmet eden.
İslâmiyet: Müslümanlık.
Nur: Aydınlık. Parıltı. Parlaklık.
Zemin yüzünde: Dünyada
Naşir: Neşreden, yayan.
Ecdad: Atalar, dedeler.
Mu'cize-i maneviye: Manevi mucize, mana bakımından mucize.
Mütalaa: Okumak, okuyup inceleme.
Lisan: Konuşma dili.
Âlem: Dünya, kâinat.
Etvar: Tavırlar, durumlar, davranışlar.
Ahlâk: Huy, davranış biçimi ve tavır şekli.
Lisan-ı hal: Hal lisanı, durum ve görünüş konuşması.
İnsaniyet: İnsanlık.
Vasıta-i saadet: Saadet vasıtası, mutluluk sebebi.