Bismillahirrahmanirrahim



Bu gidişâta, icraata bak!


Nasıl en fakir, en zayıftan tut, tâ herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor, kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor.


Hem, gayet kıymettar ve şâhâne taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyâfetler vardır. Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder, kimse zerrece haddinden tecavüz etmez.


En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevâziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder. Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var; hem, pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, nâmusu vardır.


Halbuki, kerem ise in'âm etmek ister, merhamet ise ihsansız olamaz, izzet ise gayret ister, haysiyet ve nâmus ise edebsizlerin tedibini ister.


Halbuki, şu memlekette o merhamet, o nâmusa lâyık binden biri yapılmıyor; zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar.


Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.


(Sözler, Onuncu Söz, s. 54)


Bediüzzaman Said Nursi




SÖZLÜK:
TAAM : Yemek, yiyecek, gıdâ.
MURASSÂ : Kıymetli taşlarla, sırmalarla süslenmiş.
MÜZEYYEN : Süslü.
HAVF : Korku, korkma.
KEREM : Cömertlik, lütuf, ihsan, inâyet, izzet, şeref.
İN\'AM : Nîmet vermek, ihsan etmek.
İHSAN : İyilik etmek, bağışta bulunmak.
MAHKEME-İ KÜBRÂ : En büyük mahkeme; âhirette kurulacak olan büyük mahkeme.