[h=2]"O lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür..." ifadesini açar mısınız?[/h]İnsanının mahiyetinde binlerce latife vardır. Bu latifelerin varlığını bir ağaçla sembolize etmeye çalışalım.
Latifelerin kimi, ağacın kökleri gibi, kimi gövdesi, kimi dalları, kimi yaprakları ve kimi ise tomurcukları gibidir. Bütün bunların gayesi iman ve ubudiyet meyvesini netice vermektir.
Ağacın kök ve gövdesi, en şiddetli soğuklara, en sert rüzgarlara karşı dayanabilirken, yaprak ve tomurcukları hafif bir rüzgarla hemen düşebiliyorlar.
İşte insandaki duyguların bir kısmı en büyük günahlara maruz kaldığı halde yine varlığını devam ettirebilirken, bir kısmı en ufak bir gaflete tahammülü olmuyor ve bir daha dirilmemek üzere ölüyor.
Mesela, inanma ihtiyacı bir duygudur (nokta-i istinad ve istimdad gibi). Bu duygu her günaha rağmen varlığını hisettirir. Ve hatta sahibinin elinden turar, bataklıktan çıkarır.
Dine hizmet etmek, başkalarının imanının kurtulmasına hizmet etmek de bir duygu ve latifenin tezahürüdür. Bu latife bir peygamberde kemalini bulunca, uykusu kaçar ve kendisini helak edercesine başkasının imanının kurtulmasına hizmet eder. Bir başkası;
"Ya Rabbi vücudumu o kadar büyüt ki, cehennemde başkasına yer kalmasın" der.
Bir başkası,
"Karşımda bir yangın var alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor, onu kurtarkmaya koşuyorum" der.
Ancak iman ettiği halde, "Bu insanları sen mi kurtaracaksın, ibadetini yap, başka şeye karışma, başkalarının kurtulması sana mı kalmış?" diyen de olabiliyor.
Bu farklılık, latifelerin; hüşyar, ölü veya solgun olmaya bağlı olarak ortaya çıkan hallerdir.