+ Konu Cevaplama Paneli
8. Sayfa - Toplam 8 Sayfa var BirinciBirinci ... 6 7 8
Gösterilen sonuçlar: 71 ile 76 ve 76
Like Tree38Beğeni

Konu: Risale-i Nurdan alıntı bölümler..

  1. #71
    Dost risale0ku - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2014
    Bulunduğu yer
    kevansaray
    Mesajlar
    26

    Standart

    Dua ubudiyyetin ruhudur ve halis bir imanin neticesidir
    _vatan_ bunu beğendi.

  2. #72
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    7.710

    Standart



    Güneş, yağmur, su, ziya, çiçeklere isabet ederse hayat verirler. Nebatata olursa terbiye ve tenmiye ettirirler. Pis şeylere isabet ederlerse kabih kokuları ihdas ederler. Emvat ve ölülere bakarlarsa ufunet tevlid ederler.

    Kezalik, rahmet ve nimet dahi kendilerine layık olan mevkilere isabet etmezler de, onları intizar edip kıymetlerini bilmeyen mevkilere isabet ederlerse zahmetlere ve nikmetlere inkılap ederler.

    İşaratül-İcaz
    Ararad ve yolcu_ bunu beğendi.


    Değerli insanların gönülleri dağların zirvesi gibidir. Ulaşmaya kalkma! erişemezsin...

    SAHRA




    Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler



    SAHRA


  3. #73
    Gayyur yolcu_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2015
    Mesajlar
    125

    Standart

    Bismillahirrahmanirrahim

    İşte bu temsile binâen, “Âyinede hakikî güneşten başka birşey yoktur” denilmek ve âyineyi zarf ve içindeki güneşin vücud-u hâricîsi murad olmak cihetiyle denilebilir.


    Fakat âyinenin sıfatı hükmüne geçmiş münbasit aksi ve fotoğraf kâğıdına intikal eden resim cihetiyle güneştir denilse, hatâdır; “Güneşten başka içinde birşey yoktur” demek yanlıştır.


    Çünkü, âyinenin parlak yüzündeki akis ve arkasında teşekkül eden resim var. Bunların da ayrı ayrı birer vücudu var. Çendan o vücudlar güneşin cilvesindendir; fakat güneş değiller.

    İnsanın zihni, hayâli, bu âyine misâline benzer.

    Şöyle ki:

    İnsanın âyine-i fikrindeki mâlûmâtın dahi iki veçhi var: Bir vecihle ilimdir, bir vecihle mâlûmdur. Eğer zihni o mâlûma zarf saysak, o vakit o mâlûm mevcud, zihnî bir mâlûm olur; vücudu ayrı birşeydir.

    Eğer zihni o şeyin husûlüyle mevsuf saysak, zihne sıfat olur; o şey o vakit ilim olur, bir vücud-u hâricîsi vardır. O mâlûmun vücud ve cevheri dahi olsa, bununki arazî bir vücud-u hârîcisi olur.



    İşte bu iki temsile göre, kâinat bir âyinedir. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer âyinedir. Kudret-i Ezeliye ile îcâd-ı İlâhîye mâruzdurlar.

    Herbir mevcud, bir cihetle Şems-i Ezelînin bir isminin bir nevi âyinesi olup bir nakşını gösterir.

    Hazret-i Muhyiddin meşrebinde olanlar, yalnız âyinelik ve zarfiyet cihetinde ve âyinedeki vücud-u misâli, nefiy noktasında ve akis, ayn-ı mün’akis olmak üzere keşfedip, başka mertebeyi düşünmeyerek, “Lâ mevcûde illâ Hû” diyerek, yanlış etmişler. “Hakàiku’l-eşyâi sâbitetün” kaide-i esâsiyeyi inkâr etmek derecesine düşmüşler.


    Amma ehl-i hakikat ise, verâset-i Nübüvvet sırrıyla ve Kur’ân’ın kat’î ifâdâtıyla görmüşler ki, âyine-i mevcudatta kudret ve irâde-i İlâhiye ile vücud bulan nakışlar Onun eserleridir.


    (Lem'alar | Dokuzuncu Lem'a)


    - www. risalehaber.com - Günün Risale-i nur dersi -
    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #74
    Gayyur yolcu_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2015
    Mesajlar
    125

    Standart Said Nursi: Ben dindar bir cumhuriyetçiyim

    Eskişehir Mahkemesinde gizli kalmış, resmen zapta geçmemiş ve müdafaatımda dahi yazılmamış bir eski hatırayı ve lâtif bir vakıa-i müdafaayı beyan ediyorum.

    Orada benden sordular ki: "Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?"


    Ben de dedim: "Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden ben dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki tarihçe-i hayatım ispat eder. Hülâsası şudur ki: O zaman şimdiki gibi, hâli bir türbe kubbesinde inzivada idim. Bana çorba geliyordu. Ben de tanelerini karıncalara verirdim, ekmeğimi onun suyuyla yerdim. İşitenler benden soruyordular. Ben de derdim: Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. O cumhuriyetperverliklerine hürmeten, tanelerini karıncalara verirdim."


    Sonra dediler: "Sen Selef-i Salihîne muhalefet ediyorsun."


    Cevaben diyordum: "Hulefâ-i Râşidîn, herbiri hem halife, hem reis-i cumhur idi. Sıddîk-ı Ekber (r.a.), Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan mânâ-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler." (Tarihçe-i Hayat)


    Madem hürriyetin en geniş şekli cumhuriyettir. Ve madem hükûmet ise, cumhuriyetin en serbest suretini kabul etmiştir. Elbette, hakikî ve kat'î ve reddedilmez kanaat-i ilmiyeyi ve efkâr-ı saibeyi âsâyişe dokunmamak şartıyla, cumhuriyetin hürriyeti, o hürriyet-i ilmiyeyi istibdat altına alamaz ve onu bir suç tanımaz. Evet, dünyada hiçbir hükûmet var mıdır ki, bütün milleti bir tek kanaat-i siyasiyede bulunsun? Haydi—farz-ı muhal olarak—ben, perde altında kendi kendime kanaat-i siyasiyemi yazmışım ve bir kısım has dostlarıma göstermişim; bunda suç var diyen kanunları işitmemişim. Halbuki Risale-i Nur, iman nurundan bahseder; siyaset zulmetine sukut etmemiş ve tenezzül etmez.


    Eğer faraza, lâik cumhuriyetin mahiyetini bilmeyen bir dinsiz dese: "Senin risalelerin, kuvvetli bir dinî cereyan veriyor, lâdinî cumhuriyetin prensiplerine muaraza ediyor."


    Elcevap: Hükûmetin lâik cumhuriyeti, dini dünyadan ayırmak demek olduğunu biliyoruz. Yoksa, hiçbir hatıra gelmeyen dini reddetmek ve bütün bütün dinsiz olmak demek olduğunu, gayet ahmak bir dinsiz kabul eder. Evet, dünyada hiçbir millet dinsiz olarak yaşamadığı gibi, Türk milleti misillü bütün asırlarda mümtaz olarak, bütün aktar-ı cihanda ve nerede Türk varsa Müslümandır. (Tarihçe-i Hayat)


    Madem, hükûmet-i cumhuriye, cumhuriyetteki hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmiyor. Elbette, dindarlara ve takvâcılara da ilişmemek gerektir. Ve madem dinsiz bir millet yaşamaz ve Asya din noktasında Avrupa'ya benzemez ve İslâmiyet, hayat-ı şahsiye ve uhreviye cihetinde Hıristiyanlığa uymaz ve dinsiz bir Müslüman başka dinsizler gibi olmaz. Ve bu bin seneden beri dünyayı diyanetiyle ışıklandıran ve bütün dünyanın tehacümatına karşı salâbet-i diniyesini kahramanâne müdafaa eden bu vatandaki milletin bir ihtiyac-ı fıtrîsi hükmüne geçen diyanet, salâhat ve bilhassa iman hakikatlerinin öğrenmesi yerlerine hiçbir terakkiyat, hiçbir medeniyet tutamaz. Ve o ihtiyacı onlara unutturamaz. Elbette bu vatandaki millete hükmeden bir hükûmet, Risale-i Nur'a adalet ve kanun ve âsâyiş cihetinde ilişemez ve iliştirmemeli. (Şualar)


    Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur. Cumhuriyet ki, (HAŞİYE-1 O zaman Meşrutiyet; şimdi o kelime yerine Cumhuriyet konulmuş.) adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir.
    (ilk dönem eserleri)


    "
    http://www.risalehaber.com/said-nursi-ben-dindar-bir-cumhuriyetciyim-250866h.htm"
    *SAHRA* ve Ararad bunu beğendi.

  5. #75
    Global Moderator gamze-i_dilruzum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    4.228

    Standart




    Aynada görünen güzellik aynaya ait olmadıgı gibi,
    hiçbir güzellik de o güzelin malı değildir.
    Bütün güzellikler Cemîl isminden yansıyor....

    Risale-i Nur





    Ararad bunu beğendi.


    "Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına, omuzlarımızı koyarız."

    Zübeyir Gündüzalp





  6. #76
    Global Moderator gamze-i_dilruzum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    4.228

    Standart






    Risale-i Nur’da
    kat’î ve kuvvetli çok bürhanlarla ispat edilmiş ki,
    eğer vahdet ve tevhid olmazsa, bir çiçek bir ağaç kadar,
    belki daha müşkülâtlı ve bir ağaç bir bahar kadar,
    belki daha suubetli olmakla beraber,
    kıymet ve san’atça bütün bütün sukut edeceklerdi.
    Ve şimdi bir dakikada yapılan bir zîhayat,
    bir senede ancak yapılacaktı.
    Belki de hiç yapılmayacaktı.
    İşte,
    bu mezkûr sırra binaendir ki,
    gayet mebzuliyet
    ve çoklukla beraber gayet kıymettar
    ve gayet çabuk
    ve kolaylıkla beraber gayet san’atlı olan bu meyveler,
    bu çiçekler,
    bu ağaçlar
    ve hayvancıklar muntazaman meydana çıkıyorlar
    ve vazife başına geçiyorlar
    ve tesbihatlarını yapıp,
    bitirip,
    tohumlarını yerlerinde tevkil ederek gidiyorlar...




    Şualar






    "Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına, omuzlarımızı koyarız."

    Zübeyir Gündüzalp





+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Osmanlıca Türkçeli Risale-i Nur'dan Parçalar ve Bölümler
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 01.10.14, 08:40
  2. Risale-i Nurdan 200 Güzel Söz
    By CesurYüreK in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 12.05.09, 15:05
  3. Regaib Kandiliyle İlgili Risale-i Nur'daki Bölümler
    By abluka in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 03.07.08, 14:31
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 06.07.07, 12:29

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0