+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 16

Konu: Risale-i Nur'daki Temsiller, Hikayeler

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Bu bölümde Risale-i Nur'da Üstad'?n bir hakikati ispat etmede kulland?ğ? temsil, mesel ve hikayeleri paylaşal?m. Fakat temsilleri yazmadan önce ÜStad'?n neden bir hakikati anlatmada temsil metodunu kullanmas?n? okuyal?m. Sözler sf 562 - 563'de bunu Üstad bir sual üzerine şu şekilde dile getiriyor:



    Bir suâl: Diyorsunuz ki: "Sen, Sözlerde k?yas-? temsilî çok istimâl ediyorsun. Halbuki fenn-i mant?kça, k?yas-? temsilî, yakîni ifade etmiyor. Mesâil-i yakîniyede bürhan-? mant?kî lâz?md?r. K?yas-? temsilî, usûl-ü f?k?h ulemâs?nca zann-? gàlip kâfi olan metâlibde istimâl edilir. Hem de, sen, temsilât? bâz? hikâyeler sûretinde zikrediyorsun. Hikâye hayalî olur, hakiki olmaz, vâk?a muhâlif olur?"
    Elcevap:
    ?lm-i mant?kça çendan "K?yas-? temsilî, yakîn-i katî ifade etmiyor" denilmiş; fakat k?yas-? temsilînin bir nevi var ki, mant?ğ?n yakînî bürhan?ndan çok kuvvetlidir ve mant?ğ?n birinci şeklinin birinci darb?ndan daha yakînîdir. O k?s?m da şudur ki:
    Bir temsil-i cüz’î vâs?tas?yla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate binâ ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususi maddede gösteriyor. Tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz’î maddeler, ona ircâ edilsin. Meselâ "Güneş, nurâniyet vâs?tas?yla, birtek zât iken, her parlak şeyin yan?nda bulunuyor" temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki; nur ve nurânî için kay?t olamaz, uzak ve yak?n bir olur, az ve çok müsâvi olur, mekân onu zapt edemez.
    Hem meselâ, "ağac?n meyveleri, yapraklar?, bir anda bir tarzda kolayl?kla ve mükemmel olarak birtek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri" bir temsildir ki, muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir; o hakikat ve o hakikatin kanununu gayet katî bir sûrette ispat eder ki, o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o s?rr-? ehadiyetin bir mazhar?d?r, bir meydân-? cevelân?d?r. ?şte, bütün Sözlerdeki k?yâsât-? temsiliyeler bu çeşittirler ki, bürhan-? katî-yi mant?kîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.
    ?kinci suâle cevap:
    Mâlûmdur ki, fenn-i belâgatta bir lâfz?n, bir kelâm?n mânâ-i hakikisi, başka bir maksud mânâya s?rf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona lâfz-? kinâî denilir. Ve kinâî tâbir edilen bir kelâm?n mânâ-i aslîsi medâr-? s?dk ve kizb değildir; belki kinâî mânâs?d?r ki, medâr-? s?dk ve kizb olur. Eğer o kinâî mânâ doğru ise, o kelâm sâd?kt?r; mânâ-i aslî kâzib dahi olsa, s?dk?n? bozmaz. Eğer mânâ-i kinâî doğru değilse, mânâ-i aslîsi doğru olsa, o kelâm kâzibdir. Meselâ, kinâî misâllerinden, "Filânün tavîlü’n-necad" denilir. Yani, "K?l?nc?n?n kay?ş?, bendi uzundur." Şu kelâm, o adam?n kametinin uzunluğuna kinâyedir. Eğer o adam uzun ise, k?l?nc? ve kay?ş? ve bendi olmasa da, yine bu kelâm sâd?kt?r, doğrudur. Eğer o adam?n boyu uzun olmazsa; çendan, uzun bir k?l?nc? ve uzun bir kay?ş? ve uzun bir bendi bulunsa, yine bu kelâm kâzibdir. Çünkü, mânâ-i aslîsi, maksud değil.
    ?şte, Onuncu Sözün ve Yirmi ?kinci Sözün hikâyeleri gibi, sâir Sözlerin hikâyeleri, kinâiyât k?sm?ndand?rlar ki, begayet doğru ve gayet sâd?k ve mutâb?k-? vâki’ olan hikâyelerin sonlar?ndaki hakikatler, o hikâyelerin mânâ-i kinâiyeleridir. Mânâ-i asliyeleri bir temsil-i dürbünîdir; nas?l olursa olsun, s?dk?na ve hakkàniyetine zarar vermez. Hem o hikâyeler, birer temsildirler. Yaln?z umuma tefhim için, lisân-? hal lisân-? kàl sûretinde ve şahs-? mânevî, bir şahs-? maddî şeklinde gösterilmiştir.
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:01 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini als?n ve himâyesine girsin -tâ şakîlerin şerrinden kurtulup, hâcât?n? tedârik edebilsin. Yoksa, tek baş?yla, hadsiz düşman ve ihtiyacât?na karş? perişan olacakt?r.

    ?şte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya ç?k?p gidiyorlar. Onlardan birisi mütevâzi idi; diğeri mağrur. Mütevâzii, bir reisin ismini ald?; mağrur almad?. Alan? her yerde selâmetle gezdi. Bir kàt?ü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim." Şakî def’ olur, ilişemez. Bir çad?ra girse, o nâm ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Dâimâ titrer, dâimâ dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.
    ?şte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahs?n. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakr?n hadsizdir. Düşman?n, hâcât?n nihayetsizdir. Mâdem öyledir, şu sahrân?n Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Tâ bütün kâinat?n dilenciliğinden ve her hâdisât?n karş?s?nda titremeden kurtulas?n.


    1. Sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:01 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  3. #3
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Evet. Nas?l ki, görsen; bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çal?şt?rd?. Yakînen bilirsin, o adam kendi nâmiyle, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet nâm?na hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:02 ) değiştirilmiştir.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  4. #4
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    ?mânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle.

    Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tâli’siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler.
    Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezas? olarak, nazar?nda pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamlar?n ellerinden ve tahribâtlar?ndan vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini alm?ş. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortal?kta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdân? azab içinde kal?r.
    Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâkl? idi ki, nazar?nda pek güzel bir memlekete düştü. ?şte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler. Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşas?nlar ve teşekkürler ile bir terhisât-? umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-? asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbaht?n hem kendi, hem umum halk?n elemi ile müteellim olmas?na bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halk?n sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah’a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar. Ona der:
    "Yahu, sen divâne olmuşsun. Batn?ndaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmal? ki, gülmeyi ağlamak, terhisât? soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin. Akl?n? baş?na al, kalbini temizle. Tâ şu musîbetli perde senin nazar?ndan kalks?n. Hakikati görebilesin. Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-? terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz."
    Sonra o bedbaht?n akl? baş?na gelir, nedâmet eder:
    "Evet, ben, işretten divâne olmuştum. Allah senden râz? olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtard?n" der.



    2. sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:02 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  5. #5
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    ?bâdet ne büyük bir ticaret ve saadet; f?sk ve sefâhet ne büyük bir hasâret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
    Bir vakit, iki asker, uzak bir şehre gitmek için emir al?yorlar. Beraber giderler. Tâ yol ikileşir. Bir adam orada bulunur. Onlara der:
    "Şu sağdaki yol, hiç zarar? olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaati olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, k?sa ve uzunlukta birdirler. Yaln?z bir fark var ki; intizams?z, hükümetsiz olan sol yolun yolcusu çantas?z, silâhs?z gider. Zâhirî bir hiffet, yalanc? bir rahatl?k görür. ?ntizam-? askerî alt?ndaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddî hulâsalardan dolu dört okkal?k bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlûp edecek iki k?yyelik bir mükemmel mîrî silâh? taş?maya mecburdur."
    O iki asker, o muarrif adam?n sözünü dinledikten sonra, şu bahtiyar nefer sağa gider. Bir batman ağ?rl?ğ? omzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği b?rak?r. Nizâma tâbi olmak istemez. Sola gider. Cismi bir batman ağ?rl?ktan kurtulur. Fakat kalbi binler batman minnetler alt?nda ve ruhu hadsiz korkular alt?nda ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir sûrette gider. Tâ mahall-i maksûda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezas?n? görür.
    Askerlik nizâm?n? seven, çanta ve silâh?n? muhâfaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek, rahat-? kalb ve vicdan ile gider. Tâ, o matlûb şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir nâmuslu askere münâsip bir mükâfat görür.
    3. Sözden
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:02 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  6. #6
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Namaz ne kadar k?ymettar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazan?l?r, hem namazs?z adam ne kadar divâne ve zararl? olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kat’î anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:
    Bir zaman, bir büyük hâkim, iki hizmetkâr?n?, herbirisine yirmi dört alt?n verip, iki ay uzakl?kta, has ve güzel bir çiftliğine ikàmet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki:
    "Şu para ile yol ve bilet masraf? yap?n?z. Hem oradaki meskeninize lâz?m bâz? şeyleri mübâyaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vard?r; hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyâre bulunur. Sermâyeye göre binilir."
    ?ki hizmetkâr ders ald?ktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde, efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki, sermâyesi birden bine ç?kar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan, istasyona kadar yirmi üç alt?n?n? sarf eder. Kumara mumara verip zâyi eder. Birtek alt?n? kal?r. Arkadaş? ona der:
    "Yahu, şu liran? bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayas?n. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru affeder. Seni de tayyâreye bindirirler. Bir günde mahall-i ikàmetimize gideriz. Yoksa, iki ayl?k bir çölde aç, yayan, yaln?z gitmeye mecbur olursun."
    Acaba, şu adam inad edip, o tek liras?n? bir defîne anahtar? hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefâhete sarf etse; gayet ak?ls?z, zararl?, bedbaht olduğunu en ak?ls?z adam dahi anlamaz m??


    4. sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:03 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  7. #7
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Namaz k?lmak ve büyük günahlar? işlememek ne derece hakiki bir vazife-i insaniye ve ne kadar f?trî, münâsip bir netice-i hilkat-i beşeriye olduğunu görmek istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
    Seferberlikte, bir taburda, biri muallem vazifeperver, diğeri acemi nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer tâlime ve cihâda dikkat eder, erzak ve tâyinât?n? hiç düşünmezdi. Çünkü anlam?ş ki, onu beslemek ve cihazât?n? vermek, hasta olsa tedâvi etmek, hattâ indelhâce lokmay? ağz?na koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun as?l vazifesi tâlim ve cihadd?r. Fakat, bâz? erzak ve cihazât işlerinde işler: Kazan kaynat?r, karavanay? y?kar, getirir.
    Ona sorulsa, "Ne yap?yorsun?"
    "Devletin angaryas?n? çekiyorum," der. Demiyor, "Nafakam için çal?ş?yorum."
    Diğer şikemperver ve acemi nefer ise, tâlime ve harbe dikkat etmezdi. "O devlet işidir. Bana ne!" derdi. Dâim nafakas?n? düşünüp, onun peşinde dolaş?r, taburu terk eder, çarş?ya gider, al?ş veriş ederdi.
    Bir gün, muallem arkadaş? ona dedi:
    "Birâder, as?l vazifen tâlim ve muharebedir. Sen onun için buraya getirilmişsin. Padişaha itimat et. O seni aç b?rakmaz. O, onun vazifesidir. Hem sen âciz ve fakirsin, her yerde kendini beslettiremezsin. Hem mücâhede ve seferberlik zaman?d?r. Hem sana, ’âsidir’ der, ceza verirler.
    "Evet, iki vazife peşimizde görünüyor: Biri padişah?n vazifesidir, bâzan biz onun angaryas?n? çekeriz ki, bizi beslemektir; diğeri bizim vazifemizdir, padişah bize teshîlât ile yard?m eder ki, tâlim ve harptir."


    Acaba o serseri nefer, o mücâhid mualleme kulak vermezse, ne kadar tehlikede kal?r, anlars?n!


    5. Sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:03 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  8. #8
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Nefis ve mal?n? Cenâb-? Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârl? bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciği dinle:
    Bir zaman, bir padişah, raiyyetinden iki adama, herbirisine emâneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi herşey var. Fakat f?rt?nal? bir muharebe zaman? olduğundan, hiçbir şey karar?nda kalmaz. Ya mahvolur veya tebeddül eder, gider.
    Padişah, o iki nefere, kemâl-i merhametinden bir yâver-i ekremini gönderdi. Gayet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu:
    "Elinizde olan emânetimi bana sat?n?z. Tâ sizin için muhâfaza edeyim. Beyhûde zâyi olmas?n. Hem, muharebe bittikten sonra size daha güzel bir sûrette iâde edeceğim. Hem, güyâ o emânet, mal?n?zd?r; pek büyük bir fiat size vereceğim. Hem, o makine ve fabrikadaki âletler, benim nâm?mla ve benim tezgâh?mda işlettirilecek; hem fiat?, hem ücretleri birden bine yükselecek. Bütün o kâr? size vereceğim. Hem de, siz âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masârifât?n? tedârik edemezsiniz. Bütün masârifât? ve levâz?mât? ben deruhte ederim. Bütün vâridât? ve menfaati size vereceğim. Hem de terhisât zaman?na kadar elinizde b?rakacağ?m. ?şte, beş mertebe, kâr içinde kâr. Eğer bana satmazsan?z; zâten görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhâfaza edemiyor; herkes gibi elinizden ç?kacakt?r. Hem beyhûde gidecek, hem o yüksek fiyattan mahrum kalacaks?n?z. Hem o nâzik k?ymettar âletler, mîzanlar, istimâl edilecek şâhâne mâdenler ve işler bulmad?ğ?ndan, bütün bütün k?ymetten düşecekler. Hem idare ve muhâfaza zahmeti ve külfeti baş?n?za kalacak. Hem, emânette h?yânet cezas?n? göreceksiniz. ?şte beş derece hasâret içinde hasâret. Hem de bana satmak ise, bana asker olup, benim nâm?mla tasarruf etmek demektir. Adi bir esir ve baş?bozuğa bedel, âlî bir padişah?n has, serbest bir yâver-i askeri olursunuz."
    Onlar, şu iltifat? ve ferman? dinledikten sonra, o iki adamdan akl? baş?nda olan? dedi:
    "Başüstüne, ben maaliftihar satar?m. Hem, bin teşekkür ederim."
    Diğeri mağrur, nefsi firavunlaşm?ş, hodbîn, ayyaş; güyâ ebedî o çiftlikte kalacak gibi, dünya zelzelelerinden, dağdağalar?ndan haberi yok. Dedi:
    "Yok, padişah kimdir? Ben mülkümü satmam, keyfimi bozmam."
    Biraz zaman sonra, birinci adam öyle bir mertebeye ç?kt? ki, herkes haline g?pta ederdi. Padişah?n lütfuna mazhar olmuş, has saray?nda saadetle yaş?yor. Diğeri öyle bir hale giriftâr olmuş ki; hem herkes ona ac?yor, hem de "Müstehak!" diyor. Çünkü hatâs?n?n neticesi olarak hem saadeti ve mülkü gitmiş, hem ceza ve azab çekiyor.


    6.Sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:04 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  9. #9
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Bir zaman, bir asker, meydan-? harb ve imtihanda, kâr ve zarar deverân?nda pek müthiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:
    Sağ ve sol iki taraf?ndan dehşetli derin iki yara ile yaral? ve arkas?nda cesîm bir aslan ona sald?rmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağac? dikilmiş. Bütün sevdiklerini as?p mahvediyor. Onu da bekliyor. Hem, bu hali ile beraber, uzun bir yolculuğu var, nefyediliyor.
    O bîçare, şu dehşet içinde me’yusâne düşünürken, sağ cihetinde H?z?r gibi bir hay?rhâh, nurânî bir zât peydâ olur, ona der:
    "Me’yus olma! Sana iki t?ls?m verip öğreteceğim. Güzelce istimâl etsen, o aslan sana musahhar bir at olur. Hem, o darağac? sana keyif ve tenezzüh için hoş bir sal?ncağa döner. Hem, sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimâl etsen, o iki müteaffin yaralar?n, iki güzel kokulu gül-ü Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm denilen latîf çiçeğe ink?lâb ederler. Hem, sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi, bir senelik bir yolu bir günde kesersin. ?şte, eğer inanm?yorsan, bir parça tecrübe et. Tâ doğru olduğunu anlayas?n."
    Hakikaten bir parça tecrübe etti. Doğru olduğunu tasdik etti.
    Evet, ben, yani şu bîçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünkü, biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm.
    Bundan sonra birden gördü ki, sol cihetinden şeytan gibi dessas, ayyaş, aldat?c? bir adam çok zînetler, süslü sûretler, fantâziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi. Karş?s?nda durdu. Ona dedi:


    "Hey arkadaş! Gel, gel. Beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel k?z sûretlerine bakal?m. Şu hoş şark?lar? dinleyelim. Şu tatl? yemekleri yiyelim."
    "Hâ, hâ, nedir ağz?nda gizli okuyorsun?"
    "Bir t?ls?m."
    "B?rak şu anlaş?lmaz işi. Haz?r keyfimizi bozmayal?m. Hâ, şu ellerindeki nedir?"
    "Bir ilâç."
    "At şunu. Sağlams?n. Neyin var? Alk?ş zaman?d?r. Hâ, şu beş nişanl? kâğ?t nedir?"
    "Bir bilet. Bir tâyinât senedi."
    "Y?rt bunlar?. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâz?m" der. Her bir desîse ile onu iknâa çal?ş?r. Hattâ o bîçare ona biraz meyleder. Evet, insan aldan?r. Ben de öyle bir dessasa aldand?m.
    Birden sağ cihetinden, ra’d gibi bir ses gelir. Der:
    "Sak?n aldanma! Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki aslan? öldürüp, önümdeki darağac?n? kald?r?p, sağ ve solumdaki yaralar? def’ edip peşimdeki yolculuğu men edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. Sonra de, ’Gel keyfedelim.’ Yoksa sus, hey sersem!’ Tâ H?z?r gibi bu zât-? semâvî dediğini desin."


    7. Sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:04 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  10. #10
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Eski zamanda, iki kardeş, uzun bir seyahate beraber gidiyorlar. Git gide, tâ yol ikileşti. O iki yol baş?nda ciddî bir adam? gördüler. Ondan sordular:
    "Hangi yol iyidir?"
    O dahi onlara dedi ki:
    "Sağ yolda, kanun ve nizâma tebâiyet mecburiyeti vard?r. Fakat o külfet içinde bir emniyet ve saadet vard?r. Sol yolda ise, serbestiyet ve hürriyet vard?r. Fakat o serbestiyet içinde bir tehlike ve şekàvet vard?r. Şimdi intihabdaki ihtiyar sizdedir."
    Bunu dinledikten sonra güzel huylu kardeş sağ yola (Allah’a tevekkül ettim (Hûd Sûresi: 56.) deyip gitti. Ve nizam ve intizama tebâiyeti kabul etti. Ahlâks?z ve serseri olan diğer kardeş, s?rf serbestlik için sol yolu tercih etti. Zâhiren hafif, mânen ağ?r vaziyette giden bu adam? hayalen takip ediyoruz:


    ?şte bu adam, dereden tepeden aş?p, git gide, tâ hâlî bir sahrâya girdi. Birden müthiş bir sadâ işitti. Bakt? ki, dehşetli bir aslan, meşelikten ç?k?p ona hücum ediyor. O da kaçt?. Tâ altm?ş arş?n derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine att?. Yar?s?na kadar düşüp, elleri bir ağaca rast geldi, yap?şt?. Kuyunun duvar?nda göğermiş olan o ağac?n iki kökü var. ?ki fare, biri beyaz biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukar?ya bakt?, gördü ki, aslan nöbetçi gibi kuyunun baş?nda bekliyor. Aşağ?ya bakt?, gördü ki, dehşetli bir ejderha içindedir. Baş?n? kald?rm?ş, otuz arş?n yukar?daki ayağ?na takarrüb etmiş. Ağz?, kuyu ağz? gibi geniştir. Kuyunun duvar?na bakt?, gördü ki, ?s?r?c?, muz?r haşerât etraf?n? alm?şlar. Ağac?n baş?na bakt?, gördü ki, bir incir ağac?d?r. Fakat hârika olarak, muhtelif, çok ağaçlar?n meyveleri, cevizden nara kadar baş?nda yemişler var.
    ?şte, şu adam, sû-i fehminden, ak?ls?zl?ğ?ndan anlam?yor ki, bu âdi bir iş değildir. Bu işler tesadüfî olamaz. Bu acîb işler içinde garip esrar var. Ve pek büyük bir işlettirici var olduğunu intikal etmedi. Şimdi bunun kalbi ve ruh ve akl?, şu elîm vaziyetten gizli feryat ve figàn ettikleri halde; nefs-i emmâresi, güyâ birşey yokmuş gibi tecâhül edip, ruh ve kalbin ağlamas?ndan kulağ?n? kapay?p, kendi kendini aldatarak, bir bahçede bulunuyor gibi o ağac?n meyvelerini yemeye başlad?. Halbuki, o meyvelerin bir k?sm? zehirli ve muz?r idi.
    Bir hadîs-i kudsîde Cenâb-? Hak buyurmuş: Yani, "Kulum Beni nas?l tan?rsa, onunla öyle muâmele ederim." ?şte bu bedbaht adam, sû-i zan ile ve ak?ls?zl?ğ? ile, gördüğünü âdi ve ayn-? hakikat telâkkî etti. Ve öyle de muâmele gördü. Ve görüyor. Ve görecek. Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaş?yor; böylece azab çekiyor. Biz de, şu meş’umu, bu azabda b?rak?p döneceğiz. Tâ öteki kardeşin halini anlayacağ?z.
    ?şte şu mübârek ak?ll? zât gidiyor. Fakat birâderi gibi s?k?nt? çekmiyor. Çünkü güzel ahlâkl? olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyâlar eder. Kendi kendine ünsiyet eder. Hem, birâderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor. Çünkü nizâm? bilir, tebâiyet eder. Teshîlât görür. Asâyiş ve emniyet içinde serbest gidiyor.
    ?şte bir bahçeye rast geldi; içinde hem güzel çiçek ve meyveler var, hem bak?lmad?ğ? için murdar şeyler de bulunuyor. Kardeşi dahi böyle birisine girmişti. Fakat murdar şeylere dikkat edip meşgul olmuş, midesini buland?rm?ş, hiç istirahat etmeden ç?k?p gitmişti. Bu zât ise, "Herşeyin iyisine bak" kaidesiyle amel edip, murdar şeylere hiç bakmad?. ?yi şeylerden iyi istifade etti. Güzelce istirahat ederek ç?k?p gidiyor.
    Sonra, git gide, bu dahi evvelki birâderi gibi bir sahrâ-i azîmeye girdi. Birden hücum eden bir aslan?n sesini işitti, korktu. Fakat birâderi kadar korkmad?. Çünkü, hüsn-ü zann?yla ve güzel fikriyle, "Şu sahrân?n bir hâkimi var. Ve bu aslan, o hâkimin taht-? emrinde bir hizmetkâr olmas? ihtimâli var" diye düşünüp, teselli buldu. Fakat yine kaçt?. Tâ altm?ş arş?n derinliğinde bir susuz kuyuya rast geldi; kendini içine att?. Birâderi gibi, ortas?nda bir ağaca eli yap?şt?. Havada muallâk kald?. Bakt?; iki hayvan, o ağac?n iki kökünü kesiyorlar. Yukar?ya bakt?, aslan; aşağ?ya bakt?, bir ejderha gördü. Ayn? kardeşi gibi, bir acîb vaziyet gördü. Bu dahi tedehhüş etti. Fakat kardeşinin dehşetinden bin derece hafif. Çünkü güzel ahlâk? ona güzel fikir vermiş. Ve güzel fikir ise, ona her şeyin güzel cihetini gösteriyor. ?şte bu sebepten şöyle düşündü ki:
    "Bu acîb işler birbiriyle alâkadard?r. Hem, bir emir ile hareket ederler gibi görünüyor. Öyle ise, bu işlerde bir t?ls?m vard?r. Evet, bunlar bir gizli hâkimin emriyle dönerler. Öyle ise, ben yaln?z değilim. O gizli hâkim bana bak?yor, beni tecrübe ediyor, bir maksad için beni bir yere sevk edip dâvet ediyor."
    Şu tatl? korku ve güzel fikirden bir merak neş’et eder ki: "Acaba, beni tecrübe edip, kendini bana tan?tt?rmak isteyen ve bu acîb yol ile bir maksada sevk eden kimdir?"
    Sonra tan?mak merak?ndan t?ls?m sahibinin muhabbeti neş’et etti. Ve şu muhabbetten t?ls?m? açmak arzusu neş’et etti. Ve o arzudan t?ls?m sahibini râz? edecek ve hoşuna gidecek bir güzel vaziyet almak irâdesi neş’et etti.
    Sonra ağac?n baş?na bakt?, gördü ki, incir ağac?d?r. Fakat, baş?nda binlerle ağac?n meyveleri vard?r. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü, katî anlad? ki, bu incir ağac? bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostan?ndaki meyvelerin numunelerini bir t?ls?m ve bir mucize ile o ağaca takm?ş ve kendi misafirlerine ihzâr ettiği et’imeye birer işaret sûretinde o ağac? tezyin etmiş olmal?. Yoksa, bir tek ağaç, binler ağaçlar?n meyvelerini vermez.
    Sonra niyaza başlad?. Tâ, t?ls?m?n anahtar? ona ilham oldu. Bağ?rd? ki:
    "Ey bu yerlerin Hâkimi! Senin baht?na düştüm. Sana dehâlet ediyorum ve sana hizmetkâr?m ve senin r?zân? istiyorum ve seni ar?yorum."
    Ve bu niyazdan sonra birden kuyunun duvar? yar?l?p şâhâne, nezîh ve güzel bir bahçeye bir kap? aç?ld?. Belki ejderha ağz? o kap?ya ink?lâb etti. Ve aslan ve ejderha iki hizmetkâr sûretini giydiler. Ve onu içeriye dâvet ediyorlar. Hattâ, o aslan, kendisine musahhar bir at şekline girdi.


    8. Sözden...
    Konu elff tarafından (30.05.07 Saat 13:04 ) değiştirilmiştir.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur'daki Lügatçe Mevzusu
    By terennüm in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 106
    Son Mesaj: 24.08.17, 01:54
  2. Risale-i Nur' daki İncelikler
    By Sonsuz-Nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 09.06.09, 13:50
  3. Risale-i Nurlarda Temsiller Ve Hikayeler...
    By Beste-i Rana in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08.02.09, 13:39
  4. Risale-i Nur'daki Seyyare Tabirleri?
    By nelez in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 14.09.08, 10:40
  5. Risale-i Nur' daki Tarihler...
    By shacird in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 10.12.07, 22:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0