İffet, kötü sözlerden uzak kalma, hayâ ve edep dairesinde bulunma ve ahlaki değerlere bağlılık üzere yaşama demektir. Bediüzzaman, iffet kavramı sadece “cinsel noktada değil; yemek, içmek, uyumak, konuşmak gibi insanın faydasına olan her şeyde ölçülü olmayı” beyan etmektedir. Dolayısıyla kişi, insani değerlerden uzaklaşması halinde hayvanlardan da daha aşağı bir seviyeye düşer.

Cenab-i Allah, (cc) Ayet-i Kerime’de: “İman edenlerin iffetli, hayâ ve edep yerlerini korurlar,” “Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.” 1

Keza, kadınları ve erkekleri ayrı ayrı ifade ederek, bütün mü’minlere: “iffetli olmalarını, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” Buyurmaktadır.2

İffetli bir insan, göz, kulak, el, ayak gibi bütün azaların helal dairesindeki lezzetleriyle yetinerek harama girmemeli, izzet ve haysiyetini de muhafaza etmelidir

Bediüzzaman şöyle diyor: “Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvat nerede? Kütüphane-i İlâhinin mütefennin bir nazırı nerede?” 3

Kıymettar bir organ olan göz, nefs-i emare hesabına namahreme baktığı zaman, niyet ve nazarı kötü bir emel hükmüne geçer, mütefennin bir nazır iken, bir kavvat ve bir tahrik duruma geçiyor.

Cenab-i Allah, şöyle buyurmaktadır: “Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” 4

Peygamber Efendimiz’ın (asm) muaf bildirdiği bakış,” ansızın göze çarpan ilk bakıştır.” Göz namahrem üzerinde durursa “bakışı bakışa eklemek olur.” Haram olan gözün ihaneti ve alçak nefsin keyfiyetidir.Bunu da “göz zinası” olarak nitelendirilen Peygamberimiz, (asm) dilinde nefsani ve haram söyleyiş “dil zinası”; nefsani ve haram dokunuş “el zinası”; nefse hoş gelen haram sözleri işitmek “kulak zinası” haram yere haram işlemek niyetiyle yürümek “ayak zinası” dır, buyurmuş, 5

Yukarıdaki hadis-i şeriflerde zina olarak tabir edilen hususlar mecazi birer tabirdir. Yani asıl zina olarak değerlendirilmez. Harama götüren fiillerdir. Bu nedenle Peygamber Efendimiz, (asm) ümmetini zinaya götüren eylemlerden sakındırmıştır.

Kişi, yapmak istediği eylem ve fiilinde bir empati yapması gerekir. Şahsına istemediği bir şeyi başkasına yaptırması halinde hakarettir, hıyanettir, ahlaksızlıktır ve namussuzluktur. Ehl-i namusun namusuna nefsanî ve şehevi duygularla bakmak haram ve günahtır. Bu davranışta bulunan kişi toplum içinde de değersiz ve itibarsızdır.

Haram günah olduğu gibi unutkanlıkla yakın bir ilişkisi olduğunu Bediüzzaman şöyle buyurmaktadır:

“ Risale-i Nur Talebelerinden bir genç hafız pek çokların dedikleri gibi dedi:

“Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?”

Ben de dedim: “Mümkün oldukça namahreme nazar etme,”

Çünkü rivayet var. İmam-ı Şafiî’nin (ra) dediği gibi: “Harama nazar, nisyan verir.”

Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsanîye heyecana gelip, vücudunda sû’-i istimalât ile israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hafızasına za’f gelir.”6

Bediüzzaman, “helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir, harama girmeye hiç lüzum yoktur.”7

Bu ölçüye göre meşru daire içinde yaşayıp gayr-i meşru ve harama girmemeli, helal dairedeki lezzetleriyle iktifa etmelidir.

Bediüzzaman hazretleri konu ile alakalı başka bir eserinde şöyle diyor: “Evet beşer, hakikate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesata da ihtiyacı var.Fakat bu keyifli hevesat beşte birisi olmalı.Yoksa havanın sırr-ı hikmetine münafi olur.Hem beşerin tembelliğine ve sefahatine ve lüzumlu vazifelerinin noksan bırakılmasına sebebiyet verip beşere büyük bir nimet iken, büyük bir nikmet olur,beşere lâzım olan sa’ye şevki kırar.”8

İnsanın fıtratında eğlenmek ve lezzetleri takip etmek meyli vardır. Bunların inkârı mümkün değildir. Öyleyse fıtri meyli, hak ve helal ve meşru dairede kullanmak şartıyla eğlenmekte sakınca yoktur.

Genç kardeşlerimizin haram yollara gitmemesi için, meşru ve helal dairedeki eğlencelere yönelik organizelerin yapılmasını, arkadaş seçiminde çok dikkatli, rast gele her yerde ve herkesle arkadaşlık ve dostluk kurmamaları, bilhassa nisa taifesiyle konuşmalarında da mesafeli ve ölçüyü elden kaçırmadan, farz ve sünnet-i seniye ye ittiba ederek günahlardan kaçınmalıdır.

Ya Rabi! Kur’an’ı akıl, kalp ve ruhlarımıza nur, nefislerimize mürşit eyle, insi ve cini şerlerden muhafaza eyle, Âmin, âmin, âmin.



Rüstem Garzanlı // DİYARBEKİR



KAYNAK

1- Mü’minün 23/5-7

2- Ahzap,33/35

3-32.Söz,3, kar.

4-mü’min, 40/19

5-Cami’ü-sağir, Buhari,

6-Kastamonu Lah.Sy.

7-6.Söz

8-Emirdağ Lahikası, 64 mekt.